havaryu ardından şöyle devam edecektir:
(bkz: where is kravat)
Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
soru;genel olarak tecrübelerinizi göz önüne alırsanız kadınlar daha yakışıklı bir erkeği mi yoksa daha güzel yürekli bir erkeği mi tercih eder? yahut siz hangisini tercih edersiniz?
cevap;aptal kadınlar sadece yakışıklı adam tercih eder aldatılır ve sızlanır.kurnaz ve kötü kadınlar güzel yürekli bir erkek tercih eder ve yakışıklı bir erkekle aldatır ilişkisini sürdürür bu arada.düzgün ve normal kadınlar ortalama bir tipte güzel yürekli adamı seçer.
cevap;aptal kadınlar sadece yakışıklı adam tercih eder aldatılır ve sızlanır.kurnaz ve kötü kadınlar güzel yürekli bir erkek tercih eder ve yakışıklı bir erkekle aldatır ilişkisini sürdürür bu arada.düzgün ve normal kadınlar ortalama bir tipte güzel yürekli adamı seçer.
kesin yine rezil bir olay vardır diye baktım. kezbanın tekine denk gelmiş müezzin. adam özür dilemiş haklısınız demiş. sonra ifşa etmenin ne alemi var.
not: işbu entry başlıktaki resimlere göre girilmiştir. müzezzin evliyse ikisi de hatalı.
not: işbu entry başlıktaki resimlere göre girilmiştir. müzezzin evliyse ikisi de hatalı.
mhp'nin baraj altı kalacağını gösterir. tutuşun ulan tutuşun sizin miadınız doldu artık.
asrın liderimizin, "günümüz şehirleri insana huzur vermiyor, beton beton beton. ortada ruh yok, huzur yok." şeklinde yaptığı isyandır.
isyanın görüntüsü.
adam haklı tabi.
chp nereyi boş bulduysa beton döktü.
hatta kılışdar deprem toplanma alanlarını bile sattı, yerine avm/site yaptırdı.
ne yazık ki sayın cumhurbaşkanımız mücadele etmesine rağmen chp'nin bu betonlaşma politikasıyla başedemedi...
isyanın görüntüsü.
adam haklı tabi.
chp nereyi boş bulduysa beton döktü.
hatta kılışdar deprem toplanma alanlarını bile sattı, yerine avm/site yaptırdı.
ne yazık ki sayın cumhurbaşkanımız mücadele etmesine rağmen chp'nin bu betonlaşma politikasıyla başedemedi...
beşiktaşa kadıköye asarsında git bağcılara as fatihe as konyaya as harbiden samimiysen. bu harekete inanıp, sempati duyacak kadar saf arkadaşlar özelden mesaj atarlarsa bi turda ben binmek isterim
dunyada en hakiki mursit ilimdir cumlesini 90 sene once soyleyen bir lidere , saygi durusudur.
beklenendir.
beklenendir.
giderek fakirleştiğimizden olmasın. eskiden babam marka olmayan hiçbişey almayın derdi. pahalı da olsa lezzet ve daha önemlisi sağlığınız için ben sizden para esirgemem derdi. en düşük kalitede aldığınız ürün en azından ülker, eti marka olsun derdi. nutella, kinder gibi şeyleri seviyorsanız alın derdi ama avrupa da ki kalitede değiller derdi. bakıyorum da daha 10 yıl geçmiş iki memur maaşı evime giriyor. iki çocuğum var. aileme babamın bize tek inşaat işcisi maaşıyla baktığı gibi bakamıyorum. aldığım ürünlere baba evindeyken herhalde bakmazdım. babam da zaten aldırmazdı. bim, şok , a101 bile pahalı gelmeye başladı. bu gidişle bizim millete bin, sok, a31 marketleri açılıp hizmet vermeye başlar. yatırım tavsiyesi değildir.
dolgu topuklu spor ayakkabı. şunu giyen kadını gördüğün an o kadının zevkli olma ihtimali yok.
bu hayatın çok daha eğlenceli ve dolu geçeceğini hayal etmiştim. fakat uzun zamandır boşuna yaşıyormuş gibi hissediyorum.
canlanacağından korkuyorlar herhalde.
bir insanın terörist olması için illa dağa çıkmasına, askere kurşun sıkmasına, paçavra açmasına yahut bank asya'da hesabının bulunmasına, cemaatle bağlantılı olmasına gerek yok. benim için toplumun huzurunu bile isteye bozan her şahıs vatan hainidir, teröristtir. ha dağa çıkmışsın askere kurşun sıkmışsın, ha otobüste bomba patlatmışsın, ha hükümete darbe yapmışsın, ha yolda kendi halinde seyreden sade vatandaşa durduk yere saldırmışsın. benim gözümde farkı yok.
oğlunuz bal gibi terörist teyzeciğim.
oğlunuz bal gibi terörist teyzeciğim.
askeri inzibat çağırın aq başlığa. asker kaçaklarının alayı burada.
kesinlikle herhangi bir xiaomi modeli.
edit: şayomi diye telafuz ediliyor. ortamlarda sıkıntı çekmeyin, amme hizmeti olsun.
edit 2: mesajlara istinaden, çaomi de deniliyor evet, ama çaomi ağızda bir süre sonra şayomi oluyor.
edit: şayomi diye telafuz ediliyor. ortamlarda sıkıntı çekmeyin, amme hizmeti olsun.
edit 2: mesajlara istinaden, çaomi de deniliyor evet, ama çaomi ağızda bir süre sonra şayomi oluyor.
kimse yazmadan yazalım.
5200 tl.
(bkz: hesaplayan adamlar)
ekleme: bu entry'nin bu kadar fav almasına şaşırmakla birlikte aklımda iki düşünce belirdi.
1-) iş paraya gelince hesaplayan adamlar çoğalmış ki bu da ekonominin iddia edildiği gibi çok iyi olmadığını gösterir.
2-) çok şaapmamak lazım, think simple felsefeyle yazmak yeterli.
5200 tl.
(bkz: hesaplayan adamlar)
ekleme: bu entry'nin bu kadar fav almasına şaşırmakla birlikte aklımda iki düşünce belirdi.
1-) iş paraya gelince hesaplayan adamlar çoğalmış ki bu da ekonominin iddia edildiği gibi çok iyi olmadığını gösterir.
2-) çok şaapmamak lazım, think simple felsefeyle yazmak yeterli.
uzun yola gittiğinizde (ama 750-800 km'den fazla) gideceğiniz yere vardığınızda geri dönüp arabayı çalıştırdığınızda sanki o yolu hiç gitmemiş de 1 haftadır garajda yatıyormuşçasına sessiz, takırtısız çalışması. o sesi bilen bilir.
sensin amca bok!
taylan&pelin çifti ne kadar tanıdıktı yahu. türkiye'de 25-35 yaş bandındaki evliliklerin %80'i değil de ne bu ilişki?
dizi için hep kadınların şeytanlığıyla yüzleştiriyor dedik, dizi "taylan" gibi gerçek, içimizden, her erkek erkeğe muhabbette mutlaka gördüğümüz bir yavşak oğlu yavşak, dallama kere dallama karakteri taze tezek gibi bıraktı ortaya. nasıl başarılı, nasıl gerçek çizilmiş bir karakter çıkmış ortaya. tebrikler ferit aktuğ ile diyalog yazarına tabii.
hakikaten çevre evliliklerde eski sevgiliyi aklının bir tarafına koyan, karısını genç kadınla aldatan hemcinsine "helaal" çeken, tipsiz, 35-40 yaşında hâlâ lisedeki, üniversitedeki (baba parasından gelen) popülerliğinin kaymağını yiyen ve dökülen saçını unutup kendisini 20'sinde sanan taylan ile işi gücü dedikodu olan, tek hedefi bilmem kimden daha konforlu yaşamak ve kilo vermek olan, bir erkeği talibi çokken evliliğe ikna edebildi diye ömürlük zafer kazandı sanan, o nedenle de her kadın tipsiz kocasına asılıyor zanneden, salak ama kötü olabildiği için kendini zeki sanan pelin çifti, mide bulandıracak kadar çok sayıda yok mu?
not: yalnız "olay patladı" diyen merve değil pelindi serhan kardeş, anladık karını sevmiyorsun da kadını kankasıyla da karıştırma bir zahmet, sözde kankasıyla kırıştırıyorsun zaten.
dizi için hep kadınların şeytanlığıyla yüzleştiriyor dedik, dizi "taylan" gibi gerçek, içimizden, her erkek erkeğe muhabbette mutlaka gördüğümüz bir yavşak oğlu yavşak, dallama kere dallama karakteri taze tezek gibi bıraktı ortaya. nasıl başarılı, nasıl gerçek çizilmiş bir karakter çıkmış ortaya. tebrikler ferit aktuğ ile diyalog yazarına tabii.
hakikaten çevre evliliklerde eski sevgiliyi aklının bir tarafına koyan, karısını genç kadınla aldatan hemcinsine "helaal" çeken, tipsiz, 35-40 yaşında hâlâ lisedeki, üniversitedeki (baba parasından gelen) popülerliğinin kaymağını yiyen ve dökülen saçını unutup kendisini 20'sinde sanan taylan ile işi gücü dedikodu olan, tek hedefi bilmem kimden daha konforlu yaşamak ve kilo vermek olan, bir erkeği talibi çokken evliliğe ikna edebildi diye ömürlük zafer kazandı sanan, o nedenle de her kadın tipsiz kocasına asılıyor zanneden, salak ama kötü olabildiği için kendini zeki sanan pelin çifti, mide bulandıracak kadar çok sayıda yok mu?
not: yalnız "olay patladı" diyen merve değil pelindi serhan kardeş, anladık karını sevmiyorsun da kadını kankasıyla da karıştırma bir zahmet, sözde kankasıyla kırıştırıyorsun zaten.
görünen o ki zeka tanımınızı gözden geçirmeniz gerekiyor. howard gardner'ın çoklu zeka kuramına göre 8 farklı zeka türü var. yapmanız gereken sizin hangisi olduğunuzu bulmanız ve kendinizi bu yönde geliştirmeniz. nedir bu zeka türleri:
sözel - dilsel zeka
mantıksal - matematiksel zeka
görsel - mekansal zeka
bedensel - kinestetik zeka
müziksel - ritmik zeka
kişisel - içsel zeka
kişilerarası - sosyal zeka
doğa - varoluşcu zeka
okumak isteyen için burada zeka türlerinin özellikleri verilmiş.
şu an üzerinde tartıştığımız, şikayet edilen kanı matematiksel zekanın yüceltilmesi. oysa hayattaki başarı matematiksel zekaya -hatta hadi buna iq diyelim- endeksli değil.
tam da bahsedilen örneğe uyan sayılsalcı, matematiği seven ve sonuçta mimar olmuş ve seçiminden memnun biri olarak söyleyeyim, kendimi bildim bileli sözel zekam mantıksal zekamdan daha iyiydi. ancak gelenekselleşmiş eğitim sisteminin sözel zekayı yeterince beslemediğini biliyorduk. şanslıyım çünkü ailem eğitimci ve onların desteğiyle benden daha iyi matematiksel zekaya sahip olanları yakalamak/geçmek için daha fazla çalışmam gerekti.
ama matematiksel zekanın bir anahtar olduğunu da kabul etmek gerekiyor. gerçek hayatta ne işimize yarayacak eleştirisine "problemleri çözmede kullanacağın yolu daha çabuk bulmak için beyne pratik yaptırmak" diyebiliriz.
yakinen tanıdığım insanlar arasında sözel zekası en kuvvetli insan olmasına rağmen sayılsacıların zeki, sözelcilerin aptal olduğu ön yargısıyla kız kardeşim de lisede sayısal bölümü seçti ve çok zorlandı. çünkü matematiksel zekası pek iyi değildi. onca desteğe ve zorlamaya rağmen iyileştiremedi, hem çok üzüldü hem kendini aptal gibi hissetti. sonra bir şekilde ve iyi ki hukuk okudu. ilk kez ders çalışmaktan kaçmadığını gördüm. dersin ders gibi değil de zevkli bir aktivite gibi geldiğini söylediğini o zaman duydum. hatta şimdi de hakimlik sınavları için çalışıyor. okumalara doyamadı.
aslında asıl problem sayısalcıların kendilerini zeki zannetmesinden ziyade bu fikrin sözelcilerin kafasında yer etmiş olması. düşünsenize öyle bir eğitim sistemimiz olsa ki erken yaşta hangi zeka türüne uyduğumuzu belirleyip bizi öyle yönlendirse ve herkes eğitimini severek alsa, kimse de kendini diğerlerinden aptal veya başarısız gibi görmese.
aman benimki de laf; allah muhafaza başarılı, mutlu, kinsiz bir millet olur çıkarız.
sözel - dilsel zeka
mantıksal - matematiksel zeka
görsel - mekansal zeka
bedensel - kinestetik zeka
müziksel - ritmik zeka
kişisel - içsel zeka
kişilerarası - sosyal zeka
doğa - varoluşcu zeka
okumak isteyen için burada zeka türlerinin özellikleri verilmiş.
şu an üzerinde tartıştığımız, şikayet edilen kanı matematiksel zekanın yüceltilmesi. oysa hayattaki başarı matematiksel zekaya -hatta hadi buna iq diyelim- endeksli değil.
tam da bahsedilen örneğe uyan sayılsalcı, matematiği seven ve sonuçta mimar olmuş ve seçiminden memnun biri olarak söyleyeyim, kendimi bildim bileli sözel zekam mantıksal zekamdan daha iyiydi. ancak gelenekselleşmiş eğitim sisteminin sözel zekayı yeterince beslemediğini biliyorduk. şanslıyım çünkü ailem eğitimci ve onların desteğiyle benden daha iyi matematiksel zekaya sahip olanları yakalamak/geçmek için daha fazla çalışmam gerekti.
ama matematiksel zekanın bir anahtar olduğunu da kabul etmek gerekiyor. gerçek hayatta ne işimize yarayacak eleştirisine "problemleri çözmede kullanacağın yolu daha çabuk bulmak için beyne pratik yaptırmak" diyebiliriz.
yakinen tanıdığım insanlar arasında sözel zekası en kuvvetli insan olmasına rağmen sayılsacıların zeki, sözelcilerin aptal olduğu ön yargısıyla kız kardeşim de lisede sayısal bölümü seçti ve çok zorlandı. çünkü matematiksel zekası pek iyi değildi. onca desteğe ve zorlamaya rağmen iyileştiremedi, hem çok üzüldü hem kendini aptal gibi hissetti. sonra bir şekilde ve iyi ki hukuk okudu. ilk kez ders çalışmaktan kaçmadığını gördüm. dersin ders gibi değil de zevkli bir aktivite gibi geldiğini söylediğini o zaman duydum. hatta şimdi de hakimlik sınavları için çalışıyor. okumalara doyamadı.
aslında asıl problem sayısalcıların kendilerini zeki zannetmesinden ziyade bu fikrin sözelcilerin kafasında yer etmiş olması. düşünsenize öyle bir eğitim sistemimiz olsa ki erken yaşta hangi zeka türüne uyduğumuzu belirleyip bizi öyle yönlendirse ve herkes eğitimini severek alsa, kimse de kendini diğerlerinden aptal veya başarısız gibi görmese.
aman benimki de laf; allah muhafaza başarılı, mutlu, kinsiz bir millet olur çıkarız.
bu zamanlarla ilgili trajikomik bir anım var ki, ne zaman aklıma gelse içim sızlar.
orta okul sonları, okul ile bir kapadokya gezisine katılınır. yola çıkılmadan önceki gün anne makinedeki fotoğrafları tab ettirmiş ve yeni film taktırmıştır ki tüm gezi boyunca çekilmek üzere 36 tanecik fotoğraf hakkı olsun. o zamanlar 36 poz çek çek bitmezdi, şimdi bir pozu düzgün yakalayacağız diye 36 fotoğraf çektiğimiz oluyor, hey gidi hey.
herneyse, fotoğraf makinesi itina ile bavula yerleştirilir. gidilen, gezilen yerlerde pozlar titizlikle harcanır ki gezinin sonuna kadar yetsin. hatta bir yer altı şehrine öyle zor şartlarla inilir ki tesadüf eseri gruptaki tek makine taşımış kişi ben olduğumdan en derin noktadaki zindanlarda toplu iki poz da benim makine ile çekilir.
gezi çok güzel geçmiştir, sıra eve dönüş sonrası fotoğrafların tab ettirilmesine gelir. anne yine alır makineyi aynı fotoğrafçıya tab ettirmeye gider. döndüğünde suratında epey stresli bir ifade vardır. bir şey olmuştur ve bunu izah edecek doğru kelimeleri bulamamanın tutukluğu içindedir. epey baskı ile sonunda ağzındaki baklayı çıkartır. fotoğrafçıya filmi tab ettirmek istediğini söylediğinde şöyle bir tepki almıştır; "ablacığım iyi de bu makinede film yok ki?" tabi ki annem olayı anlatır ve en son film koyması gereken kişinin kendisi olduğunu, bir okul gezisi boyunca çekilen fotoğrafları bekleyen bir çocuğu olduğunu ve bu bilgiyi yiyorsa kendisinin vermesini ister.
gezi boyunca boş makineyi taşıyıp da bütün o pozların çöpe gitmiş olması hala hayatımın en şok edici ve trajik olaylarından biridir. yıllardır hala anlam veremediğim şey ise makinede film yokken poz sayısının nasıl her çekim sonrası sıradan arttığıdır. o sayı ilerlemese hiç değilse şüphelenirdim yani. yıllar geçti, o adam hala fotoğrafçılık yapıyor ve ne zaman dükkanın önünden geçsem sülalesine küfür etmeden duramıyorum.
orta okul sonları, okul ile bir kapadokya gezisine katılınır. yola çıkılmadan önceki gün anne makinedeki fotoğrafları tab ettirmiş ve yeni film taktırmıştır ki tüm gezi boyunca çekilmek üzere 36 tanecik fotoğraf hakkı olsun. o zamanlar 36 poz çek çek bitmezdi, şimdi bir pozu düzgün yakalayacağız diye 36 fotoğraf çektiğimiz oluyor, hey gidi hey.
herneyse, fotoğraf makinesi itina ile bavula yerleştirilir. gidilen, gezilen yerlerde pozlar titizlikle harcanır ki gezinin sonuna kadar yetsin. hatta bir yer altı şehrine öyle zor şartlarla inilir ki tesadüf eseri gruptaki tek makine taşımış kişi ben olduğumdan en derin noktadaki zindanlarda toplu iki poz da benim makine ile çekilir.
gezi çok güzel geçmiştir, sıra eve dönüş sonrası fotoğrafların tab ettirilmesine gelir. anne yine alır makineyi aynı fotoğrafçıya tab ettirmeye gider. döndüğünde suratında epey stresli bir ifade vardır. bir şey olmuştur ve bunu izah edecek doğru kelimeleri bulamamanın tutukluğu içindedir. epey baskı ile sonunda ağzındaki baklayı çıkartır. fotoğrafçıya filmi tab ettirmek istediğini söylediğinde şöyle bir tepki almıştır; "ablacığım iyi de bu makinede film yok ki?" tabi ki annem olayı anlatır ve en son film koyması gereken kişinin kendisi olduğunu, bir okul gezisi boyunca çekilen fotoğrafları bekleyen bir çocuğu olduğunu ve bu bilgiyi yiyorsa kendisinin vermesini ister.
gezi boyunca boş makineyi taşıyıp da bütün o pozların çöpe gitmiş olması hala hayatımın en şok edici ve trajik olaylarından biridir. yıllardır hala anlam veremediğim şey ise makinede film yokken poz sayısının nasıl her çekim sonrası sıradan arttığıdır. o sayı ilerlemese hiç değilse şüphelenirdim yani. yıllar geçti, o adam hala fotoğrafçılık yapıyor ve ne zaman dükkanın önünden geçsem sülalesine küfür etmeden duramıyorum.
* yorganı kaldırdığınızda "meh!" diye bir ses gelir.
* yemek yerken bir çift göz mutlaka sizi izler, hem de pür dikkat. kendinizi atomu parçalıyormuş gibi hissedersiniz.
* "kuş" kelimesine yeni eş anlamlar eklenir; geh, meh, megh, gurrr, guurruu.
*sokakta yaşayan kediler gözünüze sempatik görünmeye başlar, ayrıca suratlarının aynı olmadığını fark edersiniz.
* kitap, kedi geyiğinin gerçek olmadığını anlarsınız. çünkü bir kedi kucakta mırladığında, mayışmayacak insan azdır.
* bardak sürtme sesi duyunca her şeyi bırakır o yöne doğru depar atarsı...
* yemek yerken bir çift göz mutlaka sizi izler, hem de pür dikkat. kendinizi atomu parçalıyormuş gibi hissedersiniz.
* "kuş" kelimesine yeni eş anlamlar eklenir; geh, meh, megh, gurrr, guurruu.
*sokakta yaşayan kediler gözünüze sempatik görünmeye başlar, ayrıca suratlarının aynı olmadığını fark edersiniz.
* kitap, kedi geyiğinin gerçek olmadığını anlarsınız. çünkü bir kedi kucakta mırladığında, mayışmayacak insan azdır.
* bardak sürtme sesi duyunca her şeyi bırakır o yöne doğru depar atarsı...
çıkmalıdır.
yüksek paça pantolon. bitsin artık bu çile'
hala radyo tiyatrosu dinleyenleri bile vardır ki tadından yenmez.
(bkz: killing in the name)
"now you do what they told ya" kısmından sonra "fuck you i won't do what you tell me!" kısmı istifa sürecine cuk oturmakta olup, istifa etmeye yakın abi bana bi poğça şeklindeki türkçe dönüşü aklınıza geldiği takdirde tüm ciddiyeti kaçıracak olan ve istifa etmenizi başka bir bahara bırakabilecek şarkıdır.
(bkz: rage against the machine)
"now you do what they told ya" kısmından sonra "fuck you i won't do what you tell me!" kısmı istifa sürecine cuk oturmakta olup, istifa etmeye yakın abi bana bi poğça şeklindeki türkçe dönüşü aklınıza geldiği takdirde tüm ciddiyeti kaçıracak olan ve istifa etmenizi başka bir bahara bırakabilecek şarkıdır.
(bkz: rage against the machine)
buna inananda sikke sürülecek akıl yoktur.
işte gerçek bir taraftar bizim yavşaklarda karı bulunca takımı satıyor amk.
football manager'de olsa "sahaya çıkın ve geçen maçın intikamını alın" gazıyla oyuncuları sahaya gönderebilecegim bir maç olurdu.
bir kasap bununla kendi pr ini yaptı, bugün new york havalimaninda gezerken polisler saltbe yapıp, yorkerslar fotoğraf çekmek için izin istiyor.
yani ila bir amaç için kullanılacak bir program değil. hergün milyarlarca insan kullanıyor.
kimi kıza erkeğe yazar
kimi bişey satar
kimi pr yapar
kimi hayranları ile iletişim kurar
kimi ego kasar
kimi çektiği fotoları paylaşır...
ben ne kadar gereksiz tip varsa bastım engeli gayet sanat ağırlıklı şeyler görüyorum. beğenmediğin bir şey varsa bu beni ilgilendirmiyorde daha çıkmıyor. olmadi engel at.
ben cep telefonum ile fotoğraflar çekip paylaşıyorum. arkadaşlarımdan gelen geri dönüşler beni mutlu ediyor.
yani ila bir amaç için kullanılacak bir program değil. hergün milyarlarca insan kullanıyor.
kimi kıza erkeğe yazar
kimi bişey satar
kimi pr yapar
kimi hayranları ile iletişim kurar
kimi ego kasar
kimi çektiği fotoları paylaşır...
ben ne kadar gereksiz tip varsa bastım engeli gayet sanat ağırlıklı şeyler görüyorum. beğenmediğin bir şey varsa bu beni ilgilendirmiyorde daha çıkmıyor. olmadi engel at.
ben cep telefonum ile fotoğraflar çekip paylaşıyorum. arkadaşlarımdan gelen geri dönüşler beni mutlu ediyor.
esasında klima motoru ama 50 karakter mevzusu işte.
şöyle bir şeydir. tramvaya bildiğiniz ev/salon tipi klima takmışlar. motoru da sokacak yer bulamamışlarsa demek ki, arkasına monte etmişler. kalekapısı durağında rayların üzerinde bekleyen fayton atlarının demiryoluna bıraktığı boklardan sonra bu da gayet estetik (!) olmuş.
edit: bazı arkadaşlar photoshop olabilir mi demişler. bu fotoğrafın ardından bir tane daha çekmiştim ama kötü çıktığı için buraya koymamıştım. onu da şöyle bırakayım da akıllarda soru işareti kalmasın:
https://i.hizliresim.com/po7rxn.jpg
şöyle bir şeydir. tramvaya bildiğiniz ev/salon tipi klima takmışlar. motoru da sokacak yer bulamamışlarsa demek ki, arkasına monte etmişler. kalekapısı durağında rayların üzerinde bekleyen fayton atlarının demiryoluna bıraktığı boklardan sonra bu da gayet estetik (!) olmuş.
edit: bazı arkadaşlar photoshop olabilir mi demişler. bu fotoğrafın ardından bir tane daha çekmiştim ama kötü çıktığı için buraya koymamıştım. onu da şöyle bırakayım da akıllarda soru işareti kalmasın:
https://i.hizliresim.com/po7rxn.jpg
beni benden almış bir 59saniye videosu.
https://www.59saniye.com/…otomobil-surucusu-kanada/
-özür dilerim seni görmedim
-sorun değil.
-derin bir nefes al kusuruma bakma.
-sorun yok ben de çok hızlı geliyordum.
ağlamıyorum ki... gözüme... bir şey kaçtı...
https://www.59saniye.com/…otomobil-surucusu-kanada/
-özür dilerim seni görmedim
-sorun değil.
-derin bir nefes al kusuruma bakma.
-sorun yok ben de çok hızlı geliyordum.
ağlamıyorum ki... gözüme... bir şey kaçtı...
pizza. sanırım asla anlamayacağım.
180 gram etli hamburger 24 lira. içinde 3 dilim salam olan saçma sapan bi hamurun fiyatı 40 lira.
sevgilimlerle 2 tane pizza yiyeceğimize rakı balığa gidiyoruz. hemen hemen aynı paraya kalkıyoruz.
180 gram etli hamburger 24 lira. içinde 3 dilim salam olan saçma sapan bi hamurun fiyatı 40 lira.
sevgilimlerle 2 tane pizza yiyeceğimize rakı balığa gidiyoruz. hemen hemen aynı paraya kalkıyoruz.
gerizekalı amerikan halkı için resmedilmiş gerçek dışı bir istanbul imajı içeren family guy şeysi.
oğlum çince mi konuşuyorsunuz lan? ya çok pis para dönüyor ama bir bok anlamıyorum. ponzi ne amk? lan siz zengin olurken biz bok gibi kalacaz yine değil mi? çok pis para dönüyor biraz okuyayım dedim, şu anda sağ kolumu hareket ettiremiyorum. sanırım beynin o bölümü yandı, entry'yi de sol elim ile yazıyorum. hayatımda ilk defa bir konu hakkında bu kadar çaresizim, bu kadar anlamıyorum. dolar 3.90 oldu lan, buna ne diyorsunuz peki? ama altın alacaksın hacı, altın kaybetmez, bir de arsa kaybetmez, arsa da alabilirim.
allah belanızı versin arkadaşlar, ben kazanamıyorum sizin kazandıklarınıza da çok pis haset yapıyorum bilginiz olsun.
allah belanızı versin arkadaşlar, ben kazanamıyorum sizin kazandıklarınıza da çok pis haset yapıyorum bilginiz olsun.
olay ve hesap basit. hiç öyle düşündüğünüz gibi alengirli bir durum yok ortada.
yaz saatine göre bugün istanbul'da sabah ezanı 06:14 'te idi. yani saat 6'da kalkan ve yaz saatinde ısrar eden yöneticilerimiz namazlarını kılıp tekrar uyumadan güne direk devam edebiliyorlar. fakat eski yani normal saatimize göre olsaydı bu 5.14 olacaktı. eh haliyle o saatte işe gidemeyeceklerine göre tekrar yat/kalk yapacaklardı. bölünen uyku, rahatın bozulması vs. derken çözümü saatleri sürekli yaz saati yapmakta buldular.
bu sürekli yaz saati nedeniyle yaşanan keşmekeş, ögrencilerin karanlıkta yollara düsmesi, harcanan fazladan enerji ile milli servet kaybı falan aslında ne kadar basit birşey için yapılıyor.
yaz saatine göre bugün istanbul'da sabah ezanı 06:14 'te idi. yani saat 6'da kalkan ve yaz saatinde ısrar eden yöneticilerimiz namazlarını kılıp tekrar uyumadan güne direk devam edebiliyorlar. fakat eski yani normal saatimize göre olsaydı bu 5.14 olacaktı. eh haliyle o saatte işe gidemeyeceklerine göre tekrar yat/kalk yapacaklardı. bölünen uyku, rahatın bozulması vs. derken çözümü saatleri sürekli yaz saati yapmakta buldular.
bu sürekli yaz saati nedeniyle yaşanan keşmekeş, ögrencilerin karanlıkta yollara düsmesi, harcanan fazladan enerji ile milli servet kaybı falan aslında ne kadar basit birşey için yapılıyor.
büyük ihtimalle klikçilikten nasibini alarak önce 2'ye sonra 4'e bölünecek olan ev.
aslında bir kısmı okuyor ama onlarda kitap okuduktan sonra artık sağcı olmuyorlar.
öğrenme tekrarla olur. bu çocuk sadece tüketiyor.
eğlence olmayan tüketim depresyon getirir.
yazık çocuğa, bir hayat kayboldu.
ailesine ulaşabilen biri varsa söylesin türkiye'de eğitim almamış bir eğitimciyle görüşsünler. pedagoga gerek yok. herhangi bir ilkokul öğretmeni olur.
eğlence olmayan tüketim depresyon getirir.
yazık çocuğa, bir hayat kayboldu.
ailesine ulaşabilen biri varsa söylesin türkiye'de eğitim almamış bir eğitimciyle görüşsünler. pedagoga gerek yok. herhangi bir ilkokul öğretmeni olur.
defansta fatih topu orta sahada necip'e gönderiyor. necip topu sürüp ileride bulunan mustafa pektemeğe akıl dolu bir ara pasla atıyor. mustafa pektemek onu marke eden defans oyuncuların belini kırıp akıl dolu bir şutla golu atıyor. gol sevincinde kaptan tolga'ya koşup sarılıyorlar.
bu senaryo ne kadar akla mantığa sığmıyorsa bahçelinin açıklaması da o kadar akla mantığa sığmıyor.
bu senaryo ne kadar akla mantığa sığmıyorsa bahçelinin açıklaması da o kadar akla mantığa sığmıyor.
ulan herkesi japon, kırgız, kim ki duk falan diye çağırmışlar, bana serdar ortaç diyorlardı amk.
iphone se, ruspu, $4000/saat
(bkz: aranızda bunun bile linkini isteyen abazanlar var)
yok oğlum öyle bir şey. 71 yaşında popo mu kalır. olsa olsa silikon, latex, poliüretan köpük falandır o.
yok oğlum öyle bir şey. 71 yaşında popo mu kalır. olsa olsa silikon, latex, poliüretan köpük falandır o.
şu adam üzerinden bile klasik solcu eleştirileri üretilmiş, tebrik ediyorum.
parasını yatırdığı teknolojinin fakirlere faydası yokmuş, doğrudur. ancak doğru olan bir şey daha var; bu dünya fakirlerden oluşmuyor. hayır ne yapsaydı herif bizim çomar zenginler gibi inşaat işlerine mi gömseydi parasını? ali ağaoğlu abd şubesi mi olsaydı? ferrari, portakal soslu pekin ördeği ve hatta muz da fakirlere hitap etmiyor mesela. bunları da yok mu edelim?
insanlar arasında sınıf farkı olmaması savunuluyor, tamamen saçmalık. eşit değiliz, olmadık ve asla olmayacağız. ben her gün kendimi geliştirebilmek için götümü yırtıyorsam elbette bütün gün kahvede yanık oynayan heriften daha iyi yaşayacağım. benim yaptığım iş dünyayı değiştiriyorsa tabii ki tek yaptığı şey bütün gün çay içmek olan vasıfsız memurdan daha çok kazanacağım. doğal olarak bu teknoloji bana hitap edecek, bütün gün götünü yayan sığıra değil.
ben daha zekiysem ve topluma daha çok faydam oluyorsa tabii ki daha iyi yaşamalıyım. doğarken eşit değiliz bir kere, neden topluma faydası olmayan insanla olan insan eşit şartlarda yaşasın ki? laflarım çarpıtılmasın, adalet herkese eşit dağıtılmalı ben ondan bahsetmiyorum. benim bahsettiğim şey yaşam standartları.
artık solcu terminolojisi görünce kendimi tutamayıp gülmeye başlıyorum. gelir şimdi birisi içinde “üretim araçları” olan salak bir cümle kurup gider. bu dünya kapitalist, bu düzen insan yapısına en uygun olanı, bunu artık kabul edin ve buna göre yaşayın.
kapitalist olmak demek başkasının köleliğini yapmak demek değil bu arada. onu da bilin.
parasını yatırdığı teknolojinin fakirlere faydası yokmuş, doğrudur. ancak doğru olan bir şey daha var; bu dünya fakirlerden oluşmuyor. hayır ne yapsaydı herif bizim çomar zenginler gibi inşaat işlerine mi gömseydi parasını? ali ağaoğlu abd şubesi mi olsaydı? ferrari, portakal soslu pekin ördeği ve hatta muz da fakirlere hitap etmiyor mesela. bunları da yok mu edelim?
insanlar arasında sınıf farkı olmaması savunuluyor, tamamen saçmalık. eşit değiliz, olmadık ve asla olmayacağız. ben her gün kendimi geliştirebilmek için götümü yırtıyorsam elbette bütün gün kahvede yanık oynayan heriften daha iyi yaşayacağım. benim yaptığım iş dünyayı değiştiriyorsa tabii ki tek yaptığı şey bütün gün çay içmek olan vasıfsız memurdan daha çok kazanacağım. doğal olarak bu teknoloji bana hitap edecek, bütün gün götünü yayan sığıra değil.
ben daha zekiysem ve topluma daha çok faydam oluyorsa tabii ki daha iyi yaşamalıyım. doğarken eşit değiliz bir kere, neden topluma faydası olmayan insanla olan insan eşit şartlarda yaşasın ki? laflarım çarpıtılmasın, adalet herkese eşit dağıtılmalı ben ondan bahsetmiyorum. benim bahsettiğim şey yaşam standartları.
artık solcu terminolojisi görünce kendimi tutamayıp gülmeye başlıyorum. gelir şimdi birisi içinde “üretim araçları” olan salak bir cümle kurup gider. bu dünya kapitalist, bu düzen insan yapısına en uygun olanı, bunu artık kabul edin ve buna göre yaşayın.
kapitalist olmak demek başkasının köleliğini yapmak demek değil bu arada. onu da bilin.
bundan sonra zamlar haftalık. beğenmeyen varsa yallah isveç'e, norveç'e.
ülkemizi bölemeyeceksiniz!!!1
ülkemizi bölemeyeceksiniz!!!1
yavuz çetin'den;
"benden, sizden biri yaratmayı nasıl başardınız?"
şimdi içim buruk uyuyayım, haydi bakalım.
"benden, sizden biri yaratmayı nasıl başardınız?"
şimdi içim buruk uyuyayım, haydi bakalım.