Sık geçen başlıklar

dreamfactory 117

ekşi profili
kadına iki saat

boş boş oturup kafa dinleme
manikür pedikür yapma
sevdiği ama eşinin tercih etmediği türde bir film izleme (mesela korku, bilim kurgu)
survivor'un açık olmadığı bir tv ekranı
evi bir süpürüp toparlama
küveti doldurup buruş buruş oluncaya kadar içinde kalma
bangır bangır müzik dinleme (akciğerleri titretecek yükseklikte, volüm ver dayı)
kil maskesi ve cilt-saç bakımı yapma
kediyle iyice öpüşme, kediyi yatağa alma, kediyle sarmaş dolaş yatma
kitap - dergi okuma
bilgisayarda oyun oynama
halıda yatıp tavanı seyretme
koltukta yatıp halıyı seyretme
rahat rahat osurma
kek-kurabiye yapma
fosur fosur sigara içme
komşuya kahveye gitme
komşunun kahveye gelmesi
yemek yapmama, sofra hazırlamama (dışarıda yer de gelir herhalde)

gibi şeylere fırsatı olduğunu gösterir. ayrıca 2 saat yetmez, en az 4-8 saat takılsın.
bazı şeyler o varken de yapılabilir gerçi ama aynı tadı vermez.
psikiyatriste giderken öfke terapisi de görüyordum çünkü çok sinirliydim ve öfkeme hakim olmakta zorlanıyordum.
psikiyatrist ödev vermişti, bir hafta boyunca beni sinirlendiren şeyleri yazmamı istemişti.

bu maddelerin arasında kasiyerin suratsız olması, mesela sütü yada ağır bir ürünü daha önce geçirdiği domatesin veya üzümün üstüne atması, hatta tüm ürünlerimi fırlatarak geçirmesi de vardı. bana özel mi yapıyorlardı bunu? gıcık oldukları için mi mesela?

empati yapmayı öğretti, dedi ki, "asgari ücretle çalışıyorlar, çok az bir mola süreleri var, çoğunun hayatı evde de zor, geçim sıkıntısı çekiyorlar. her müşteri kibar değil. dertleri sizinle değil, sadece ölesiye mutsuzlar."
bir insanın siki nasıl bir çocuğa kalkabiliyor, ben anlayamıyorum.

anneannem öksüz kalmış, halası yanına almış, insan eti ağır derler, küçücük kız ona da ağır gelmiş olacak ki 12 yaşındayken dedeme vermişler. daha adet görmüyormuş anneannem. 13 yaşında teyzeme hamile kalmış, 15 yaşında annemi doğurmuş.

çok fakirlermiş, kızlarına bezden çöpten bebek dikermiş ama önce kendisi oynarmış, hevesini aldıktan sonra bebekleri kızlarına veriyormuş ama yine de birlikte oyun oynuyorlarmış. dama yatıp geçen bulutları seyredip bir şeylere benzetirlermiş, çocuk anne ve çocukları.

anneannem ölene kadar çizgi film seyretti, gizli gizli kendine oyuncak ve bebek alırdı.
nur içinde yatsın, kaderini kabullenmekten başka çaresi yoktu.

dedeme küfretmek isterdim ama iyi bir adamdı; üç çocuğunu da yokluk içinde okuttu, meslek sahibi yaptı ve anneannemi ve çocuklarını da çok sevdi. o da kimsesizmiş, ortada kalmış, köyün delisi gibi bir şeymiş (vizontele'deki deli emin gibi) . sonradan biraz aklı yerine geldi gibi. ya da biz ona çektiğimiz için dedem bize normal geliyordu.
nereden nereye yine.
sürekli bir yerden soğuk gelmeye başlaması.
yerlere yalınayak basamamak, bastığın anda idrar yollarını üşütmek.
el örgüsü patik ve yelek giymek.

bittim ben, ciddi ciddi yaşlandım. ne çabuk geçti bunca sene, kafamı duvarlara vurmak istiyorum ama malum, yaralar eskisi kadar hızlı kapanmıyor artık ve kemikler inceliyor, şov yapayım derken kafatasım alçıya alınabilir.
kalça kırma mevsimi yaklaşıyor. hazan girdi gtüne koyduğumun gönlüme.
paul:
how many lives do we live? how many times do we die? they say we all lose 21 grams... at the exact moment of our death. everyone.
and how much fits into 21 grams? how much is lost? when do we lose 21 grams? how much goes with them? how much is gained? 21 grams. the weight of a stack of 5 nickels. the weight of a hummingbird. a chocolate bar.
how much did 21 grams weigh?

(bkz: 21 grams)

(kaç hayat yaşarız? kaç kere ölürüz? 21 gram kaybettiğimiz söylenir... tam ölüm anında. herkesin. 21 grama kaç yaşam sığar? ne kadarı kaybolur? 21 gram ne zaman kaybolur? ne kadarı onunla gider? geriye ne kadarı kalır? 21 gram, 5 kuruşun ağırlığı. sinek kuşunun ağırlığı. bir çikolata parçası. 21 gram ne kadar eder?)
- türkçe dilbilgisi
- edebiyat

almanya'da büyüdüm, anaokulundan başlayıp lise 2'ye kadar orada okudum.
anadilim almanca; türkiye'ye döndükten sonra lise 1'den başlatıldım, çok çok az türkçe biliyordum, anlıyor gibiydim ve tek tük türkçe kelimeler kullanabiliyordum, anne babam ve kardeşimle almanca konuşurduk.

çok zorlandım, halen daha almanca düşünür türkçe konuşurum. alman gramerini ve türkçe dilbilgisini zaman zaman karıştırırım.
içimden para, ya da bir şey sayarken almanca sayarım.

(bir de memleketimiz kayseri'ye döndük, türkçeyi öğrenirken kayseri şivesiyle öğrendim, alman aksanıyla kayseri türkçesi. şimdi çok kibarım ama, geçmişte hiç ilağan (leğen) dememiş gibi istanbul hanımefendisi sanırım kendimi)
bahçeşehir tarafına aralıklarla yağıyor, 10 cm civarı birikti.

tam evimin önüne 1,85 boyunda bir kardan adam yapılmış, tüm gün evdeydim, pencereden dışarıyı izledim ama kimin yaptığını görmedim, akşam aniden oradaydı.

her baktığımda sanki 1-2 cm daha yaklaşıyor, izlediğim tüm korku filmleri geliyor aklıma, çıkıp bıçaklasam mı, tekmelesem mi diyorum ama tırsıyorum.

tipe bak tipe, ay hoşt... bismillahirahmanirahim.

görsel
yıllardır kar yağdığı zaman buruk bir sevinç yaşardım. sokakta kalan evsizleri, yakacak alamayanları ve doğalgazı açamayanları, sokak hayvanlarını düşünür üzülürdüm.
hayvanlar için bir şeyler yapıyordum ama insanlara nasıl yardım edeceğimi bilemiyordum.
suçluluk duyardım kar yağınca mutlu oluyorum diye.

yeter be. 52 yaşına gelmişim, daha kaç sene yaşayacağım belli değil, sevinecek çok az şey kalmış hayatımda zaten.
bundan sonra burulanı sksinler, safi sevinç yaşıyorum.
oh be, çocuklar gibi şenim, burası bahçeşehir, her yer bembeyaz oldu, anlıyor musun? bembeyaz.
bu gruba ben de dahilim ama beyin yaşımı göstermiyorum.
tipime bakıyorsun 50+, bir olgunluk, bir kibarlık bekliyorsun, bir görmüş geçirmişlik. konuşmaya bir başlıyorum, 15-, öyle bir genç hissetmek.
"olgun kadınlardan hoşlanıyorum, bir kere ne istediklerini biliyorlar, trip atmazlar, özgüvenleri yüksek, şarap gibiler."

eşoleşek, yaşıtım kızları düşüremiyorum hem hala ailemle yaşıyorum, gelirim yok, seni hem düdüklerim hem de paranı yerim diyemiyor tabii.
pencerenin önünde salyangoz görmek, yumuşamış tek bir kedi maması tanesine doğru hareket etmesi, bize göre bir parmak hareketi ona göre çok uzun bir yol olması.
mamayı alıp tam önüne koymak ve onun antenleriyle mamaya sarılıp yemesini seyretmek. sonra bir mama tanesini daha suya batırıp önüne koymak.
babamlar dört kardeşti, sokak köpekleri ve kedileriyle oynayarak büyümüşler. o zamanlar yazları bağda kalıyorlar, su tesisatı yokmuş, kuyudan su çekilir güğümlerle ateşte ısıtılıp yıkanılırmış. yani hijyen sıfıra yakın.
bir tek babam erken öldü. ikisi 80 yaş civarına kadar yaşadı, biri hala hayatta ve sağlıklı.
bulaşıcı hastalıktan, enfeksiyondan ölen olmadı, zart diye kalp krizi.

ben de sokakta kedi köpek seviyorum, ilk fırsatta ellerimi temizliyorum, fırsat bulamadıysam unutuyorum.
sadece diyabetim, hala korona da olmadım.

kedi köpekle haşır neşir olmanın bağışıklık sistemini güçlendirdiğini düşünüyorum
"gözün arkada kalması"

ben ölürsem kedime kim bakacak, eşim kendine bakamaz ki bir de kedimize baksın, mama ve kum nereden alınır, tuvalet kabı nasıl temizlenir hiç bilmiyor, bari iyi kalpli hayvan seven bir kadın bulup evlense ama evlenmez bir daha.
kardeşim ne olacak? evlenmedi, çocuğu olmadı... bari kardeşimle eşim birlikte yaşasa.
ev ne olacak? eşyalarımı ayıklamayı da bilemezler...

benden sonrası tufan, umurumda olmaz diyemiyorum, ölmeden önce her şeyi organize etmeliyim.