Sık geçen başlıklar

suratsız kasiyerler 2

ekşi'de gör
bir çoğu özünde iyi ve '' suratlı'' insanlardır.

gençlikte 3 sene kadar yaptım bu işi.
inanın dünyanın en zor işlerinden biri.

bir kere, o alanı terk edemiyor olmak büyük sıkıntı. helaya giderken bile haber verip, müsait ise yerine birinin gelmesini bekleyerek çıkmak zorundasın.

insanlar her ne kadar kendi rızası ile alışveriş yapmış olsalarda, pratikte adamın cebinden parayı alıyorsun.
herkes de bi hesap sorma, inceleme dürtüsü uyanıyor kasaya gelince.
"bu kaç paraymış ki/ etikette böyle yazmıyordu/bunun burası kırılmış, yenisini getirtirmisin/bakiye yetersiz çıkar, kasayı bekletelim, tekrar sıra bekleyemem/fişi kesersin, aaa bizim fatura olacaktı yaaa vesaire vesaire uzar gider.

bir yandan orospu çocuğu yönetici varsa başınızda dertler katlanır.
senden satış yapmanı ister, hızlı olmanı ister, müşteri yokken etrafı toplamanı ister, ister de ister.

çok kez işe gelirken bugün çok pozitif olacağım diye gelir, eben sikilmiş, insanlıktan nefret etmiş olarak geri dönersin.
bu yüzden hepsine saygım sonsuzdur.
psikiyatriste giderken öfke terapisi de görüyordum çünkü çok sinirliydim ve öfkeme hakim olmakta zorlanıyordum.
psikiyatrist ödev vermişti, bir hafta boyunca beni sinirlendiren şeyleri yazmamı istemişti.

bu maddelerin arasında kasiyerin suratsız olması, mesela sütü yada ağır bir ürünü daha önce geçirdiği domatesin veya üzümün üstüne atması, hatta tüm ürünlerimi fırlatarak geçirmesi de vardı. bana özel mi yapıyorlardı bunu? gıcık oldukları için mi mesela?

empati yapmayı öğretti, dedi ki, "asgari ücretle çalışıyorlar, çok az bir mola süreleri var, çoğunun hayatı evde de zor, geçim sıkıntısı çekiyorlar. her müşteri kibar değil. dertleri sizinle değil, sadece ölesiye mutsuzlar."