Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
filistin-israil savaşı başladığından beri üzerimizde toplum mühendisliği yapılıyor. hastanenin bombalandığı gün saat geçmeden teyitsiz bir şekilde çok net ölü sayıları verildi, sokakta eylemler yapıldı. her gün basında ölü insanlar, çocuklar paylaşılıp halk diri tutulmaya çalışıldı. bir kesim aksiyon aldı, nato üssü bastı, starbucks boykotladı. mehmetçik gazzeye sloganları atıldı. her dakikasında provokasyon izledik.

ama her nedense mehmetçik şehit olunca basın son derece temkinli. şehit sayıları alıştıra alıştıra veriliyor. provokasyona gelmeyelim mesajları yayınlanıyor. herkesin cebinde kaçak sigara, kaçak iphone varken kimse pkk'nin gelir kaynaklarına boykot çağrısı yapmıyor. toplu taşımalarda şiirler okunmuyor. basın 1-2 güne unutturuyor, gündem bir anda değiştiriliyor.

toplum mühendisleri nobellik iş çıkartıyor gerçekten. çok güzel uyutuluyoruz.
antalya'da bir tag sürücüsünün, sarı teröristler tarafından tehdit edildiği ve insanların sinirlerimi bozan görüntülerdir video

dün mecidiyeköy'den evime dönmek için tam 4 taksi çevirdim.

1. taksi, müşteri sırasında beklerken ''baskı balatasının gideceğim yerdeki yokuşlar sebepli arızalandığını, o mevkiiye gitmediğini'' söyledi.

2. taksi maslak tarafına gidiyormuş. kendisini durdurup zaman kaybettirdim özür dilerim.

3. taksi yemin ediyor ki çok trafik varmış. gerçekten artık aklını kaybedecekmiş (kağıthaneye gidecek) deliriyormuş artık.

4. taksi de mola vermiş ama hadi neyse gel abi (allah razı olsun) diyerek götürdü.

şimdi, tüm okuyanlardan özür dileyerek ve olabildiğince filtreleyerek konuşacağım, bu sarı mafyanın talebi şu; taksilere enflasyon üzeri zamlar yapılsın, sikimizin keyfine göre müşteri seçelim, oraya buraya gitmemek gibi haklarımız olsun ve kesinlikle serbest piyasa falan hikaye, kimse bize rakip çıkıp da işlerimize çomak sokmasın. hem diyor ki ben istanbul'u canım nasıl isterse öyle taşırım, hem de diyor ki benden başkası çıkıp taşımaya kalkamaz ben tag'mış uber'miş tanımam bu şehir benim.

acil değilse binmeyin. vaktiniz varsa toplu taşıma kullanın. eğer yakın mesafeyse yürüyün. varsa bir parça imkanınız 50cc basit ulaşımlarınızı karşılayacak scooterlar satın alın. bu köpeklere vurulacak her darbe cidden topluma hizmettir.

edit: azpilikueta isimli yazar mağdur tag sürücüsünün açıklamasını paylaşmış. entryme ekliyorum

edit 2: şehir eşkıyaları gözaltına alınmış. emeği geçen herkese, kamuoyu yaratmak için başlığı yukarıda tutan herkese teşekkürler.
eski bir hafız olarak söylüyorum. çeşitli mealler , tefsirler , hadisler ile beraber en az 100 defa hatim ettim kuranı. özet ;
muhammed iktidarlık için ebubekir ve ömerle bir olup kendini peygamber ilan etti. askerlerini savaştırmak için onlara cennet huri şarap vaad etti. inanmayanları ebedi cehennnem , kızgın ateş , irin içirmekle tehdit etti.nitekim amacına ulaştı. ancak o öldükten sonra yerine geçecekler arasında anlaşmazlık çıktı. ebubekir ömer ve osman. ali yi dışladılar. muhammed ölünce bu kavga daha da arttı ve birbirlerini öldürme derecesine ve kendi aralarında savaş çıkmasına kadar uzadı iş. ali yi ve çocukları öldürdüler. ve bu savaş günümüze sunni - şii olarak hala devam etmektedir. kısaca kuran bir siyaset kitabıdır. ve kuran ' da konuşan bizzat muhammedin kendisidir. 21. yüzyılda hala bu boş kitaptan matematiksel kavramlarla mucize çıkarmaya çalışan ahmakları anlamak gerçekten zor.

not : ateist değilim. ama olma yolunda ilerliyorum. umarım bir yaratıcı vardır. kimse ölüp yok olmak istemez. ama bu yaratıcının muhammedin ki olmadığına adım gibi eminim
umarım senaristler bize güçlü kadın diye alevi ve ultra modern erkek diye umut ikilisini pazarlayarak feminizm mesajı vermeye çalışmıyorlardır.

alev; müge anlı’ya çıkan, evli adamlarla beraber olup onlara kocam diyen,ve zerre yüzü kızarmayan kadınları hatırlatıyor.

üstelik o da nişanlısını aldattı. bi yandan “apo beni istedi” “tüm suçlu kadın mı” derken bir yandan da nişanı durdursun diye adamı manipüle etmeye çalıştı. ve evet ilk günden abdullah’a kancayı taktı. insanlara lakap takan saygısız bir tipti, iyice yüzsüz, çirkin bir karaktere evrildi.

umut; alevin erkek versiyonu. utanmaz, paragöz, yanar döner. kazık kadar adam ama hala üniversite öğrencisi kafasında. üstelik bir yandan kızın ailesine gurur yapıp kızdan artı koparırken bir yandan da kızı çalıştırıyor, arabasını sattırıp tüm parasını hunharca bir bilinmeze yatırıyor.

bu iki karakter öyle leşler ki değme feministler bile pembe ile fatihin tarafını tutar. ben söyleyeyim.
o değilde en az 30 futbolcunun noel kutladığı bir güne maçı koymak hangi beyinsizin fikriydi? bişey olmaz demeyin. dindar değillerse bile noel hala hristiyan dünyasında aşırı önem arz eden bir etkinlik. dev şirketler bile o hafta full kapatıyor ki millet sevdikleriyle toplaşsın yemek yesin. bu durum ister istemez futbolcuları etkileyecektir. bok gibi bir maç bizi bekliyor. (bkz: at fava bekle)
amerika'dayken yıllık maaşı milyon dolarlar olan kadın bir konuya gündeme getirmek için ortaya haber değeri olan bir laf attı, günlerdir küçük kafanızla vurmaya çalışıyorsunuz. sanki kadın şerifali'de 1+1 ev bakıyorum ama ay sonunu getiremem korkusuyla ev tutamıyorum, o yüzden annemdeyim dedi.

kadının orada kastettiği şey "amerika'daki standardı buraya taşımaya çalışsam yine cebimden aynı para çıkacak, istanbul manhattan'dan daha pahalı olabilir mi?" bende de para yok, annemle yaşıyorum değil yani.

edit: bu arada eğer sizi çıldırtmayacaksa annemin evinden kastı da merkezi bir yerde eski 3+1 veya kentsel dönüşümle 2+1'e dönmüş yeni bir apartman dairesi değildir. anlaşılan çoğu kişinin gözünde öyle bir şey canlanmış anne evi diyince.
intikam almak icin ekstra caba harcamanin kimseye bir faydasi olacagini sanmamakla beraber, kucagina felaket bir intikam alma sansi geldiyse kesinlikle affedilmemesi gerektigini dusunuyorum. bir kac kez basima geldi, oradan biliyorum.

affetmek, buyukluk gostermek vs geciniz bunlari. bir erdemmis gibi pazarlayip yediginiz kazikla hayatiniza devam ettirtip herkesin keyfine kaldigi yerden devam edebilmesi icin uydurulmus seyler cogu. senin canini ne kadar acittiysa en az o kadar acitacaksin ki anlasin, anlasin ki bir daha baskasina yapmasin. kendi basina gelmedigi surece kimsenin empati yapip da insanlarin neler cekebilecegini anlayacagi yok, kimsenin umrunda bile degil.
oyuncak bebek.. 6 yaşında bir trafik kazası geçirdim. hastanede dikişler atılırkenki anı hatırlıyorum doktor hareket etmemem gerektigini söylemişti babam da hareket etme sana istediğini alacağım diye söz vermişti. ben de kendisinden oyuncak bebek istemiştim. içimde nasıl ukte kaldı bilemezsiniz yaşım 30 oldu hala babam neden o bebeği almadı diye üzülürüm, hiç de soramadım kendisine. o dönemde de biraz parasızlık vardı abileri ile ortak bir hesaptan para harcaniyordu belki de almak istese de cesaret edip ortak paradan oyuncak parası alamadı :) öyle işte buraya kadar okuduysaniz teşekkürler bu da böyle bir hikaye :)
trabzon-başakşehir'den sonra izlediğim maç. en son böyle bir hissiyatı 2006 yılında güngören'deki bir mahalle kahvesinde çay içip batak oynadıktan sonra akşam sait halim paşa yalısında şirket yemeğine katıldığım gün yaşamıştım.
türkiye tekstilciler konfederasyonu başkanı mıdır nedir açıklama yapmış, mısır'da asgari ücret 150$, türkiye'de (2024'ü kastediyor herhalde) 600$ ve bu şekilde onlarla rekabet edemiyoruz demiş.

kardeş, sendeki vizyon 30 senedir pazarını ve imalat düzenini asgari ücrete bağımlı olmaktan kurtaramadığı için, 40 milyon vatandaş sen lüks yaşantına devam edebilesin diye kötü koşullarda çalışmaya razı mı olsun?

hem mısır ne lan? diş macunu, duş jeli ve boktan tekstil ürünlerin fabrikaları oraya kaydı diye onlarla rekabete mi gireceğiz? vizyon yok ki abi kimsede, adam daha ileri gitmeliyiz demiyor da, türkiye'den kayan fabrikaları geri türkiye'ye çekmek için boktan ülkelerin altlarına girmeliyiz diyorlar. ben bunları televizyona çıkıp söylemeye utanırım, adamlar buradan lobi faaliyeti yürütüyorlar.
galatasaray'dan ayrılmasının üzerinden sekiz seneden fazla zaman geçmiş olmasına rağmen 40 yaşında çıktığı bir final maçının ardından birilerinin göt yangınının henüz sönmediğini bizlere kanıtlayan yetenekli futbolcu. sabredin lan biraz, iki gün sonra yine alev alacak ardınız.

edit: 10 yılda bir ziraat kupası kazanan sığır gelip city'nin kupasını bize monte etmeye çalışıyor. aynı sürede kazandığımız kupalar da senin götüne girsin at kafası. sığır topluluğu amına koduklarım, laf da anlamazlar, utanmaları da yok.

edit 2: üstteki fenerbahçeli arkadaş gece city’nin aldığı kupayı melo’dan sonra benim de götüme sokmanın hayallerini kuruyordu ancak sabah uyanır uyanmaz yazdığını silince benim ilk edit havada kalmış. neyse en azından biraz utanmaları varmış.
bu trafiği azaltmanın tek yolu şehrin nüfusunu azaltmaktır. kıç kadar şehirde 18 milyon insanın ne işi var aq
önce pis kahverengi ırklardan parazitlerin atılması gerek, hem kapladıkları alan yüzünden hem de şehri bunlara bırakmamak için.
sonra da uzaktan yapılabilecek bütün işlerin uzaktan olması zorunlu hale getirilecek. böylece gözü zaten dışarıda olan beyaz yakalarla başka iş bulamadığı için istanbul'da yaşamak zorunda kalan garibanların başka şehirlere gitmesi için fırsat doğacak. inanın imkanı olan, başka şehirde istanbul'daki gibi maaş alabilecek kimse zincirlikuyu'nun sikimsonik trafiğinde tek bir gün bile harcamaz.
yeni yol, metro falan asla kurtarmaz bu şehri. şehir artık insan kusuyor, sığamıyoruz.
gittikleri yere bok taşıyan 5-8 çocuklu viral parazitler ve "ofis kültürünü yaşatma" sevdasından vazgeçemeyen egoist patronlar yüzünden sabahın 6'sında depreme dayanıksız binaların kot 3'ündeki evimizden çıkıp, işe gidip akşam 8'den önce eve varamıyoruz. yaşamak bu değil ama buna hapsolduk, tam bir kabus.
tam zamanlı uzaktan bir iş bulsam da ben de siktir olup gitsem bu şehirden keşke!
tiktok toplumun ahlakını bozmadı. ahlakı bozuk olanlar tiktokta yayın yapma fırsatı buldu. ekşi sözlükte yok mu sanki psikolojik manyaklar kendini bir şey sananlar, bu mecralar onlara sadece fırsat veriyor ve onlarda kendini hemen belli ediyor.
yürüyen merdiven sayısını %40 arttırıp arıza bakım oranını %14 ten %1.5 a kadar düşürmüş başkan. metro.istanbul sitesine girip anlık bakabilirsiniz, hangisi arızalı değil yalanını sıktigimin trolleri

kahpe trollere inanmayın. mesaj atıyorum bunlara gel göster diyorum. konya'dayım, diyor.

aynı durum otobüsler için de geçerli. bunu okuyan kaç kişinin otobüsü bozuldu? yandı?

akp döneminde günlük 690 olan arıza sayısı %36 artan filo ve 1.5 katına ulaşan yolcu sayısına rağmen 400 ün altına düştü. önceden sosyal medyada yayınlanmıyordu ama insanlar yanıyor kolu bacağı kopuyordu.

5 yıllık herhangi bir akp dönemi yönetiminde kaç kişi kazalarda ölmüş bakabiliriz. her gün 10 numara yağ yangını, freni patlayan otobüs kazalarını unutmadık. ekrem bey döneminde şirinevler deki gözleri dönen şoförüb otobüs kazası olmasa ölümlü kaza olmayacakmış düşünün.

israil destekçisi mercedes, hani şu birilerine rüşvet verdiğini itiraf eden. ekrem imamoğlu dönemi ibb sine yeni metrobüs satmadı. neden başkanım gitsin bunlara bakım ihalesini versin?

yukarıda bahsettiğim resmi sayılarla konuşuyorum.

siki yiyen bunlarla gelsin

iftira atmakla olmuyor o iş
ırak'ın kuzeyinde şehit olan 6 askerimizden piyade er yasin karaca'nın tokat'taki evini görüyorsunuz.
görsel
lüks villalarında keyifle oturup son model araba koleksiyonu yapan siyasetçiler vatan millet nutuğu atarken utanır mı? sanmam.
devletin mal varlığını yeyip de şu gariban aileyi bu hale sokanlar umarım kahrolur gider.
zamanında ps5 başlığında konsolların pc oyunculuğunun önünü tıkadığına dair saçma salak bir yorum vardı. ona cevap yazarken kullandığım argümanlar bu konsol için de geçerli.

şu an steam'e bakarsanız, en popüler kartlar nvidia 1660 ve altı hala. yani bir oyun yapıldığında eğer siz bu kartın üstünü hedeflerseniz oyunu satamazsınız, alıcı sayısı düşer. oyuna harcadığınız parayı çıkarma ihtimaliniz düşer.

series s ise kâğıt üstünde 1660'lı pc'ye denk gibi görünse de aslında rtx kapasitesi bile olan, daha yeni bir mimariyle üretilmiş, daha güçlü bir makina. yani bu neslin dar boğazı kendisi değil. pc oyuncularının geneli.

series s tam olması gerektiği gibi bir konsol. series x ise, geçen neslin ps 4 pro / one x gibi pro modeli aslında. ps5 de kafadan pro olarak çıktığı için şimdi slim falan çıkarıyor yine.

grafik takıntınız varsa, 4k tv'niz varsa series x, yoksa series s. xbox'u sevmiyorsanız ps5. paranız çoksa pc. oyun firmalarının tembelliğine, beceriksizliğine bahane bulmak için ortaya attığı şeylere pek itibar göstermeyin. veriler ortada.
iki yüzlü ekşi ahalisi tarafından gündeme taşınmayacak haberdir. sadece bir hafta içerisinde öğretmenlere karşı kaçıncı şiddet vakası artık sayamadık. eğitimin adım adım bitirilmesinde görevlendirilen bazı vasıfsızlar başarıya ulaştığında, çocuğunu gönderebileceği adam akıllı okul kalmadığında ağlayacak olanlar bugün bu haberlere kulaklarını tıkıyorlar.
göksel yapmışsa güzeldir dediğimiz şarkıları gibi saçının şekli de her türlü yakışır diye düşünüyorum. karakteristik bir yüz yapısına sahip oluşu, ona saç modeli seçiminde büyük bir özgürlük getiriyor. tabi kısa saçlarla görmeye alışmıştık. uzun saçlı bir modeli de bekliyoruz sanki..
mesele cinsiyetçilik değil fakat kadınlar gerektiği durumlarda ilaç kullanımı ve terapi konusunda hem daha cesur hem daha bilinçli. yalancı paradoksundaki gibi düşünün birinin yalanını yakalayabiliyorsanız yalan söyleyemediğine göre yalancı sayılmaz ya hani, kadınlar erkeklerden daha sorunlu mental sağlıklara sahip olduğu için değil her iki cinsiyette de pekala denk gelinebilen mental sorunlar söz konusu olunca teşhis ve tedavide üzerine düşeni yapmada daha bilinçli ve dikkatli diye teknik olarak gerek ilaç kullanımı gerek terapiye gitme sıklığı gibi nedenlerden dolayı daha çok " psikolojisi bozuk " yani amiyane tabirle " deli " veya " sorunlu " etiketi alıyor. terapi odasına girince gerçeklerin hiç de öyle olmadığını anlıyorsunuz. kadınlar mental sağlığının sorumluluğunu almada erkeklerden daha hevesli ve bilinçli, mesele bu. ilaca karşı çıkan yok denecek kadar azdır ve terapiyi sadece maddî sebeplerle bırakırlar genelde direnç azdır. erkeklere gelince bilanço çok ağır ama süreç daha detaylı. erkeklerin üzerindeki psikolojik baskı bu açıdan daha yoğun. bir kadın ve bir erkek düşünün, ikisiyle ilgili kalan bilgiler tamamen aynı olsun. bu iki kişinin antidepresan kullandığını öğrenen birçok insan kadına sadece " depresif " veya " hassas " gözüyle bakarken erkek potansiyel suçlu muamelesi görüyor, öfke veya hüzün başta olmak üzere birçok duygusu ve dolayısıyla duygusal tepkisi yoksayılıyor veya olumsuz karşılanıyor. bunları göz önünde bulundurunca meselenin " bozuk psikoloji " değil o bozulan psikolojiyi düzeltme (?) sorumluluğunu üstlenmek ve bu konuda toplumsal destek olduğunu gayet net görebilirsiniz.
2024 yılının ocak ayında memura %50 değil; toplu sözleşme gereği %15 zam yapılacak.

geri kalanı son 6 aylık enflasyona göre önceki dönem toplu sözleşmede 2023 yılı temmuz ayı zam oranından arta kalandır.

yani bu ülkede memur zam almaz. 6 ay cepten yer sonra düzeltilir. sonra tekrar cepten yer.

memur zam alsaydı 10 yıl önce ben 1000 dolar maaş alırken bugün 900 dolar maaş alıyor olmazdım. dolar enflasyonunu da kenara bırakırsak hani nerede zam?
sakalı koyun yağlı, erken ortaçağ arabistanında yaşayan adamın tekinin nikahlayıp evine kokuşmuş et gibi istiflediği, sıram gelince kopası sikini içime soktuğu dördüncü karısı falan değilsem pek itibar etmeyeceğim açıklama. bak bak, "ama yanında oğlu kocası olmadan" gibi garabet bir hoşgörücük de sıkıştırılıvermiş araya, oğlunuza ayrı kocanıza ayrı koysunlar, gönülleri kalmasın. ha bir de şey var: "inanmıyorsunuz zaten bunlara. size ne, niye kötülüyorsunuz?" yaşarken hayatını kabusa çevirdiğiniz, dünyayı burkadan açılan gözleri kadar görmesine izin verdiğiniz ve başka bir hayatın mümkün olduğunu düşünmekten bile korkan kadınlar, kız çocukları söz konusu olunca inanmamak çare değil maalesef: ben istersem doksan değil dokuz bin km gezebilirim, kişisel özgürlüğüm, ama bunun kimseye faydası yok. bu laftaki bariz aptallığı ve kötü niyeti, bu ve benzeri kalibredeki zırvalıklar, soytarılıklar doğrultusunda kafese tıkılmış gibi yaşayan kadınların iç sıkıntısını anlamama engel değil inanmamak. böyle bir inancı aklım kabul edemez, etmez. bunu savunanla da barış içinde aynı ortamı paylaşmam düşünülemez. bunlara kafa yoran savunan radikal islamcılar, örgütlenmeler, inananlar ise gizli şeriat hayranları, henüz ful kapasite olmuyor gönülleri, iç çekerek afganiztan, pakistan tipi toplum hülyaları görüyorlardır geceleri muhtemelen. zaten inancının ahlak boyutuyla daha çok ilgili bir inanan da böyle abukluklarla uğraşmıyor, türbanlı kızı, karısı çalışıyor, seyahatini ediyor. ama işte gericilere yetmiyor bu kadarı, yetemiyor.

çok sorulmuş ama tekrarlamadan da edemeyeceğim neden 90? arapçı kardeşlerimiz buna bir devenin hörgücündeki suyun boşalma süresinde kadın gidip gelmiş olmalıdır, bu da 90 km ye tekabül eder falan gibi funky bir sebep uydurmuşlardır eminim. sorsan bunu savunan ve eminim içten içe gerçekleşmesini gönülden isteyen tekinin karısı bugün bahçelievler'de cipinin içinde tüm trafiği kilitledi, yanında da oğulceğizi ya da neo islamcı kocası falan yoktu, nasıl derler rahat tavırlarıyla da dikkat çekiyordu. duruşundaki vakardan henüz sekseninci kilometrede olduğunu anladım.

kıyamete inanmıyorum ama dinci ya da dini makamı temsil eden, bundan nemalanan biri yaşadığı çağla uyumlu, akıllı, insana saygılı tek bir laf ederse ertesi gün kopacak bence.
30'ların sonuna yaklaşmam hasebiyle etrafımda bolca bulunan kadın türü, bir kısmı eski dostum zaten, beraber büyüdük onlar 40'lara geçti ben 30'lara, bir kısmı yeni arkadaş.

yakın veya dolaylı tanıdığım, 40'lı yaşlarını süren 20 adet kadın saysam, 16'sı da muhteşem aşklar ve seksler yaşıyorlar. diğer 4'ü uzun süreli mutlu ilişkilerde, keyif aldıkları her şeyi özümsemişler, bir kısmı 40 sonrası yeni kariyer kurdu, çocukları olanlar sorumluluktan kurtuldu (büyüttüler) çocuğu olmayanlar iyi ki olmamış diyor, 20 kişiyse 18'i spor yapıyor, diğer 2'si zaten minyon falan spor yapmasalar da petite tatlı bir görünüşleri var. benim etrafımdaki 40 yaşlarındaki kadınlar çok güzeller ya. ben gittikçe özenmeye başladım, bir an önce gelsin valla o yaşlar. hele bir tanesi var 45 yaşında tam bir alfa, renkli gözlü uzun siyah saçlı çok güzel bir kadın, "35 yaş üstü erkek istemem" diyerek yıllarca güzel genç adamlarla gönül eğlendirdi, bu ara 47 yaşında bir adamla görüşüyormuş "valla kendine bakmış erkek olunca aynı yaş da iyiymiş" diyor.

20'lerde supermario gibi toplumsal puanları bing bing toplamaya çalışan, 30'larda kendini salamuraya yatırmış ruhsal arayış-sınır çizme yolculuğundan gına gelmiş olan kendime bakıyorum, bir de 40'lara. 40'lar süper ya. artık yolun yarısı 35 değil, 45 belli ki. ben niye şu an içe çökmüş yıldız gibi karadelik'e dönüştüm arkadaş daha 40'a da var. çok mutlulular ya çok parmak ısırıyorum.