Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
yazilanlara soyle bir goz gezdirdim. gozume carpan tum yorumlar saglikla iliskiliydi. dokunma yoluyla bulasabilecek hastaliklardan soz edilmis. haklilik payi var; ama benim deginmek istedigim konu baska: kisilerarasi mesafe.

bir mekanin nasil kullanildigi kulture, toplumlarin gelismisligi, nufus yogunluguna, bireye, baglama degiskenlere bagli olarak degistirmektedir. yine bu degiskenlere bagli olarak kisilerarasi mesafeler belirlenmektedir. bu mesafeler ise ozerklik, denetim ve mahremiyet ile ilgilidir ve soyle siniflandirilmistir:

1. kamusal mesafe: kamuya acik alanlarda insanlarin birbirleri arasindaki mesafe.
2. sosyal mesafe: tanidik insanlarin etkilesimde bulunurken aralarindaki mesafe.
3. bireysel mesafe: yakin arkadaslar ve aile ile etkilesimde bulunma mesafesi.
4. ozel mesafe: sarilma, dokunma, fisildama mesafesi.

turk kulturu, yuksek temasli kultur olarak siniflandiriliyor. yuksek temasli kultur hem fiziksel hem de iletisimsel olarak temasin yuksek oldugu kultur anlamina geliyor. cinsiyetler arasindaki temas cok daha dusuk olsa da arada belirli bir yas farki bulunuyorsa cinsiyetler arasindaki temas kabul goruyor ve dolayisiyla artiyor. hatta cinsel tacizlerin onunu de bu durum aciyor. koskoca adamlar, kucucuk cocuklari "sevme" bahanesiyle taciz ediyorlar ve bu durum "yetiskinler cocuklari tabii ki sevebilirler, sevecekler" diye savunuldugu icin varligini surduruyor.

o is oyle degil. oyle olamaz.

cocugun henuz kendisini ifade edecek bilissel gelismislikte olmamasi, sizin ona istediginiz gibi dokunabileceginiz anlamina gelmiyor; cunku siz, bir insanin ozel alanina girmis oluyorsunuz ve onun cocuk olmasi bu gercegi degistirmiyor. onun cocuk olmasi ya da sizin ondan daha guclu bir yetiskin olmaniz, ona her istediginizi yapabilme hakki vermez. ayrica, o kadar kucuk bir cocukla anne ve babasindan izin almadan fiziksel temasa gecmeyi dogru bulmuyorum. daha buyuk yastakiler icinse cocugun kendisinden izin alinmasi gerektigini dusunuyorum. cok yakininiz olmayan, hatta tanimadiginiz bir insanin gelip sizi minciklamasi, sapur supur opmesine iliskin neler dusunup hissedeceginize iliskin bir dusunun; siz de ona gore davranin.

bunlari neden mi anlattim? kisilerarasi mesafe diye bir durumun bireysel rahatligimizi saglamada, kendi ozerkligimizi ve denetimimizi surdurmede, mahremiyetimizi korumada cok buyuk bir onemi var; ama cogu insan bunun farkinda degil. birbirimizin mahremiyetine sozel olarak muhahalede bulundugumuz yetmiyormus gibi ozel alanlarini fiziksel olarak da isgal ediyor ve hatta bunu kendimize hak goruyoruz. kosullarin insanlari dip dibe bulunmak zorunda birakmasi bir yana, birbirimizin mesafelere dikkat etmeyi ogrenmedigimiz surece sinir kupu halinde dolasmayi surdurecegiz. kamusal alanlarda cikan kavgalarin bir kismi bencillige varan bu ozensizlik nedeniyle cikiyor.

ozetle, bu tartisma saglikla sinirlandirilamayacak kadar buyuk bir soruna isaret ediyor.

duzeltme: yazim yanlisi giderildi. kerim89'a cok tesekkurler.
ayakta dinlemeye 7000 tl istemek vicdansızlıktır.

11 ağustos 2019 pazar 19:00 petersburg sports and concert complex'te vereceği konser biletleri 450 tl'den başlamaktadır.

uçak biletlerine de baktım 1700-2100 arası saatlere göre gidiş geliş toplam. 1 gece otelde yatsanız. yiyip içip gezseniz. kişi başı 3000 liraya hallolur. antalyadan çok daha fazla eğlenirsiniz.
oha. "sizi ilgilendirmeyen başlıklara yazıp zırlamayın" diyor adam. yani kamuya olan borcunu ödemediğinde bunun diğer insanları ilgilendirmediğini iddia ediyor.

bu yetmezmiş gibi "zaten siz sigaraya da karşısınız" şeklinde demagoji yapıyor, insanları genelleyerek, kamplaştırarak argüman üretmeye çalışıyor.

zamanlamasından dolayı bu vergi uygulamalarının asıl amacını bilsem de, bu arkadaşlardan her bir kuruşuna kadar alınması gerekir bu kyk geri ödemesinin.

edit: gelmiş yine salak saçma argümanlar.

"x de vergi ödemiyor, ben de ödemiycem."* - sanki x ödemesin, sadece sen öde diyoruz adama. krediyi yerken paşalar gibi ye, ödemeye gelince ilkokul çocuğu gibi "ben yapmadım miki yaptı."

"elinde olsa sen de vergi ödemeyeceksin..."* - adamın yaptığı tespite bak, ben de herkesten gizliyorum sanıyorum yıllardır. zaten kyk bir vergi değil, sen kredi çekmeyi tercih etmişsin, borcunu ödememek için laf yapıyorsun. konu başka.
geldi yine siz donla gezerken bu adam rap yapyordu'cular. bi bitmediniz lan. adam 25 senedir bombok rap yapıyor, gerçekten müthiş bir başarı. *

neyse, vidyo çekmiş sayın apaçi, ghettodan geldik hala o karanlık sokaklardayız falan demiş. nesi karanlık sokakların lan?
0_o
alamanya gül gibi memleket, her yeri ışıklandırıp aydınlatmışlar, geldim bizzat gördüm. sizin havalı havalı ghetto dediğiniz yere biz gecekondu mahallesi diyoruz, çatır çatır içinde doğduk büyüdük. * *

serserilik yapmayıp, "bizi aşağıliyürlar, bizi ırkçıliyürlar" diye tribe girmeyip, işinize gücünüze baksaydınız siz de o vakıt. sanki kıbrıs barış harekatı yaptınız lan havalara bak. dazlaklarla kavga etmişlermiş, peh peh, götlerime bak hele. bir de çok bir sik başarmış gibi övüne övüne nasıl da serserilik yaptığını anlatıyor.

bu vitaminsiz haliyle de nasıl serserilik yapmış acaba. abi seni bıçaklayıp öldüremeyen dazlak da, dazlak bile sayılmaz zaten. sırma gibi saçları vardır allah bilir. pantene, blendax reklamlarında bile oynamıştır belki. *

sizin yaşınızda insanların evi barkı, çoluğu çocuğu var. orada hergün, içinde 130 gr et olan döner ekmek yiyorsunuz lan 5-6 euro'ya. gelin bakın, biz türkiye'de açlık oyunları oynuyoruz.

sikerim dramınızı sizin, hiç kusura bakmayın.

kendisiyle ilgili daha etraflıca yorumlarım:
(bkz: #93338763)
burada skandal olan sey yasak ask mi amk. bu kadar mi malsiniz? kimin siki kimin mında hic umrumda degil. burda beni rahatsiz eden kendisine yakin olmasi icin gorustugu kadini danismani yapmasi.

haber dogruysa esini aldatmasi milletvekilinin ve ailesinin problemi benim hic sikimde degil. ama milletin vergileriyle yanina liyakat sahibi olmayan birini danisman olarak aldiysa buna sessiz kalamam. kesinlikle bunun hesabini vermesi gerekiyor. ihtar, ihrac ya da zorla istifa, artik neyse cezasi cekmeli.

bu arada yasak iliski ariyorsan iktidar partisinin milletin gelecegini sikmesinde arayacaksin. ortada orgy var, tecavuz var amk, al sana bomba haber.
başlığı açan yazara hak veriyorum.
bu ağlayan çocuklar herhangi bir ihtiyaçları için ağlamıyorlar, insani de değil zaten ağlamaları.
hayvan gibi bağıra çağıra ebeveynlerine istediklerini yaptırmak için ağlıyorlar.
ağlayan çocukların ebeveynlerini gözlemleyin, çaresizliklerini izleyin. çocuğa karşı davranışlarına bakın ağlamanın sebebini anlarsınız.
(bkz: pasta yapmak) çok iyi kafa boşaltma yöntemidir. pandispanya kekini hazırlamak, kremasıyla uğraşmak ve meyvelere şekil vermek bir nevi oyun oynamak gibidir. hem kafanız boşalır hem de işin sonunda eseriniz ile mutlu olursunuz.
dandik çin malı dediği marka:

dünyaca kabul görmüş snapdragon işlemcileri kullanıyor
depolaması samsung'un ürettiği depolamalar
ram de samsung'dan
kameralar sony ve samsung'tan

xiaomi'ye kalan tek şey cihazın kasasını üretmek ve montajlamak. bunu da yapıp cihazı çok çok ucuza satıyorlar. ama pahalı olunca kaliteli cihaz alıyorum sanan salak kesim xiaomi kullananlara laf atıyor. * evet salak dedim.
geçen gün evimin garaj kapısına park etmiş arabanın silecegini kaldırdım.
bir başka gün aynı arac yine park etti. yine silecegini kaldırdım.
1-2 gün park etmedi.
3.gun yine park etti. plakadan kiralık araç şirketini arayıp, kullanıcısını uyarmalarını istedim.
yine 1-2 gün park etmedi.
dün akşam gece geldim. yine o araç. artık tak etti. sahibini bulamıyorum. lastiginin altına çivi attım. civiler de dik dursun diye mıknatısla birleştirdim. planım sabah işe giderken patlasın, biraz da o mağdur olsundu. sonra patladı mi bilmiyorum.
aksam yine eve geldim . tekrar lanetli araç garaj kapısında. bilerek yaptığını düşündüm. sahibini aradım bulamadım .
155i arayıp, "evimin garaj kapısına araç bırakmışlar giremiyorum" dedim.
sağolsun polis arkadaşlar gelip cekiciyle arabayı hiç de merak etmediğim bir yere götürdüler .
şimdi onlar düşünsün!
sabah erkenden arabayı almaya geldiğinde epeyce arar sanırım. adam bana g.tlügün kitabını yazdırdı 15 günde.
artık kirlendim sözlük.
not: hiç pişman değilim
bu soruya cevabı harry potter olanların, tekrardan lotr cemiyetine katılabilmeleri için harry’i kurban vermeleri gerekiyor. yukarıda söz edilmiş zaten. her ne kadar eğlenceli de olsa, lotr daha ağır basar.
diyarbakır'da uyuşturucu çetesini yakalatan muhtarın oğulları farklı zamanlarda öldürüldü.
lütfen muhtara sahip çıkalım burası vahşi batı'mı polis ve asker nerede? failler nerede? muhtarın can güvenliğini kim sağlayacak?

haber linki
şahsen şirin ve tatlı bir kadın ve heleki ayaklarıda zarif ve güzel ise işte tam on üzerinden on alacak hatundur.

birde burda belirtmek isterim,son yıllarda sanırım kadınlar arasında ayaklarına özen gösterme seviyesi arttı, şu yaz aylarında açık ayakkabı giyen çok fazla güzel ayaklı zarif kadın görmekteyim.bu gerçekten güzel bir şey, bakımlı kadınlar bence insana huzur veriyorlar.
oo içerisi bakırköy ruh ve sinir hastalıkları hastanesi gibi olmuş şerefsizim. ulan şunları süreceksin pamuk tarlasına, akşama kadar çapa yaptırıp akşam da traktörün kasasında zıplaya zıplaya köy evine götürüp bırakacaksın; gram hastalık kalırsa gel yüzüme tükür..
ekşici kafası çok değişik çalışıyor arkadaş. başlığı hortlatan yazarın da söylediği gibi, kadın bir melek olmasa da walt'tan çok daha masum biri, dizideki belki tek hatasından sonra da finale kadar gayet makul davranıyor ama sağa sola orospu skyler yazınca süper bir şey yaptığını sanan değişikler yüzünden diziyi yeni izleyenler kafa karışıklığı yaşıyor.

siktirin gidin yazarlık maaşınızı çekip altılı torku bira alın amk.
dolar'ın 4'ü gördüğü tarih 2018 nisan. elbette ki 4 psikolojik sınırdı ve 4'ü gördüğü nisan ortasında epey sıkıntı çekmiştik; sonradan yaşayacaklarımızı hiç bilmiyorduk tabii. haziran 2018 cumhurbaşkanlığı seçimi sonrasında haziran sonunda ise 4,56 idi. sonra aklımıza gelmeyecek sıkıntılarla karşılaşmamız, doların 7,15'i görmesi, insanımızın işsizliğin katlanması, yaşama maliyetinin istanbul'da en az 60% pahalılaşması...

bunları biz yaşadık, 1 seneden bile az zaman geçti üstünden... kalkıp şimdi dolar 5,5 altına düşünce sus pus olan muhalif gibisinden saçmalıklara imza attığınızda hissettiğimiz öfkeyi arttırırsınız, başka hiçbir işe yaramaz yaptığınız.
ortancadan hallice. kendim de ortanca olduğumdan hep bir ince dokunuş arzular ve sessizlikte daha çok anlam bulurum. kendime karşı acayip toleranslıyımdır ve fakat geçen her neyse bazen üzerimde ağırlıklar bırakır. ne kadar olsa ve şartlar dediğimiz gerekçeler devreye girse de yaşamın o yüzünde baş aktör olarak bir şeyleri değiştirme gücü illaki vardı diye paralarım kendimi bazen. ama çok kısa bir süre geçer ve yine kendimi tam manasıyla haklı çıkaramasam da geçip gidenin ardında bana kalan neyse onu olgunca kabul etmekten başka seçenek olmadığını anlarım.

kendinle aranı düzeltmek istiyorsan yaşadıklarını ve geçirdiğin yaşları yürüdüğün yola manzara yapmayacaksın. her adım bize lazım. bulunduğumuz yaş ve şartlar elimizden geldiğince pozitif algılanmalı. iyisi mi her yaşının en iyi temsilcisi olmaya çalış; o zaman hayattan zevk alır, kendine de azıcık saygı duyarsın. kendinle arayı düzeltmek bakış açısını değiştirecek kadar hareket ister.
iyi bir elektrik kablosu kullanılırsa 0,025saniye sonra yanar.

bazı arkadaşlar ışık hızı ile hesaplamış ama soru "izmirden yanan ışık ne kadar süre sonra çinden görünür " değil.
soru; izmirden elektiriği versek çinde ampul ne zaman yanar?

hesabı da şöyle izmir çin arası 6620 km civarı
elektrik yaklaşık saniyede 270bin km hızla akıyor.
6620/270.000= 0.025 civarı.

not : kablo düz kabul edilmiştir.
not 2: kesin hesap ; hesap kablo uzunluğu/kablonun elektrik iletim hızı ile bulunabilir.
not 3: annem böyle pasta yapmayı nereden öğrendi?
öncelikle 2000li yıllardan beri rap dinlediğimi, sizin (buradaki siz, fero, ezhel, şehinşah, khontkar, berkcan güven vb. müziği rap diye savunanlar) rap sandığınız şeyin rap müzikle alakası olmadığını belirteyim.
ortada çok boktan bir durum var ve buna türkçe rap başlığında değinmiştim. uyuşturucu, kadın, para ekseninde boktan bir müzik var ve bunu dinleyen 10-20 yaş aralığı çocuk, ergen ve ergenlikten kurtulamayanlar. bu boktan işlere tepkiyi sagopa kajmer'den ve ceza'dan beklerdim. sago bu konularda aşırı sessiz, ceza sağolsun feat attı bu dangalaklarla. tüm rapçilerin, rap dinleyenlerin bayıldığı fuat(ki ben bu malı hiç sevmem) bu adamların yaptığı işi eğlenceli bulduğunu söyledi bir röportajında. yani usta bildiğimiz adamlar suspus. dedik bu işe emek veren yılların rapçileri var, sağolsun çoğu bunlar gibi rap yapmaya başladı ya da hiç ses çıkarmadı bir kaç istisnayı saymazsak. yani paranın olduğu yeri fark eden, şarkılarında bahsettiği tüm idealleri, prensipleri sattı. baktık ses çıkmıyor, çıkaran da kendini pek duyuramıyor, yılların dinleyicisi olarak rapin katledişini izliyorduk üzgün gözlerle.

sonra bu tiplere bir diss gelmiş, herkes konuşuyor. kim dedim, norm dediler. güldüm geçtim, salak saçma diss atıp, eski sevgilisine hakaret ederek ünlü olmuş bir adam. fakat rap seven biri olarak dinledim. sonra tekrar dinledim, tekrar dinledim fark ettim ki, dinlemeden edemez olmuşum. en beklemediğim, hatta hiç beklemediğim bir adam ses etti bunlara ve bunu hem iyi bir şarkıyla hem de herkese göstere göstere yaptı. hiç sevmediğim adamı destekler oldum.

önünde çok ciddi bir potansiyel var, şu ara işleri tam tersine çevirebilir ve sago'dan, ceza'dan daha mühim bir iş yapabilir türkçe rap için.
killa hakan ses tonuyla okuyunuz:

ştt! bana bak ulan öyle konuşma boş boş,
gelirim evine, alırım anahtarını kapiş,
almanya'da köpek gibi gezdiririz seni; kaniş,
kan işersin, kan; havalanma yoksa başlar: iniş!

almanya'da çok savaştık, ateş ettik tane tane!
ama hiçbir yerime kurşun isabet etmedi bir tane!
fight kulüp'e girdik, ilk kural: bahsetme kimseye!
kan doldu ağzıma, yüzüme; kan damladı elbiseye!
amerika'da yaşasaydı vatana ihanetle yargılanacaktı. kuzenine söylemene gerek yok ama bu saatten sonra takır takır yapılması gerekenleri yapacaktır.

her geçen gün daha çok muz cumhuriyetine dönen canım ülkemde caydırıcılığı olan her ceza nimettir.

gelirini bildirmeyerek vergi kaçıran şahsa, hapis cezasından daha güzel olup muhteşem derecede caydırıcı olacak şekilde tabiri caizse kol gibi yerleştirilen ceza.
(bkz: haluk ulusoy) bu adam galatasaray’da başkanlık yapmadı, başkan yardımcılığı yapmadı. ama bazı yavşaklar tarafından onun döneminde galatasaray’ın kazandığı bütün başarıları bu adama bağlarlar.

ancak son 4 başkandan ikisi fenerbahçe, diğer ikisi beşiktaş yöneticisi hatta başkanlık yapmış veya başkanlığa soyunmuş isimler. ancak o orta malı yavşaklar yüzleri kızarmadan hala bunu bahane olarak kullanabiliyor.

daha ilginç olanı bu kendilerinde yöneticilik yapmış isimlerin döneminde de galatasaray’ın kollandığını söyleyecek kadar komik olabiliyorlar.

bu tür yaratıklara göre bu kişi döneminde fenerbahçe şampiyon olursa her türlü alnının akıyla olacaktır. galatasaray olursa yine tff çaycısının galatasaraylı olmasından dolayı kollandığı için şampiyon olduğu söylenecektir.
rezalet bir video

yok buraya gel'ler, yok sen buraya gelemezsin söyle ben geleyim'ler...
karanlık sokaklar'mış... yaşadıkları gerçekmiş...
sokaklar tehlikeliymiş. bizimkisi sahte hayatlarmış...

iq seviyesinin bir videodan ölçülebileceğinin somut kanıtıdır. çift haneli bir sayı tabelada beynin ön lobunda yanıp yanıp sönüyor sanki.
az önce aldatan kız arkadaşının 8 ay sonra evlendiğini duyan arkadaşına, kardeşim; "boş ver be kanka, hayırlı bir iş için aldatmış" ve "8 ayda neyi unutamadım. hamile bıraksaydın çocuğu olmuştu." gibi cümleler kurdu. bu gece hesabımı ona bırakıcam.
sigaraya geri başladıysan bok iç.

edt. sonradan aklıma geldi, seni yarı yolda bırakan dost bildiğin orospu çocuğu varya onunla barıştıysan, ettiklerini unuttuysan geber emi
hastanelerde de muayene önceliğimiz var. bu yüzden onda da ekranda engelli yazıyor. ben bir kez izmir alsancak devlet hastanesi'nde bunu söyledim ve düzeltildi. ancak bir kaç ay sonra yeniden engelli yazmaya başladı.
ben 7 yıldır engelliyim. gözle görünen bir engelim de yok (görme sorunu)
bu yüzden pek dert etmiyorum kendi adıma ama doğuştan engellilerin bu konuda daha hassas oldukları bilenen bir şey.
sistemin "iyiliği" için (kötüye kullanım vs) böyle bildirimler yapılıyor fakat bu her zaman ters tepiyor. hastanede "öncelikli" yazmaları yeterli. ulaşımda ise "ücretsiz" dese veya yazsa yeterli, değil mi?
tekerlekli sandalye vb gibi engelliler zaten kart basmıyor bile. bizim engelimizi de kimse bilmek zorunda değil. bir şikayeti olan varsa tc numaramı vereyim, gitsin şikayet edip raporumu sorgulasin. 7 ameliyatımin epikrizkerini de götüne soksun sonra...
kendisi de güzel bir bölüm okuduysa ve dört yıllık bir fakülte mezunuysa (örgün) gayet doğal bir istektir. çünkü hayata bakış açılarının ve geçmişte yaşadıklarının hatıralarının paralel olduğu bir kişiyi istiyordur.
*çok fazla kanaldan ulaşılabilir olmak ve iletişim kurmanın zorunlu hale gelmesi.
arkadaşınızdır, telefon numaranızı vermişsinizdir ama her nedense o görüşme talebini mail atarak iletir. başka biri instagramdan size yolladığı bir etkinlik görseli ile o etkinliğe gitmeyi öneriyordur ve tabi ki mesajı instagramdan yollamıştır. twitter’da paylaşılmış bir twitte, üyesi bile olmadığınız facebook grubunun organize edeceği geziye gitmek için twitterdan gelen mesajı görmüş olmalısınızdır. şimdi diyeceksiniz ki kapasiten mi az ne var bunda. yoo kafam zehir gibi maşallah ama bu dağınıklık hissi, her yerden kuşatılmış olma hali benim için bir problem. elbette ben kendi çözümümü buldum ve rahatım ama bu karmaşa yoruyor insanı.

*idealize edilen kavramlar ve o kavramlara ulaşamamanın verdiği başarısızlık hissi. başarısızlığın en kötü şey olduğu algısı.
sağlıklı beslenme, her iki yılda bir ortaya atılan değişik diyetler, belirtilen ürünü yersek öleceğimiz, ya da yeni çıkan besini tüketmezsek kısa yaşayacağımız düşüncesi. kabul ediyorum sağlıklı, organik katkısız beslenme olaylarına ben de biraz takıktım. yeri geliyor yediğin yemekten zevk almayı unutuyorsun. buna harcadığın mesai aldığın sağlığa değmiyor. insan vücudu düşündüğümüzden çok daha iyi bir makine. abartılmadığı müddetçe neyi nasıl dönüştüreceğini iyi biliyor. ama biz kendimizi rahat bırakmayı bilmiyoruz.
aynı şekilde bu yaptığımız iş, kazandığımız para, oturduğumuz ev, vs vs. hepsi için geçerli. ulaşamayacağını bildiğin bir hedefi kovalamak ve doğal olarak gelen başarısızlıkla derin bir kuyuya düşmek işten bile değil.

*acı kavramını yanlış konumlandırmak ve aslolanın hiç acı çekmemek olduğuna inanmak. oysa acı yönlendiricidir ve onu kabullenmek insanı büyütür, olgunlaştırır. mutluluğun temellerinden birinin vazgeçmeyi bilmek olduğunu okumuştum bir yerde. gerçi mutluluk bağımlısı olmak da ayrı bir sorun da neyse. "vazgeç kurtul kardeşim" akımının en kısa sürede dünyayı sarması dileğiyle...

*görünür olma ve varını yoğunu tezgaha koyma çabası. hiç öyle internet çağı diye bıkbıklamayacağım. bunun sebebi sosyal medya değil bence. özümüzde var ve insan için büyük muamma. sevildiğini “diğerlerine” ispat etmeye çalışmak dışarıdan çok acıklı görünüyor mesela. veya sahip olduklarını göstererek izleyiciyi buna ikna etmek için çırpınmak...
ve ardından gelen öfke, kıskançlık, önce çevrene sonra kendine vurma hali. özellikle en iyi sensin diye büyütülmüş ancak bu en iyi olmakla ilgili herhangi bir gelişme göstermemiş, kanıtsız, niteliksiz, yeteneksiz ve üstüne tembel olan bebeler saatli bomba gibi geziyor. maalesef bu sadece onların değil, aynı evreni paylaşan bizlerin de problemi.

* bir de benim gibi her şeyi çözmüş gibi görünenler var. dinledikçe şöyle ağzının üstüne çarpma hissiyatı uyandıranlar.
yok valla çözemedim, gözlemliyorum sadece. belki çoğunluğa göre biraz tuzum kurudur. yoksa ben de özünde "n'oluyo lan burda" diye dolanan, başka başka şeyleri kendine dert edinen biriyim. tespitlerim kendim hariç kimseyi bağlamaz. şiddete hayır!