benim de teorim var acilin.
--- spoiler 7x5 ---
--- spoiler 7x5 ---
cersei nin yeni bebesi cuce olacak. at fav'a bekle.
--- spoiler 7x5 ---
--- spoiler 7x5 ---
Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
vay arkadaş ne günlere kaldık!
bir sezon düşünün ki; başakşehir sevilla'yla oynuyor, fenerbahçe vardar diye bir takımla, galatasaray'sa piyasada yok.
bir sezon düşünün ki; başakşehir sevilla'yla oynuyor, fenerbahçe vardar diye bir takımla, galatasaray'sa piyasada yok.
yerinde bir sansür uygulamasıdır.
programın sunucusu dahil izleyenlerin büyük bir çoğunluğunun anlamadığı bir dilde konuşmaya izin verilemez.
adam küfür etse haberimiz olmayacak.
her şeyi geçtim adam zaten türkçe konuşarak kendini ifade edebiliyor.
duyar kasılacak bir şey göremedim.
edit: imla
programın sunucusu dahil izleyenlerin büyük bir çoğunluğunun anlamadığı bir dilde konuşmaya izin verilemez.
adam küfür etse haberimiz olmayacak.
her şeyi geçtim adam zaten türkçe konuşarak kendini ifade edebiliyor.
duyar kasılacak bir şey göremedim.
edit: imla
buraları şenlendirecek açıklama.
amerika için tamam da, henüz 12.yy'a geçmemiş ortadoğu'yu ne yaparız moruk. herifin elinden keleşle toyota'sını alsan karanlık çağ amk.
amerika için tamam da, henüz 12.yy'a geçmemiş ortadoğu'yu ne yaparız moruk. herifin elinden keleşle toyota'sını alsan karanlık çağ amk.
erkeklerin koyduğu orandır. zaaaa.
"erkek catir catir sikmedikce onu aldatmaktan saymaz. kadin ise duygusal bir bakismayi dahi aldatmaktan sayar."
kadınları seviyoruz ok ama bi siktir git amk ya. dıygısıl bi bıkışma. erdemliliğe bak ya, onu bile aldatmaktan sayarmış. bi de hepsi adına konuşuyor. ıyy tiksindim resmen.
"erkek catir catir sikmedikce onu aldatmaktan saymaz. kadin ise duygusal bir bakismayi dahi aldatmaktan sayar."
kadınları seviyoruz ok ama bi siktir git amk ya. dıygısıl bi bıkışma. erdemliliğe bak ya, onu bile aldatmaktan sayarmış. bi de hepsi adına konuşuyor. ıyy tiksindim resmen.
beni yak
kendini yak
herşeyi yak
kendini yak
herşeyi yak
maliyet hesabı ve türk insanı alım gücü baz alındığında 50 cc efes gibi standart biralar 3 tl, xtra gibi yüksek alkolluler 4, amsterdam gibi ithal ve ağır biralar da 5 tl olmalıdır.
yetti gayrı bu ne böyle bogulacaz ya. barlar falan da zam yapamiyor, zor ayakta duruyor. herifler eğlence, turizm gibi sektörleri yok ettiler.
tüm memleket halida oturup dini sohbet yapsın istiyor pezevenkler.
yetti gayrı bu ne böyle bogulacaz ya. barlar falan da zam yapamiyor, zor ayakta duruyor. herifler eğlence, turizm gibi sektörleri yok ettiler.
tüm memleket halida oturup dini sohbet yapsın istiyor pezevenkler.
(bkz: cami)
camilerin her gün harcadığı elektrik, temizlik ve diğer tüm giderleri cebinden giden vergi ile karşılanan ateist olduğu için bu da son derece hakkıdır.
edit: bazı arkadaşlar mesaj atıp caminin giderini cemaatin ödediğini yazmışlar. bunlar küçük camiler için geçerli olabilir ama ataşehir mimar sinan camii veya çamlıcaya şu anda dikilecek olan cami bitince giderlerini cemaatin ödeyeceğini düşünüyor olamazlar.
kaldı ki cami diyerek sığ bir örnek verdim. diyanete ayrılan bütçenin tamamı, ki az buz değildir, ateistlerin de cebinden çıkmaktadır. diyanet işler başkanının altına o beğenilmeyen arabaları çeken de biziz kısacası.
edit: bazı arkadaşlar mesaj atıp caminin giderini cemaatin ödediğini yazmışlar. bunlar küçük camiler için geçerli olabilir ama ataşehir mimar sinan camii veya çamlıcaya şu anda dikilecek olan cami bitince giderlerini cemaatin ödeyeceğini düşünüyor olamazlar.
kaldı ki cami diyerek sığ bir örnek verdim. diyanete ayrılan bütçenin tamamı, ki az buz değildir, ateistlerin de cebinden çıkmaktadır. diyanet işler başkanının altına o beğenilmeyen arabaları çeken de biziz kısacası.
(bkz: hanımcılıkta bugün)
tabiki bizim hanım.
tabiki bizim hanım.
altyazılı film izleyen hangi insan eşek herife az biraz olsun minnet borçlu değildir?
hepimiz izledik, hepimiz onun çevirileri ile film ve dizileri anladık, keyif aldık. filmin sonunda bazen kendi imzasını attı "eşek herif gururla sunar, bizden ayrılmayınız" vs gibi ve tebessüm ettik. hangi film, dizi torrente düşse gözümüz ilk onun çevirisini aradı, o ise tonla dizi ve tonla filme evren kadar zaman harcayıp çevirisini yaptı. ben bazen filmi izlemeye dahi üşenirken bu herif üçüncü sınıf filmlerin bile çevirisini üşenmeden yapıyor. bu azmi görünce insanın ufku açılıyor.
eşek herif bu işlerden az veya çok bir gelir elde ediyor mu bilmiyorum, umarım ediyordur, çünkü torrent paylaşan insanlar, filmlere altyazı hazırlayanlar vs benim nazarımda çok kıymetlidir. çünkü bizim gibi ayak takımından sayılan halk yığınına parasının yetmeyeceği filmleri, parasının yetmeyeceği oyunları, programları, bilimum şeyleri upload edip, çevirip vs amme hizmeti olarak sunuyorlar.
ve biz ayak takımı her geçen gün, her download sonrası bu gizli kahramanlara daha da borçlanıyoruz...
teşekkürler eşek herif...
hepimiz izledik, hepimiz onun çevirileri ile film ve dizileri anladık, keyif aldık. filmin sonunda bazen kendi imzasını attı "eşek herif gururla sunar, bizden ayrılmayınız" vs gibi ve tebessüm ettik. hangi film, dizi torrente düşse gözümüz ilk onun çevirisini aradı, o ise tonla dizi ve tonla filme evren kadar zaman harcayıp çevirisini yaptı. ben bazen filmi izlemeye dahi üşenirken bu herif üçüncü sınıf filmlerin bile çevirisini üşenmeden yapıyor. bu azmi görünce insanın ufku açılıyor.
eşek herif bu işlerden az veya çok bir gelir elde ediyor mu bilmiyorum, umarım ediyordur, çünkü torrent paylaşan insanlar, filmlere altyazı hazırlayanlar vs benim nazarımda çok kıymetlidir. çünkü bizim gibi ayak takımından sayılan halk yığınına parasının yetmeyeceği filmleri, parasının yetmeyeceği oyunları, programları, bilimum şeyleri upload edip, çevirip vs amme hizmeti olarak sunuyorlar.
ve biz ayak takımı her geçen gün, her download sonrası bu gizli kahramanlara daha da borçlanıyoruz...
teşekkürler eşek herif...
mlsv ve sonsuzluk ve bir gün birbirlerine yürüyorlar bence. feministlikmiş, kadın düşmanlığıymış hikaye. bunlar hep ince ince mesajlar. sonuçta büyük aşklar nefretle başlar.
bu arada bırakınız sevişsinler bırakınız çatırdasınlar.
bu arada bırakınız sevişsinler bırakınız çatırdasınlar.
elli yas ustu amca ve teyzelerin kazandigi savasin neticesidir.
son derece doğru bir açıklama. istanbul'da trafik kazası olduğunda ülke ekonomisi titriyor, depremde yarısı yok olsa ne olacak sanıyorsunuz?
eğer evliyse yaptığı herşey hayata dairdir ve mutlu bir evliliği vardır. çamaşır asan ev süpüren ütü yapan insandır öncelikle. bunların hiçbiri kadına veya erkeğe özellikle yüklenmiş görevler değildir. güzel olan paylaşmaktır.
(bkz: çeyiz.avi)
"hemen doğrulttum zıpkını, tık, zıpkında şiş yok. allahtan üstümde çakı var hemen çektim çakıyı atladım köpekbalığının üstüne, tak tak tak kafasına. "
kamera olmasaymış adama ziya muamelesi yapılacakmış.
kamera olmasaymış adama ziya muamelesi yapılacakmış.
fenerbahçeliyim, gelirse takımın futbol olarak ritmini, ben büyük topçuyum bu takımın evladıyım tribine girip takımın mental huzurunu bozacağının farkındayım.
normal koşullarda böyle bir futbolcu kesin gelsin galatasaray'a diye düşünmem lazım, ama konu ardaysa gelmesin kardeşim. ben galatasarayın şampiyonluğuna razıyım.
normal koşullarda böyle bir futbolcu kesin gelsin galatasaray'a diye düşünmem lazım, ama konu ardaysa gelmesin kardeşim. ben galatasarayın şampiyonluğuna razıyım.
bu yüzden kendi kendime sık sık "orada tatil yapanı siksinler" derim ve tatile yunan'a giderim..
en azından kel maganda terörü yok amk..
en azından kel maganda terörü yok amk..
doğru bir iddia. tıpkı dolar'ın euro'nun yuan'ın ya da altın'ın gerçek bir karşılığının olmaması gibi bitcoin'in de insanların ona olan inancı dışında bir karşılığı yoktur.
kavramsal olarak para dediğimiz şey 60 yıl öncesine kadar altındı. banknotlar altın karşılığı düzenlenmiş bir borç senediydi sadece. altın ise karın doyurmayan, silah olarak işlenemeyecek kadar yumuşak, iyi bir iletken olmasına rağmen bu alanda son 50 yıla kadar pek kullanılmayan, az olmasının dışında tek özelliği bozulmaması (soy metal, paslanmaz vs.) olan bir maddeydi.
amerika kıtasının keşfinden sonra manyak gibi altın çıkarmaya giden binlerce kişiyi (gold rush) westernlerde az çok görmüşsünüzdür. adamlar bildiğin dünyanın öbür ucuna saçma sapan bir metali çıkartıp zengin olmaya gittiler ve sağ kalıp dönenler ilginç bir biçimde zengin de oldular. kimse kardeşim sen bu altını neyin karşılığında çıkardın demedi. neden?
nedeni basit, para sadece bir konsensustur. para ticareti kolaylaştırmak için kullandığımız ve inandığımız bir araçtır. neye inanırsak onu kullanırız. bu altın da olabilir, kağıt da olabilir, bir hisse senedi de olabilir, eğer internet yeterince yaygınlaşırsa her an her cihaz internete bağlı olursa doğrulanabilen dijital bir veri de olabilir. (bu veri bitcoin olmak zorunda değil tabi ki, ama bitcoin buraya talip) hangisi kolayımıza gelirse, hangisini kalpazanlar rahat basamazsa, hangisi güvenilirse vs...
son 60 yıla damgasını vuran dolara gelecek olursak, doğduğumuz dünya parayı güçlü olan devlet basar, basabilir buna hakkı vardır gibi bir yanılgı oluşturuyor. halbuki devletlerin karşılıksız para basarak paranızın değerini emmesi değil, vergi toplayarak bütçelerini idame ettirmesi gerekir. (hatta osmanlı abd'nin aksine en güçlü olduğu dönemde bile altın nedenli mali kriz yaşamıştır.) bu sadece ikinci dünya savaşından sonra abd özelinde ortaya çıkan bir durum. savaşı atom bombası ile kazanan mutlak galibi ekonomik üstünlüğünü globalizmin de verdiği avantajla perçinledi. karşılıksız bastığı bu değerle sınırsız borçlanabilmenin önünü açtı. kimsenin de bu mutlak galibe karşı sesi çıkmadı. ama farketmiyor musunuz gelişen çin'in rusya'nın hatta hatta avrupa'nın sınırsız dolar basılmasından rahatsız olduğunu. dolar'ın arkasında sanıldığı gibi amerikan ekonomisi filan da yoktur, dolar basit bir konsensus haline gelmiştir sadece. çin ekonomisi abd'nin yüzde 60'ı olmuşken hayatınızda kaç defa yuan gördünüz?
mesele dolar olmadığı için çok uzatmaya gerek yok. bitcoin gelişim aşamasında bir proje; tutabilir, ya da tutmayabilir. benim konuyla ilgili görüşlerim (bkz: bitcoin) başlığında. size göre ponzi (piramit/titan saadet zinciri vs.) ise* bu bitcoinlerin karşılığı yoksa bu dolandırıcılığa bulaşmamanızdan ötürü kendinizi kutlayabilir ve bulaşan insanların başına geleceğini düşündüğünüz felaketten dolayı onlara acımaya devam edebilirsiniz.
kavramsal olarak para dediğimiz şey 60 yıl öncesine kadar altındı. banknotlar altın karşılığı düzenlenmiş bir borç senediydi sadece. altın ise karın doyurmayan, silah olarak işlenemeyecek kadar yumuşak, iyi bir iletken olmasına rağmen bu alanda son 50 yıla kadar pek kullanılmayan, az olmasının dışında tek özelliği bozulmaması (soy metal, paslanmaz vs.) olan bir maddeydi.
amerika kıtasının keşfinden sonra manyak gibi altın çıkarmaya giden binlerce kişiyi (gold rush) westernlerde az çok görmüşsünüzdür. adamlar bildiğin dünyanın öbür ucuna saçma sapan bir metali çıkartıp zengin olmaya gittiler ve sağ kalıp dönenler ilginç bir biçimde zengin de oldular. kimse kardeşim sen bu altını neyin karşılığında çıkardın demedi. neden?
nedeni basit, para sadece bir konsensustur. para ticareti kolaylaştırmak için kullandığımız ve inandığımız bir araçtır. neye inanırsak onu kullanırız. bu altın da olabilir, kağıt da olabilir, bir hisse senedi de olabilir, eğer internet yeterince yaygınlaşırsa her an her cihaz internete bağlı olursa doğrulanabilen dijital bir veri de olabilir. (bu veri bitcoin olmak zorunda değil tabi ki, ama bitcoin buraya talip) hangisi kolayımıza gelirse, hangisini kalpazanlar rahat basamazsa, hangisi güvenilirse vs...
son 60 yıla damgasını vuran dolara gelecek olursak, doğduğumuz dünya parayı güçlü olan devlet basar, basabilir buna hakkı vardır gibi bir yanılgı oluşturuyor. halbuki devletlerin karşılıksız para basarak paranızın değerini emmesi değil, vergi toplayarak bütçelerini idame ettirmesi gerekir. (hatta osmanlı abd'nin aksine en güçlü olduğu dönemde bile altın nedenli mali kriz yaşamıştır.) bu sadece ikinci dünya savaşından sonra abd özelinde ortaya çıkan bir durum. savaşı atom bombası ile kazanan mutlak galibi ekonomik üstünlüğünü globalizmin de verdiği avantajla perçinledi. karşılıksız bastığı bu değerle sınırsız borçlanabilmenin önünü açtı. kimsenin de bu mutlak galibe karşı sesi çıkmadı. ama farketmiyor musunuz gelişen çin'in rusya'nın hatta hatta avrupa'nın sınırsız dolar basılmasından rahatsız olduğunu. dolar'ın arkasında sanıldığı gibi amerikan ekonomisi filan da yoktur, dolar basit bir konsensus haline gelmiştir sadece. çin ekonomisi abd'nin yüzde 60'ı olmuşken hayatınızda kaç defa yuan gördünüz?
mesele dolar olmadığı için çok uzatmaya gerek yok. bitcoin gelişim aşamasında bir proje; tutabilir, ya da tutmayabilir. benim konuyla ilgili görüşlerim (bkz: bitcoin) başlığında. size göre ponzi (piramit/titan saadet zinciri vs.) ise* bu bitcoinlerin karşılığı yoksa bu dolandırıcılığa bulaşmamanızdan ötürü kendinizi kutlayabilir ve bulaşan insanların başına geleceğini düşündüğünüz felaketten dolayı onlara acımaya devam edebilirsiniz.
benim annem 20 sene önce intihar ederek hayatına son verdi.
ben o zaman 9 yaşındaydım, şimdiyse 29 yaşında kazık kadar bir kadınım.
bu gece ise, bu konu hakkında ilk defa yeni bir şeyler hissediyorum. 20 sene önceki bu tecrübeyle bağlantılı, daha önce yaşamadığım bir panik atak geçiriyor olmaktan dolayı da beynim şaşkınlıktan komaya girmiş durumda. titriyorum. bu itiraf bile beni hasta ediyor; 20 yılın acısı bugün, birden patlayan irin gibi. oluk oluk akıyor.
ben bunca sene, bir kez olsun bile "neden bizi bırakıp gittin?" diye isyan etmedim. son nefesini verdiği gün dahi, o minik ve naif beynimle -bakın kalbimle değil-, vardır bir bildiği dedim. duramadı, atladı aşağıya.
bu kadar basitti her şey.
bugün ise, sanırım ilk defa, kalbim devreye girdi. öz annem tarafından yalnız bırakıldığımın farkına vardım.
ilk önce bu terkedilmişlik duygusuyla tanıştım. saatlerdir de 20 senedir zaten olmayan kadının hayaletliğine, isyan edercesine, damarlarımı parçalaya parçalaya ağlıyorum.
peki neden şimdi? aslında sebebini de biliyorum.
bugün annemin doğum günü. yaşasaydı, 52 yaşında olacaktı. birden bir fotoğraf albümünü alıp, anneme bakasım geldi. normalde yapacağım iş değildir. geçmişi gömenlerdenim ben..
açtım albümü. baktım; baktım birlikte fotoğraflarımıza. sonra gördüm ulan. ilk defa. gördüm! fotoğraflarda, oradaki bakışlarında, bana dokunuşunda.. aslında yavrusunu sevdiğini gördüm.
sanırım, şu ana kadar beni zaten hiçbir zaman sevmediğini düşümüşüm; çekip gitmesi sebebiyle de bir isyana kapılma hakkını kendimde görmemişim ben.
artık biliyorum ulan. bu kadın beni sevmiş. sevmesine rağmen gitmiş.
vay amına koyayım. gitmeseymiş...
ben o zaman 9 yaşındaydım, şimdiyse 29 yaşında kazık kadar bir kadınım.
bu gece ise, bu konu hakkında ilk defa yeni bir şeyler hissediyorum. 20 sene önceki bu tecrübeyle bağlantılı, daha önce yaşamadığım bir panik atak geçiriyor olmaktan dolayı da beynim şaşkınlıktan komaya girmiş durumda. titriyorum. bu itiraf bile beni hasta ediyor; 20 yılın acısı bugün, birden patlayan irin gibi. oluk oluk akıyor.
ben bunca sene, bir kez olsun bile "neden bizi bırakıp gittin?" diye isyan etmedim. son nefesini verdiği gün dahi, o minik ve naif beynimle -bakın kalbimle değil-, vardır bir bildiği dedim. duramadı, atladı aşağıya.
bu kadar basitti her şey.
bugün ise, sanırım ilk defa, kalbim devreye girdi. öz annem tarafından yalnız bırakıldığımın farkına vardım.
ilk önce bu terkedilmişlik duygusuyla tanıştım. saatlerdir de 20 senedir zaten olmayan kadının hayaletliğine, isyan edercesine, damarlarımı parçalaya parçalaya ağlıyorum.
peki neden şimdi? aslında sebebini de biliyorum.
bugün annemin doğum günü. yaşasaydı, 52 yaşında olacaktı. birden bir fotoğraf albümünü alıp, anneme bakasım geldi. normalde yapacağım iş değildir. geçmişi gömenlerdenim ben..
açtım albümü. baktım; baktım birlikte fotoğraflarımıza. sonra gördüm ulan. ilk defa. gördüm! fotoğraflarda, oradaki bakışlarında, bana dokunuşunda.. aslında yavrusunu sevdiğini gördüm.
sanırım, şu ana kadar beni zaten hiçbir zaman sevmediğini düşümüşüm; çekip gitmesi sebebiyle de bir isyana kapılma hakkını kendimde görmemişim ben.
artık biliyorum ulan. bu kadın beni sevmiş. sevmesine rağmen gitmiş.
vay amına koyayım. gitmeseymiş...
bakanlar kurulunun resmî tatil ilan etme hak ve yetkisi bulunmamaktadır.
resmî tatiller kanunla düzenlenir.
devlet, patronu olduğu işçi, memur, sözleşmeli personel de dahil olmak üzere tüm çalışanlarına 2,5 gün idari izin verme tasarrufunu kullanmıştır.
devletin patronu olmadığı bir çalışana vatandaşı dahi olsa, izin vermesi gibi bir durum hukuken söz konusu olamaz.
hadise bundan ibarettir.
resmî tatiller kanunla düzenlenir.
devlet, patronu olduğu işçi, memur, sözleşmeli personel de dahil olmak üzere tüm çalışanlarına 2,5 gün idari izin verme tasarrufunu kullanmıştır.
devletin patronu olmadığı bir çalışana vatandaşı dahi olsa, izin vermesi gibi bir durum hukuken söz konusu olamaz.
hadise bundan ibarettir.
(bkz: bir gecede fakir kaldık)
hoşlanan kişinin kadının standartlarına uymadığını gösterir.
kadının istediği gibi bir erkek olsan (güç, para, yakışıklılık, kas, kültür artık kadının istediği neyse) çok romantik çok ponçik bir insan olacaksındır ama kadının istediği gibi olmadığın için bizim kadınlarımızda da insan gibi reddetme kültürü olmadığı için ağzına sıçıp gönderecektir.
kadının istediği gibi bir erkek olsan (güç, para, yakışıklılık, kas, kültür artık kadının istediği neyse) çok romantik çok ponçik bir insan olacaksındır ama kadının istediği gibi olmadığın için bizim kadınlarımızda da insan gibi reddetme kültürü olmadığı için ağzına sıçıp gönderecektir.
şu tatlı atışmayı, futbolun güzelliklerini görüp tebessüm etmek yerine "kol gibi geçirmiş, lafı sokmuş" zihniyetinde gördüğümüz için özellikle sporda bir arpa boyu yol gidemeyiz işte ülkecek.
bugün 8 tane entry girilmiş, 1-2 tanesi dışında mantıklı bir şey yok. artık hukukun ne olduğunu da unuttunuz. suç sizde değil tabii, yaşadığımız topraklar böyle maalesef.
idam savunucusu bir grup var, onlara dert anlatamıyoruz zaten. genelde okumayı da sevmedikleri için film önerebilirim (çok klasik olacak ama); the life of david gale. hiçbir şart ve koşul altında idam cezası kullanmamamız gerek. suçun açık biçimde kanıtlanmış olması bir şeyi değiştirmez, burada olayın iki boyutu var.
ilk olarak; ölene kadar özgürlüğünüz elinizden alınmış şekilde yaşamak mı daha zor gelir, yoksa bir anda ölmek mi? eğer cennet/cehennem gibi saçmalıklara inanıyorsanız size kötü bir haberim var; öldüğünüz zaman iptal oluyorsunuz. siyah ekran. yok yani o zırvalar. tamamen bitiyor. sanırım birçoğumuz uzun yıllar kapalı kalmanın daha büyük bir ceza olduğu konusunda hemfikir olacağız.
ikinci olay ise buna nerede sınır koyacağımız. birisi tecavüze idam gelsin der, diğeri vatan hainliğine (o da ne demekse artık, devletlerin uydurdukları bir kavram işte), böyle böyle gider. ben de yarın çıkar "bence yere çöp atanlar idam edilsin" demeye başlarım, işin sonu gelmez. ha tabii en sonunda herkesi öldürüp galaksiyi daha huzurlu bir yer haline getirebiliriz ama amacımız bu değil galiba.
idam diyenlerin nedeni genelde "iç soğutmak" oluyor. devletlerin oluşturduğu düzene tamamen karşıyım, hiçbir devletin olmadığı bir dünyada yaşamak isterim ancak mevcut durumu da gözardı edemem. aksi hayalcilik olur. hiçbir devlet, birisinin içi soğusun diye bir başkasını öldüremez. yapılan şey çok büyük olabilir, çok adice olabilir, her şey olabilir ancak iç soğutmak için insan öldürmeye başlarsak o işin sonu gelmez.
bir diğer grup da "bu ülkede hukuk mu var" diyenler, kendilerine kısmen katılıyorum. ancak bunun çözümü cezayı kendi elimizle vermek değil, daha iyi bir toplum yaratmaktır. daha iyi bir toplum yarattığımız zaman zaten hukuk düzenimiz de, yöneticilerimiz de daha iyi insanlar olacak çünkü onlar da aramızdan çıkıyor. örneğin; bugün ülkenin cumhurbaşkanı olan kişiye bakın, aynı karakterde insanlar her yerde. çıkın evinizden, atm'ye para çekmeye gidin, işte o sırada götünüze götünüze giren adam da o, kahvehanede bütün gün kağıt oynayıp sağa sola küfürler savuran adam da o.
cezayı kendi elimizle vermeye başladığımız zaman işin içinden hiç çıkamayız. ha bu durumdan iyi mi oluruz, kötü mü oluruz bilemiyorum ama hoşlanmayacağım bir sonuca varacağımızdan eminim. üstelik kendimizi daha az güvende hissedeceğiz, bu da kesin bir sonuç.
başka bir grup da babanın ceza almamasını savunuyor. yanlış. cezası neyse çekmeli, o zaman yine bir üstteki olaya çıkar; kendimizi güvende hissetmeyiz. herkes birbirine çekinmeden zarar vermeye başlar. zaten doğru düzgün bir sistem yok bu ülkede, iyice dandik bir yere dönüşür. hümanist muhabbeti yapanlar var, onlara cevap vermeye gerek yok. bunlar böyle bütün gün arkadaşlarıyla oturdukları ufak mahallelerinde daha "normal" bir insan görünce "öhöhöhö hümanist" diyen insanlar. hukukun üstünlüğünü savunmakla hümanist olmak farklı şeyler. ha tabii keşke herkes hümanist olsa.
bu yazdıklarımdan bir grup insan tecavüzcüyü savunduğumu çıkartacak, eskiden onlara laf anlatmak için çabalıyordum ama artık yapmayacağım. ne anlıyorsanız onu anlamaya devam edin. tecavüzün cezasının ömür boyu (ve hiçbir af imkanı olmadan) hapis cezası olması gerektiğini düşünüyorum. ancak bu insana hapishanede işkence edilirse ona da karşı çıkarım.
idam savunucusu bir grup var, onlara dert anlatamıyoruz zaten. genelde okumayı da sevmedikleri için film önerebilirim (çok klasik olacak ama); the life of david gale. hiçbir şart ve koşul altında idam cezası kullanmamamız gerek. suçun açık biçimde kanıtlanmış olması bir şeyi değiştirmez, burada olayın iki boyutu var.
ilk olarak; ölene kadar özgürlüğünüz elinizden alınmış şekilde yaşamak mı daha zor gelir, yoksa bir anda ölmek mi? eğer cennet/cehennem gibi saçmalıklara inanıyorsanız size kötü bir haberim var; öldüğünüz zaman iptal oluyorsunuz. siyah ekran. yok yani o zırvalar. tamamen bitiyor. sanırım birçoğumuz uzun yıllar kapalı kalmanın daha büyük bir ceza olduğu konusunda hemfikir olacağız.
ikinci olay ise buna nerede sınır koyacağımız. birisi tecavüze idam gelsin der, diğeri vatan hainliğine (o da ne demekse artık, devletlerin uydurdukları bir kavram işte), böyle böyle gider. ben de yarın çıkar "bence yere çöp atanlar idam edilsin" demeye başlarım, işin sonu gelmez. ha tabii en sonunda herkesi öldürüp galaksiyi daha huzurlu bir yer haline getirebiliriz ama amacımız bu değil galiba.
idam diyenlerin nedeni genelde "iç soğutmak" oluyor. devletlerin oluşturduğu düzene tamamen karşıyım, hiçbir devletin olmadığı bir dünyada yaşamak isterim ancak mevcut durumu da gözardı edemem. aksi hayalcilik olur. hiçbir devlet, birisinin içi soğusun diye bir başkasını öldüremez. yapılan şey çok büyük olabilir, çok adice olabilir, her şey olabilir ancak iç soğutmak için insan öldürmeye başlarsak o işin sonu gelmez.
bir diğer grup da "bu ülkede hukuk mu var" diyenler, kendilerine kısmen katılıyorum. ancak bunun çözümü cezayı kendi elimizle vermek değil, daha iyi bir toplum yaratmaktır. daha iyi bir toplum yarattığımız zaman zaten hukuk düzenimiz de, yöneticilerimiz de daha iyi insanlar olacak çünkü onlar da aramızdan çıkıyor. örneğin; bugün ülkenin cumhurbaşkanı olan kişiye bakın, aynı karakterde insanlar her yerde. çıkın evinizden, atm'ye para çekmeye gidin, işte o sırada götünüze götünüze giren adam da o, kahvehanede bütün gün kağıt oynayıp sağa sola küfürler savuran adam da o.
cezayı kendi elimizle vermeye başladığımız zaman işin içinden hiç çıkamayız. ha bu durumdan iyi mi oluruz, kötü mü oluruz bilemiyorum ama hoşlanmayacağım bir sonuca varacağımızdan eminim. üstelik kendimizi daha az güvende hissedeceğiz, bu da kesin bir sonuç.
başka bir grup da babanın ceza almamasını savunuyor. yanlış. cezası neyse çekmeli, o zaman yine bir üstteki olaya çıkar; kendimizi güvende hissetmeyiz. herkes birbirine çekinmeden zarar vermeye başlar. zaten doğru düzgün bir sistem yok bu ülkede, iyice dandik bir yere dönüşür. hümanist muhabbeti yapanlar var, onlara cevap vermeye gerek yok. bunlar böyle bütün gün arkadaşlarıyla oturdukları ufak mahallelerinde daha "normal" bir insan görünce "öhöhöhö hümanist" diyen insanlar. hukukun üstünlüğünü savunmakla hümanist olmak farklı şeyler. ha tabii keşke herkes hümanist olsa.
bu yazdıklarımdan bir grup insan tecavüzcüyü savunduğumu çıkartacak, eskiden onlara laf anlatmak için çabalıyordum ama artık yapmayacağım. ne anlıyorsanız onu anlamaya devam edin. tecavüzün cezasının ömür boyu (ve hiçbir af imkanı olmadan) hapis cezası olması gerektiğini düşünüyorum. ancak bu insana hapishanede işkence edilirse ona da karşı çıkarım.
gördüğüm kadarıyla görüntüdeki dr. oetker pizza falan değildir. 10 senedir yiyiyorum, öyle bir çeşidi yok.
teomandır, bırakır orasında sıkıntı yok. asıl mevzu, olayın gelişiminde saklı.
haber şöyle:
önceki gün kız arkadaşıyla birlikte nişantaşı'nda görüntülenen teoman, sinemaya gideceklerini söyledi. 49 yaşındaki şarkıcı, "sinemaya geri dönmeyi düşünüyor musunuz?" sorusuna şöyle yanıt verdi: "sinema artık benim için bitti. bundan böyle sadece şarkı söyleyeceğim" dedi.
yani demek ki adama sormasan, bırakmayacak sinemayı. ne diye sorup da adamın aklına düşürüyon arkadaşım? hayır belki bırakmayacak.
haber şöyle:
önceki gün kız arkadaşıyla birlikte nişantaşı'nda görüntülenen teoman, sinemaya gideceklerini söyledi. 49 yaşındaki şarkıcı, "sinemaya geri dönmeyi düşünüyor musunuz?" sorusuna şöyle yanıt verdi: "sinema artık benim için bitti. bundan böyle sadece şarkı söyleyeceğim" dedi.
yani demek ki adama sormasan, bırakmayacak sinemayı. ne diye sorup da adamın aklına düşürüyon arkadaşım? hayır belki bırakmayacak.
haberi okursak iki yılda %3+3+3+3 zammın toplamından bahsediyor. iki yıl az olmuş. şöyle on yıllık zammı toplayıp "yüzde 60 zam müjdesi" diye de haber yapabilirdiniz.
çomarın aptallığını hafife almayın, inanır.
ayrıca neden iki yıllık teklif verilmiş anlamadım. galiba önümüzdeki iki yıl enflasyon yüksek olacak. %20'yi rahat aşar. %12.5 zam ile vazelin alırsınız bol bol. her sene istikrarla büyüyen kazığa yer açmak lazım.
edit: toplu sozlesmeler iki yillik yapildigi icin boyleymis. bilgilendiren yazarlara tesekkurler. memurluk ya da maasla alakam olmadigi icin bilgim yoktu o konuda. fakat iki yillik enflasyonun sahte tuik rakamlariyla bile %12'yi asacagi da bir gercek.
çomarın aptallığını hafife almayın, inanır.
ayrıca neden iki yıllık teklif verilmiş anlamadım. galiba önümüzdeki iki yıl enflasyon yüksek olacak. %20'yi rahat aşar. %12.5 zam ile vazelin alırsınız bol bol. her sene istikrarla büyüyen kazığa yer açmak lazım.
edit: toplu sozlesmeler iki yillik yapildigi icin boyleymis. bilgilendiren yazarlara tesekkurler. memurluk ya da maasla alakam olmadigi icin bilgim yoktu o konuda. fakat iki yillik enflasyonun sahte tuik rakamlariyla bile %12'yi asacagi da bir gercek.
galatasaray'ın bulaşmaması gereken futbolcu. bjk'lilerde nasıl bir kem göz varsa isteyip alamadıkları futbolcular top oynamayı unutuyor.
linnes'i istiyorlardı, molde'nin sağ kanadını alaman otobanına çeviren viking aslanı minik bir kedi yavrusuna dönüştü. ozan tufan'ı istiyorlardı, şimdilerde göbeğini el arabasıyla gezdiriyor. van persie'yi istiyorlardı, sahte koşu reyisin futbol hayatı bitti, okeye dönüyor.
edit: saladze hatırlattı, bir de diego ribas vardı. fb, sonradan devreye girip bjk'nin elinden almıştı. brezilya milli takımında yıllarca oynamış adamla semazen diye taşşak geçmeye başlamıştık. sahanın ortasında beyblade gibi dönüyordu adam.
edit 2: yaradan verdikçe veriyor. bu kez de fideldediysekfidel meşhur mehmet topuz olayını hatırlattı.
linnes'i istiyorlardı, molde'nin sağ kanadını alaman otobanına çeviren viking aslanı minik bir kedi yavrusuna dönüştü. ozan tufan'ı istiyorlardı, şimdilerde göbeğini el arabasıyla gezdiriyor. van persie'yi istiyorlardı, sahte koşu reyisin futbol hayatı bitti, okeye dönüyor.
edit: saladze hatırlattı, bir de diego ribas vardı. fb, sonradan devreye girip bjk'nin elinden almıştı. brezilya milli takımında yıllarca oynamış adamla semazen diye taşşak geçmeye başlamıştık. sahanın ortasında beyblade gibi dönüyordu adam.
edit 2: yaradan verdikçe veriyor. bu kez de fideldediysekfidel meşhur mehmet topuz olayını hatırlattı.
müşterisizlikten son 5 yıldır ağaç kemiren 12 yıllık bir turizmci olarak ağustos ayında yaptığım tespit..
evet lan!
elin oğlu tatvan'dan geliyor, marmaris'te garson olarak çalışıp 6 ayda sıfırdan aksanlı ingilizce konuşup 2 yıla da hatun ayarlayıp kapağı london'a atıyor, sen hala burada 31..
geçmiş, şimdiki ve gelecek zamanı bil, 40 tanesi fiil olmak üzere 200 tane yabancı kelime ezberle olay tamam..
hatta bu taktiği fransızca, ispanyolca,japonca,rusça vs'ye de uyarlayabilirsin..
yahu günlük hayatta türkçe kaç tane fiil kullanıyoruz ki?
en çok kullandığımız fiiller:
sikmek
sokmak
sıçmak
koymak
yemek
içmek
gitmek
gelmek
almak
bakmak
vs...
geri kalanı da sıfat ve nesne-bina isimleri işte:
uzun
kısa
ağır
hafif
zengin
fakir
orospu çocuğu
amın feryadı
piç
okul
ev
hastane
adliye
elma
armut
bim poşeti
vs. gibiler..
işte bunlardan toplamda 200 adet ezberle, sal kendini fethiye'ye çatır çatır konuş..
öyle yıllarca kurslara vs. gitmene gerek yok amk.
kendin de yaparsın.
(bkz: diy)
evet lan!
elin oğlu tatvan'dan geliyor, marmaris'te garson olarak çalışıp 6 ayda sıfırdan aksanlı ingilizce konuşup 2 yıla da hatun ayarlayıp kapağı london'a atıyor, sen hala burada 31..
geçmiş, şimdiki ve gelecek zamanı bil, 40 tanesi fiil olmak üzere 200 tane yabancı kelime ezberle olay tamam..
hatta bu taktiği fransızca, ispanyolca,japonca,rusça vs'ye de uyarlayabilirsin..
yahu günlük hayatta türkçe kaç tane fiil kullanıyoruz ki?
en çok kullandığımız fiiller:
sikmek
sokmak
sıçmak
koymak
yemek
içmek
gitmek
gelmek
almak
bakmak
vs...
geri kalanı da sıfat ve nesne-bina isimleri işte:
uzun
kısa
ağır
hafif
zengin
fakir
orospu çocuğu
amın feryadı
piç
okul
ev
hastane
adliye
elma
armut
bim poşeti
vs. gibiler..
işte bunlardan toplamda 200 adet ezberle, sal kendini fethiye'ye çatır çatır konuş..
öyle yıllarca kurslara vs. gitmene gerek yok amk.
kendin de yaparsın.
(bkz: diy)
mal turnasolu gibi başlık. şu başlıkta yine motorcular mağdur diyen malların hepsini engelleyin hayatınıza kalite katmış olursunuz. konu şeridinde giden adamı dövmek üzerine kurulu ama bizim mal gelip geçen köprü üstünde motorcu şunu yapıyordu diye örnek verip dayak yiyen adamı haksız çıkarmaya çalışıyor. bu mantığa göre pazardan aldığınız bir poşet eriğin içinden 5-10 tanesi bozuksa dünyadaki bütün erik satanlar orospu çocuğu.
mal diyince kızıyorsunuz sonra amına koim sapla samanı karıştırmadan konular üzerine yorum yapamayacak kadar mal ve pis düşüncelere sahipsiniz.
mal diyince kızıyorsunuz sonra amına koim sapla samanı karıştırmadan konular üzerine yorum yapamayacak kadar mal ve pis düşüncelere sahipsiniz.
20 yıllık periyoduna canlı şahit olduğum, eski eşimin amcasıdır. gerçekten tembel bir insandı. işi gücü tuttuğu takımı gazeteden, tv'den takip etmek, suya sabuna dokunmadan yaşamaktı.
bu zaman zarfında, 6 tane dairesini tek tek satarak faiziyle geçinmiştir. sonunda satacak sadece oturduğu ev kalmış,en sonunda onu da satmış kiraya çıkmıştır.
yaşlılığı 2 göz odada geçti ve varlıktan yokluğa düşerek öldü.
kısaca; faiz geliriyle geçinmek, kaybedeceğin zamanlara doğru olan bir yolculuktur.
bu zaman zarfında, 6 tane dairesini tek tek satarak faiziyle geçinmiştir. sonunda satacak sadece oturduğu ev kalmış,en sonunda onu da satmış kiraya çıkmıştır.
yaşlılığı 2 göz odada geçti ve varlıktan yokluğa düşerek öldü.
kısaca; faiz geliriyle geçinmek, kaybedeceğin zamanlara doğru olan bir yolculuktur.
konsere gitmek bence mantıksız değil ama düşününce konser bir garip.
üç beş insan +x yönüne bakıp önceden belirlenmiş bazı sözleri ritmik olarak tekrarlıyor, bu sırada çok daha kalabalık olan bir grup -x yönüne bakarak o insanları izliyor dinliyor falan.
bir çeşit ayin gibi.
üç beş insan +x yönüne bakıp önceden belirlenmiş bazı sözleri ritmik olarak tekrarlıyor, bu sırada çok daha kalabalık olan bir grup -x yönüne bakarak o insanları izliyor dinliyor falan.
bir çeşit ayin gibi.
ankara ile ilgili sözlükte iyi kötü her türlü yorum yapılmıştır.
fakat "atatürk burada ne bulmuş arkadaş?" diyeni ilk defa görüyorum.
aslında karargahını 1919'u 20'ye bağlayan kış beyoğlu'nda, 1920 yazında ise ölüdeniz kenarında kurmalıydı. çok zevksizmiş (!)
ankara o kurtuluş mücadelesine ev sahipliği yapmasa .....
neyse boş ver.
bir şey olmazdı.
fakat "atatürk burada ne bulmuş arkadaş?" diyeni ilk defa görüyorum.
aslında karargahını 1919'u 20'ye bağlayan kış beyoğlu'nda, 1920 yazında ise ölüdeniz kenarında kurmalıydı. çok zevksizmiş (!)
ankara o kurtuluş mücadelesine ev sahipliği yapmasa .....
neyse boş ver.
bir şey olmazdı.
onlara ne, bize ne.
insanların dini bir inancı olabilir veya olmayabilir. sonradan değiştirmiş de olabilir. bunu kendi içinde yaşamak varken neden millete duyursun ki insan.
cuma namazında selfie çeken dayılardan ne farkı kalıyor bunun
insanların dini bir inancı olabilir veya olmayabilir. sonradan değiştirmiş de olabilir. bunu kendi içinde yaşamak varken neden millete duyursun ki insan.
cuma namazında selfie çeken dayılardan ne farkı kalıyor bunun
sen bir de iphone haberlerindeki yorumlara bak.
geleneksel android şenliklerine geldim sanıyorum her okuduğumda.
geleneksel android şenliklerine geldim sanıyorum her okuduğumda.
çıta o kadar düşük ki, adamdan beklenen tek gelişim kilo vermesi aq.
- bak şimdi, benim yatım, villam var ya...
+ evet
- yatımda kaptanım ve miçolarım, villamda havuzum, hizmetçilerim var ya...
+ evet
- sen bunlara göz koymazsan, ibadet edip bulunduğun duruma şükredersen senin de olacak.
+ ne zaman?
- ölünce, öbür tarafta.
+ a iyiymiş.
(bkz: bütün dinlerin fakirlere seslenmesi)
+ evet
- yatımda kaptanım ve miçolarım, villamda havuzum, hizmetçilerim var ya...
+ evet
- sen bunlara göz koymazsan, ibadet edip bulunduğun duruma şükredersen senin de olacak.
+ ne zaman?
- ölünce, öbür tarafta.
+ a iyiymiş.
(bkz: bütün dinlerin fakirlere seslenmesi)
"bizi neden dünyaya getirdiniz" sorusuna "hastalandığımızda bize bakın diye " cevabını veren annemin ve bu zihniyetle karşılık verenlerin bencil olduğunu düşünmem;
"sen neden doğurmuyorsun bak çok harika bir şey " diyen arkadaşların 5 dakika çocuk güzellemesi yapmalarından 2 dakika bile geçmeden 2 saat boyunca çocuklarıyla ilgili şikayet etmeleri;
bitmek bilmeyen depresyona çare olarak sunulan çocuk fikrini saçma ve çok riskli bulmam;
dünyada yeterince acı çeken insan olması ve buna yenilerini eklemek istememem;
söz konusu kararın çok büyük bir sorumluluk ve geri dönülemez bir sonucu olması;
kendim ne kadar berbat bir annenin elinde büyüdüysem bu ve benzeri düşüncelerim daha çocukluk yıllarında oluştu. "aa neden öyle düşünüyorsun senden harika bir anne olur!" diyenlere ise ancak içimden "beni tanımıyor ve anlamıyorsunuz. dahası kalıplaşmış klişelerinizden kurtulamıyorsunuz. neden bu soru binlerce kez sorulur ve verdiğim "istemiyorum ." yanıtı yeterli gelmez ve sorulmaya ve irdelenmeye dahası ikna edilmeye çalışırım anlamıyorum. ben size neden böyle bir anne banasınız neden bu çocuğu böyle yetişirdiniz diye uzuuun uzuuun sorgulamıyorum. çünkü ne yazık ki benim gibi düşünen çok insan yok ve böyle kişisel konularda irdeleyen hatta sorgulayıp yargılayan tıynette degiliz. zaten bu yüzden bu kadar rahat konuşabiliyorsunuz.
"bana bu soruyu sormaya hakkınız yok. ve sizin gibi yaşamaya mecbur değilim."
"sen neden doğurmuyorsun bak çok harika bir şey " diyen arkadaşların 5 dakika çocuk güzellemesi yapmalarından 2 dakika bile geçmeden 2 saat boyunca çocuklarıyla ilgili şikayet etmeleri;
bitmek bilmeyen depresyona çare olarak sunulan çocuk fikrini saçma ve çok riskli bulmam;
dünyada yeterince acı çeken insan olması ve buna yenilerini eklemek istememem;
söz konusu kararın çok büyük bir sorumluluk ve geri dönülemez bir sonucu olması;
kendim ne kadar berbat bir annenin elinde büyüdüysem bu ve benzeri düşüncelerim daha çocukluk yıllarında oluştu. "aa neden öyle düşünüyorsun senden harika bir anne olur!" diyenlere ise ancak içimden "beni tanımıyor ve anlamıyorsunuz. dahası kalıplaşmış klişelerinizden kurtulamıyorsunuz. neden bu soru binlerce kez sorulur ve verdiğim "istemiyorum ." yanıtı yeterli gelmez ve sorulmaya ve irdelenmeye dahası ikna edilmeye çalışırım anlamıyorum. ben size neden böyle bir anne banasınız neden bu çocuğu böyle yetişirdiniz diye uzuuun uzuuun sorgulamıyorum. çünkü ne yazık ki benim gibi düşünen çok insan yok ve böyle kişisel konularda irdeleyen hatta sorgulayıp yargılayan tıynette degiliz. zaten bu yüzden bu kadar rahat konuşabiliyorsunuz.
"bana bu soruyu sormaya hakkınız yok. ve sizin gibi yaşamaya mecbur değilim."
başka takımlar iyi oynarsa "barcelona gibi oynadı" derler, galatasaray iyi oynarsa "galatasaray gibi oynadı" derler. aramızdaki fark'ı en iyi böyle anlatabiliriz sanırım.
çünkü çok üşeniyorum. tanış, espri yap, güldür, jest yap, sempatik ol, ilgisini çek, buluşma teklif et, saatlerce whatsapp'ta telefonda görüş, düşün taşın hediye bul al, tavlamaya çalış, geceleri uykusuz kal. ohoooo.. uzun iş. kim uğraşacak. şimdi düşünürken bile yoruldum. kalsın birader.
"utan izmir", "yine mi izmir" diyerek lafı, laikliğe, atatürkçülüğe bağlayan denyoların memleketine gitsen köylüleri halâ eşek sikip, şeyhlerinin sikini öpüyor..
sizin şu ikiyüzlü sıfatınıza tükürürdüm de ondan da anlamazsınız...
tanım; potansiyelliği de geçmiş bir sapığın yaptığı eyemdir.
ayrıca hayvanlara karşı işlenen suçların cezası artmadıkça, devam edecek vahim olaylardan bir tanesidir maalesef.
sizin şu ikiyüzlü sıfatınıza tükürürdüm de ondan da anlamazsınız...
tanım; potansiyelliği de geçmiş bir sapığın yaptığı eyemdir.
ayrıca hayvanlara karşı işlenen suçların cezası artmadıkça, devam edecek vahim olaylardan bir tanesidir maalesef.
kendine bakmayan, takım arkadaşının başarılı olmasını kıskanan, cahil, takım arkadaşları ile yeniçericilik oynayan, doğru düzgün idman yapmayan yerli futbolcular bunu ders olarak kabul etmeyecek ve "türk futbolunu bitiriyorlar" diye goy goy yapacaklar.
gerizekalı mal oğlu mal yorumcular da futbolcuları savunacaktır.
gerizekalı mal oğlu mal yorumcular da futbolcuları savunacaktır.
tek tek isimler okunup şubelere dağıtılıyordu. a şubesi bitti. b şubesi de bitti. c şubesine en son kişi olarak benim ismimi okudular. niye ben sonuncuyum diye ağlamıştım. şans daha o zamanlardan beri kendini açıkça belli etmiş. şanstan yana hiç yüzüm gülmedi. kahpe felek.
tanrının insanı yaratmasıyla vuku bulmuştur. beni son günlerde en çok üzen konu budur. nedenlerini açıklayayım. merak etmeyin öyle laf kalabalığı yapıp uzatmayı düşünmüyorum.
tanrıdan kastım deistlerin felsefesinde ne yaptığının farkında olmayan, serseri bir tanrı algısı değil. ne yaptığının bilincinde olan bir tanrıdan, dinlerde konu olunan tanrıdan bahsetmekteyim.
tanrı bildiğiniz üzere zaman ve mekandan münezzehtir. en azından yaygın düşünce budur. tanrının mekan kapladığını söyleyenler yok değil ama kaale almıyorum onları. gerçi tanrının yer kaplaması veya insanın soyut düşüncede tanrıyı oturttuğu kalıp ayrı bir tartışma konusudur. hemen bu boyutu es geçiyorum.
tanrı, insanı yaratınca ona belli görevler yüklemiştir. verdiği ahlaki ödevlerin yanında ona ibadet edilmesini de emretmiştir. sözlerini dinleyen kullarını cennetle ödüllendirip, karşı çıkanlarınsa cehenneme sürüleceğini yeminler ederek beynimize kazımıştır.
şu halde cennet ve cehennem insan için bir vaattir. bu nokta dananın kuyruğunun koptuğu yerdir. birisine söz verdiğiniz an o sözün esiri olursunuz. mesela tanrının artık bizi terk etme veya cennet cehenneme koymama lüksü yoktur. siz iyi bir kulsanız sizi cennete koymak zorundadır. sizi cennete koymama gibi bir özgürlüğü yoktur. bizi takip etmek zorundadır. tanrı insanı yarattığı an insana bağımlı olmuştur. biz artık onun sorumluluğundayızdır. ha bu sorumluluğu hiçe saysa ne olur? bunu yapma iradesi yok mudur? elbette vardır. ama bu kez de erdemsiz bir varlık haline dönüşür. yani ya özgürlüğünden ya da erdeminden olmak zorundadır.
işin ironik tarafına gelirsek, insan yaratılınca tanrı özgürlüğünden oldu dediysek şeytan da özgürleşmiştir demek zorundayız. şeytan belki de tanrının artık özgürlüğünden olmasını ve iradesini basit bir yaratılana bağlamasını hazmetmemiştir. kendi iradesini özgür kılarak özgürlüğünü tanrının özgürlüğünün bile ötesine taşımıştır.
kısacası özgür tek varlık vardır o da şeytandır.
tanrıdan kastım deistlerin felsefesinde ne yaptığının farkında olmayan, serseri bir tanrı algısı değil. ne yaptığının bilincinde olan bir tanrıdan, dinlerde konu olunan tanrıdan bahsetmekteyim.
tanrı bildiğiniz üzere zaman ve mekandan münezzehtir. en azından yaygın düşünce budur. tanrının mekan kapladığını söyleyenler yok değil ama kaale almıyorum onları. gerçi tanrının yer kaplaması veya insanın soyut düşüncede tanrıyı oturttuğu kalıp ayrı bir tartışma konusudur. hemen bu boyutu es geçiyorum.
tanrı, insanı yaratınca ona belli görevler yüklemiştir. verdiği ahlaki ödevlerin yanında ona ibadet edilmesini de emretmiştir. sözlerini dinleyen kullarını cennetle ödüllendirip, karşı çıkanlarınsa cehenneme sürüleceğini yeminler ederek beynimize kazımıştır.
şu halde cennet ve cehennem insan için bir vaattir. bu nokta dananın kuyruğunun koptuğu yerdir. birisine söz verdiğiniz an o sözün esiri olursunuz. mesela tanrının artık bizi terk etme veya cennet cehenneme koymama lüksü yoktur. siz iyi bir kulsanız sizi cennete koymak zorundadır. sizi cennete koymama gibi bir özgürlüğü yoktur. bizi takip etmek zorundadır. tanrı insanı yarattığı an insana bağımlı olmuştur. biz artık onun sorumluluğundayızdır. ha bu sorumluluğu hiçe saysa ne olur? bunu yapma iradesi yok mudur? elbette vardır. ama bu kez de erdemsiz bir varlık haline dönüşür. yani ya özgürlüğünden ya da erdeminden olmak zorundadır.
işin ironik tarafına gelirsek, insan yaratılınca tanrı özgürlüğünden oldu dediysek şeytan da özgürleşmiştir demek zorundayız. şeytan belki de tanrının artık özgürlüğünden olmasını ve iradesini basit bir yaratılana bağlamasını hazmetmemiştir. kendi iradesini özgür kılarak özgürlüğünü tanrının özgürlüğünün bile ötesine taşımıştır.
kısacası özgür tek varlık vardır o da şeytandır.