30 yaşında iki yıllık evli ve çocuk doğurmak istemeyen bir kadınım.
yazılanların bazılarına şaşırdım, doğurmak istemeyene kızan, hatta salak diyen bile olmuş.
hormonlar... sürekli hamile kalmamı söyleyen, hamilelikte sürülen sefanın bebek doğduktan sonra da devam edeceğini ve herşeyin bebeği kucağına aldığın ilk an gibi muhteşem keyifli, agucuklu gugucuklu, eğlenceli oyunlu, kahkahalı çok neşeli olacağını sürekli fısıldayan hormonlar... bu hormonlar uykusuz geceleri, hastalığı, yardım etmeyen zahmet edip uykusundan uyanmayan babayı, çocuğa bir gelecek vermenin çok ama çok büyük bir sorumluluk olduğunu ve esas sorumluluğun annede olduğunu söylemez.
gerçekler... evliliğin sancılı ilk yılları, on yıllık ev kredisi, eve giren iki maaş ama lüks merakımız ya da gereksiz harcama huyumuz olmamasına rağmen birikmeyen bir para, doğum için 20.000 iyi bir anaokuluna 60.000 lira paha biçildiğini bilmek, bu hedefe ulaşmanın imkansızlığı, bu paranın çok ama çok azını kazanmak için aslında sevmediği bir işte çalışan ve sekizde servise binip akşam tükenmiş bir şekilde eve gelen bir kadın.. bunlar iç nedenler. bir de dış faktörler var. kötü yönetilen, ekonomisi kötü, şehirlerinde bombalar patlayan, savaşın eşiğine getirilmiş bir ülke. kreşten başlayan bozuk eğitim sistemi. küçücük yaşta intihar eden, tacize tecavüze uğrayan, kaçırılan öldürülen, açlıktan yokluktan ölen çocuklar. gözümün bebeği çocuğumun rakibinin küçük bir imam/imame olacağı gerçeği.
okumayan, okusa da anlamayan bir nesil içine çocuk doğurmak cesaret ister.
üç çocuk az beş çocuk doğurun talimatıyla patır patır doğuranlara karşı benim bir çocuğum? yok ya.
öyle atıp tutmakla olmaz o iş. sorumluluğu ağır bulan, cesareti olmayan, korkuları olan, imkanı olmayan, geleceğe umutla bakamayan, çocuğu veren rızkını da verir kolaycılığına kaçmayan, sırf annelik duysunu tatmak için doğurmaya yeltenmeyen kadınları kınamak kimseye kalmadı. teşekkürler lütfen.