Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
tudor'u takım 2. sıradayken ıslıklayan fatih terim tezahüratı yapan ultra menfaatçiler terim'i istifaya davet ediyor mu? telefonunu çıkarcı dayılar gibi terimcilik yapan mallar sizin yeriniz galatasaray değil gidin akp'ye üye olun orada putçuluk yapın.
61 yaşındayım. eskileri benden dinleyin... :)
35'lik ya da 70'lik yeni rakı bakkal efendinin hemen arkasındaki rafta dizili olurdu. isteyene gazete kağıdına sararak verirdi. 7,5 liraya rahmetli babama 70'lik büyük rakı satın aldığımı hatırlarım. ucuzdu.
kaliteli şaraplar, tekel birası çok ucuzdu. herkesin almaya gücü yeterdi.
devlet, alkollü içki ve sigara üzerinden şimdiki akp iktidarı gibi vatandaşı soymak gibi bir düşüncesi olmazdı.
filtreli ve filtresiz sigara fiyatları oldukça makul seviyedeydi. sigara almak tiryakilere ekonomik bir yıkım getirmezdi.
ilkokulda kızlar ya da erkekler siyah önlük giyer, beyaz yaka takardı. herkes kapkara bir görüntü sergilerdi. akıllara zarar bir durumdu.
evler sobalı olduğundan yazın, kışın yakacağınız kömürü ve odunu temin ederdiniz. herkes belediyeye başvurup kok ya da linyit kömürü parasını peşin yatırıp, geleceği günü beklerdik. kömür yakıldığından kışın dışarıda nefes almak sorun yaratırdı.
para kıymetliydi. rakamlar küçük ama liranın yaptığı iş büyüktü. ilkokuldayken kantinden 25 kuruşa gazoz ve kek alır yerdim. ilkokullarda beslenme saatinde, amerikan yardımı süt tozundan yapılma güğümle sıcak süt ve sandviç verirlerdi. kimse sütü içmek istemez, zorla içirirlerdi.
fırından bakır on kuruşa ekmek aldığımı gayet iyi hatırlarım. ekmek de şimdiki ekmekler gibi kofti, içi boş sandviç büyüklüğünde ekmekler değil. bayağı büyük baba bir ekmekti. hatta halk arasında "adama bak bir oturuşta bir ekmek yiyor!.." diye bir deyiş vardı. bir ekmeği bir öğünde yiyip tüketebilmek çok sıra dışı bir olaydı...
bakkallar veresiye mal verirlerdi. her bakkalın veresiye defteri olurdu. ay başında tahsil ederdi.
et balık kurumu devletindi... mahalle aralarına et balık kurumunun arabası gelirdi. herkes etini, kıymasını buradan paket halinde alırdı. oldukça ucuzdu. etler hem kaliteli hem de lezzetliydi. devlet üretme çiftliğinden peynirimizi, aoç'den balımızı, şeker fabrikasından çuvalla şekerimizi, un fabrikasından çuvalla unumuzu alırdık. hem ucuz hem de tüm bu kuruluşlar devletindi.
kızılay, diyanet işleri saygın kurumlardı. kızılay'ın bir ihtiyacı olduğunda tüm millet seferber olurdu, hem de canı gönülden. akp iktidarı ile bu kurumların saygınlığı yok edildi. yozlaştırıldı. yandaş kurumlar haline getirildi. bu ülkeye ne büyük bir kötülük...
mahalle aralarına dondurmacı, horoz şekerci, macun şekerci, kırık leblebici gelirdi.
televizyon ve bilgisayar olmadığından çocukların eğlencesi misket, saklambaç, dalya, körebe, lik (gazoz kapağı) gibi oyunlardı. komşulara gidip gelme çok yaygındı. tombala oynamak bayağı yaygındı.
açık hava sinemaları çok yaygındı. ben çocukken kapalı sinema neredeyse yok denecek kadar azdı. sinemaya giriş 25 kuruştu. millet yolda ayçekirdeğini alıp sinemaya öyle girerdi. sinemada gazoz, meşrubat satılırdı. tahta sandalyelere oturup filmi öyle izlerdik.
hülasa yazmakla, saymakla bitmez... insanlar daha mutlu, daha neşeli, daha candandı. komşuluk bağları çok güçlüydü.
istanbul’daki bir araştırma ve eğitim hastanesinden istifa eden 13 yıllık kadın hastalıkları ve doğum uzmanı m.m.’nin neşter tutan elleri, artık isviçre’de bir kebapçıda soğan soyuyor. 44 yaşındaki m.m., hekimlikle ilgili umudunu yitirince çok sevdiği mesleğini bıraktı. m.m.’nin cilt hastalıkları uzmanı eşi de altı ay önce kamu hastanesindeki görevinden istifa etti.

m.m.’nin kariyeriyle ilgili son kararı kebapçılık yapmak olmuş. isviçre’de kebapçılık yapan kardeşinin yanına gidip 30-40 gün kalarak çalışıyor, karşılığından ücretini alıp çocukları ve eşinin yanına istanbul’a dönüyor. şimdilik iki ülke arasında mekik dokuyan m.m. “aileme, arkadaşlarıma, yakın çevreme hekimliği neden bıraktığımı anlatamıyorum. kül tablası temizliyorum, masa siliyorum, bulaşık yıkıyorum, soğan soğuyorum ama emin olun çok daha huzurluyum. tek sorunum ailemin istanbul’da kalması” dedi.

üniversiteye giriş sınavında en yüksek puanları alarak tıp fakültesine giren, altı yıllık zor ve meşakkatli bir eğitimden geçen, arkasından tıpta uzmanlık sınavını (tus) da aşarak yerleştikleri uzmanlık dallarında yine dört-altı yıl eğitim almaya devam eden, bazıları yan dal eğitimlerini de tamamlayan hekimler hiç bu kadar mutsuz ve umutsuz olmamıştı.

m.m.’yi istifaya iten süreç aslında kişiye özel değil. yaklaşık 20 yıldır uygulanan siyasi tercih ve sağlık politikalarının eseri.

m.m. bu zor karara zemin hazırlayan koşulları şöyle paylaştı: “ülkedeki koşulları, pandemide yaşadığımız sıkıntılar, halkın gözünde mesleğimizin değersizleşmesi, yok sayılması, gelecek ve maddi kaygılar, sıkıntılara rağmen idari açıdan huzurlu bir ortamdan giderek uzaklaşılması, sağlık sistemindeki sorunlardan hekim, hemşire, sağlık çalışanlarının sorumlu tutulması hekim istifalarına zemin hazırlıyor. hepimiz büyük umutlarla, çabalarla tıp fakültesine girdik, çok zor bir eğitimden sonra bitirdik, tus gibi bir sınavdan geçtik. asistan hekimlik ağır bir süreç, 15 günü nöbet tutarak, nöbet ertesi çalışarak tamamladık. gelecekte her şey daha iyi olacak umuduyla bunların üstesinden geldik. ama gördük ki özellikle son 10 yıldır koşullar iyiye gitmedi, daha kötü oldu. sürekli anksiyeteyle yaşıyoruz. en çok zorlayan faktörler geleceğe dair umudun olmaması, maddi kaygılar ve yaşadığımız psikolojik stres.”

‘üretim bandı işçisi gibi çalışıyorduk’

m.m. poliklinikte, günde en az 50-60 hasta gördüklerini, bazen bu sayının 90’ı bulduğu anlattı: “otomobil fabrikasındaki üretim bandı işçisi gibi çalışıyordum. bir dönem 5 dakika bir hasta görüyorduk. sonra itiraz ettik bu süre 10 dakikada bire çıktı. son altı aydır yine beş dakikada bire indi. hastanın içeri girmesi, kimlik kontrolüyle 2-3 dakika geçiyor. hastayı muayene masasına almak, ultrasonla bakmak, smear testi, gebelik takibi bu kadar kısa sürede yapılamaz. gebelikte bebeğin kalp atışına bakıp ölçümlerini yapıp bitiriyorduk. hastayı dinleyemiyorduk bile. hastayla en fazla iki kelime konuşabiliyorduk, ‘şikayetin ne?’ bitti. bu iyi hekimlik değil. hatta hekimlik bile değil. kadın hastalıkları ve doğum uzmanı hastalarını yalnız muayene etmez. hemşire isteriz yok, sekreter isteriz yok! çalışma şartları, umutsuzluk, kaygılar istifaya zorluyor.“

link

edit: (bkz: ırak'ta bile doktorlar bizden daha mutlu ve saygın)
dede ne yardırıyor ya. şuna kötü performans diyen ilkokula geri dönsün aq.

karşıma çıksın, isterse prompter da getirsin soruları da önceden ben veriyim diyerek yarmıştır. hahahahah :d

edit: mutlaka izleyin çok önemli konulara değiniyor. mesela eylülde seçim bekliyorum dedi. ki ben de yaza bekliyorum.

edit 2: talimat geldi herhalde, bir anda hem meclis başkanı hem ulaştırma bakanı telefonla bağlanmak istiyor.

edit 3: kk ulaştırma bakanı zamanında olmayan ihaleye imza atıp parayı ödetti diyor, bakan bağlanıp siz istanbul'da metroyu niye devam ettirmiyorsunuz şeklinde yanıt veriyor. kk bile dayanamayıp "bu ne alaka ya" dedi.
bunlar daha iyi gunler. turkiye'de akaryakit, avrupa ile karsilastirildiginda ciddi derecede ucuz. en az 2 kati olmasi gerekir. turk halkinin beli cok uzun yillar dogrulmayacak, yeni normale alissaniz iyi edersiniz.

acikcasi ben buna sasirilmasini da garip buluyorum. neredeyse her konuda cuvallayan bir halk, bati avrupa kalitesinde hayat surme sevdasina sahip. inanilmaz derecede icine kapali, cok ciddi derecede muhafazakar, yuzde 20'sinin bildigin suudi arabistan seviyesinde seriat istedigi, buyuk bir oraninin ici bos milliyetcilik duygularina sahip oldugu, yabanci dusmanliginda dunyada ust siralarda olan, neredeyse yapilan her arastirmada okudugunu bile anlamadigi ortaya cikan bir toplum var karsimizda.

kusura bakmayin ama eger bir mucize olup da ciddi bir elitist diktatorlukle soyle bi 30 yil yonetilmezse turkiye'nin yeri pakistan'in, banglades'in bi tik ustudur. hic hayal gormeye gerek yok.
megaloman.

arda turan hakkinda sunlari söylemis: "en az benim kadar galatasaraylı. herkesten daha çok galatasaraylı.".

baskasini överken bile kendini yüceltiyor saka gibi. en büyük gsli sensin, arda da digerlerinden cok gsli aynen. bize de beles maas bagla biz de o kadar gsli olalim.
yazık hem de çok yazık. bir öğretmen olarak z kuşağının bu dengesiz hallerinin nereye varacağını inanın kestiremiyorum. şimdi okulda şöyle bir tablo ile karşılaşsam sinirden elim ayağım titredi, kendimi zor tutardım. bu dangalağa bir şey anlatmanın mümkün olduğunu düşünen var mıdır bilemiyorum ama malesef sosyal medya propagandalarına kaybettiğimiz bir jenerasyonla yüzleşmek zorundayız. fesli yavşakların, tez canlı köpeklerin yalanlarıyla büyüyen bir kuşak...
bence ülke bu hale gelmişken, toplum bu denli ne gelirse kabulleniyorken, tıpkı bir turizm ürünü gibi çeşitli paketler olmalı. her şeyin boku çıkmadı mı, bunun da çıksın!

bedelli ama kışlada : 40 bin
bedelli ama evde: 70 bin
bedelli hafta sonları evde : 50 bin
bedelli akşamları evde: 60 bin
bedelli kışlada 2 kişilik oda...
bedelli oda kahvaltı...
bedelli ultra her şey dahil...
bedelli her şey dahil artı ıslak alan kullanımı...

dilediğiniz kadar sündürebilirsiniz. dahiyane! önerimle katkı sunduğum kampanya.
bir haftadır işe gidiş ve geliş saatlerinde belirginleşen rahatlamadır.

10 yaptığından 10’uda talan, yağma ve katakulli üzerine kurulu bir partinin, ekonomiyi cehaletleri yüzünden batırmasıyla ortaya çıkan durumdur.

adamlar 20 yılın sonunda ilk kez bir sorunu çözdü, hem de kökünden. teşekkürler taka reisi. senden olsa olsa zaten takaya reis olurdu.
bu arada şunu da eklemek gerek resmi raporlara göre 6-7 eylül olayları sırasında olayları çıkaran kişilerin çoğunluğu anadoludan istanbul'a bu iş için getirilmiş insanlardır. örneğin sivas'tan 145, trabzon'dan 117, kastamonu'dan 116, erzincan'dan 111 kişinin özel olarak getirildiği ortaya çıkmıştır. yani komşularıydı falan diyoruz da komşuların yaptığının çok ötesinde organize bir olaydır.
30 yaş bir şeyler öğrenmek, bir işe atılmak ve sağlıklı bir yaşama geçmek için şaka denecek kadar erken ve genç bir dönemi hayatın. ruhunuzu öldürmediğiniz sürece yetişkin ömrünüzün daha ilk %10'nu falan yaşamış durumdasınız daha.
zafer partisi genel başkanı sayın ümit özdağ hocamızın gündeme taşıdığı konu.

suriyeli sığınmacıların arabalarında, özellikle arabaların arka camlarında birbirine çatılmış 2 kılıç ve 515 yazısı dikkat çekiyor.

video-1;
https://twitter.com/…dag/status/1479521489305350144

video-2;
https://twitter.com/…dag/status/1479520032971530246

ayrıca yine geçen gün adana'da ellerinde kılıçlarla gösteri yapan suriyeliler için bir tiktok paylaşımı yapılmış, bu videoda da 515 ayrıntısı dikkat çekiyor;
https://streamable.com/9ph707

yine sosyal medyada pek çok suriyeli bu 515 sayısını profiline eklemişler.
görsel

edindiğim bilgilere göre bu 515 sayısı arap haşimi milliyetçilerinin sembolüymüş.
ayrıca bu 515 sayısı arap milliyetçiliğini en uç tarafta savunan el naim, kariyş, seliym, heziyl ve kenani aşiretlerinin sembolüdür.
bu 515 sembolünü kullanan bu suriyeli çeteler bu yöntemle sığınmacı oldukları türk devletine karşı egemenlik hakkı ilanı yapmış oluyorlar.

beka sorunu diye ortalarda dolaşanların tabi ki bundan haberi yok, ama alın size işte nurtopu gibi bir beka sorunu.

bugün onlarcası ellerinde kılıçla dolaşan bu arap milliyetçisi 515 çeteleri, her geçen gün daha da müsaitleşen ortamda yüzlerce çete üyesi ile ortaya çıkacakları çok aşikar değil mi?

akp-mhp ortaklığında geldiğimiz duruma bak.
türk vatanında, türk yurdunda, arap çeteleri tarafından tehdit ediliyoruz ve devlet buna karşı hiçbir önlem almıyor...!!!

edit: mülteci güzellemesi yapan satılmış akademisyenler, alman vakıflarından, chrest foundation'dan fonlanan ruşen çakır gibi sözde gazeteciler acaba bu durumu nasıl yorumluyorlar, çok merak ediyorum. keşke bunları 515 çetesi ile karşı karşıya getirip bırakabilsek bakalım ne olacak?
tabi getireceksin dürrük
dedirten kurye.
1 ayda kestiğin faturanın yarısını bile kazanmayıp elinde poşetle taşıyan şok personeli ne yapsın?

edit: şok personeli kilolarca yükü dünyanın yolunu gelip taşıyor. iki defa sipariş verdim ve ikisi de bu şekilde geldiği için artık kendim gidip alıyorum.

ayrıca kardeşim de şok'da kasiyer, uzak mesafeler için yöneticilerin araçlarının kullanıldığını ama yöneticilerin araç vermeye yanaşmadığını söyledi. adamlar araçlarını vermemek için dışarı kaçıyorlar, çeşitli bahanelerle mağazalarda durmuyorlar.
acilen kurtulmamız gereken hede. bu tema, sözler vb ilgili şeylerin sanki yaşam tarzıymış gibi bir algı yaratılıp, insanların gözüne gözüne sokulmasında ve adeta dayatılmasında yapımcıların ve de dijital mecralardaki müzik listesi editörü satılık köpeklerin payı çok büyük. yatacak yeriniz yok.
bu saatten sonra evrendeki en rezil program olsa bile seyretmekten vazgeçmem. sizin hedef gösterdiğiniz her şey benim için sahiplenilmelidir çünkü. iş eğlence programından çıkıp benim için siyasi bir araca döndü :)
onun dışında aslan % 100 özge borak
ağaç suzan kardeş, ayna bahar candan diye düşünüyorum. erkek yarışmacılar hakkında ise hiçbir tahminim yok.
son olarak da melis sezen gerçekten derin’miş. kadın resmen kendini oynuyormuş aslında
ya ne saçmalıyorsunuz? ulke gündemine kayıtsız kalan bir kişi bile kaldı mı? 9 yaşındaki cocuklar bile farkında durumun. işyerinde ekonomiden, politikadan başka bir şey konuşulmuyor. erkeklerin dikkatini çekmek için hemcinslerine sallamana gerek yok, nickin yeterince dikkat çekiyor. için ferah olsun
genelde bu tarz urunleri (pembe sort/triko, renkli corap, sari pantalon falan) zaten hali hazirda yakisikli, bir sekilde ön plana cikan adamlar giyer, millette aa bak ne guzel yakistirmis der. normal kardesim sen giyersen palyaco olursun demis olayim dikkat et.
dezavantajlı kesimlerin topluma entegre edilmesi, suça bulaşmalarının önlenmesi için bu tür girişimler dünyanın her demokratik ülkesinde yapılır. kısa vadede verilen para orta vadede toplumsal huzurun yanı sıra, ülkeye çok daha fazla katma değer getirir. ayrıca havadan para gibi bir vaat değil bu. başarı ve istek kriter olacaktır.
hollanda'da net asgari ücret 1592 euro. bir asgari ücretle 812 litre benzin alınıyor.
türkiye'deki bir asgari ücretle 300 litre benzin alınıyor. boş konuşan bir adam hacısalihoğlu. tipine bakan anlar.
napacaksınız?

güzelliğini soldurur, zekasını aşağılar, bakımına laf eder, neşesini söndürür, pozitifini negatife, yazını kışa çevirirsiniz net.

oh ne güzel. o da olsun bu da olsun. her yönden beni beslesin. asalak mısın? "hayat zaten zor, bari o içimi açsın." o kadının içini kim açsın, kim ferahlatsın? çöp kutusu muyuz, sebil miyiz? sen ne vereceksin?

hiç şaşmaz. kendinde yoktur ki arıyordur böyle yana yakıla.

t: vermeden alma meraklısı tiplerin ıslak rüyası.
üst edit: köpekler candır, sokakta ya da başka bir yerde görürsem sever başını okşar varsa yiyecek bir şeyler veririm. konu bu değil, konu köpeklere/hayvanlara düşman olmak değil, bunu anlayamayacak kadar sığ bir bakış hepimize zarar verir. burada köpek savunuculuğuna harcayacak enerjisi olan arkadaşlara git barınak şartlarını iyileştirebilmek adına bir ışık yak desen kıçını kaldırmaz. yarın yaşlı annenizi ya da küçük çocuğunuzu ısıran bir köpek olursa aynı duyarı görmek isterim, ki umarım kimsenin başına böyle bir şey gelmez.

----------

üsküdar balık pazarı'nın orada bulunan yapı kredi şubesinin önünde uğradığım saldırıdır. yaklaşık 7-8 adet başı boş köpek tam para çekeceğim sırada havlayarak üzerime yürüdü. bir tanesi pantolonumun diz hizasından dişledi ve yırttı, allah'tan açık yara oluşmadan bacağımı çekebildim. ilgili görsel burada.

sonrasında sahil boyunca ilerlediğimde belki toplamda 25-30 kadar başı boş köpek gördüm. artık ülkede özellikle akp'li belediyeler reislerini dinlemiyor herhalde. adam açık net talimat verdi, sayın hilmi türkmen haberiniz var herhalde. orada ben değil 3 yaşında bir çocuk da olabilirdi. konunun takipçisi olacağım ve o köpekler oradan toplanmadığı sürece bunun peşini bırakmayacağım.

----------

edit: @evilheart adlı yazarın uyarısıyla üsküdar belediye başkanı'nın soyadı düzeltildi.

edit 2: evimde mevcutta 2 adet kedi besliyorum, şu ana kadar onlarca kediyi zor durumdan kurtarıp sahiplendirdim, hayvanlarla her an içli dışlı durumda biriyim yani. ha belki evdeki kedilerimin kokusuna tepki gösterdi hayvancağız, bilemem.

edit 3: olayın hemen akabinde belediyeyle temasa geçtim zaten, hafta sonu olduğu için kayıt oluşturulacağı söylendi. bi 10 dakika kadar sonra da kişisel bir numaradan arayıp köpeğin eşkalini ve saldırı yerini tarif etmemi isteyen biri aradı. pazartesi günü olay yerine gidip incelemelerde bulunacağım, bakalım bir gelişme olmuş mu.

edit 4: gelen onlarca destek mesajı için teşekkürler.
tarikatlara üye olmak için ahmak yetiştiriyoruz tadında açıklamalardır.

6 yaşındaki çocuğu da spora ve farklı hobilere yönlendirmeyip kuran kursuna gönderen anne-babanın da ebeveynliğine sıçayım.

bu düpedüz çocuk istismarıdır. sapkınlıktır.
ülke bir yandan vuruyor, galatasaray diğer yandan vuruyor. sen de düş tamam mı? 3 4 bin dolara kadar düşmezsen ananı sikeyim.

şortçulara da kafam girsin.

sanal bir şey.
hikaye şöyle; cehape elitleri ekrem’in başkan olmasını istemiyor. kulis haberlerine göre kendilerine bakanlık filan beğenmeye bile başlamışlar. ekrem gelirse ekibini de getirir, partiyi de ele geçirir diye korkuyorlar. kılıçdar’ı da gazlayıp duruyor bu ekip.

mansur’u da dedikodulara göre meral istemiyor. aynı hikaye aslında, kendisinden üst makamda bir ülkücü olursa teşkilatı tutamayacağını düşünüyor. mansur da eski ülkücüleri abb’ye topluyor deniliyor.

öte yandan vatandaş bu iki isim dışında aday görmek istemiyor. bekleyip göreceğiz kendi çıkarlarını mı ülke çıkarını mı önde görüyor muhalif politikacılar.

ha, bu arada cehapeliler mevcut durumdan çok da şikayetçi değiller. büyükşehir belediyelerinin rantı ve ana muhalefetin itibarı gayet yetiyor bu vizyonsuz ekibe. iyi partililer de muhtemelen meclis üyeliklerinden vs memnunlardır.

parti teşkilatları bir kaç uyduruk etkinlik dışında halen uyuyor iki partide de. ekrem veya mansur aday olursa sahada ne kadar çalışırlar o da meçhul. muharrem’i bile yalnız bırakmışlardı önceki seçimde.

ben yine de son düzlükte mecburen vatandaşın baskısıyla ekrem ya da mansur aday olur diye düşünüyorum. akepe ikisi arasında kalırsa ekrem ile ikinci tura girmeyi tercih edecektir. her türlü bel altı çalışacaklarını, hukuk ve etik dışı yollara sapacaklarını da göreceğiz.

ben kendi adıma başka aday çıkarsa millet ittifakından ya küfür ederek oy veririm ya da üçüncü bir adaya basarım ilk turda protesto için. nasıl olsa muhalif adaya basılan oylar ilk turda aynı kapıya çıkıyor %51 geçilmezse. ama milletvekili seçiminde o adayın partisine asla ve kat’a oy vermem inadımdan. pek çok kişi de böyle yapacaktır diye tahmin ediyorum.

vatandaşla inatlaşmanın sonunu 2002 seçimlerinde gördünüz. unutmayın ki iktidar, muhalefet demeden baraj altı bıraktı hepsini seçmen. inatlaşmamanızı öneririm.
1. doz kol ağrısı. ertesi gün sapasağlam hayata devam.

2.doz ertesi günü takla attırdı, mide ağrısı ve halsizlikten mahvoldum ama bir sonraki gün festivale katıldım deli gibi dans ettim.

3. doz kol ağrısı. ertesi gün sapasağlam hayata devam.

aşı kartımın sağladığı özgürlük, paha biçilemez. teşekkürler türeci & şahin çifti. şimdi tek korkum 4. doz gerekirse ve bize turkovac mıdır nedir onu zorunlu tutma ihtimali. lütfen olmasın böyle bir saçmalık.