Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
vay be, 128 milyar dolar, okuyunca çok bir anlam ifade etmiyor belki ama normal bir ülkede 1 milyar dolar kaybolsa yer yerinden oynar. 128 tane 1 milyar dolar.

1 milyar dolar bir amerikan için bile uçuk bir para. yani yine tekrar edeyim, 128 tane 1 milyar dolar. kabaca, bir aileden 128 nesil hiç çalışmadan çok rahat bir hayat yaşayabilir bu kadar büyük bir meblağ ile.

şimdi bir de çocuğuna bakamadığı için intihar eden anaları babaları düşünün. işte bu yüzden 128 nesil geçse de, hırsız, karaktersiz ve namert olarak anılacaksınız.
kişinin inisiyatifine kalmış olay.

hamileyken metrobüse binmek durumunda kalmıştım, gerçekten de ağrım vardı çok zorlanmıştım kimse de yer vermedi. kimseyi de suçlamadım çünkü dediğim gibi kişinin inisiyatifine kalmış.

bir keresinde ben oturuyorum ve bir kadın gelip bana çemkirdi “tabii oturun öncelik sizin ya zaten” dedi. hiçbir şey anlamadım. ne önceliği filan derken yine bağırarak hamile olduğunu yer vermem gerektiğini söyledi ancak asla anlaşılmıyordu hamile olduğu. alnınızda mı yazıyor hanımefendi ben nereden bileyim hamile olduğunuzu dedim. yani bazısı da var ki tüm dünya önüne serilsin ona hizmet etsin istiyor.

kısaca duruma göre, kişinin algısına göre değişir.
bir galatasaraylı olarak sonuna kadar desteklediğim kampanya.

galatasarayın o dönemki başarısından zerre şüphem yok ne varsa incelenebilir fakat tek bir şartım var, karşılığında fener ve bjk 2011 ile ilgili cas'a tazminat davası açacak, bakın sizin için win win, galatasaray'ın şikeci olduğunu sizin de şikeci olmadığınızı kanıtlama şansınız var.

hadi kulüplerinize baskı yapın da bu ikisi de yapılsın.

edit: bayılıyorum bu trolle ya, adam dünyanın gelmiş geçmiş en büyük kulübü real madrid'i franco'ya bağladı, bilgili troll seni, he ya franco olmayaydı real madrid şuan osasuna gibiydi. franco örneğinin en benzeri şükrü saraçoğlu'dur aslında ama yine saçmalamış.
açacağınız başlığa tüküreyim. sanki masum köpecikleri öldürmüşler gibi açılmış baslık. durup dururken değil, bir adama zarar vermelerini engellemek için yapılan eylem.

buna duyar kasacak olanların da şimdiden anasını sikeyim.
zaten olması gereken şey budur. bunun büyük bir mucize gibi lanse edilmesi çok yanlış. sanırım bizim toplumdaki ilişkilerin en büyük sorunlarından birisi bu oluyor: olması gereken şeylerin büyük şeyler ya da çok nadir olarak insanın karşısına çıktığını düşünmek. insanlar çoğu şeyi sırf yapmak zorunda oldukları için yapıyorlar ve sonucunda ortaya mutsuz evlilikler, mutsuz ilişkiler çıkıyor.

ha bana göre her insan kendi gibi birisiyle birlikte olacaktır zaten. daha doğrusu hayatı boyunca belli özeliklere sahip kişileri seçtikleri için evlendiği kişi bu özeliklerden farklı bir özelliğe sahip olmayacaktır. kendi sevgi anlayışına göre sevgisini gösteren, hayata kendisi gibi bakan, en azından görmek istediği ve kendinde var olan özelikleri taşıyan birisi olacaktır. bana göre yapılacak şey bellidir; sizin kendinizle ilgilenmeniz, her daim ileriye gitmeniz, ne istediğinizi iyi bilmeniz, daha azına razı olmamanız ve kendinizi geliştirmeniz.

gerçekten bilgili, kültürlü, zeki, nerede ne yapacağını bilen birisi olursanız çevrenizde de bu insanlar olacaktır. ha arada çürük elmalar sizi bulabilir tabiki ama sonuçta insan her zaman kazanamaz. eğer tüm bunlara rağmen bir insan yanınızda olmamayı seçiyorsa kurtulduğunuz için hayata her gün teşekkür edin. yok yaptığınız şeyler değer görüyorsa kadir kıymet biliniyorsa zaten o kişiyi buldunuz demektir. bu durumda da gerekeni yapar, mutlu mesut hayata devam edersiniz. en azından ben böyle düşünüyorum.
epic fail. bulutlara çıkarıp kafa üstü çakılmamıza sebep oldular, serinin canına okudular.

introsunda bile zevkten içi gıcıklanan biri olarak lanetim peşlerini bırakmayacak. bok ettiler bok.

cümleyi de siz seçersiniz artık!
ebenizin amı artık yeter amk ya. sikeceğim zamınızı da düzenlemenizi de. yeterrrrrr. yahu yok mu bir kanaat önderi çıksın konuşsun insanları protestoya davet etsin. sadece araba değil minimal ihtiyaçlar dışında hiç bir şey almayalım 6 ay. sıkalım dişimizi. sikertelim ekonomiyi.

yahu çıldıracağım vallahi çıldıracağım. nefes alamaz oldum ebenizin amı artık. eli yüzü düzgün bir araba 300 bin lira yahu yeter . hala vergi hala ötv. sikerim böyle ekonominin de amına koyayım.

nerde bu amına koyduğumun muhalefeti. yığsana insanları sokağa çağırsana . döksene 5 milyon insanı istanbulda sokağa. öncülük etsene gezi parkının 10 katı büyüklüğünde protestoya. durdursana ekonomiyi 3 hafta. pul et bist’i de tl’yi de. sarı yeleklilerin fransa’da yaptığının kat be kat fazlası bir isyana öncülük etsene.

yeter amınakoyayaım yeter vallahi yeter. ulan ben bu ülkenin en iyi okullarından birinde okumuş nispeten iyi maaş alan adamlarından biriyim. her gün kendime bir araba alabilir miyim diye düşünmekten, nezih bir semtte 20 yılımı ipotek etmeden ev alabilir miyim diye düşünmekten, kalitesiz meyve sebze, abur cubur yemekten, bir amına koyduğumun oyun konsoluna neredeyse bir maaş vermekten, yazın tatile giderken üç kez düşünmekten bıktım arkadaşlar. ben bu genç yaşımda bittim.

son olarak dualarım şu şekilde : inşallah kaddafi gibi sokaklarda sürüm sürüm sürünerek acı içinde inleyerek yapmayın diye yalvararak, günlerce haftalarca aylarca eziyete uğrayarak geberir gidersin. en sevdiklerini gözlerin önünde kıyım kıyım doğrarlar da kılını kıpırdatamazsın. hatta benim aklıma hayalime gelmeyecek acılar yaşarsın inşallah. inşallah insanlar bu kadarı da fazla oldu diye düşündüğünde bile çekeceğin çilenin ve acının 10’da birini çekmemiş olursun. canı gönülden istiyorum.
2021 yılı.

sormak lazım, asgari ücretle geçinen kaç tane aile evine sucuk alabilir durumda. eğer alıyorsa da ayda kaç kez alabiliyor. bırakın asgari ücretliyi, bugün orta direk dediğimiz kesim için bile bazı şeyler lüks haline geldi. ülkenin ekonomisini bitirdiler. orta direk kalmadı. zenginler ve fakirler kaldı.

zenginlerin kim olduğunu hepiniz biliyorsunuz. çok konuşmayın, damat kadar kafanıza taş düşer sonra.
yoo konuşmayı kesmedik, devam ettik...

bu bana yürümeye başladı; "neymiş efendim yumurtanın akını mı sever mişim, sarısını mı"

sanane amk!

siktir diyorum gitmiyor, "ruh eşi olabiliriz bir kahve içelim" diyor hala.

abaza ya
düşünsene bir dinin en üst makamında ki adamsın ve arkandan kimse hayır duası etmiyor.

işte böyle gideceksiniz hepiniz tek tek. arkasına sığındığınız islamiyet yaptıklarınızı örtemeyecek.

kimse sizi iyi anmayacak, kimse isminizi yad etmeyecek, yalandan dökülen birkaç göz yaşından daha fazla ah alacaksınız.

herkes unutur, biz unutmayız ali bey. inancınız gereğini değil, iktidarın söylemlerini dile getirdiniz. biz unutmadık, unutmayız.

ekleme: gelen bir çok mesaj üzerine bir şeyler söyleme gereği hissediyorum ki tekrar aynı içerikte mesajlar gelmesin.

3 gün önce çok kıymetli tiyatro sanatçısı rasim öztekin vefat etti. sözlükte ve twiterda hakkında yazılanlara bakabilirsiniz. trolleri çıkartırsanız eğer ekşi sözlük ve twiter en çok farklı görüşten insanın yer aldığı mecralardır. her görüşten insanın fikrini okuyabilirsiniz. açın okuyun işte rasim öztekin orada, ali erbaş orada. herkes yaşadığı gibi anılıyor; kimi dualarla, kimi beddualarla.
ben açık ara, anneme çiçek ya da hediye getirdiğinde sevinirdim.

benim babam geleneksel babaydı; modern babalar gibi aşkım, hayatım, karıcım babası değildi ama bilirsiniz ki çocuklar anne babalarını hep mutlu görmek ve birbirlerini sevdiklerini bilmek, bunu hissetmek isterler.

özel günleri hiç atlamazdı; çiçek getirirdi, hediye alırdı.
hediye dediğim de, mağazaya gidip elbise seçmek değil tabii. kuyumcudan alınırdı eskiden hediyeler hep. bileklik olurdu, kolye olurdu.
en az annem kadar mutlu olurdum.
2006 yilinda burger kingde calistim. ust katin tum sorumlulugu bendeydi tuvaletler dahil.
kadinlar tuvalet konusunda berbatlar.
tuvalet deligine burger atan olmustu neden yahu?
sifon cekmemeler falan hic konu degil. kapagi kapatip ustune sican gordum. yeni temizledigim tuvaleti uzun yola gidecem diye rica minnet kullanan kadinlarin klozet kapagina isedigini gordum. tuvalete atilan pedler, gebelik testleri liste uzar gider. kediyle kopekle ayni tuvaleti kullanirim kadinla asla.
herkesin sevdiği şeyi boklayım da havalı gözükeyim diyen insanların gelip gidip bokladığı dizi. sana zorla mı izletiyorlar kardeşim? tamam sen git the office'ini izle bir şey diyen yok sana.
bu süreçte sabit geliri olanların (memurlar, kirada gayrimenkulü olanlar, vs) bütün gelirleri bir havuzda toplanıp herkese eşit dağıtılacaksa desteklenebilir öneri.
tam kapanma isteyen tek kesim bunlar.
bu tiplerden birine kadıköy rıhtım otobüs durağında kalkmayı bekleyen bir otobüsün içinde denk gelmiştim.

tiyatral yeteneği 10/10 olan genç bir eleman yaşlı teyzelere “edirne'de okuyorum. sınava yetişmem lazım. yol param yok. ne olur sınava geç kalıcam yalvarırım.” diye duygu sömürüsü yapıyordu. elinde de yırtık pırtık bir öğrenci kartı vardı. bu kart sayesinde inandırıcılık levelini arttırmıştı kendince.

çocuğa yanaştım. kardeşim üniversitenin sistemine telefonundan giriş yap bana o dersi ve sınavını göster sana yol paranı vericem dedim. ne oldu dersiniz. tabii ki olay yerinden ışık hızıyla uzaklaştı.
günlük hayatta sık sık karşılaşılan müşterinin değerini bilmeyen ya da şahsi sıkıntılarını müşteriye yansıtan esnaftır. "müşteriye saygı duymak, hoş geldin demek, hiç olmazsa gülümsemek bu kadar mı zor?" dedirtir.

ne selamınız alnır ne de "hayırlı işler" demenize karlışılık verilir. "merhaba" deyip mekana girmenize mütevellit gülümsemekten veya hoşgeldiniz demekten çok çok uzak bir yaklaşımla karşılanırsınız. öyle bir tavırları vardır ki insanı burdan alışveriş yaptığına pişman ederler hatta o an öyle bi ruh hali olur ki biraz daha fazla para verip almak istediğiniz şeyi başka yerden satın almayı bile düşünürsünüz. benzer bir olay bir şarküteriden alışveriş yaparken şu şekilde başıma gelmiştir.

-merhaba, hayırlı işler günlük süt kaldı mı ?
+(selamı almaktan uzan, somurtkan esnaf cevabını 2 kelime ile verir) yok kalmadı.

bu sırada tek kelime etmeden berbat yüz ifadesi ile sizden sonra gelen başka müşterisine bakar içerde kalakalırsınız ve " peynirde alacaktım ama bu surata bu esnaflığı çok bile, başka yerden alırım daha iyi" deyip ulu orta kalarak mekandan ayrılırsınız.

geçim zor herkesin bazı sıkıntıları var anlıyorum ama müşterisini "ne geldin amk" yaklaşımı ile karşılayan esnaftansa güler yüzlü davranıp kıymetini bilen esnaf modelini her daim tercih ederim. insan işini sevmese bile müşterisine saygı göstermeli.
tarihin en büyük balonu bu pezevenk.

bunun gibi bi sike yaramayıp skills kasan gerizekalı futbolcuları gözümüze soktugu ve 100 küsür milyon eurolara şişirdiği iiçin günümüz endüstriyel futbolunun amına koyim.

şimdi bu amcık barcelonanın en ucunda oynayacak kalibrede adam mı?

eto, henry, villa, ibra, suarez vs gelinen nokta dembele denen bir şebek.
eşimle 6 yıldır beraberiz 3 yıldır da evliyiz.
bizde de mal ayrılığı vardır. herkesin kazancı kendinedir. bu şafaktan sonra ben karıma maaşını bana ver diyemem aynı şekilde götürüp maaşımı karıma da veremem. ortak hesaba da yatıramam.

herkesin sorumlu olduğu harcamalar vardır (faturaları ben öderim aidatı eşim öder ev kredisinin bir kısmını eşim halleder kalanı ben öderim gibi gibi). bunları yerine getirdikten sonra herkes maaşını dilediği gibi harcamakta serbesttir. kredi kartları ayrıdır. kimse diğerinin ekstresini de görmez. ama mesela önümüzdeki ayın kredi taksiti ödemesini riske atacak büyüklükte harcamalar yapılamaz. bu tarz harcamalar öncesinde konuşulup tartışılır herkes tamam derse bu harcama yapılır. ay içindeki gezme tozma harcamalarını da o an durumu müsait olan yapar.
200 tl ise bedava. birde hesap yaparken ayda 6000 tl kazaniyor diye hesap yapanlar,ayda 30 gunmu calisiyor? ki keske kazansa. milletin (ben dahil) kirini temizleyip kazandigi parada kimsenin gozu olmamali. helali hos olsun.
türkiye'deki araç satış adedi hala 10 yıl önceki seviyeyi zor yakalıyor (2011 otomobil+ hafif ticari satış sayısı 760 bin, 2020 satışı 770 bin)
bu süre içinde ülkenin nüfusu arttı, otomobil üretimi arttı, sorarsanız ekonomi hep daha iyiye gitti.. ama sayı 10 sene önceyi yakaladı diye bayram yapıyoruz. kaldı ki aradaki yıllarda da hep geriye gitmişiz.
10 yıllık yerinde saymayı başarı sayanların aklından kuşku duymak gerekiyor.
ek: 2019 toplam otomobil+ hafif ticari satışı 479 binmiş. yerlerde sürünmüş. üstelik virus ve onun olumsuz etkileri de yokken. bunun üzerine ucuz kredili satış ile 10 yıl önceyi yakalayınca sevinç çığlıkları atıyoruz :)
o kafadan istiyorum.
ülkedeki birçok tarihçi akademisyenin faydalanamayacağı arşivdir. zira çoğu torpille ve intihalle akademisyen kadrolarını doldurdukları için yabancı dil bilmemektedir.

edit: mesela ahmet şimşirgil'in faydalanması mümkün değildir puhahaha
çok güzel top oynadı bugün. futbol budur. yenilmiş yenilmemiş kazanmış kaybetmiş umrumuzda değil, futbol budur. seyir zevki budur. izlediğimizden keyif almak budur. ekrana kitliyor insanı piç. nerden neyi sokacak, kimi nasıl geçecek, nerden nasıl pas atacak, oyunu nasıl hızlandıracak, her an ne yapacağını kaçırmamak için ekrana kitliyor insanı.

biri dembele'yi sahaya yatırıp siksin.
yerine göre patavatsız insandır. gerekmediği yerde konuşmuyor sorulunca net oluyorsa değerlidir.
empati yeteneği olan kimse her zaman her yerde açık konuşmaz.

ben de zamanında taktik maktik yok bam bam bam tarzı bir insandım. zamanla bunun her zaman da iyi bir tercih olmadığına karar verdim.

örnek olarak: iş yerinde sıfır araba almış birinin tercihinin çok yanlış olduğunu biliyorum,yorum yapmam yanlış bir tercih olduğunu söylemem ne bana ne ona bir faydası var. "beğenmiş almışsın hayırlı olsun güle güle bin" demekten fazlası tamamen gereksiz. bence siz de kendinizi bi gözden geçirin derim.

karşı tarafın faydasına olmayacak açık sözlülükten olabildiğince kaçının.
ırkçılık içermiyor. ben bilgilendim.

suudi arabistan'daki devlet destekli türk malı boykotu ırkçılık değil de bizim ülkemizde arap hamburgeri yiyeceğimizi bilmemiz mi ırkçılık???
resmen başlıktaki entrylerden sozlugun iq düzeyini ölçebiliyorsunuz.

turkiyenin durumu ile avrupa ulkelerini karsilastiranlar icin bu lafim.

adamlar tum dünyanın peşinde olduğu asinin arzı belli seviyede olmasına rağmen talep eden 50 60 ülke olduğu icin asi bulamıyorlar.

bizdeki durumsa dünyada bizden başka 1 ya da 2 ülkenin talep olduğu asiyi getirememe durumu var.

bu iki durum aynı mı ? aynıymış gibi karşılaştırıp " avrupada da soyle, almanyada da boyle" gibi şeyler sacmaliyorsunuz.

mahallede çok güzel bir kız var adi zeynep. peşinde de 10 tane eli yüzü duzgun erkek ,her biri zeynepi tavlamaya çalışıyor.. bizim oğlan da "o kız bana bakmaz" demis mahallede kimsenin yüzüne bakmadığı safınazın peşine düşmüş,ama safinazı bile tavlayamamış. bu bizim oğlanın kankasi da bizimkini "takma kafaya be oğlum bak o 20 kişiye, onlar da zeynepi tavlayamadı,herkesin durumu senin gibi" diye avutuyor.

adamlar dünyada neredeyse kimsenin almaya calismadigi, almak istemedigi asiyi getiremiyor bunu aklayacak normal gösterecek hicbir durum yok ortada.
ben bu çocuğun yaşındayken hayal kuruyordum. kurduğum hayallerde suikastçı vb. oluyordum. abi bu çocuk ingiltere liginde, şampiyonlar liginde oynuyor. fen lisesi mezunu, en az orta seviye iki yabancı (alm., ing) dil biliyor. lise terk bazı dalyaraklar da bu çocuğu beğenmiyor. gece gece sövdürmeyin kendinize.
dünyanın geri kalanı gökyüzüne ışık kaçmasın diye uğraşır, sokak lambalarını aşağı bakacak şekilde ayarlar ki ışık kirliliği yaratıp hem enerji israfı olmasın hem de gececil canlıların kafasını karıştırmasın, bizim uğraştığımız şeylere bak. bir de gözlemevleri vb. gece karanlığına muhtaç bilimsel araştırma yapanlar var, o kimsenin aklına bile gelmiyor.
(bkz: madem kadın erkek eşit kadınlar da askere gitsin) başlığında yazmıştım ama konuyu ekşinin gündemine getirmek istedim.

şimdi erkek çocuklar eğitim görmedikleri hallerde 18 yaşına kadar, orta öğretim gördükleri hallerde 20 yaşına kadar, yüksek öğrenim gördükleri hallerde ise 25 yaşına kadar aylık alabiliyorlar. 25 yaşından sonra ise hiç bir şartta erkek çocuklar yetim maaşı alamıyor.

fakat eğer kadınsanız okumanıza bile gerek yok. çalışmadığı ve evlenmediği sürece ömür boyu maaş alıyorlar. haa işe girdi diyelim. bu durumda maaşları kesiliyor (edit2/1'de istinası açıklandı) fakat işten ayrıldığı an maaşları tekrar geri bağlanmakta.

evlilik durumunda ise maaşı kaybetmemek için sadece dini nikah kıyanlar olabiliyor *. sgk bu durumda sadece boşanıp birlikteliği devam ettirenleri ihbar olursa yakalayabiliyor. diğer türlü zaten hiç resmi nikah yapmamış olanların maaşını kesmeleri çok zor çünkü aynı evi paylaşmak evli oldukları anlamına gelmiyor :)

anayasa madde 10 – herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. (ek fıkra: 7/5/2004-5170/1 md.) kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.

2004 yılında kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir ifadesi eklendi. madem eşit, erkek çocukları niye farklı uygulamaya tabi tutuluyor?

edit1:
evet ne hasedliğimiz ne de kadın düşmanlığımız kalmış. şu yazımdan kadın düşmanlığını çıkarabilmiş olanları da ayrıca tebrik ediyorum. yetim olmak zaten başlı başına zor bir durum ama bu konu sadece onları değil duyarlı anne ve babaları da ilgilendiren bir adaletsizlik. ben şahsen öldüğümde geride bir erkek evladım kalırsa böyle bir güvenceye sahip olmasını isterim.

edit2:
uyaran yazarlar oldu. adaletsizlik tahminimden fazlaymış. :(
1-vefat eden memur anne ya da memur babasından dolayı yetim aylığı alanların 4/a ssk kapsamında çalışması ya da 4/b bağkurlu olması halinde emekli aylıkları kesilmiyor (2008 öncesi vefat eden ebeveynler için geçerli).
2-4/a'dan (sgk) dul aylığı alan kadınlar, emekli sandığından babasından dolayı ayrıca yetim aylığı da alabilirler.
3- evlenip boşanan kadınlar, yoksulluk nafakası alması durumunda da yetim aylığı alabilirler (kocanın talep etmesi durumunda nafaka iptal edilebiliyormuş).

edit3:
bana hakaret eden arkadaşlara temennim umarım ileride bir erkek çocuğunuz olup anasız/babasız kalmaz diyebiliyorum sadece. ben bir yetim olarak işsiz kaldığım dönemlerde bu eşitsizlikten dolayı çok mağdur oldum. evet para miktarı çok yüksek değil ama hiç bir geliri olmayan bir kişinin hayatını idame ettirmesini en azından sağlıyor.
25 yaş nedir yaw, zaten üniversite ve askerlik derken bu yaşa ulaşıyorsunuz. günümüzde kim mezun olur olmaz iş bulabiliyor ki? iş bulmak da zaten ortalama 6ay sürüyor. kadınlar ile aynı haklar sağlanmasa bile asgari yaşın en azından 30 olması gerekir.
servis baştan aşağı saçma sapan bir iş yapmış. macbook'un ekran kartı birimi harici değil onboard sistemdir. yani ekran kartı değişimi işlemci değişimi demektir. işlemci yanlış bilmiyorsam apple şirket yapısı gereği tamir konusu eğer vidalama yerine daha işlem gerektiren bir sistem ise direkt ana parça değişimi talep eder. yani anakart değişimi. bunun sebebi ise yapılacak işlemde işlemci söküleceği zaman olası anakart zararının önüne geçmek. servis hangi kafa ve düşüncede bu terimleri sallamış ve yapmış üzerine evrak vermiş gerçekten tuhaf. aşırı amatörce bir ilerleme olmuş.
koyu fenerbahçe'li olduğumu sözlükte de bilenler bilir. entry'lerimden de kısa bi göz gezdirme ile anlaşılır zaten. eleman falan diyerek koskoca fatih terim'i itibarsızlaştırabileceğine inanmak harbiden komik, hem de acziyettir. kendi renkdaşlarım yapsa da sakil duruyo. yapmayın şöyle şeyler.

günahım kadar sevmem ama galatasaray kulübü iç dinamikleriyle biat kültürünün en zayıf olduğu kulüptür. başkanmış yönetimmiş kralı olsun gözünün yaşına bakmaz camia, devre arası kapının önüne koyar. buna rağmen fatih terim sadece başarılarıyla bu kulüpte yıllarca bulunduğu konumu hak etmiş ve uzun yıllar da kalıcı olmuştur. aynı zamanda birey bazında galatasaray tarihinin belki en önemli figürüdür.

tanım, yavaş koyması. biraz sıkması...