Sık geçen başlıklar

buralarsoguk 17

ekşi profili
bu tespit de coğrafyamızdaki insanların ne denli sorunlu, hasta ruhlu olduğunu gösteriyor.
birileri gezip tozuyor, hayatını yaşıyor oralarda bir yerde. sen ne yapıyorsun? buna kafa yoruyorsun.
sen başkaların hayatına kafa yormaktan yılları kaçırmışsın, kendini kurtar önce.
lokantaya gidin, çorbaya bir kova ekmek banın. kaşık kullanmayın.

çay zaten ikram. içine sekiz şeker atın, sütlaça dönsün. böylece tatlınızı da yemiş olursunuz.

çıkarken kolonyayı bol kullanın, böylece lokantacıdan bide küfür yemiş olun, karnınız tamamen doymuş olur.
kafalar öyle güzel, öyle güzel ki.

gökyüzüne gömülmek isteyeninden tutun, bir balığın midesine inmek isteyenine kadar.

balıklara yem oluyorsun da böceklere neden yem olmuyorsun hımbıl?
utanmayın artık şu topraktan lan. buğdayından meyvesine kadar sana verdiği her şeyi yiyorsun. bırak o da seni yesin ne olacak?

ölünce et yığınına döneceksin.
adamlar insanlık için büyük buluşlar yapmış ve sonunda onlar bile toprağa dönmüşler. peki ya senin özelliğin ne amk?
kasma bu kadar.
uyuşturucu ve alkolün etkisinde olan amy'nin şarkı söylemeye çalışmasıdır.
konserden ziyade bir insanın nasıl bittiğini izleyebileceğiniz bir sahne olmuş.
vücudu resmen yardım çığlıkları atıyordu fakat (babası da dahil) paragöz çevresi bu çığlıkları duymazdan geldiler.

izledigim en üzücü sahne performansıdır.
atatürk havalimanından düsseldorf'a gidilecek. uçak, pasaport kontrolüne takılan bir teyzeyi bekliyor ve yolcunun teki mala bağlıyor:

+teyze on dakkadır seni beklioz ayıptır yaa.
-tamam yavrum paşaporta bakiolardı benim suçum değil.
+yaw tamam da insanlar seni beklio burda ayıptır.
-tamam yavrum, içerde bırakmadılar deyyom yoksam geç kalmadık.
+tamam da öyle olur mu yaa, bunca insan beklio.
-tamam yavrum özür dilerim.
+olmaz öyle bunca insan seni hedehödö..vsvs

herife birşey desem mi demesem mi derken önlerden güzel bir abi "lan bi daha ağzını açarsan, seni uçaktan indirmezsem şerefsizim!!!".
bidaha ağzını açmadı valla.

antidepresan etkisi yaptığı kesin.
an itibariyle öğrendiğim olay.
yıllar sonra ilk kez bir insana yeniden güvenip yaklaşıyorsun.
ona sevgilim değil , "eşim" diye hitap ediyorsun.
ona tek bir kelime yalan söylemiyor, neyin var neyin yok herşeyini anlatıyorsun.
birgün kendi kendine düşünüyorsun "onun için ölür müsün? ama lafta kalmayacak. hakikaten ölebilir misin o eşin olunca?" kuşkusuz "evet!" cevabını verdiğim an onunla nişanlamaya karar vermiştik.
sonrasında talepler çoğaldı. ne ben o taleplere yetişebildim, ne o bu durumdan hoşnut kaldı.
oysa ben sana "canımı" vermiştim! böbreklerimi, midemi, kanımı, canımı , tüm organlarımı verebilecek kadar severken sen gözüme o mutluluk pozunu sokuyorsun.
neden?
ben ömür boyu mutluluktan ölüyordum zaten değil mi? bana acı gerekiyor değil mi? o samimiyetten uzak osuruk kadar pırlanta için mi yaptın lan bunu?
alırdım lan o kadar istiyorsan!
ben sana canımı verebilecekken pırlanta yüzük neydi ki lan?
ağladım. erkekler ağlamaz derler ama ben şuan odamın bir köşesine "yıkıldım".
mutlu musun? ıstediğin benim mutsuzluğum değil miydi ?
al sende kanat henüz kapanmamış yaralarımı. alıştım ben.