Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
kendi giyim tarzı üzerinden mağdur edebiyatı yaparken "bir karış şort " diyerek bilinç altını ortaya çıkarmış birinin başına geldiğini iddia ettiği yavan hikayedir. hmmmm bir karış şort öyle mi? ah be o bilinçler ve altları nasıl da ele veriyor asıl bakış açısını değil mi?
kendisi de biliyordu buradaki einstein ekşiciler gibi kesileceğini elektriğinin. sonuçta çözüm bir jeneratöre bakar. ama kamuoyunda etkisi ve kapladığı yer çığ gibi büyüyecektir. yine gündem oldu örneğin... adalet için yürüdü, zamlar için kapı kapı dolaşıyor, elektriksiz kalmayı göze alıyor. bu çaba takdir edilmeli.

ekşici kardeşim sen de güneydoğu'da sayacı bile okunamayan kaçak elektrigin faturasını ödemeye devam et. hayatında boykot için tavır koymak için ne yaptın merak ediyorum. en son pınar markasını boykot ediyordun, satış rekorları kırdı.
meriç aral mı var? hayatta izlemem. bak açık konuşuyorum. şu melikşah altuntaş mı ne, onun tayfasının her yerde olmasından çoooooooooooooooook sıkıldım. kim bunlar? meriç aral, boran kuzum, ezgi mola, ezgi mola, ezgi moladan torpilli her yerde çıkmaya başlayan merve dizdar, bartu küçükçağlayan, şebnem bozoklu, berrak tüzünataç ve bu tayfanın gözümüze soktuğu herkes. serkan keskin de bunlarla takılıyor çok üzlüyorum.
100’den fazla kez yazılmıştır sözlükte. bmw artık çin pazarına oynuyor, o pazarı hedefleyen modeller tasarlıyor. son 10 yıla yakındır böyle. global satışlarının 1/3’ü çin’de.

çin’de deli manyak satar bu.

edit: zamanında “sürüş keyfi” odaklı çalışan marka şu an iki dakika tv izlemese ölecek modern insan için tavandan inerek açılan dev ekran tasarlamış :))
ayda 7bin kaçak gönderdiğine göre 5 milyonu ancak 60 yıl sonra defedebiliyorlar… altmış yıl!! tabi o da hiç üremezlerse, sınırları kapatıp yenilerini almazlarsa.

bu hesap için “gönderiyoruz” denilemez. “kızgın halkı oyalıyoruz” denir.
bende de erkek versiyonu vardı bunun.

yeni taşınacağımız evdeki mutfak tasarımını kendisine bırakmıştım iç mimar olduğu için. dolapları tezgahları seçtik derken beyaz eşyaya gelince yok vintage mutfak istiyorum klasik olmasın modern olmasın falan derken en son trendyol'dan 4 bin liraya kettle bakıyordu, alırsam parasını sen ödersin benden fazla kazandığın için diyordu bir de. bakın adam evlenirken “seninle varlıkta da yoklukta da mutlu oluruz” diyen bir adamdı, evlenince anlıyorsunuz işte bazı şeyleri. hep kadınlar böyle davranıyormuş gibi gösteriliyor ekşi'de ama erkeklerin de var böyle huyları.

ha bu arada mevzu para ödemek değil. ödemesine öderim de ben de o kadar sene smeg kullandım, herhangi bir yerinde arıza çıktığı zaman teknik servisi dünyanın parasını istiyor, ürünler de her ne kadar güzel gözükse de fiyat performans olarak kötü. o paraya başka şeyler alırdım biricik kocama.

2 ay önce boşandık.

not: yazılımcıyım
bunu bir türk yapımı başka bir ülke için yapsa ne işbilmezlikleri kalır, ne genel kültürü kalır ne de cehaletleri. ama yabancı yapınca evet öyleyiz diyorsunuz.

hayır öyle değiliz. biri de demiş 20 milyon arap yaşıyor. yok 150 milyon arap yaşıyor amına koyayım. burada arap yaşaması farklı, arap ülkesi gibi lanse edilmesi farklı.
çünkü bir zamanlar melodi değiştirebilmek lükstü.
ilk mobil telefonlarda zil sesleri standarttı, daha sonra custom melodi eklenebilen telefonlar çıktı, yani "yeni ve pahalı telefon sahibiyim" deme aracıydı bu custom melodiler. ayrıca custom melodiler satın alınan şeylerdi.
bu melodiler monofonikti, daha sonraları ise polifonik melodiler çıktı ve yine "pahalı telefonum var" aracı oldular.
zil sesi teknolojisi sürekli gelişti ve her zaman yenisi rağbet gördü ve hava atma aracına dönüştü.
en son wav, mp3 gibi formatlar gelince insanlar artık sevdikleri müzikleri direkt zil sesi yapabildiler ve hemen bu özelliğin de cılkını çıkardılar, çünkü bu yeni özellik de yine "pahalı telefonum var" göstergesiydi.
apple'dan sonra ise işler değişti. artık insanlar samsung veya apple'ın standart zil sesini kullanarak, kendi çaplarında sosyal statülerine ilişkin sinyal vermek istiyorlardı. standart zil sesi kötü olan telefon sahipleri ise mp3'leri zil sesi olarak kullanmaya devam ettiklerinden, mp3'den zil sesi yapmak toplumun alt kesiminden olduğuna işaret eder bir algıya dönüştü ve gerçekten de durum biraz böyle gibi şuan ilginç şekilde.

bu arada bu trendlere ayak uydurup sevdiği parçaları piç etmeyen insan da azdır. zaten hayatta 4 şeyi asla yapmamak gerek:
1- zil sesini sevdiğin bir parçadan seçmek
2- alarm sesini sevdiğin parçadan seçmek
3- söylediğin lafı unutmak
oğlum'un istediği bir ayakkabı vardi, arkadaşı da aynı ayakkabıyı istiyormuş ama onun ailesi bir kaç hafta sonra doğum günü var o zaman alacaklarmış. biz aldık ayakkabıyı ama oğlan giymiyor neden giymediğini sordum 10 yaşındaki çocuk arkadaşıma ayıp olur ona da alınınca giyerim dedi. bir kez daha gurur duydum oğlum seninle.
görgüsüz birinin paylaştığı fotoğraf.

merak edenler olmuş ayakkabı altı kaymayan, spor salonunda giymek için basit bir ayakkabı.
korkunç kelimesi bu kin ve nefreti betimleyemez.
bugünü ve geleceği yetersiz insanlar tarafından gasp edilenler;
malum yapıdan ve sempatizanlarından etiyle kemiğiyle ruhu ile iğreniyor olmalı.

kendi halkını bu kadar ezen, örseleyen, fiziki ve psikolojik olarak yıpratan bir iktidar görmedi bu millet..
ve her şeye rağmen katiline bu kadar bağlılık duyan bir kitle ile sınanmadı..

ezcümle;
bu enkazın altında gencecik bir cumhuriyet kaldı, yazık oldu..
arkadaşlar, siyaset her ne kadar türkiye'de ele ayağa düşse de bir bilim dalıdır. o yüzden lütfen, "hala nasıl bu oy oranını alır" diye sorgulamadan önce; rekabetçi otoriter rejimlerde iktidarların niteliğini inceleyen en az bir makale okuyun.

akp'nin şu 20 yılda geldiği nokta "şatafatlı mağlubiyet"tir. yargı, medya ve devlet kurumlarının tamamına yakını kendilerinde olmasına rağmen yüzde 30 alması muhalefetin çok büyük başarısıdır. en basit örneğini vereyim; biz görmüyoruz ama yapılan en ufak iftar harcaması yüz binlerce lira. biz almıyoruz ama pastadan ufak da olsa pay alan milyonlar var. bunları kimse yok sayamaz.

her anket paylaşımında aynı hikaye: "hala nasıl yüzde 30 alıyor." meseleye nereden baktığınız oy oranından çok daha önemli. 20 yıldan bahsediyoruz ve sistemli bir şekilde her kurum tek bir kişi, tek bir parti tarafından ele geçirilmiş ve kendi ideolojisini, kültürünü ve değerlerini topluma empoze edememiş demektir bu. ayrıca oylarının yavaş yavaş erimesi, bir daha asla toparlanamayacağının da bir işaretidir.

amacım umut aşılamak ya da polyannacılık etmek değil. rekabetçi otoriter rejimler konusunda yapılan araştırmalar bunları söylüyor.
süper olay çok beğendim. özellikle reisçi küçük ihracatçılar için öyle böyle değil acayip süper. büyük ihracatçılar zaten yolunu bulur da küçüklerin iyice akılları başlarına gelecek bu gidişle. teşekkürler sayın nebati.
"şimdi bunun saçı tam benim istediğim renk olucak pis" diye de yazmış. hasta ruhlu bir davranıştır, tehlikelidir. kınayı mınayı geçin arkadaşlar, kedilerin tüylerine dışarıdan hiçbir madde sürülemez.

hayvancağıza çok üzüldüğüm durumdur.
bence telegram, numarasını vermek istemeyip de karşıdakini tartıp anlayacak kadar esneklik kazandıran güzel bir uygulama.

bu telegrama pornhub muamelesi yapanları anlamıyorum aq ne amaçla kullanırsan uygulama senin için o dur !
akp'den sağlam mevki almak gibi bir niyeti olsaydı zamanında yancılığa evrilen mhp'den ayrılmazdı. illa kendisini karalamak istiyorsanız daha somut argümanlarla gelmeniz gerekiyor malesef.
cevabını akp hükümetini az çok tanıyan herkesin verebileceği sorudur.
onlara göre bu insanlar mülteci değil, din ve dava kardeşi. kafa orta doğulu olunca din ve dava kardeşi dediğiniz insanlar da milletin gizlice videosunu çeken, parklarda nargile tüttüren, onlarca suça karışmış vasıfsız orta doğulular oluyor. artık türkiye'nin cahil kesiminden bile oy alamayacaklarını bildikleri için daha cahilini yurt dışından ithal edip vatandaşlık veriyorlar işte. bence bu vatana ihanettir ve cezası çok ağır olmalıdır. neyse, umarım seçimi kaybettikleri zaman yargılanır ve gereken cezayı alırlar. bekleyip göreceğiz.
çanlar kendisi için çalıyor.

çalıyor çalmasına da bi bok olmuyor.

şu ana kadar ortaya çıkanları kendisi değil de herhangi bir erkek yapmış olsaydı, dava çoktan erkeğin hayatıyla birlikte kadının lehine sonlanmıştı.

bu kadar delil ve mevzuya rağmen erkek tarafının hala bir şeyleri ispat etmek için kıvranması çok sakat bir durum.

amber heard'ün alacağı ya da almayacağı ceza bir noktada dünyadaki tüm erkekleri ilgilendiriyor bu yüzden.
ben bebeklik dönemimde çok şekerdim o yüzden 0-6 yaş arası diyorum. *

edit: 25'te 35'te zirvede olan kadınlar, keşke biraz da ünsüz benzeşmesi nedir bilseniz. hayır, oraya iyi eğitim falan yazmışsınız komik duruyor. yoksa güzel olduğunuz kadar nadansınız da.
bir zamanlar en yakınlarım dediğim insanlardı, kardeşim dostum… her sıkıntılarına koştum dertlerini dert edindim. sorunlarını sorunum gibi görüp çözmeye çalıştım. biri aramadı sormadı, derdinden psikolojisi bozuktur dedim aramasını bekledim aradığında ağzımı açıp tek sitem etmedim. hayatımın en kötü dönemini yaşadım içten içe sevindiler be! hep basarılı oldun her konuda bak bu konuda başarısız oldun dedi biri bana, diğeri işi düşmeden aramadı ya da sadece sırf ne yaptıgımı hayatımdaki insanları merak ettiği için aradı. bir insanın nasıl olduguyla ilgilenmekle ne yaptıgıyla ilgilenmek çok farklıdır. ben onların nasıl oldukları ile ilgilendim onlarsa benim neyi başarıp neyi başaramadığımla. biri uzunca bi süreden sonra aradı aradı açmadım aramayı kesti. diğeri uzunca bir süreden sonra bana sitem ve özlem dolu mesaj attı ben de hayatım boyunca yapmadığım seyi yaparak 'ben de seni' modunda bir cevapla geçiştirdim ve orda arkadaslığımızın, dostluğumuzun bittiğini ona hissettirdim. bazı insanların hayatımızda miadı var bunun dolması için ölüme gerek yok. bu onların kötü oldugu anlamına da gelmiyor belki de hikayenin kötüsü benimdir onlara sorsak, ya da psikolojisi bozuktu kaybetti vs diye düşünerek bunu yaptıgımı düşünmüşlerdir bilmiyorum. artık bir önemi de yok. ben çaresizce onlara acılar içinde sığınırken onların içten içe mutlu olduklarını hayatım boyunca unutamam, onlara bir daha güvenemem onlar da bana güvenmesinler. ben insanların kayıplarına sevinemem hele de bir zamanlar yürekten sevdiğim güvendiğim insanların. sadece allah herkesin kalbine göre versin der yoluma bakarım. düşünüyorum da ne kaybettim diye aslında yoklukları bir eksiklikte hissettirmemiş.arada o eski arkadaslığımızı özlüyorum ama şuan onları hayatımda istemiyorum bundan eminim.