Sık geçen başlıklar

mutsuz bir insana iyi gelecek şey 11

ekşi'de gör
muhakkak vardır ama benim gibi kadınların vakti yoktur. zaten mutsuzluk bu vakitsizlikten doğuyor. biri 5 yaşında biri 5 aylık iki kızım var. çalışmıyorum şuan. tüm günüm onlarla geçiyor. hatta geceleri bile. çünkü bebeğimin beslenme ihtiyacı var. çok bunalmış durumdayım. ve ne yazık ki sessiz çığlıklarımı duyan yok. bunun böyle olacağını bildiğim için olmaması yönünde çaba gösterdim. sözler verildi, başta da çok iyiydi. sonrası gelmedi.
çünkü 2 çocuklu, işinde gücünde, 30lu yaşlarda bir adamın pc başında arkadaşlarıyla gece boyu oyun oynaması daha önemlidir. bense kahvemi kucağımda bebeğimle, 5 yaşındaki kızıma etkinlik yaptırmaya çalışırken ayakta içebiliyorum. eğer böyle yapmazsam büyük kızım tablet telefon falan takılmak istiyor ve kızımı ekrana bağımlı yetiştirmek istemiyorum. ama bazen yetemediğim için izliyor. bu bende daha da öfkeye sebep oluyor. desteğim olmadığı için yapamadığım şeylerin de vicdani yükünü ben taşıyorum. kusursuz anne olunmaz farkındayım ama kadınlar bu kısır döngünün içine bırakılmamalı.
o bilgisayarı alma oyuna sarcaksın sonra ben yakmak zorunda kalacağım dedim. az dedi biraz dedi sözlerini tutmadı. benim zorumla kızıyla oyun oynuyor, benim söylenmelerimle bebeğe bakıyor. ve ben gerçekten çok daha fazla yoruluyorum. hem daha da geriliyorum, hem çocuklarla ilgili her şeyi ben düşünüyorum hem kendime ayırabildiğim vakit sıfır hem de kızımla anlaşamadıkları zaman arayı ben buluyorum. böyle olunca da kadın neden ilgisiz davranıyor oluyor. iyi de bu durumda saçımı bile zor tararken, tüm ev ve çocuklar benim üstümdeyken, bir arkadaşımla 15 20 dakika telefonda bile konuşamaz haldeyken ne ilgisi pardon? zaten umrumda da değil. soğuyorum çünkü.
hayatımda olmasa yalnız bir anne olsam derim ki kimse yok. tek ben varım. anne de benim baba da benim. o zaman beklenti olmaz. elimden gelen buydu derim. ama bu şekilde yalnız kalmak korkunç. adama bir şey anlatıyorum bir gözü telefonda. ya hediye almayı bile beceremiyor, doğum günüm için mekanı bile bana bırakıyor. evlenene kadarmış her şey cidden. ben bir gün bundan ayrıldım dünyaları önüme serdi. evlendik o dünyalardan eser kalmadı. dünya dediysem maddiyatla alakası yok. ilgi, alaka.
çok yalnız bırakıldım, hayatın içindeyken hayattan koparıldım. bebeğim biraz büyüsün iş hayatına geri dönüp eski çevremi geri kazanacağım. eli yüzü düzgün bir insanım ve kapalı kapılar ardında yılların güzelliğimi çalmasına da izin vermeyeceğim. ben de o zaman ne istiyorsam onu yapacağım. işte bu motivasyon bana ve mutsuzluğuma iyi gelen tek şey.
not: çocuklarımın bu mutsuzlukla hiçbir ilgisi yoktur. onlar için her şeyi yaparım. mutsuzluk kaynağı elini aynı şekilde taşın altına koymayan eştir. çocuk büyütmek evet zor. ama birlikte zorlanıp, beraber daha güçlü bir çift olmak varken, taraflardan birinin tüm yükü diğerinin omuzlarına bırakıp keyfince yaşaması diğerine mutsuzluk ve öfke olarak geri döner. ben bu günleri atlatırım ama atlatırken de ne yaşadığımı asla unutmam.
sözlükte daha az vakit geçirip insanı boğan nefret söylemlerinden ve karamsarlıktan uzak durmak.
burada nacizane muzik dinlemek, tuvalet temizlemek ne bileyim kitap okumak vs gibi tavsiye verenlerin gercek mutsuzlugu tatmadigini dusunuyorum. olsa olsa can sikintisidir o. gercekten mutsuz bir insanin gecici seylerle gonlunu eglemesi yerine profesyonel yardim almasi, imkani yoksa onu mutsuz eden seyin hazir oldugunda ustune gitmesi ve cozmesi gerekir aksi takdirde cok daha buyuk sorunlari olacaktir zaman gectikce.
(bkz: mutsuz olmak) (bkz: wilhelm schmid)
ben bu kitabı okuyorum, bana iyi geldi.

ek: kitap kısa. bir gecede bitebilir.
kitaptan anladığım kadarıyla mutsuz olmaya da ihtiyacımız varmış.
"... belki de ancak şüphe edebilen, çaresizliğe düşebilen insan, büyük ve fevkalade şeyler yaratabilir."
beğendiğim başka yazılar, kendime göre çıkardığım anlamlar da var.
herkes farklı anlamlar çıkarabilir. böylesi daha iyi. işe yarar umarım.
bunu da atlatacaksın derken, tüm inancı gözlerinden alev alev görülen en az bir seveni olması.
bir zamanın bir de suyun ikamesi yoktur. geri kalan her şeyin idaresi mümkündür diyecek en az bir seveni olması.
yani en az bir tane seveni olması işte. dondurma verir, konser verir, şeker verir veya nasihat verir falan.. kayıtsız şartsız sevildiğini bilmek iyi gelir.
gelişmiş bir ülke. içimdeki mutsuzluk, karamsarlık içinde yaşadığım toplumdan kaynaklanıyor. bilgisizliğin, yobazlığın hüküm sürdüğü bu coğrafyada mutlu olmak için sahip olunması gereken tek şey para. bu toplumda mutlu olmak için etrafı demir halatlarla çevrili elit semtlerde yaşamalıyız. doğal afetlerde ölmemek için çok para kazanıp kendimize çelikten inşa edilmiş yapılar satın almalıyız. çünkü devlet fakir halkını önemsemiyor.
hayvan sevin gecer diyenler hayatlarinda hic mutsuz olmamislar sanirim.

mutluluk progrestir. hayatta nerede durdugunuzun mutlulugunuzla hic bir alakasi yok. oyle olsa bir zenginlik seviyesinin ustundeki kimse hic mutsuz olmazdi.

mutlulugun sebebi hayattaki ivmenizin ne yone dogru oldugudur. size ileri goturen, progres ettiren bir ivmeye sahipseniz mutlu hissederrsiniz, bu ivme biraz guclu ise, dingin dingin tasiyorsa sizi biraz mutlu, tam yol ileri seklinde iten bir ilerleme gucu ise cok mutlu hissedersiniz.

bu ivme geriye donukse, hayatta bugune kadar aldiginiz seylerin elinizden kayip gittigini hissediyorsaniz mutsuzsunuz.

isin uzucu yani bu ivme duragansa, yani ne ileri ne geri gidiyorsaniz, yine mutsuz olursunuz, zira siz ve size dair her sey sabit olsa dahi, yasiniz geciyor ve olume yaklasiyorsunuz, teknik olarak duragan, progres etmeyen bir varlik surdurmek de surekli geriye ivmeyle yasamaktan cok farkli degil.

ben bu yukarida yazdigimi da iyi bilinen bir kisisel gelisim uzmanindan dinledim. normalde bu tiplere cok kulak asmam ama tabi o meslekte de isini iyi yapan kafa acan abiler var. bu ileri gitme, surekli yavas da olsa progres etme olayini ogrendigimden beri her gun bi adim ileri gitmeye calisiyorum. belki bir gun meslegimle ilgili bir sey ogrenip bilgimi, belki baska bir gun gyme gidip vucudumu, baska bir gun aramadigim ama aramam gereken birini arayip o iliskiyi tekrar canlandirarak toplumsal varligimi gelistiriyorum. bazen o gelismeler cok hizli oluyor beni cok mutlu ediyor, bazen yavas yavas adim adim oluyor beni biraz mutlu ediyor ama surekli mutlu olabilecegim bir progres sagliyor bana.

onemli olan bir seyi ne kadar cok yaptigimizdan ziyade ne kadar sureklilikle ve kararlilikla (consistency) yaptigimizdir. her gun biraz mutlu olmaya calisin, birikip buyuk mutluluklara yol acacaklarina inancim sonsuz.
3 gündür kısmî depresyondayım. aynı zamanda regl mutsuzluğu da var üstümde. yataktan zaruri sebepler haricinde çıkmadım pek. taktım kulaklığı istediğim müziği dinledim. kimse görmediği zamanlarda hıçkıra hıçkıra ağladım. hatta normal zamanlarda da aniden krizim tutar diye yastığımın altına peçeteler gizledim. mesaj yazan arkadaşlarıma canım istemeyince cevap yazmadım. hayatı bir süreliğine durdurdum anlayacağınız.

bazen buna ihtiyaç duyuyor insan. acınız varsa bırakın da yaşayın o acıyı. acıya saygı duyarım şahsen, geldiğinde iliklerime kadar hissetmeye çalışırım. çünkü bazen öyle olması gerekir. bazen çıkmaza girmeniz gerekir, bazen hayatı durdurup etrafınıza bakmanız, sorgulamanız gerekir. bazen 'noldu?' sorularını bile takmamanız gerekir. sadece yatmak mı istiyorsunuz? yatın. sadece ağlamaktan yerlere mi düşmek istiyorsunuz? düşün. sadece karanlıkta mı oturmak istiyorsunuz? oturun.

mutsuz olduğunuzda kendinizi iyi hissetmeye zorlamak daha da geri tepebilir. hayat farklı süreçlerden oluşuyor, o süreçleri hissetmeniz gerekiyorsa gerekiyordur. illa 'hemmmmen mutlu olmalıyım bu normal değil' moduna bürünmeyin. mutsuzluğu da yaşayın geldiyse, yalnızca anormal insanlar mı mutsuz oluyor sanki? insanız şunun şurasında. düştüysek kalkarız.