Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
bu gece rüyamda gördüğüm galatasaray’ın “efsane” dediğim kalecisi.

hayırlara çıksın ama rüyamda gözlerini bantlamıştı ve kimse görmesin diye de üstüne sürekli güneş gözlüğü takıyordu. bir anlık gözlüğü çıkardığında yüzü bana dönük olduğu için gözlerini gördüm ve deliye döndüm ne oldu gözlerine bu adamın diye.

bu akşamki maça bir işaret değildir umarım. rize’den de gol yağmuruna tutulmayız herhalde.
normalleşme sürecinin tehlikeli olduğunu ve evde kalınması gerektiğini belirten yazarlara asosyal, budala gibi yakistirma yapanlar türemiş. lan senin gibi aptal olacağıma asosyal olmayi tercih ederim. en azından kimseye zararım olmaz.
atları geri isteyenlere at siki girsin diyorum.

renkleri dışında araçların bir sıkıntısı yok. o atlara edilen eziyetler de daha diğer dünyaya göçmeden bu dünyada gram gram canınızdan çıkar inşallah.
bilim kurulu eğer bu normalleşme sürecine itiraz etmediyse istifa etmelidir. demek ki durumu öngörememişler. yok itiraz ettiler de önlerine siyaset çıktıysa yine istifa etmeliler. demek ki sözleri dinlenmiyor ve boşa nefes tüketiyorlar. yani iki türlü de istifa etmeliler.
bahsedilen kredi paketine ait detayları bankaya başvuru yaptığımız zaman öğrenebildik. öyle bir kampanya ki sanki sadece belirlenmiş olan inşaat firmalarını kurtarmak adına yapılmış bir çalışma. 0,64 faiz oranlı 12 ay ertelemeli kampanya kredisi için istenen şartlar;

evin tapusunun 31.12.2018 tarihi öncesine ait olması ve evde daha önce oturum olmaması.

bu şartlarda anadolu’da ev bulmak neredeyse mümkün değil belli ki büyük şehirlerde fahiş fiyatlı evlerini satamamış inşaat firmalarına milleti borçlandırma kampanyası sunulmuş bizlere.
kadın "iddia" ediyor. delil, şahit, rapor? yok, ama olsun kadının beyanı esasmıs. yahu kardeşim, çift boşanmış, aralarında bir şekilde husumet gelişmiş, ayrıca bosanma sonrası aralarında nafaka vs konusunda parasal anlaşmazlık da olmuş, tarafların iddialarına hemen atlamak niye.

adam bunu yapabilir mi, mümkün, kadın yalan söyleyebilir mi, bu da mümkün. öyleyse ne yapacağız, delil arayacağız, kanıt göster diyecegiz. ortada delil yoksa gidin mahkemede naapiyorsaniz yapın bekleme yapmayın diyeceğiz.

tanım: iddia. kendinin tanrı olduğunu iddia eden adam gordu bu gözler.

edit: bir sürü fav almış bu entry, o kadar da değil, genç arkadaşım, feminist kezbanlar gibi de olmayın derim. aralarında bir mevzular dönmüş, ama elimizde delil yok, delil göster ondan sonra konuşalım dedim o kadar. ne kadını yalancı ilan ediyorum, ne de adamı zorba. laf değil, delil görelim diyorum sadece.
geçtiğimiz günlerde hamza yerlikaya’nın vakıfbank yönetim kuruluna atanmasıyla beraber, aldığı toplam maaş sayısı 4’e yükseldi.

hamza yerlikaya, bakan yardımcısı maaşı, cumhurbaşkanı başdanışmanı maaşı ve sporcu şeref aylığının yanı sıra 4’üncü maaşını vakıfbank’tan alacak.

üstün meziyetleri dolayısıyla türkiye’de parmakla gösterilen bir kişidir kendisi. bırakın türkiye’yi dünya coğrafyası üzerinde bu derece başarılı bir insanı mumla arasak bulamayız. keşke ben de yerlikaya gibi liyakat ve fazilet sahibi mübarek bir güreşçi olsaydım.

kaynak

edit: bazı yazar arkadaşlar kendisinin 23. dönem milletvekili olduğunu da söylediler. bu durumda maaş sayısı 5’e yükseliyor.
yatılı okulda okurken başıma gelendir.

garibanlık demeyeyim de para harcamayı bilmeyen 4 gerizekalının çok yakın arkadaş olması diyelim ona.

bi kız vardı deli gibi aşıktım, ama öyle böyle değil nerdeyse 2 sene peşinden koştum. kimler kimler bana yanladı da o anda yok dedim ben x'e aşığım ergen abazanlığını bastıracak kadar aşıktım. kafamı sikim. neyse bu kız lise sonun başı gibi karşılık verdi bana, ben de nasıl mala bağladım allahım yarabbim deliriyorum. neyse bi haftasonu her zamanki gibi dersaneye gitmemişim yurtta sığır gibi yatıyorum, hava da şeker gibi. cam açık, püfür püfür esiyor ben dönüp dönüp göt deviriyorum. kız mesaj attı şurdayım gel diye, hop hemen üstümü giyindim. lan oraya bakıyorum, buraya bakıyorum param yok. hiç yok ama yani yok derken sıfır.

hemen gittim "lan ahmet" dedim "paran var mı?". "ne parası abi?" dedi, çocukta o kadar para yok ki para kavramı fantastik bi hal almış çocuk artık currency soruyor. neyse mustafa yatıyor, gittim uyandırdım sığırı "musti lan, para?" dedim. "hööeğeeğe" dedi. ki mustafayı tanıyanlar bunun hayır demek olduğunu iyi bilir. odadaki 4üncü kişi de babasının fabrikaları olan zengin bir arkadaşımız, biz devlet parasız yatılıyız o yurda para veriyor düşün yani o derece. bu arkadaş öğle namazı için mescide gitmiş. odaya girince sordum "paran var mı? kızla buluşcam" diye. hepimiz hayvan olduğumuz için oooaaaoaooo karı sesleri yükseldi bi. sonra arkadaş "he var, ceketin cebinde duruyo, ne varsa al abi" dedi.

lan bi mutlu oldum, "bunda para vardır yau" diye ceylan gibi seke seke gittim. halbuki arkadaşımı iyi tanımam gerekiyordu. elimi cebe attım tomar tomar banknot bekleyerek. lan elime madeni para geliyo sadece. "ebubekir bu ceket mi dediğin" diye sordum, herif kafa sallıyor. bütün ceplere baktım her yer bomboş madeni para cebi dışında. neyse çıkardım saydım çok iyi hatırlıyorum 2 lira 70 kuruş çıktı. ben tabi kıza hayır diyemem diye aldım parayı, şehir merkezine giden tren vardı adapazarı ekspresi ona bindim -tabii ki kaçak- indim trenden kızın dersanesine gidiyorum. ama kafamdan da sürekli plan kuruyorum lan napıcaz, ya cafeye gidelim derse falan diye. neyse ya dedim bi şekilde şaaparız.

kızla buluştuk, allahım ne kadar güzel. "napalım?" dedi, "gel dedim parka gidelim, hava da çok güzel bi ağaç altına otururuz muhabbet ederiz. zaten sabahtan beri kapalı yerdesin için açılır" dedim. mal mal yürüdük yürüdük gittik parka. ben kahvaltı yapmamışım öğlen uyandım diye, öğle yemeğini de kıza geç kalmıyım diye kaçırdım açlıktan her yerim kokuyor. kız dese gel yemek yiyelim parasızlık ve açlık dilemması yüzünden kendimi sikecem. allahtan minyon bi şeydi de çok çok az yemek yerdi. gittik oturduk bi ağacın altına, muhabbet sohbet kakara kikiri derken bi saat falan yedim. kafamda da hep bi ses "aferin olm baran bak kapitalist düzenin dayatmaları olmadan, tüketici toplumun parçası olmadan da mutlu olunuyor" diyo. olm zaten lisede kim komünist olmadı ki.

kız durdu durdu "ya bişeyler içsek hava çok sıcak" dedi. "aaa" dedim "sen otur ben hemen alıp geleyim şurdan" çakalım ya cafe mafe demesin diye atladım hemen. belediyenin işlettiği aşırı ucuz büfeler vardı parkın içinde oraya gidicem aklımca parayı yettiricem. büfeye gidiyorum kafamda makro ekonomi teorileri takla atıyor, 2.7 lira ile ne alabilirim, dayıya ne teklif etsem geri çevirmez. lan acaba telefonu mu rehin bıraksam diye. o zamanlar ucuzdu gerçekten, kıza bi kola aldım kendime de bi tane su üstüne 1buçuk liram kaldı. gittim kızın yanına "ya ben sana para veriyim olmaz böyle" diyo, tabi erkekliğe bok sürdürmicez ayağına asla olamaz yoook falan diyerek kapadım konuyu ama paranın kenarını görsem gollum gibi saldırcam kıymetlimisss diye.

o gün arkadaşın verdiği 2.7 lira ile ömrümdeki en iyi günlerden birini geçirmiştim, sonra o kızla olay çok salak yerlere gitti ama lisede tüm ilişkiler salak yerlere gider zaten. bana parayı veren arkadaş şimdi londra'da avukatlık yapıyor, ahmetle mustafa mebde öğretmen ben esenyurtta yaşıyorum. nası olduysa en rezil ben kaldım yine aq
bingöl'ün bir ilçesindeyim, karşı komşumuzun duvarı yıkıldı. kendi evimizin 3-4 farklı duvarı boydan boya çatladı. hayatımda hiç bu kadar korkmamıştım öleceğimi zannettim.
edit: yine salladı hafif, çıplak ayak dışardayız.

duvarın yıkılan bir kısmı
görsel

bunlar ise bizim evin, kendimi acındırmak için atmıyorum. ekşide bir inşaat mühendisi istediği için buradan atmak istedim.
görsel
görsel
görsel

edit: artçılar devam ediyor. çevremde kötü durumda bir yer yok gibi.
son edit: ara ara sallanmaya devam ediyoruz, herhangi bir yardım veya yetkili gelmedi. sanki deprem olmamış gibi burası.
biz taksim meydanına çıkıp değil eğlenmek en ufak bir hak hukuk arayışımızda daha ağzımızı açıp gıkımızı çıkartacağımız an ensemizde nefesini hissettiğimiz polis beyefendiler acab bu şark eğlencesi düzenlenirken ne yapıyorlardı acayip merak ettim doğrusu.
(bkz: tutmayın küçük veliahtı)

vatanı ingiliz'e satıp ingiliz gemisiyle yurttan kaçanların torunlarına bak hele. nasıl da gür çıkar olmuş şimdi sesleri. bunlar en son anadolu yakasının %80'ini istiyordu, ordan bir şey alamayınca sinirlendiler zahar..

mesajlardan yıldım editi : herkes (bkz: vatan satma) ifadesine takılmış, bunu biraz açıklayalım o halde. 1878 senesinde sultan abdülhamid'e karşı bir saray darbesi tertip edilir. başarısız olan saray darbesinin ardından (ki bu darbenin bastırılmasında ismine aşina olduğumuz (bkz: yedi sekiz hasan paşa)'nın katkıları büyüktür) hezeyanları iyice artan sultan abdulhamid korkarak ingilizler'den sığınma ve yardım talep etmiştir. bu amaçla dönemin ingiliz büyükelçisiyle görüşmüş, ingiliz kraliçesi kendisine iletilen bu talebi "sadece sultanı ve ailesini değil, tüm anadoluyu korumaya talibiz"!! diye yanıtlamış ve bunun karşılığında da kıbrıs'ı istemiştir. abdülhamit şahsi koruması için kıbrıs'ı derhal ingilizler'e vermiş ancak bir zaman sonra korunmaya neden olan tehlike ortadan kalktığında bundan pişman olmuştur. tüm bunlar yaşanırken de ingilizler'in zırhlı gemisi istanbul açıklarında sultanı her an ingiltere'ye kaçırmak için demirli halde beklemiştir. bunlar bilinen tarihsel gerçekler olup, benim kişisel uydurmalarım değildir.
liberal demokrat parti veya liberal bir parti.

ekleme: gültekin tırpancı yönetimindeki ldp ne besim tibuk'un bıraktığı ldp'dir ne de demokrattır. cem toker'in, parti içinde kendisine karşı yarışan genç adayı* engellemesinin sonucudur.

doğrudur; akp de liberal politikalarla ortaya çıktı. ancak akp' nin liberalliği muhalefette olur ve güçlenene kadar kılıf olur birkaç liberal politik uygulamayla liberal parti olunmuyor.

avrupa birliği vergi politikarına uyumlu denmiş de sanki vergiyi getiren ab gibi çarpık bilgi verilmiş. verginin ab standartlarına uygun olması, o vergiyi ab'nin dayattığı anlamına gelmez ve hatta ab de "aman bol bol vergi alın" demez.
dünyanın her tarafında, verginin en düşük düzeyde olması gerektiğini liberaller savunur. çünkü devletten, devlet olmasının getirdiği zorunluluklar hariç hizmet beklenmez liberallere göre.
sosyal liberaller ayrı kalıyor biraz, ama onların da bu kadar vergiyi savunacak yüzü yoktur. yalnızca liberal dendiğinde bahsedilen liberalizm esasında klasik liberalizm iken liberteryenizm ve minarşizm düşünmek de yanlış olmaz. hatta en güzeli olur.
ne zaman, apartmanın yakınlarında bulunsam muhakkak bir araba gelip adres soruyor. o an, başka bir şeyle uğraştığım için adres sorusu karşısında beynimin vefat ettiğini hissedebiliyorum. hayır, bir şeyle uğraşmasam da aniden sorulan bu möhim soruyu katiyen doğru cevaplayamıyorum. artık, apartmanın oraya bir arabanın yaklaştığını gördüğüm vakit yolumu değiştiriyorum.

sordukları soru da "burası ahmet apartmanı mı, şurası iki no'lu apartman mı, orası mortingen şitrayze sitesi mi" şeklinde. 30 yılı aşkın zamandır ailemin ve ondan biraz daha az sürede de benim yaşadığım bir yer için cevaplanması güç olmayan sorular... geçen kurye yanaşıp "bakar mısınız, burası iki no'lu apartman mı" diye sordu. "no ne demek lan?!!! allağım, ben kaç no'lu apartmanda oturuyorum:((" diye hızlıca düşünmeye başlayıp içimden, oturduğum yerin adresini hızlıca söylemeye başladım. "allah'ım nerde bunun numarası" diye kızarmaya başlarken "ibit" çıkıverdi ağzımdan. suratımın yarısını kaplayan maskedeki bakışlarım sukorpiyon'a benzemişti, az kaldı patlayacaktım.

adam, teşekkür edip motorundan indi. peşimden gelmeye başladı. "aha" dedim o an, "ben, iki no'lu apartmanda oturmuyorum ki" benimle birlikte adam da "e burası iki değil ki???" dedi. belli, uzun zamandır mahallede dolanıyor. benim, götten fıslayan "ibit"im, yüzünde güller açtırmıştı. apartmanın önündeki no'yu görünce kesin, içinden bana küfürler etti. özürler dileyip kaçmak istedim... yanıma anahtar almayı unutmuşum... apartman kapısının önünde bekledim öyle... kaçamadım... bakıştık. "ehirri ehirri, ben heyçan yaptım galiba" dedim.

gerçi bir kez, oturduğum apartmanın adını dahi yanlış söylediğimi fark edip yan apartmana kaçmıştım. adamlar, olayı çözene dek yan apartmanın içinde bekledim. iyi ki maskem var, zira orada burada "bi tane sıfatını zktiim var, millete yanlış adres verip duruyor" diye anılmak istemem.
şerefsiz ve bir o kadar da piç kurusu akitlerin beğenmediği son hal.
ayrıca bu sığırlar tanımdan da habersiz
biri şu mallara başlık diye tanım olmadığını söylesin.
filmin ilk 15 dakikasında, bu ne boktan bir film, dedim.
hadi sonuna kadar izleyeyim, belki bir diyeceği vardır, düşüncesiyle filmi sonuna kadar izledim.
(bkz: caner özyurtlu)allah seni bildiği gibi yapsın.
adam, resmen arkadaşlarını toplayıp film çekmiş.
şu siktiriboktan senaryoyu bu adamların önüne ben koysam, bana götleriyle gülerler.
film, hiçbir şey anlatmıyor. başı yok, sonu yok.
filmin adı, biz böyleyiz. evet, aslında tam olarak böyleler sanırım. cihangir oyuncuları toplanmış film çekmiş.
dertleri dert değil, sevinçleri sevinç değil.
samimiyetsiz, içi boş bir filimsi bir şey.
siyasi düşüncesi ne olursa olsun namuslu bir kadına karşı serinletilmeye ihtiyacı olan bir insan artığının ağzından bok kusması olayı. sorsan din iman bunda. lan kevase dinin bile namuslu kadına iftirayı büyük günah kabul ediyor.
3 kedi sahibi olarak belirtmek isterim ki evdeki kedilerime yasak tek bölge mutfak tezgahıdır. onun dışında evin her bölgesinde dolaşabilirler. kuma girip çıkıyorlar koltukların altlarında tuvalette banyoda patileriyle dolaşıyorlar vs bu sebeple yemek hazırladığım bir alana basmalarını istemiyorum.
mal turnusolu bir başlık daha.

bundan daha irrite edici bir şey varsa o da erkeğe diz çöktürmek varken şeklinde başlayan cümle sahibi yazarlar. bunlar eşitlik nedir bilmez. bunların sevgililiği de aşkı da sevdası da savaş alanı gibidir, tek dertleri galibiyettir, üstünlüktür. iyice inceleyin de sadece köpek taklidi yalan gerizekalıları değil, erkeğe diz çöktürmek amacını güden malları da hayatınıza sokmayın. iki türden de fayda gelmez.
birisi diyor ki diş hekimleri tavsiye etmez diğeri diyor dişçiler tavsiye eder. bre amk bari biriniz de kaynak koyun elbet hakkında yapılmış bir araştırma yazılmış bir makale vardır. ama siz burda götten sallayın anca.

kime inanak neye inanak? manuel takılıyoruz işte.

edit: bu başlığa entry girmemin hemen ardından başlıkta oral-b reklamı çıkıyor. allah belanı versin google
nisan 2019'da kurulum yapmışım. güncelleme ayarları neyse o. hangi güncelleme geldiyse windows otomatik kurmuş. bilgisayar 2012 model i5 işlemcili hp. samsung ssd var. nisan 2019'dan bugüne:

- bir adet yüksek lisans tezi
- bir takım akademik araştırmalar ve makaleler
- yaptığım iş ile alakalı sayısız proje tamamlamışım.

bu işler kapsamında belki de binlerce sonlu eleman modeli analizi yapıldı. bir çok gece bilgisayar analiz tamamlansın diye açık bırakıldı. kimi periyotlarda günlerce açık kaldı. ssd'nin ise %80'i doluydu.

şimdi düşünüyorum, windows 10 yüzünden sıkıntı yaşadığım bir anı hatırlamıyorum.

gerçekten çok merak ediyorum, siz bilgisayar ile tam olarak ne yapıyorsunuz?

not: arada aşırı düşük fps'de witcher 3 de bitirdim.
böyle bir millet görülmemiştir, görülmeyecektir. evet sevmiyorum bu milleti ne derseniz deyin. ancak şu gerçektir ki; çinliler merhamet duygusu vs... çok yerde kalan bir millet. pislik, cahil ve fakir bir halk olmaktan ileriye gidemeyecek millettir. bu bir milleti kötüleme değil. çin'e giden bir sürü insanla konuştum ve hepsi de aynı şekilde cevaplar verdi sorularıma.

gelelim yulin festivaline: bu bir köpek eti yemek festivali. şimdi bazılarınız diyecek ki; türkiye de aynısını kurban bayramında yapıyor. hayır arkadaşım kurban bayramında en azından kesimler doğru yapılmaya çalışılıyor. en azından hayvan çok acı çekmiyor. bu pislik insanlar direkt canlı hayvanları ateş ile yakıyor, kaynar suya direkt atıyor, direkt kafasına çekic vs... benzeri bir cisim ile vurarak onu öldürüyor. müslüman değilim, kurban bayramından da zerre haz etmem. ama bu pislikler gibi olmaktansa milletime şükrederim.

yasaklanması dileğiyle, aşağıdaki change.org kampanyasına oy vermeyi unutmayın.

change.org yulin festivalinin kaldırılması için 6 milyona ulaşalım. (türkiye)

change.org yulin festivalinin kaldırılması için 4,5 milyona ulaşalım. (uluslararası)

umarım böyle bir şey gerçekleşmez. kampanyaya katılırsanız küçük dostlarımızın işkence çekerek ölmemesini sağlayabiliriz belki.
üçü de içinde direksiyonu ve ortasındaki amblemi merkeze alarak story atmalık araçtır.
--- spoiler ---

aç ordan bi türkçe pop. ya da ben fero olsun. ya da şekilli şukullu bi rap olsun.

aç son ses. beatler mahalleyi inletsin.

heh.

sok şimdi kamerayı amblem görünecek şekilde direksiyonun 4 cm ilerisine.

direksiyonu saatli elinle tut da saatini de çek. hiç bilmiyosun bu işleri.

heh.

min 5 kız düşürmesi var bunun. 3ü çirkin olsa ikisi kezo ama güzel olsa... kezolardan en güzelini yemeğe götürsen ordan ilerletsen... bi kere öpse ben bakireyim ailemin iyi kızıyım evlenelim öyle sevişelim dese. güzel güzel.

bi öpücük nerden baksan karlı iş.

aslanız biz. alfaların alfasıyız. böyle manyak fena bi şeyiz.
--- spoiler ---

edit: bu entry bahsi geçen araçların sadece kız düşürmek amaçlı kullanılması anlamında değildir. kullanıcılarının tümünün bu müzikleri dinlemesi anlamında da değildir.

kullanıcılarının arasında bu amaçla kullanan ve bu müzikleri dinleyen profildeki insanların da olması gözetilerek girilmiştir.

bunu açıklamak zorunda bıraktılar.
"kalbimizden geçenler tüm kalplerin sahibine emanet olsun. o, kalbimizden geçenleri de bilir, bize neyi nasip edeceğini de."

not: ateistim ama bir kitapta gördüm, paylaşmak istedim. aramızda aşık, yalnız vs olan inançlılar varsa umudunuzu kaybetmeyin. şimdi gönül rahatlığıyla uyuyabilirsiniz.
istediği kadar sinematografisi güzel olsun, karakterleri süslü cümleler kursun nbc’nin yarattığı karakterlerin hiçbiri demirkubuz’un karakterleri gibi olamıyor. dostoyevskiden ilham aldığından olsa gerek insanlar gerçekten insandır. demirkubuzun karakterleri dünyaya laf anlatacak kadar cürretkar değil, adamların g.tünde ayı bağırıyor hepsi kendi derdine düşmüş zaten... sinema sektörümde çalışan insanlar bile bu filmleri izlerken nasıl yapılmışa değil ne yapılmışa bakıyordur(bence) kısaca nbc izlerken aa ne güzel kareler aynı fotoğraf gibi dersin, demirkubuz izleyince aa lan bekire bak o da beşiktaşlıymış dersin.
bak bak gelmiş yine gençlere bir şey olmazcılar. lan dallama nerden biliyon aq virüsle sözleşme mi imzaladın?

edit: dallama gelmiş analitik düşünmeden bahsediyo. lan hıyar beynin olsa virüsün gençlerden herkese bulaşabileceğini anlar böyle bir yorum yapmazsın ama nerde boş kafaya ne anlatacan sağ kulaktan girer soldan çıkar.
(bkz: türkçe mantıklı bir dildir)

türkçe , belli bir matematiği ve mantığı olan bir dildir.
bu da kesinlikle bir avantajdır.

diğer çoğu dilin “karmaşıklığı” , gelişmiş olmasından değil, çoğunun yapısının, bir mantığa oturtulmamış olmasındandır.
mesela, eşyalara bile dişi/eril ön ek getirmenin mantığı pek yoktur, hangi eşyaya hangi ön ek geleceğini tahmin etmek de kolay değil ve gereksiz bir eylem.
aynı şekilde fiil türetilme konusunda , fiillerin 2. ve 3. halleri , ilk hallerine bakınca bir mantık içermez.
bu karmaşıklık , “komplike” olmak demek değildir.
türkçede her kuralın bir mantığı vardır.
gerçekten de matematik gibi, tadından yenmez bir dildir türkçe . kıymetini bilelim

edit: anlatmak istediğimi biraz açtım.
kötü niyetli olmasa rize’nin sağ beki morozcuk ilk yarıda atılmıştı, rize 10 kişi kalmıştı, normal bir hakem olsa böyleydi ama bu piç yavrusu kötü niyetli.