Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
her boku en iyi ben bilirim sanmak yani cahil olup da kendini alim sanmak.

bugün kadın yolun ortasında araba beni eziyordu diye bağırıp çağırıyordu hayvan bunlar diyordu, orda yayaya kırmızı ışık yanıyordu ama
bu aralar üzerine çok düşündüğüm konu. ama bence zamandan, uzaydan ve olasılıklardan öte bir varlık var. bazen reddetme durumuna geliyorum ama benim inanışım çok duygusal.

üçüncü katta oturuyoruz. bu kata uzanan, bir yeni dünya ağacı var. ama ağaç tırmanması zor, ince dallı ve bizim balkonla en üst dalları arasında az da olsa bir mesafe var.

ben uzun zamandır bir kedi sahiplenmek istiyorum. daha önce ilk defa, kendi evimde, bir kedi ile yaşama deneyimimi bir britishle yaşadığım için ve ister sekilcilik diyin, ister başka şey, bu türü de deli gibi sevdiğimden, british sahiplenmek istiyorum. hani milletin çikolata krizi tutar ya benim de çok uzun zamandır bir kedi krizim var ve artık son raddesini yaşıyorum. kediiiii, kediiii.

malumunuz britisler, has britishler pahalı. bana da diyorlar manyak mısın, git sahiplen bir tane. haklılar. ama sevda ve merak bu. neyse bir kaç teşebbüsten sonra ben bu kediyi sahiplenemedim. hiç bir kediyi içim almadı. parayı da koydum cebe ama ne bileyim.

sonra bir gün, anne bir kedi iki küçük yavrusunu bizim kata taşıdı. o ince dalları aşarak. gideceği çok daha kolay olan yolları es geçti ve iki yavruyu bizim kata bıraktı. biz sahiplendik tabi hemen, suları, mamaları, yuvaları, anneleri de epey alıştı gel zaman git zaman. bir gün fark ettik ki anne artık gelmiyor. ee yavrular da henüz o kadar büyümediler. bir gün, iki gün izledik, anladık ki anne gelmeyecek.

üst kat komşumuz sonra, evin az ötesindeki bir çöp tenekesinin yanında, bizim anneyi, araba çarpmış bir vaizyette, atılmış halde gördüğünü söyledi.

iki yavru bizim yavrumuz oldular. çok büyük bir sir perdesi değil ama bunun altında büyük bir tesadüften fazlası var. o anne yavrularını bir nevi kaderlerine ve yeni evlerine taşıdı.

inancımı kaybediyorum ama beni kadere, hayata, insanları birbirine bağlayan küçük mucizeler var. işte benim inancımın sebebi bu küçük mucizeler.
poşeti sade kendisi lezzetli ve doyurucu bir püskevit. oreo moreo yalan kardeşim, piyasanın en iyisi ülker probistir.
başlık iki anlama açık;

1-) bir nick alabilecek olsan bu hangi marka olurdu?

2-) halihazırda kullandığın nick hangi sektörde bir marka adı olabilir?

cevap 1-) sanırsam afilli şekilli şüküllü parfüm markalarından birini alırdım. isimleri baya güzel çünkü. hugo boss, antonio cantinelli, alessandro di baggio vs

cevap 2-) söylemeye gerek yok. sipor giyim üzerine bir şeyler olurdu. ama kendi çapımda (sportif tekstil ve hazır giyim a.ş.)
herkes yazdığına göre, moderasyondan içindeki 24’ün 36 olarak değiştirilmesini beklediğimiz başlık.

yazılanların hepsini okudum, evet arkadaşlar nöbetler o kadar rahat geçiyor ki 72 de tutabiliyoruz 84 de. o kadar rahat ki 84.saatte halusinasyon görüp merdivene yatak gibi yattığımı biliyorum. her nöbet çıkışı defalarca metroda uyuyakalıp son durağa kadar gidip geri döndüğümü, trafik kazası geçiren arkadaşlarımı, eşiyle ayda 4 kez görüşebildiği için boşananları, kalan son aktif beyin hücrelerini de sokakta hiçbirinizin yüzüne tükürmeyeceği (insan diyemiyorum neanderthallere hakaret sayılır) mahlukatlara laf anlatmak uğruna harcarken günlük küfürlerini afiyetle yiyenleri bildiğim gibi.

hiç boş yapmayalım, ne ttb ne sağlık bakanlığı tarafından bu asla düzeltilmeyecek. düzeltmenin nereden başlatılması gerektiği bilinip de yıllardır düzeltilmediği gibi.

36 saattir uykusuz olduğumu söylediğim halde çocuğunu muayene etmemden zerre rahatsızlık duymadığı gibi “muayene olmuş olduğunu düşündüğü için” mutlu olan insanlar var. bunlar katiyetle eğitilmezdir. bu halkı hayati risklerle korkutamazsınız, ancak parasını almanız lazım. üstelik eczanedeki kesintilerle ya da farkettirmeden geçirilen zamlarla falan değil, marketlerdeki poşet uygulaması gibi “anında” alarak. 36 saat çalışan hekime 25 kuruş fark ödeyeceksiniz derlerse, yarın 36 saat çalışan hekim bırakmazlar ülkede.
ölüp efsane olsaydınız amq. asker dediğin savaşır.
ergenler gibi dayak yiyip “ göstericem oğlum sana” demez.

ekleme: seviyesiz ve küfürlü mesajlar atmayın arkadaşlar. askerliği ve emir silsilesini muhtemelen çoğunuzdan iyi biliyorumdur.
küfürlü mesaj atan arkadaşlardan konum istemek için telefon numaralarınıda yazmalarını istiyorum.
çok kısa bir süre önce bir araya geldiğim kalabalık bir ortamdaki doktor arkadaşlarımın savunduğu tez, bugün başlığı görünce şaşırdım.
bir ortopedist, bir kardiolog, bir genel cerrah ve iki kalp damar cerrahı vardı ortamdaki tartışmada, hepsi birden hemfikirdi;
kararında yürüyüş yapmaktan ötesinin insan doğasına aykırı olduğu konusunda oldukça mantıklı hipotezler öne sürmüşlerdi, “yumurtayı şimdilerde akladığımız gibi sporun fazlasını da yasaklamamız an meselesi” diyorlardı ve bir süre sonra tıp dünyasının da bu konuda fikir değiştirip, uyarılar yapmaya başlayacağını savunuyorlardı.

bu kadar hızla dillendirilmeye başlandıysa o “bir süre” nin oldukça kısa bir vadesi olduğuna ben de ikna oldum.
birbirinden çok farklı karakteri olan ama "insanca ve keyifle sohbet etme" ortak paydasında buluşmuş ütopya gibi bir grup. tartışmayı bilen, ama kavga etmeyen. derbilerde, finallerde sinirler gerilince tek tük küfürü görmezden gelen ama düzenli ağzı bozukluğu bünyesinde barındırmayan. zırt pırt nsfw görseller atmayan, (önce bi fotoğrafa baktıktan sonra) atana tepki gösteren. kırk yılın başı gerginlik olduğunda haklı/haksıza bakmaksızın insanların önce birbirinden sonra grubun geri kalanından özür dilediği. çok komik yorumlar, çok doğru ve eğitimli analizler, gittikçe kemikleşen dostluklar barındıran bir grup.

gruba katılmak isteyenler her konudaki fanatizmlerini kapının dışında bıraksın lütfen. bir de gruba katılıp sonradan şu veya bu sebepten ayrılmaya karar verenlerin gitmeden önce medeni insan gibi iki satır bir şey yazması bekleniyor. hiçbir şey demeden çat diye gidenlerin ardından bir miktar geyik yapılıyor.
amerika'da yaşanan ve korkutucu sonuçlar doğurabilecek bir deprem.
(bkz: 26 ocak 1700 oregon depremi)

tanımı girdiğimize göre gelelim şimdi salak salak espri yaptığını zanneden mallara.

be gerizekalılar, bre angutlar, yarın (olmasını asla istemem ama bir gün olacak) beklenen büyük istanbul depremi gerçekleşse ve reddit gibi sitelerde "amk daha yeni deve izliyordum, şansa yaşıyoruz" diye salak yazılar yazılsa, yazanların ne anasını bırakırsınız, ne bacısını, ne dinlerini ne de avradını.

sizin ben iki yüzlülüğünüzü sikeyim.

he amk şansa yaşıyorsunuz, amk beyinsizleri. espri anlayışınızı skeyim sizin.
bir kızcağız var. cam siliyor, çöp topluyor, yerleri siliyor, oraya-buraya koşuşturuyor sabah 08.00’den akşam 17.00’a kadar her yere koşuşturuyor. her gün saat 16.00’da çöpleri topluyor. geçen gün densizin birisi bu kızı şikayet etmiş ter kokuyor diye. yahu arkadaşım kız gelip 15 saniyede çöpünü boşaltıyor ve gidiyor. bu neyin rahatsızlığı. bu kadar mı empatiden yoksun, adi insanlarsınız. bu kadar mı çıktığınız, geldiğiniz yeri unutan insanlarsınız. azıcık empati lütfen empati yapın.

afedersiniz bu kıza bunu söyleyen kaltak, boş zamanlarında tırnak törpüleyip; aptal saptal sitelerde aşk testi, burç falları, magazin vs gibi safsatalara bakarken bu kızcağız öğle aralarında kitap okuyor. kaç gündür çok doluyum şu konuda vallahi aklımdan çıkmıyor.

kendini beğenmiş pislikler.

o işi kim yaparsa yapsın gün sonunda ter kokacaktır. ofiste koltuğundan kalkıp, 15-20 adımlık yazıcıya gitmeye üşenenler milletin ter kokusundan şikayet ediyor. emin olun burada ağlayan prens ve prenseslerin çoğu da yine böyle yorucu ve koşuşturmalı bir işde çalışan birisini söylüyor.

tiksiniyorum sizden!

bak unuttum çaycı kızı da bu şekilde şikayet etmişlerdi. çay ocağı dediğin yer daracık ve aşırı sıcak. kız zaten 150-200 kişinin çayına bakıyor. onu bile şikayet etmişler. bu ter kokusunu ben de hissediyorum ama dibimdeyse hissediyorum. hoşuma gitmiyor ama karşıdaki kişinin nasıl bir iş yaptığını ne şartlarda çalıştığını da biliyorum. sadece 10 saniye bu kokuyu duyuyorum. rica ediyorum biraz empati yapın. bir yeriniz eksilmez, bir şey kaybetmezsiniz.

gelen mesajlar için edit: bu entrye karşı çıkmanızı, ter kokulu birisiyle çalışmak istememenizi anlıyorum. ancak ben size diyorum ki; bütün mesaiyi masa başında ve klimalı ofislerde harcıyorsanız eleştirirken bu kadar zalim olmayın. herkesin bu şekilde çalıştığını zannetmeyin. evet ben çok sert bir dille yazmış olabilirim buna hak veriyorum. benim tepkim etrafınıza bu kadar yabancılaşmanıza verdiğim tepkidir.

arkadaşlar! bütün işler zordur ve streslidir ancak; insan olduğunuzu unutmayın. etrafınıza, insanlara ve her şeye bu kadar yabancılaşmayın.
zırva yorum, yakıştıramadım. uzakta, başka bir kıtada, rahatken herşey pembiş tabi. tramp 5 milyon suriyeliyi yaşadığı eyalete şakkadanak sokuverse ve ensarız biz ensar! dese ne hisserdi ssg acaba....

ama nasilsa yapmaz dimi? bu yuzden amerika, "amerika", san francisco, "san francisco". "suçlu tabela değil mülteci politikası" demek istiyorsan da bu flood komik, çekingen ve çok korkak. onu da ekleyim.
kendisini 5 ay önce “kılışdar yine yaptı yapacağını, kimsenin bilmediği adamı çıkardı ekmeleddin 2.0” diyen, 31 mart itibariyle geleceğin cumhurbaşkanı 23 haziran itibariyle de ikinci atatürk diyen manyak sürüsünün aklına ihtiyaç duymayan belediye başkanı.

akıl lazımsa büyükerşen, mansur yavaş v.s. veriyordur zaten. siz nutellaya odaklanın.

emin olun ki lgbt’den madımak’a, belediye tesisinde biradan havuzlara kadar olan her konudaki tutumu data ile desteklenmiş ve kendisine seçimi kazandıran ekip tarafından gözden geçirilmiş durumdadır.