aile elli kilometre öteden "biz bu ülkeye zırnık kadar faydası dokunmayacak, aksine girdiğimiz her ortamı bozacak, cahil, çirkin ve yobaz embesilleriz" diye bağırıyor.
bu ailenin her ferdi sizin kadar bu ülkenin geleceğine karar verme hakkına sahip. alın size demokrasi götünüze sokarsınız ya da tuncer sokar ne bileyim.
Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
ryan reynolds'un oynadığı berbat green lantern filmi.
bedelli askerlikten faydalanacak kişi sayısına belli bir kota konur. bedelli askerlik yapmak isteyenler, e-devlet üzerinden açık artırmaya katılır. en yüksek teklifi verenler bedelli askerlik yapmaya hak kazanır.
ben yaptim bunu. kizim tarik akan'in okulunda ogrenciydi. 8.sinif bitene kadar dogru duzgun din dersi gormedi. daha dogrusu din kulturu & tarihi ogrendi ama oyle dua , islam vs ogrenmedi.
evde ben zaten inanmadigim bir seyi cocuga inansin diye anlatamazdim, evde de hic dini bilgi almadi.
lise 1'de fen lisesindeydi. ilk kez klasik din dersi gormeye basladi. eve geldi ,delirmis. din hocasi sacma sapan masal gbi seyler anlatti. itiraz ettim bir de firca yedim. koskoca insanlar bu sacmaliklara nasil ikna oluyor anne diye anlamaya calisiyordu:)
uzun lafin kisasi, bir cocugun 15 yasina kadar beynini dinle yikamazsaniz sonra o sacmaliklarin gercek olduguna ikna edemezsiniz. cocuklarinizi bu masallardan uzak tutun.
evde ben zaten inanmadigim bir seyi cocuga inansin diye anlatamazdim, evde de hic dini bilgi almadi.
lise 1'de fen lisesindeydi. ilk kez klasik din dersi gormeye basladi. eve geldi ,delirmis. din hocasi sacma sapan masal gbi seyler anlatti. itiraz ettim bir de firca yedim. koskoca insanlar bu sacmaliklara nasil ikna oluyor anne diye anlamaya calisiyordu:)
uzun lafin kisasi, bir cocugun 15 yasina kadar beynini dinle yikamazsaniz sonra o sacmaliklarin gercek olduguna ikna edemezsiniz. cocuklarinizi bu masallardan uzak tutun.
(bkz: kara melek)
derbeder yine gönlüm
yalandır her gülüşün her bakışın kimsin sen?
hem melek hem de şeytan
ağlayan ve ağlatan aynı insan kimsin sen?
kanayan yüreğimde dinmiyor yangınlar
kahrolur gider mi sana aşık yürekler?
sevdim dedin hiç sevmedin sen kimleri mahvettin
kara melek
sen bu hayat oyununda zalim bir yürek
sen mutluluk masalında kara bir melek
derbeder yine gönlüm
yalandır her gülüşün her bakışın kimsin sen?
hem melek hem de şeytan
ağlayan ve ağlatan aynı insan kimsin sen?
kanayan yüreğimde dinmiyor yangınlar
kahrolur gider mi sana aşık yürekler?
sevdim dedin hiç sevmedin sen kimleri mahvettin
kara melek
sen bu hayat oyununda zalim bir yürek
sen mutluluk masalında kara bir melek
sarılmak isteyip sarılamamak...
öpmek isteyip öpememek...
bi gülüşe hasret kalmak...
geçecek ya geçmeli.
öpmek isteyip öpememek...
bi gülüşe hasret kalmak...
geçecek ya geçmeli.
size kısa ve tatsız bir hikaye anlatmak istiyorum.
2014 yılında kaydımla başlayan bu 30klık serüven 2016 yılında 10k dolaylarında git gel yapıyordu. o sıralarda çıkan nasıl yazar olunur başlıklarından aldığım bilgilerle entrylerimi bir gözden geçiriyim dedim ve bir sürü entrymi sildim.
benim kerizliğime çok fazla silmişim ve sıradan düştüm tekrar 30kya geri dönüş yaptım.
son 1 senedir 12 13 binlerde dolanan beni bi anda yazar yapan algoritmaya teşekkürlerimi sunuyorum.
allah razı olsun aq.
2014 yılında kaydımla başlayan bu 30klık serüven 2016 yılında 10k dolaylarında git gel yapıyordu. o sıralarda çıkan nasıl yazar olunur başlıklarından aldığım bilgilerle entrylerimi bir gözden geçiriyim dedim ve bir sürü entrymi sildim.
benim kerizliğime çok fazla silmişim ve sıradan düştüm tekrar 30kya geri dönüş yaptım.
son 1 senedir 12 13 binlerde dolanan beni bi anda yazar yapan algoritmaya teşekkürlerimi sunuyorum.
allah razı olsun aq.
yuh artık 40 yıllık baba mirası takımımı bıraktırmak için başka ve daha acısız bir yöntem bulsunlar lütfen.
(bkz: mozart dinlemeye zorlamak)
adamın düşman olmadığı bir tek klasik müzik dehası mozart kalmıştı. o da oldu.
edit: https://www.youtube.com/watch?v=ugcivw-uvx4
adamın düşman olmadığı bir tek klasik müzik dehası mozart kalmıştı. o da oldu.
edit: https://www.youtube.com/watch?v=ugcivw-uvx4
yandaşlar firma mı alacak yüklen ziraate. kulüp borçları mı var yüklen ziraate. vatandaşa para mı lazım yüklen ziraate. çiftçiye para mı lazım? traktörünü satsın kendini yaksın bize ne. şeklinde ilerleyen döngü.
makinelerin küçük parçalarını söküp temizlemek. geçen gün çamaşır makinesinin deterjan gözünü söküp, dandik bir diş fırçasıyla parlatana kadar temizledim. sonra makinedeki boşluğu kulak pamuklarıyla tertemiz yaptım.
o an başka hiçbir şey düşünmüyorum. tek sorun ulaşılamayan kirli noktalara tazyikli su verme fikrini uygulayıp uygulamama kararı.
bisiklet veya motosikletlerin zincirlerini yağmalamak da benzer bir his veriyor.
ayrıca arabayı iç dış yıkamak da öyle.
ve tabi dolmakalem temizlemek ve klavye harflerini tek tek sökerek silmek...
bir de tıkanan boruları açmak var ki bunun için bazen kimyasal kullanmak gerekiyor. tecrübesi olmayanlara önermem, bir arkadaşım böyle zehirlenmişti.
ama o borulardaki pisliğin gidişini izledikçe içimdeki irinlerden de kurtuluyor gibi hissediyorum. böyle bir dinginlik, böyle bir sakinlik yok. üst üste üç ders yoga yapsam ancak buna denk olur.
o an başka hiçbir şey düşünmüyorum. tek sorun ulaşılamayan kirli noktalara tazyikli su verme fikrini uygulayıp uygulamama kararı.
bisiklet veya motosikletlerin zincirlerini yağmalamak da benzer bir his veriyor.
ayrıca arabayı iç dış yıkamak da öyle.
ve tabi dolmakalem temizlemek ve klavye harflerini tek tek sökerek silmek...
bir de tıkanan boruları açmak var ki bunun için bazen kimyasal kullanmak gerekiyor. tecrübesi olmayanlara önermem, bir arkadaşım böyle zehirlenmişti.
ama o borulardaki pisliğin gidişini izledikçe içimdeki irinlerden de kurtuluyor gibi hissediyorum. böyle bir dinginlik, böyle bir sakinlik yok. üst üste üç ders yoga yapsam ancak buna denk olur.
sonuna kadar destekliyorum kongre üyesini, keşke bu adamı kulüp binasından içeri hiç sokmasalardı.
değiş sokuş
(bkz: peker açıkalın)
barış falay muhteşem bir oyuncu olarak kesinlikle bu rolü kaldırır ve uçurur. ama ben şahsen o'na yakıştıramam. o'nu bu rol ile bütünleştiremem.
barış falay muhteşem bir oyuncu olarak kesinlikle bu rolü kaldırır ve uçurur. ama ben şahsen o'na yakıştıramam. o'nu bu rol ile bütünleştiremem.
480 lira.
(bkz: mevlana - şems)
oğlum noluyor lan? geçen ay 290 lira geldiğinde yazmıştım buraya hem para verip hem ısınamıyorum diye.37 derecede yakıyordum. bu ay 40 derece yakmaya başladım. hala ısınamıyorum. fatura da 290dan 395e çıkmış. ısınsam demek ki 1000 tl falan vereceğim. öğrenci adamım lan ben. elektrik-doğalgaz-internet-su bak bunlar temel ihtiyaçlar. bunlara nasıl 600 lira vereyim her ay? evden çıkmadım lan bu ay. ona rağmen şu an faturaların hiç birini ödemedim cebimde hesabımda 300 tl var. zaten doğal gaz tek başına 390. ne yapacağım ben? 15ine kadar para falan da geçmeyecek elime. ailemden istesem yazık insanlar tek kelime etmeden verir ama beni neden buna muhtaç ediyorsunuz ya ayıp değil mi? kaç yıl çalışıp okuyup mühendislik fakültesi kazanmış, üniversite öğrencisiyim. bu ülkenin geleceği benim ben. akşamları evde oturup çekirdek çitliyorum çayı yarım demlik koyuyorum çaya verecek param kalmadı. finallerim var bu hafta hangi moral motivasyonla çalışabilirim? sınavdan sonra arkadaşlarımla bir kafeye gidip çay içemiyorum lan. evde canım sıkılıyor diye yeğenimden playstation ödünç aldım çocuğa teşekkür için oyun alacağım alamıyorum amk. emeği geçen herkesin de allah belasını versin.
not: paran yok yurtta kal diyecekler için, kaldığım yerde yurt falan yok arkadaşlar. olanlar da bir odada 6 kişi kalıyor. orada kalacağıma sokakta yaşarım.
not: paran yok yurtta kal diyecekler için, kaldığım yerde yurt falan yok arkadaşlar. olanlar da bir odada 6 kişi kalıyor. orada kalacağıma sokakta yaşarım.
“ uzun zamandır yoktum biri demiş öldü; şimdi de yazsınlar kral geri döndü!”
bunu herkesin görebileceği yani beni tanıyan herkesin görebileceği yerlere de yazmak istedim ama espriyi anlayamayanlar olabilirdiswh
4 sene önce, şubat ayında tam 4 sene olacak; kurduğum şirket battı. ama nasıl batma! feleğim şaştı. büyük para batırdım. yıllarca miktarını telaffuz edemedim, etmedim, yüzleşemedim; öyle dokundu. tabi büyük bir psikolojik çöküntü yaşadım. ağır hayal kırıklığı. umudumu, emeğimi, hayallerimi, inancımı, çabamı, gayretimi, ruhumu, kalbimi, coşkumu; tüm varlığımı yatırıp bu işi kurmuştum. çok büyük bir hevesle, çok amatör duygularla boyumdan büyük bir işe yeltendim, tek başına olmam akıl alır iş değildi. çok uyaran oldu, deli muamelesi yapan oldu. farkındaydım aslında bütün risklerin ama bu farkındalık da beni durduramadı. gerçi beni durdurabilecek bir şey yoktu. hedefine fırlatılan güdümlü füzeydim. hem benim tecrübesizliklerimin sonucu olarak hem de tamamen benim dışımdaki etkenlerin sonucu olarak iş battı. sonuç büyük bir başarısızlık oldu. işi kurma sürecinde aslında başarılı olmuştum, hiç kolay olmamıştı , o kendi çapında bir başarıydı ama yürümeyince bir anlamı kalmadı.
iş batıp işsiz kalınca çok zor bir süreç başladı benim için. bu kendi işini kurma düşüncesi bir saplantı oldu bende. burdan dönemezdim, geriye gidemezdim; bu ihtimali bir türlü kabul edemiyordum. öyle parayı çok seven, para için yaşayan biri değilim. tabi ki iyi bir yaşam, rahat bir yaşam için para kazanmak istiyorum ama benim asıl amacım para değil. benim saplanıp kaldığım, asla aklımdan çıkaramadığım tek şey kendi hayatının patronu olmak, kendi yaşamını yönetmek, özgürlük. hatta ruhum tamamen düzen karşıtıdır, ezen düşmanıdır. görüyoruz üç kuruşa mecbur bırakılan emekçilerin nasıl sömürüldüğünü , ezildiğini, kullanıldığını. altta kalanın canını çıkıyor bu kokuşmuş, haksız, zalim düzende. tek başıma sistemi değiştirecek gücüm yok ama kendi hayatımı yönetmek için hayalimin peşinden hep koşabilirdim, bu sistemdeki yönetilen olmak yerine kendi hayatını yöneten olabilirdim; ben bu düşünceye aşık oldum. şirketi kurduğumda aslında daha 3 senelik bir mühendistim ama 5 işte çalışmıştım. tabi ki hepsi de kısa süreli. 2 sinden kovuldum, 3 ünden ayrıldım. bütün bu ayrılıkların sebebi uyumsuzluğumdu. emir almaya uyum sağlayamadım. yönetilmeye uyum sağlayamadım. bana saygısızlık yapan bir patron bozuntusunun boğazına sarıldım. başka bir işte bağıran bir üst düzey yöneticiye ben de bağırdım. başımı eğip önüme bakamadım. sonuçta doğal olarak ya kovuldum ya da çekip gittim.
bir yerlerde çalışamıyorum, iş kurunca da batırıyorum. ne olacak ulan bu halimswh
işsizlik dönemim korkunç ruhi bunalımlarla geçti. bir şekilde bir gün yeniden kendi işinin patronu olacağım inancı hep bir şekilde içimde vardı ama işsizlik büyük ızdırap. boşluğa düşüyorsun, özgüvenini kaybediyorsun. insanın en temel ihtiyaçlarından birisi de bir işe yaradığını hissetme duygusu. bir işe yaramadığın hissi , üretmemek, kendi mesleğini yapamamanın üzüntüsü; bunlar çok yorucu. uzun süre iş aramadım. minimalist yaşadım tabi, asgari harcamalarla yaşadım. sıfırı tükettiğimde bir şekilde bir iki küçük piyasa işi yapıp bana yetecek kadar parayı buldum ama sonuçta işsizdim. geçiciydi bunlar. bu süreçte tamamen kendi kabuğuma çekildim, yalnızlaştım. bana iyi gelmeyecek, gelmeyen insanlardan tamamen uzaklaştım. bir süre sonra ailem, çevrem tarafından deli muamelesi görmemek için göstermelik iş başvuruları yaptım. çünkü ortada beni bekleyen hiçbir şey yok, yaptığım bir şey yok ve iş de aramıyorum. bu üzüntüden delirdi dedirtmemek için yaptım o başvuruları. çünkü çoktur düşmene, kaybetmene sevinen; senin başarısızlığından kendisine iyi gelecek sonuçlar çıkaran. namerdi sevindirmemek lazım. 3 kere iş kurmadan önceki pozisyonlarda iş teklifi aldım, onları da kimseye söylemedim. bir tanesinde çok dipteydim, çok da ihtiyacım vardı, özellikle psikolojim artık işsizliği kaldıramıyordu , sevindim de ama olmadı yapamadım. sanırım birkaç kere de artık bu hayattan vazgeçme eşiğine geldim. bu kadar uyumsuzluk çok yorucuydu.
geçen senin ortasında bir umut ışığı yandı. değişen bir yasayla ölü şirketime hafiften bir ruh üflendi ama ortada net, somut, elle tutulur bir şey yoktu. oralı olmadım, oraya çok bakmadım. bir umut ışığı yandı ama o kadar yıl sonra umutlanmak kolay değil. derken 2-3 ay önce o umut ışığı ete kemiğe büründü. bir şeyler oldu, şirketim değerlendi. resmen isa mesih’in ölüyü diriltmesi, musa’nın asasıyla kızıl denizi yarması gibiydi bu benim için. benim hayatımdaki bir mucizeydi. şirkete talipler çıktı. cazip bir yatırım aracına dönüştü. kendimi bir anda teklif verenlerle pazarlık yaparken , bir seçim yapmak zorundayken buldum. inanılmazdı. hala inanmakta zorlanıyorum bazen. şimdi artık 3 ortaklı bir şirket, ben en büyük hissedarım. şirketin yeniden aktif olma süreci tamamlandı, bakanlık oluru alındı. bu müjdeyi bugün aldım. hayatın hiçbir zaman güllük gülüstanlık olmayacağını biliyorum. hayat asla dikensiz bir gül bahçesi, engebesiz düz bir yol olmayacak. ama artık inandığım yolda daha kararlı ve daha büyük bir dirençle sabırlı olacam çünkü sabrın, direncin karşılığını gördüm.
daha yazacak çok ayrıntı var da yoruldum. bu mutlu anların kendi başıma tadını çıkarayım.
çocukken kendi başıma çok kalır, hayaller kurardım. bir şeyleri başardığımı düşündüğümde elime bir kemer alır, rocky gibi yukarı kaldırıp “ hey adrian. başardım” diyerek onu taklit ederdim.swh
bu entryi yüzü , gözü dağılmış, ayakta duracak hali kalmayan rocky balboa bitirsin...
yo adrian! i did it
başardım aq.
bunu herkesin görebileceği yani beni tanıyan herkesin görebileceği yerlere de yazmak istedim ama espriyi anlayamayanlar olabilirdiswh
4 sene önce, şubat ayında tam 4 sene olacak; kurduğum şirket battı. ama nasıl batma! feleğim şaştı. büyük para batırdım. yıllarca miktarını telaffuz edemedim, etmedim, yüzleşemedim; öyle dokundu. tabi büyük bir psikolojik çöküntü yaşadım. ağır hayal kırıklığı. umudumu, emeğimi, hayallerimi, inancımı, çabamı, gayretimi, ruhumu, kalbimi, coşkumu; tüm varlığımı yatırıp bu işi kurmuştum. çok büyük bir hevesle, çok amatör duygularla boyumdan büyük bir işe yeltendim, tek başına olmam akıl alır iş değildi. çok uyaran oldu, deli muamelesi yapan oldu. farkındaydım aslında bütün risklerin ama bu farkındalık da beni durduramadı. gerçi beni durdurabilecek bir şey yoktu. hedefine fırlatılan güdümlü füzeydim. hem benim tecrübesizliklerimin sonucu olarak hem de tamamen benim dışımdaki etkenlerin sonucu olarak iş battı. sonuç büyük bir başarısızlık oldu. işi kurma sürecinde aslında başarılı olmuştum, hiç kolay olmamıştı , o kendi çapında bir başarıydı ama yürümeyince bir anlamı kalmadı.
iş batıp işsiz kalınca çok zor bir süreç başladı benim için. bu kendi işini kurma düşüncesi bir saplantı oldu bende. burdan dönemezdim, geriye gidemezdim; bu ihtimali bir türlü kabul edemiyordum. öyle parayı çok seven, para için yaşayan biri değilim. tabi ki iyi bir yaşam, rahat bir yaşam için para kazanmak istiyorum ama benim asıl amacım para değil. benim saplanıp kaldığım, asla aklımdan çıkaramadığım tek şey kendi hayatının patronu olmak, kendi yaşamını yönetmek, özgürlük. hatta ruhum tamamen düzen karşıtıdır, ezen düşmanıdır. görüyoruz üç kuruşa mecbur bırakılan emekçilerin nasıl sömürüldüğünü , ezildiğini, kullanıldığını. altta kalanın canını çıkıyor bu kokuşmuş, haksız, zalim düzende. tek başıma sistemi değiştirecek gücüm yok ama kendi hayatımı yönetmek için hayalimin peşinden hep koşabilirdim, bu sistemdeki yönetilen olmak yerine kendi hayatını yöneten olabilirdim; ben bu düşünceye aşık oldum. şirketi kurduğumda aslında daha 3 senelik bir mühendistim ama 5 işte çalışmıştım. tabi ki hepsi de kısa süreli. 2 sinden kovuldum, 3 ünden ayrıldım. bütün bu ayrılıkların sebebi uyumsuzluğumdu. emir almaya uyum sağlayamadım. yönetilmeye uyum sağlayamadım. bana saygısızlık yapan bir patron bozuntusunun boğazına sarıldım. başka bir işte bağıran bir üst düzey yöneticiye ben de bağırdım. başımı eğip önüme bakamadım. sonuçta doğal olarak ya kovuldum ya da çekip gittim.
bir yerlerde çalışamıyorum, iş kurunca da batırıyorum. ne olacak ulan bu halimswh
işsizlik dönemim korkunç ruhi bunalımlarla geçti. bir şekilde bir gün yeniden kendi işinin patronu olacağım inancı hep bir şekilde içimde vardı ama işsizlik büyük ızdırap. boşluğa düşüyorsun, özgüvenini kaybediyorsun. insanın en temel ihtiyaçlarından birisi de bir işe yaradığını hissetme duygusu. bir işe yaramadığın hissi , üretmemek, kendi mesleğini yapamamanın üzüntüsü; bunlar çok yorucu. uzun süre iş aramadım. minimalist yaşadım tabi, asgari harcamalarla yaşadım. sıfırı tükettiğimde bir şekilde bir iki küçük piyasa işi yapıp bana yetecek kadar parayı buldum ama sonuçta işsizdim. geçiciydi bunlar. bu süreçte tamamen kendi kabuğuma çekildim, yalnızlaştım. bana iyi gelmeyecek, gelmeyen insanlardan tamamen uzaklaştım. bir süre sonra ailem, çevrem tarafından deli muamelesi görmemek için göstermelik iş başvuruları yaptım. çünkü ortada beni bekleyen hiçbir şey yok, yaptığım bir şey yok ve iş de aramıyorum. bu üzüntüden delirdi dedirtmemek için yaptım o başvuruları. çünkü çoktur düşmene, kaybetmene sevinen; senin başarısızlığından kendisine iyi gelecek sonuçlar çıkaran. namerdi sevindirmemek lazım. 3 kere iş kurmadan önceki pozisyonlarda iş teklifi aldım, onları da kimseye söylemedim. bir tanesinde çok dipteydim, çok da ihtiyacım vardı, özellikle psikolojim artık işsizliği kaldıramıyordu , sevindim de ama olmadı yapamadım. sanırım birkaç kere de artık bu hayattan vazgeçme eşiğine geldim. bu kadar uyumsuzluk çok yorucuydu.
geçen senin ortasında bir umut ışığı yandı. değişen bir yasayla ölü şirketime hafiften bir ruh üflendi ama ortada net, somut, elle tutulur bir şey yoktu. oralı olmadım, oraya çok bakmadım. bir umut ışığı yandı ama o kadar yıl sonra umutlanmak kolay değil. derken 2-3 ay önce o umut ışığı ete kemiğe büründü. bir şeyler oldu, şirketim değerlendi. resmen isa mesih’in ölüyü diriltmesi, musa’nın asasıyla kızıl denizi yarması gibiydi bu benim için. benim hayatımdaki bir mucizeydi. şirkete talipler çıktı. cazip bir yatırım aracına dönüştü. kendimi bir anda teklif verenlerle pazarlık yaparken , bir seçim yapmak zorundayken buldum. inanılmazdı. hala inanmakta zorlanıyorum bazen. şimdi artık 3 ortaklı bir şirket, ben en büyük hissedarım. şirketin yeniden aktif olma süreci tamamlandı, bakanlık oluru alındı. bu müjdeyi bugün aldım. hayatın hiçbir zaman güllük gülüstanlık olmayacağını biliyorum. hayat asla dikensiz bir gül bahçesi, engebesiz düz bir yol olmayacak. ama artık inandığım yolda daha kararlı ve daha büyük bir dirençle sabırlı olacam çünkü sabrın, direncin karşılığını gördüm.
daha yazacak çok ayrıntı var da yoruldum. bu mutlu anların kendi başıma tadını çıkarayım.
çocukken kendi başıma çok kalır, hayaller kurardım. bir şeyleri başardığımı düşündüğümde elime bir kemer alır, rocky gibi yukarı kaldırıp “ hey adrian. başardım” diyerek onu taklit ederdim.swh
bu entryi yüzü , gözü dağılmış, ayakta duracak hali kalmayan rocky balboa bitirsin...
yo adrian! i did it
başardım aq.
arkadaşlar size kaç kere söyleyeceğimi bilmiyorum; sözlükte kız yok.
onlar yapay zekâ, insansı robot, mekanizma, cyborg. autobot, hatta tobot.
millet de inanıyor, sözlük kızları falan. 2008'den beri yazarım, bir sözlük "kızı"yla tanıştım, kaçırdılar, çip taktılar.
onlar yapay zekâ, insansı robot, mekanizma, cyborg. autobot, hatta tobot.
millet de inanıyor, sözlük kızları falan. 2008'den beri yazarım, bir sözlük "kızı"yla tanıştım, kaçırdılar, çip taktılar.
nişantaşı'nda kanişinle gezerken, balat' ta 15 tane inek boyutunda köpek çoluk çocuğa saldırıyor... madem hayvanseversiniz amk pug unuzla sokak köpeklerini çiftleştirin. sokakta köpek görünce gider severim, ama zeytinburnu'nda 15 tane olunca görün yiyorsa yanaş bakalım, bir çocuğu elinden zor kurtardım hayvanların.
"çekirdek yiyen insan kendisine saygısı olmayan bir kancıktır." - entel feridun
gezi parkı olaylarında halkın yanında değil, karşısında olduğunu birçok uygulamasıyla kanıtlamış bir firma. bile isteye hala buraya giden insanların uğradığı herhangi bir etik dışı muamele karşısında veryansın etmesi komik oluyor.
kendileri bana biraz pastane sektörünün metro turizmi gibi geliyor.
kendileri bana biraz pastane sektörünün metro turizmi gibi geliyor.
ömrü boyunca annesini yunan'ın altına yatıramamış olmanın üzüntüsünü yaşayan birinin beyanı.
minik tahta beşik
alanya alaaddin keykubat üniversitesi sosyal bilimler entistüsünün eğitim yönetimi tezli yüksek lisans'ında yaşanan rezalettir.
açıklanan ön değerlendirme sonuçlarında 48 kişilik listede 45 puan alarak sondan ikinci sırada olan mevlüt çavuşoğlu'nun yeğeni şeyda çavuşoğlu , yapılan "mülakat" sonucunda ilk 5 kişilik asil listeye girerek kazanmıştır. unutmayın adalet herkese şart.
https://eksiup.com/3f59316b0909
https://eksiup.com/bec8e7aae602
edit : 33. sıradaki merve uluk da alanya alaaddin keykubat üniversitesi muhasebe birimi çalışanıymış. @pis dalarim
https://dsim.alanya.edu.tr/yonetim/muhasebe-birimi
https://www.alanya.edu.tr/…na-gecis-sinav-sonuclari
edit 2: mevlüt çavuşoğlu'nun yeğeni değilmiş . yeğeninin eşiymiş.
https://www.yenialanya.com/…-bulusacak-h336375.html
1 numaradaki asil sinem aslan donmez de alanya hamdullah emin paşa üniversitesinde okutman olarak çalışıyor. @mor yaz
açıklanan ön değerlendirme sonuçlarında 48 kişilik listede 45 puan alarak sondan ikinci sırada olan mevlüt çavuşoğlu'nun yeğeni şeyda çavuşoğlu , yapılan "mülakat" sonucunda ilk 5 kişilik asil listeye girerek kazanmıştır. unutmayın adalet herkese şart.
https://eksiup.com/3f59316b0909
https://eksiup.com/bec8e7aae602
edit : 33. sıradaki merve uluk da alanya alaaddin keykubat üniversitesi muhasebe birimi çalışanıymış. @pis dalarim
https://dsim.alanya.edu.tr/yonetim/muhasebe-birimi
https://www.alanya.edu.tr/…na-gecis-sinav-sonuclari
edit 2: mevlüt çavuşoğlu'nun yeğeni değilmiş . yeğeninin eşiymiş.
https://www.yenialanya.com/…-bulusacak-h336375.html
1 numaradaki asil sinem aslan donmez de alanya hamdullah emin paşa üniversitesinde okutman olarak çalışıyor. @mor yaz
erdoğan, akp'li olmayan milyonlarca yurttaşı "vatan haini teröristler" olarak suçlamayıp, ülkeden kovmaya çalışmamış olsaydı ciddiyeti tartışılabilir bir eleştiri olabilirdi.
ülkede şuan mağdur olmayan tek kesim var; siyasal islamcılar. güç, para, devlet her şey ellerinde. o kadar mağdur değiller ki deniz çakır'dan bile mağduriyet yaratmaya, acıklı hikayeler çıkarmaya çalışıyorlar işte.
ülkede şuan mağdur olmayan tek kesim var; siyasal islamcılar. güç, para, devlet her şey ellerinde. o kadar mağdur değiller ki deniz çakır'dan bile mağduriyet yaratmaya, acıklı hikayeler çıkarmaya çalışıyorlar işte.
lise mezunu gişecinin 3770 tl'yi kabul etmediği grevdir, grevi destekleyen arkadaşlara merak ettiğim için soruyorum sizce ne kadar olmalı bu arkadaşın maaşı?
izmir genç ve eğitimli işsizlikte ülkede ilk sıralarda, 2.500 tl maaş ile yüksek lisans mezunu mimar ve mühendisler iş bulamıyor.
maaşlarının istanbul ile eşitlenmesini istediler ama iki şehri de iyi bilen biri olarak söylüyorum izmir yüzde 30'a yakın daha ucuzdur yaşam için. yani izmirde 3.750 istanbulda 5.000'e tekabül eder.
bu arada yok çıplak maaş bu kadar, yok taban ücret, vs hikaye. arkadaş belediye 12 ay boyunca ödediğini 12'ye bölüp söylüyor, bordroları alsancak'a asarak alenen yalan da söylüyorlar.
izmir genç ve eğitimli işsizlikte ülkede ilk sıralarda, 2.500 tl maaş ile yüksek lisans mezunu mimar ve mühendisler iş bulamıyor.
maaşlarının istanbul ile eşitlenmesini istediler ama iki şehri de iyi bilen biri olarak söylüyorum izmir yüzde 30'a yakın daha ucuzdur yaşam için. yani izmirde 3.750 istanbulda 5.000'e tekabül eder.
bu arada yok çıplak maaş bu kadar, yok taban ücret, vs hikaye. arkadaş belediye 12 ay boyunca ödediğini 12'ye bölüp söylüyor, bordroları alsancak'a asarak alenen yalan da söylüyorlar.
anlamadığı şeyler hakkında yorum yapan malları gördüğümüz başlık.
"hayır sonucu öğrenince ne yapacaklar onu merak ediyorum.
diyelim ki akraba çıktılar, ee?
diyelim ki alakaları yokmuş, ee?
ahmak sürüsü."
kültür araştırmaları?
dil ve edebiyat araştırmaları?
tarih araştırmaları?
"hayır sonucu öğrenince ne yapacaklar onu merak ediyorum.
diyelim ki akraba çıktılar, ee?
diyelim ki alakaları yokmuş, ee?
ahmak sürüsü."
kültür araştırmaları?
dil ve edebiyat araştırmaları?
tarih araştırmaları?
avrupalı bir çok halktan daha hijyenik olduğumuz bir gerçek ama arkadaşlarda o kadar aşağılık kompleksi var ki bunu kabul etmek istemiyorlar. sanki bilim, kültür, vs.'de öndeyiz diyoruz anasını satayım. tamam orta doğulu bir halk olabiliriz de hayvan değiliz, siz öyleyseniz bilemiyorum.
mesela benim üniversitede kaldığım yurtta avrupa'dan, amerika'dan exchange öğrenciler vardı. çocuklar bizim terlikle, ayakkabıyla gezdiğimiz yerlerde çıplak ayaklarıyla gezerlerdi. buna umumi tuvaletler de dahil. bizi silah zoruyla umumi tuvalette çıplak ayakla dolaştıramazsınız herhalde. ondan sonra o ayaklarla yatağa girerdi bir de ibneler. bu adamlar pisler, medeniyette bizden ne kadar ileri olursa olsunlar, fiziksel olarak pisler. bunu konuşmayalım mı, ne yapalım yani. sifon çekmeyi bilmeyen amerikalı karılar vardı. defalarca yurt müdürüne şikayet edildi bunlar. türkler yabancılarla aynı odada kalmak istemiyorlardı. çünkü bu adamlar odadaki her şeyi kendilerinin gibi alırlar kullanırlar. tırnak makasınızla tırnağını keserler, tarağınızı kullanırlar, ortalığı pis bırakırlar.
bırakın biz de haklı olduğumuz bir şeyle övünelim anasını satayım. kendinizi bu kadar maymun gibi bellemeyin.
mesela benim üniversitede kaldığım yurtta avrupa'dan, amerika'dan exchange öğrenciler vardı. çocuklar bizim terlikle, ayakkabıyla gezdiğimiz yerlerde çıplak ayaklarıyla gezerlerdi. buna umumi tuvaletler de dahil. bizi silah zoruyla umumi tuvalette çıplak ayakla dolaştıramazsınız herhalde. ondan sonra o ayaklarla yatağa girerdi bir de ibneler. bu adamlar pisler, medeniyette bizden ne kadar ileri olursa olsunlar, fiziksel olarak pisler. bunu konuşmayalım mı, ne yapalım yani. sifon çekmeyi bilmeyen amerikalı karılar vardı. defalarca yurt müdürüne şikayet edildi bunlar. türkler yabancılarla aynı odada kalmak istemiyorlardı. çünkü bu adamlar odadaki her şeyi kendilerinin gibi alırlar kullanırlar. tırnak makasınızla tırnağını keserler, tarağınızı kullanırlar, ortalığı pis bırakırlar.
bırakın biz de haklı olduğumuz bir şeyle övünelim anasını satayım. kendinizi bu kadar maymun gibi bellemeyin.
eşchange office*
biyoloji. ibnetor öğretmenimin yavşaklığı yüzünden tubitak olimpiyatlarına gidememiştim, ondan sonra bi daha ilgilenmedim. geçen sene fetöden ihraç etmişler, içim soğudu biraz.
kargo - renklerin içinde
bu devirde evlilik f/p açısından hiç de mantıklı olmadığı için doğrusunu yapan erkektir.
koreli arkadaşımız pek videoya uymamış, esas madagaskarlı biri oynamış olsa videonun ruhunu daha iyi yansıtabilirmiş.life is drunk entry'si olması sebebiyle hikayenin gerçekliği de tartışılır. kısaca olmamış diyor 10 üzerinden 5 puan veriyorum.
fenerbahçeli taklidi yapan diğer takımlı onun bunun çocuklarının oyuncularımıza sövdüğü maç.
neymiş berbatlarmış da, guduriç, datome, kaliniç yavaş yavaş gidiciymiş.
hasssiktirin ordan silkikler. napsın adamlar 30’da 30 mu yapsınlar? melli o serbest atışı atsa kazanmıştık evet de napalım? sağlık olsun.
avrupa’nın en iyi oyıncuları hakkında destur çekmeden konuşmayın.
nazar boncuğu olsun.
neymiş berbatlarmış da, guduriç, datome, kaliniç yavaş yavaş gidiciymiş.
hasssiktirin ordan silkikler. napsın adamlar 30’da 30 mu yapsınlar? melli o serbest atışı atsa kazanmıştık evet de napalım? sağlık olsun.
avrupa’nın en iyi oyıncuları hakkında destur çekmeden konuşmayın.
nazar boncuğu olsun.
middle east technical university değildir.
orta doğu teknik üniversitesi.
yabancı olsam, adını duysam; rakka'da falan herhalde derim.
(bkz: short-fuse detonators 407).
üniversite ile ilgili en kötü şey adı sanırım.
orta doğu teknik üniversitesi.
yabancı olsam, adını duysam; rakka'da falan herhalde derim.
(bkz: short-fuse detonators 407).
üniversite ile ilgili en kötü şey adı sanırım.
bütün hayvanseverleri istanbul göktürk'te saat 22:00 ile 23:00 saatleri arasında küçük çocuklarıyla beraber bir yürüyüşe davet ediyorum. şöyle bi yarım saat yürüyelim ondan sonra siz karar verin ne yapılması gerektiğine.
beyaz ırk arabasından inmediği için bilemiyor, empati kuramıyor.
ve pet shop lardan köpek satışı kesinlikle yapılmamalı. köpekleri hevesinizi alıp sokağa salınan bir meta gibi kullanamazsınız.
beyaz ırk arabasından inmediği için bilemiyor, empati kuramıyor.
ve pet shop lardan köpek satışı kesinlikle yapılmamalı. köpekleri hevesinizi alıp sokağa salınan bir meta gibi kullanamazsınız.
yabancı izleyicilerde, 'gofret ne alaka aq' tepkisi oluşturacaktır.
esasen mesleğim makine mühendisliği olsa da satış kariyeri seçmiş bir kardeşiniz/ağabeyiniz olarak bir kaç kelam etmek isterim bu hususta.
şimdi ''satış mühendisliği'' denen bir kavram var artık biliniyor.
özellikle fazla mühendis arzını değerlendirmek amacıyla değil de ihtiyaçtan ortaya çıktığını bilelim bu mesleğin. keza tüm dünyada var bu meslek dalı.
yani bir satış elemanını alıp mühendis yapamasınız ama bir mühendisi alıp satış elemanı yapabilirsiniz mottosuyla yüksek teknoloji ve mühendislik bilgisi gerektiren ürünlerin satışı için kullanılan kişileriz bizler.
şahsım artık işin yöneticilik tarafına geçmiş olsa da aslında satışta çalıştığım sürece hala bir satış mühendisiyim. çünkü büyük şemsiye bu.
işin içinde teknik bilgi gerektiren bir iş olunca satış görüşmeleri de bu minvalde klasik satıştan farklı gerçekleşiyor. teknik sunumlar, proje toplantıları, ürün seçimi vs. hepsi biraz biraz mühendislik gerektiriyor.
ama işte iç burkan detay dediğimiz dananın kuyruğunun koptuğu ana geliyoruz.
tüüüm bu teknik süreçler aşılıp müşterinin doğru ihtiyacını belirleyip en doğru ürün seçildikten hatta ve hatta müşterinin sistemini iyileştirecek farklı öneriler getirerek adeta proje hizmeti/desteği verdikten sonra o iş satın almadaki patronun yeğeni/kardeşi/kendisi önüne gidiyor ya.
hani siz de karşısına pazarlık için oturuyorsunuz ya.
heh işte orada mütemadiyen kullanılan 2 söz öbeği beni benden alıyor, mideme kramplar sokuyor, affedersin stresten akşamına cırcır yapıyor efendim :)
bunlardan ilki ''bu işin devamı var. ona göre iskonto yapın''
ikincisi ise ''yav demirin kilosu kaça ''
bu cümleleri kullananların ağzına kürekle vurmayayım da ne yapayım söyleyin dostlar...
şimdi ''satış mühendisliği'' denen bir kavram var artık biliniyor.
özellikle fazla mühendis arzını değerlendirmek amacıyla değil de ihtiyaçtan ortaya çıktığını bilelim bu mesleğin. keza tüm dünyada var bu meslek dalı.
yani bir satış elemanını alıp mühendis yapamasınız ama bir mühendisi alıp satış elemanı yapabilirsiniz mottosuyla yüksek teknoloji ve mühendislik bilgisi gerektiren ürünlerin satışı için kullanılan kişileriz bizler.
şahsım artık işin yöneticilik tarafına geçmiş olsa da aslında satışta çalıştığım sürece hala bir satış mühendisiyim. çünkü büyük şemsiye bu.
işin içinde teknik bilgi gerektiren bir iş olunca satış görüşmeleri de bu minvalde klasik satıştan farklı gerçekleşiyor. teknik sunumlar, proje toplantıları, ürün seçimi vs. hepsi biraz biraz mühendislik gerektiriyor.
ama işte iç burkan detay dediğimiz dananın kuyruğunun koptuğu ana geliyoruz.
tüüüm bu teknik süreçler aşılıp müşterinin doğru ihtiyacını belirleyip en doğru ürün seçildikten hatta ve hatta müşterinin sistemini iyileştirecek farklı öneriler getirerek adeta proje hizmeti/desteği verdikten sonra o iş satın almadaki patronun yeğeni/kardeşi/kendisi önüne gidiyor ya.
hani siz de karşısına pazarlık için oturuyorsunuz ya.
heh işte orada mütemadiyen kullanılan 2 söz öbeği beni benden alıyor, mideme kramplar sokuyor, affedersin stresten akşamına cırcır yapıyor efendim :)
bunlardan ilki ''bu işin devamı var. ona göre iskonto yapın''
ikincisi ise ''yav demirin kilosu kaça ''
bu cümleleri kullananların ağzına kürekle vurmayayım da ne yapayım söyleyin dostlar...
düşmez oğlum böyle de...
şimdi sen; "aaaa benim kollarımda kıl yok" diyen binlerce sözlük hatununun sana kendini ispatlamak adına dm atacağını sanıyorsun ya...
inan şeylerinde bile değilsin, hımmm, kıllarında...
şimdi sen; "aaaa benim kollarımda kıl yok" diyen binlerce sözlük hatununun sana kendini ispatlamak adına dm atacağını sanıyorsun ya...
inan şeylerinde bile değilsin, hımmm, kıllarında...
bloguna göre 1984 okumuş kişidir. sadece okumakla yetinmeyip birebir yaşamak istemiş herhalde.
benim gibi olanlar için serum dışında hiç bir şey.
en etkili ağrı kesici haptan 3 4 adet içtiğim ve daha önceki entrylerde belirtilen her şeyi bizzat denediğim zamanlar oldu. sonuç, yine hastanede serum.
adet sancısı çekmeyen için çok saçma gelecektir belki ama; kafamı duvarlara vura vura ağladığım zamanlar oldu. spor yaptım, bitki çayları içtim, yaz günü antalya sıcağında yorganla yattım, yetmedi sıcak sular koydum, ayağıma yün çoraplar giydim ve daha neler neler... geçmedi, işe de yaramadı.
insanın kendine iyi gelen şeyi, yine sadece kendisi bilebilir. deneyin. inşallah sizinki benimki kadar kötü değildir. o kadar çok serum yedim ki artık en etkili ağrı kesiciye bile bağışıklık kazandım. diş çekiminde dahi en az 2 uyuşturucu iğneyle işlem yaptırıyorum. bi ağrı kesici nolcak sanki demeyin yani. her ay düzenli vücuda girince mutlaka bir şeyleri bozuyor.
sonuç olarak; ilaçlar dışında alternatif yöntemlere yönelmeye çalışın hanımlar. yine de geçmiyorsa bilin ki yalnız değilsiniz, sizi en iyi ben anlarım.
en etkili ağrı kesici haptan 3 4 adet içtiğim ve daha önceki entrylerde belirtilen her şeyi bizzat denediğim zamanlar oldu. sonuç, yine hastanede serum.
adet sancısı çekmeyen için çok saçma gelecektir belki ama; kafamı duvarlara vura vura ağladığım zamanlar oldu. spor yaptım, bitki çayları içtim, yaz günü antalya sıcağında yorganla yattım, yetmedi sıcak sular koydum, ayağıma yün çoraplar giydim ve daha neler neler... geçmedi, işe de yaramadı.
insanın kendine iyi gelen şeyi, yine sadece kendisi bilebilir. deneyin. inşallah sizinki benimki kadar kötü değildir. o kadar çok serum yedim ki artık en etkili ağrı kesiciye bile bağışıklık kazandım. diş çekiminde dahi en az 2 uyuşturucu iğneyle işlem yaptırıyorum. bi ağrı kesici nolcak sanki demeyin yani. her ay düzenli vücuda girince mutlaka bir şeyleri bozuyor.
sonuç olarak; ilaçlar dışında alternatif yöntemlere yönelmeye çalışın hanımlar. yine de geçmiyorsa bilin ki yalnız değilsiniz, sizi en iyi ben anlarım.
(bkz: yargılanacaksınız)
neşet ertaş ne güzel demiş.
olgun olmayan ham meyve gibidir, aklına geleni konuşur..
olgun olmayan ham meyve gibidir, aklına geleni konuşur..
muhafazakarların iyice gerçeklerden koptuğunu gösteren olay.
cin dediğin halkın bir kısmının inandığı, büyük kısmının zaten sallamadığı uydurma bir kelime.
ve sen bu uydurma kelimeye televizyonda yasak getirerek kendi uydurduğun şeyi ciddiye almış oluyorsun, gerçekten akıl almaz bir saçmalık.
bu mantıkla gulyabani, canavar, hayalet, peri gibi bütün kelimeler de yasaklanabilir.
ha bir de şu var,
insanlar ne kadar inanırsa inansın, hakaret olmayan, çocukların fiziksel ruhsal gelişimine olumsuz etki etmeyen bir kelime neden ve nasıl yasaklanır?
bunun hukuki mantığı/altyapısı nedir?
elbette yok.
tarih kitaplarında bizans'la dalga geçerler "istanbul işgal edilirken meleklerin cinsiyeti tartışılıyordu" diye.
istanbul'un fethini çocukça bir hevesle kutlayan islamcıların tam 600 yıl sonra aynı şeyi yapması çok zavallıca değil mi ya?
cin dediğin halkın bir kısmının inandığı, büyük kısmının zaten sallamadığı uydurma bir kelime.
ve sen bu uydurma kelimeye televizyonda yasak getirerek kendi uydurduğun şeyi ciddiye almış oluyorsun, gerçekten akıl almaz bir saçmalık.
bu mantıkla gulyabani, canavar, hayalet, peri gibi bütün kelimeler de yasaklanabilir.
ha bir de şu var,
insanlar ne kadar inanırsa inansın, hakaret olmayan, çocukların fiziksel ruhsal gelişimine olumsuz etki etmeyen bir kelime neden ve nasıl yasaklanır?
bunun hukuki mantığı/altyapısı nedir?
elbette yok.
tarih kitaplarında bizans'la dalga geçerler "istanbul işgal edilirken meleklerin cinsiyeti tartışılıyordu" diye.
istanbul'un fethini çocukça bir hevesle kutlayan islamcıların tam 600 yıl sonra aynı şeyi yapması çok zavallıca değil mi ya?
herif 23 yaşında, "mühendis* ve kadınları çözmek için yeterli deneme yaptığını sanıyor. herif iki sene önce sikini keşfetmiş ghfh.
her gün işten eve giderken markete uğrayıp üç beş şey alırdım. sırf poşete para vermemek icin bir haftadır markete uğramadan eve gidiyorum. cimri biri de değilim ama 25 kuruş için resmen 50-60 liralik alışverişten vazgeçtim bir haftada. tam markete gireceğim poşet aklıma geliyor dönüyorum. böyle bir şey yapacağımı rüyamda görsem inanmazdım ama demek ki psikolojik olarak önemli bir şey ve poşete cidden para vermek istemiyorum.
bayatlamasin diye buzdolabına kaldırdı demek. seçime yakın ısıtıp yer. afiyet olsun