Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
öncelikle not: gs'li değilim

kötü hakemin değil kötü niyetli hakemin korunması hadisesidir.
pozisyonu iyi süzemeyip yanlış karar verebilirsin, amenna. ancak penaltı pozisyonunda var'a gitmemeye inat edersen niyetinin hakemlik yapmak olmadığı açıkça anlaşılır.
bu hakemleri destekleyen taraftarların canının yanmasında nasıl pozisyon alacaklarını merak etmekteyim.
üst edit: bu olayi gündeme tasimanin terör örgütüne faydasi olur diyen suserlar oldu. buraya uyari mahiyetinde not dusmek istedim.

bugün tam 1499 gündür esir olan askerlerimiz.

konusun ulan konusun artik!!!! baslarim bosanma haberine de bilmem neye de, yerel secime de. bu askerler hala esir!!! konuya iliskin yazi

edit: (bkz: 11 haziran 2018 pkk'da tutsak türk askerleri)

kaçırılan askerler
vedat kaya (polis-24 temmuz 2015-diyarbakır-bingöl karayolu), sedat yabalak (polis-28 temmuz 2015-diyarbakır-bingöl karayolu), hüseyin sarı (uzman çavuş-13 ağustos 2015-diyarbakır-lice), sedat sorgun (er-13 ağustos 2015-diyarbakır-lice), süleyman sungur (er-13 ağustos 2015-diyarbakır-lice), semih özbey (astsubay-18 eylül 2015-tunceli-erzincan), müslüm altuntaş (er-2 eki-2015-tunceli-pülümür), adil kavaklı (er-2 ekim 2015-tunceli-pülümür), sedat vardar (uzman çavuş-12 aralık 2015-şırnak), ferdi polat (uzman çavuş-12 aralık 2015-şırnak), ümit gıcır (uzman çavuş-21 eylül 2016-hakkari), mevlüt kahveci (uzman çavuş-21 eylül 2016-hakkari)
schindler's list'te ralph fiennes'in balkon sahnesini hatirlatan, yedigi bokun farkinda olan birinin maharet gibi koydugu video.

"comments are disabled for this video."

o sahneyi hatirladim cunku gidip boyle babun vuran insan, bir savas aninda cikip insanlari da boyle vurmaktan cekince duymaz.
malum olayda adı geçen öğretim üyesi dr. özlem atan tarlacı'nın daha önce iki dersini almış ve kendisini 5 senedir tanıyan birisiyim, gerek derslerde gerekse ders dışında son derece sakin ve anlayışlı olan özlem hocayla ilgili çıkan haberin videosunu izlediğimde fazlasıyla şaşırarak hocamı arama gereği duydum.
olay tahmin ettiğim gibi kamuoyuna yansıtılandan çok farklı şekilde bizzat hoca tarafından anlatıldı, şu an kendisi savcılıkta, kendisinin söylediklerini sözlükte duyuracağımı belirttiğim ve kabul ettiği için burada paylaşıyorum, sizlerden ricam twitter ve diğer sosyal medya uygulamalarında kendisine gerekilen desteği vermenizdir, çok klişe olacak biliyorum ama bu olayı sizin bir yakınınızın yaşamaması sadece tesadüftür.

özlem hoca konuşmamızda olayı şu şekilde anlattı;

"üniversitede gerçekleşen önemli bir toplantıya yetişmek üzere aracımı sürüyordum, bu esnada trafik polisi durmamı istedi, ehliyet ve ruhsatı kendilerine verdiğimde ehliyetimin kırık olduğunu öne sürerek bu ehliyeti kabul etmeyeceklerini bildirdiler, kendilerine ehliyetimin olduğunu ve ehliyetsiz araba kullanmaktan ceza veremeyeceklerini söyledim, önemli bir toplantıya yetişmek durumunda olduğumu belirttim, kendileri bana herhangi bir şey söylemeden uzun bir süre beklettiler, kendimi tanıtarak sizin gibi bir çok polis öğrencim var bana saygıda kusur etmezler, ben sizleri onlardan ayırmıyorum dedim, o sırada polis "bana ne öğretmensen, hocaysan" dedi ve ehliyetim olmasına rağmen ehliyetsiz araba kullanmaktan ceza kesti, uzlaşmacı bir tavırla memur olduğunu sabit bir gelire sahip olduğumu bu cezanın hem ağır hem de lüzumsuz olduğunu söyledim diğer polis cebinden çıkardığı telefonla beni videoya kaydetmeye başlayınca sinir krizi geçirdim, ben de polis memurlarının ve polis arabasının fotoğraflarını çektim, toplantıya gitmek üzere yola koyuldum aradan 1 ay geçtikten sonra video görüntülerinin basına servis edildiğini üzülerek öğrendim, hukuki olarak sürecin takipçisi olacağım."

edit: başlıkta birisi hocanın ismini "neden ifşalıyorsun" diye entry girmiş kendisine mesaj atarak hocanın adının posta gazetesinin haberinde zaten verildiğini söylememe rağmen entryi düzeltmediğinden yazma gereği duydum.

edit2: polisin bu görüntüyü internete servis etmesinin suç olduğunu bildiği halde aptalca hocaya saldıranlar var, sinir krizi geçirdiği bariz olmasına rağmen sinir krizini öyle olmamalı diyen dangalaklar var, olay olup bitmişken 1 ay sonra videonun instagramda paylaşılmasını görmemezlikten gelen karaktersizler var.
ne diyelim, umarım yakınınızın başına aynıları gelir ve bu kadar soğukkanlı olursunuz, yazık.
muhteşem gazeteciliğin muhteşem örneği bi sıçmık. olayın aslı twitter'da.

margreth mpossi adlı kullanıcı ''what's the correct number of hours a week to change the world?'' diye bir soru soruyor. türkçesi: dünyayı değiştirmek için haftada kaç saat çalışmak gerekli?

elon musk yanıtlıyor: ''varies per person, but about 80 sustained, peaking above 100 at times. pain level increases exponentially above 80.''. ne diyor burada elon musk. ''insandan insana değişir ama genel olarak 80, hatta 100'e kadar çıkabilir. 80den sonra ağrı seviyesi katlanarak artıyor'' diyor.

elon musk bu cümlede işçi lafını geçirmiyor. soruda işçi ile alakalı hiçbir şey yok hatta. genel olarak bir insanın dünyayı değiştirmek için çalışması gereken kendince saati söylüyor.

ama dünya basını da dahil bizim sıçmık türk basınımız bu yazıya worker ve işçi lafını ekliyor. adam sanki ceo'lar 7/24 yatsın. işçiler 7/24 çalışsın demiş gibi. sonuçta avukatı değilim adamın olsam iyi olurdu ama başka kapıya hadi.

edit: çalışmayı sevmeyen biri olarak da adama sonuna kadar hak veriyorum. eğer dünyayı değiştirmek istiyorsanız sabah 8 akşam 5 çalışarak bir bok yapamazsınız. bilim insanlarının çoğu -hatta bence hepsi ama sonuçta elimde kayıt yok tek tek- en verimli ve en az uyku süresi ile hayatlarında ilerlemeler kaydederken gelip burada bu adama laf edenlerin hepsi ya asgari ücretle çalışan tiplerdir ya da devlet kadrolarına sülük gibi yapışan tiplerdir.
cidden var bende böyle bir şey, cahil insana tahammülüm yok isterse her gün sevişelim. cahile tahammülüm olmaz. azıcık aklımız uyuşsun ne bileyim. arada güzel konulardan konuşalım, yok şu kadar içki içebiliyorum yok en iyi ben giyinirim falan fişman boş işler bunlar...
helal olsun kendisini tebrik ediyorum ve saygı duyuyorum.
kadın inancının dininin gerektirdiğini kim olursa olsun, sonuçlarını göze alarak yapıyor. annesini erdoğanla bassa kahpeliği annesinde görecek iki yüzlü veledi zinalar, çeşitli hocaları hayal ederek karısıyla beraber olanlar ya da karısını cumhurbaşkanıyla paylaşabileceğini söyleyen gavatlardansa böylesi çok daha iyi.
hadi yakışıklılık yok,
hadi iş yok,
hadi yaşama hevesi yok,
hadi medeni bir ülkede yaşama şansı yok,
hadi sevgili yok.

....

peki para niye yok allah'ım? ben üvey kulun muyum?
benim anlamadığım buradaki herkes mi 18 -20 yaşında. yahu daha önceden de taksici cinayetleri oldukça fazlaydı. orman yoluna sokup öldürüp paralarını alıyorlardı. ne ara bu hale gelmişiz falan. zaten buyduk ki.
veganlığın kapitalizmin yeni pazarı olduğundan habersiz cahil beyanı. örneğin, adam mis gibi inek sütünü satın almanı önleyip yerine badem bilmemnesinin sütü falan satıyor, şişesi beş on katı fiyatına.

ikincisi de diyelim ki vegansın. kendine vegan ol kardeşim. veganların neden sürekli propaganda yapma ihtiyacı hissettiğini anlamış değilim. sanki o badem bilmemnesinden komisyon alacak herif.
usul hukukunun gerektirmediği hiçbir an ve işlemde "bir zahmet ayağa kalk"mıyorum ve kalkmayacağım! bu hakkı bana kanun vermiş, ayakta savunma yapmanın saygıyla zerre bağlantısı yok ve olamaz da! nerede zahmet edip nerede etmeyeceğime ben kendim karar veririm; usul hukukunun verdiği hakkı kullandığım için kimse karşıma geçip beni saygısızlıkla itham edemez! buraya gelip "oturarak savunma yapılmaz" vs. diyen meslektaşlarıma, birkaç yıl önce gaziantep adliyesinde "avukatlar oturmasın" diye duruşma salonundaki sandalyeleri dışarı taşıtan hakimin muamelesi müstehaktır, layıktır! sen "hak" olarak sahip olduğun bir hareket alanını, kendi eylemlerinle daraltırsan, yarın öbür gün seni duruşma salondan yaka paça atarlar; gıkını çıkartamazsın!

hak ettiğiniz saygıyı kendiniz belirleyin, ona lafım yok ama bir mesleğin hak ettiği saygıyı böyle saçma sapan, kanunsuz-kuralsız yalakalıklarla ayağa düşürmeyin, rica ediyorum!

hmk açıktır, ne zaman ve nerede ayağa kalkılması gerektiği bellidir; bunun dışında ayağa kalıp, eğilen, bükülen, yağ yakan, dil döken avukat görünce tüylerim diken diken oluyor!
ingiltere'de ırkçılık yapılıyor diye türkiye sınırları içerisine kontrolsüzce salınmış 5 milyon yağmacı aklanmıyor. bu olay üzerinden gelip türkiye'deki yağmacılara güzelleme yapmayın.
sabah gazetesi misyonu gereği suriyeli acındırması yapmak için "içki içiriyorlar" diye bizim çomarları gaza getirecek haber yapmış.
ingilizler tarihleri boyunca kendilerinden aşağı gördükleri milletleri ezmiş, sömürmüş ve öldürmüştür. ne olmasını bekliyordunuz? internette her olaya duyar kasan tayfa dünyanın her yerinde var, bu olay internete yansımasa çocuk ezilmeye devam edecek, kimsenin de sikinde olmayacaktı.
bunlara duyar kasacağınıza türkiye'de tecavüz edilen türk, kürt veya suriyeli çocuklara duyar kasın. ingiltere'de en azından suriyeli çocukları okula göndermişler. burada ya ırzlarına geçilir, ya dilendirilir ya da suça teşvik edilirler. bizde başlarına gelecek en güzel(!) şey 12-13 yaşında evlendirilmek.
en nihayetinde zorbalık yapan bir piç kurusu işte, eminim gözüne kestirdiği tüm çocuklara farklı varyasyonlarda çeşitli zorbalıklar yapıyordur.
-tarla çapalamak

-art arda 10’larca kömür çuvalı taşımak

-ev kaloriferinin yüksek kazanına her gün 5 kömür çuvalını kaldırıp boşaltmak

zihinsel olarak yorucu olan ise; düşünmek. yazılan sebeplerin hepsinin temeli düşünmeye dayanıyor bence.
hiçbir zaman fetöcü olmamış olan, emre belözoğlu'nu fetöcü yapılanma içine girmemesi için ikna etmeye çalıştığı mahkeme kayıtlarına girmiş olan ve hiçbir zaman malum şahsın yalakası olmayıp, milli takım hocalığından da bu nedenle gönderilen, türkiye'nin en başarılı teknik adamı ve görev almadığı 2002 dünya kupasında bile elde edilen 3.'lüğe kurduğu yerli galatasaray kadrosu ile katkı sağlamış, efsane futbol adamı.
gençler öyle boğazınız düğüm düğüm olmasın.

ben 7-8 aylık hamileyken hapise giren kadınlar gördüm. takriben 6 aylık suç işliyor. sancısı geldiğinde gardiyan, jandarma hastaneye kadar götürüyor gece yarısı olsa bile. kocasının beklemediği ameliyathane kapısında iki tane jandarma bekliyor. doğuruyor, hapishaneye geri geliyor. her hafta doktor muayeneye ediyor. ilaçlarını devlet veriyor. bezini bile veriyor. öyle rahatlar yani. çocuk biraz kendine gelince de hop dışarı çıkıyorlar.

ben 5-6 yaşında çocuklar gördüm, bu hafta annemle kalayım ben diyen. ertesi hafta babası gelip alıyor falan.

her çocuk uçurtmayı vurmasınlar'daki barış gibi değil. zor durumda olanlar var elbette. ama benim gördüklerimin çoğu kader mahkumları değil. gayet gasptan, hırsızlıktan vs. yatanlardı.
çok kadın girdi hayatıma.
kimini sevdim, kimini beğendim.
hiçbirini kaybetmekten korkmadım.
çünkü hayatımın tamamı olmalarına izin vermedim. biliyorum ve kendimi de tanıyorum.
dağılırım o gittiğinde.
geçti yıllar.
yine aşık oldum.
ama ne aşk. taptım, taptım.
yine de kaybetmekten korkmadım. onun da tavrı bu yöndeydi, dilinden de düşürmezdi.
ben, onun lüksüydüm. bu yüzden de kaybetme korkusu gütmedim hiç.

zaman ilerledi, sorunlar yaşanmaya başladı.
ne mi oldu? kaybetme korkum başladı.
kısa keseyim, bu korkumu yaşamaya başladım ve 2-3 ay içerisinde bitti ilişkimiz.
yıkıldım, dağıldım. yaşadıklarımı detaylarıyla yazsam ofiste, otobüste, metroda, trafikte içmeye başlarsınız.
yok artık deme, öyle öyle.

kaybetmekten korkacağınız kimseyi sevmeyin.
sevdiğin birini kaybetmek, ölmek gibi bir şey.
herkesin gitme ve ayrılma ihtimali olduğunu unutmayın.
aklınızı yitirecek, mantığınızı kaybedecek kadar sevmeyin. mantık bir kenarda beklesin hep.
aşk gelince, mantık terk edermiş beyni. buna engel olun.
eğer buna engel olamazsanız, yanarsınız.

ha bana sorarsan zerre pişman değilim.
ne de olsa orospu tövbe tutmazmış.