debe başlıkları

Ekşi Sözlük Debe Listesi

Rastgele
Hepsini aç
  • 1. sözlükçülerin iş ile ev arası yolculuk süreleri

    sabah 6’da cikinca 20 dakika [ofiste uyuma imkanim var] 7:30’da gidince 2 saat.
    dun gece 03:00’te ciktim mesela 15 dakikada ofisteydim, fuhus operasyonuna giden aksaray polisi gibi hissettim kendimi amk.

  • 2. bitcoin

    şu liste ile refli link veren kişiler engellenebilir. evet, şu sözlükte engellediğim tek bir düşünce yapısı var. refli link vererek, bu platformu benim girdiğim entrylerden bile daha fazla kirleten mallar.

    @aegnor vardamir
    @alkolik imam
    @allahdiyenkurbaga
    @allmaringit
    @arras
    @arthur charles clarke
    @aynakol
    @babydonthurtme
    @barakudas
    @baygezen
    @bayhunili
    @bazooka
    @bedwetter
    @benvebiz
    @bestfriend
    @better call jimmy
    @birlesikfaizlobisi
    @blackinwhite
    @bozuk musluk
    @buzpistikayarlar
    @captainwire
    @castilla
    @ccckutluhanccc
    @cimator
    @cladoceran
    @coldone
    @core zone
    @craw
    @csist
    @cucesisko
    @cyril o reily
    @demirayi
    @determinant
    @dilencikral
    @doctor america
    @dozzi89
    @drprdx
    @dufreine
    @dunyanin patronu
    @dusuncesizdusunceli
    @duygusuzdegilimhissizim
    @ebolaks
    @efsanesolbek
    @egeas
    @eksimanya
    @eksimtrack
    @eksisozluktecokbozdu
    @estravanza
    @forty8
    @fougere
    @funaguero
    @gelecomp
    @geoxid
    @gerard nomak
    @god of tey
    @hayalmuhendisi
    @hostel
    @hypothermia15
    @iconium
    @ix sed
    @jivang
    @kafaizni
    @kafkas sahini
    @kardiyak
    @katil sperm
    @kedish
    @keten prens
    @kingo nothing
    @kozmonot hilmi
    @lavidaesbella
    @limon kimyon zorro
    @lomax
    @manticiadam
    @maykil
    @maytere
    @mechanica
    @mfcandir
    @mirror
    @mise en abyme
    @monkfish
    @montini
    @mor salata
    @msi
    @munferitkuzgun
    @mutaocean
    @nabiyonenabimsennabiyoniyinabimsen
    @ne zaman yazar yapacaksiniz la
    @nerites
    @nidoran
    @night prowler
    @nikolay vasilyevic gogol
    @oea
    @ofnebileyimben
    @onurrrrr
    @oradangecenatli
    @passion rules the game
    @pawky
    @pele good maradona better george best
    @pencan
    @pinkfloyd
    @profesyonel ms paint kullanicisi
    @provocative
    @pumperking
    @pvral
    @radioactive cat
    @radioslave
    @rock and roll music
    @sag seritten giden solcu
    @sakaci sairr
    @sakalli c
    @scheikowski
    @screenshot
    @seksensakiz
    @senin beni sevebilme ihtimaline sicayim
    @shotcrete
    @sikintiya gelebilen adam
    @sisendebay
    @social security
    @sozel okumus insan
    @sparks
    @stoompf
    @syd barrett in kedisi
    @tasobn
    @teks willer
    @terragrigia
    @the saddest boy ever to hold a martini
    @theylmz
    @thracian
    @turkishmetal
    @turktrader
    @uda
    @untilwebleed
    @velhasil
    @wayland
    @wotesn
    @xmettin
    @yamyamcam
    @yarin bos musun
    @yeesilahmet
    @yiitshener
    @yorgun nihilist

    edit: elimden geldiğince işinizi kolaylaştırmaya çalıştım.

  • 3. çeyrek domuzu nasıl yediğini övünerek anlatıyor

    bir siyasetçinin domuz eti yemesinin bana zararı = 0

    bir siyasetçinin rüşvet yemesinin bana zararı = 1

    not: bundan sonra chp'ye oy vermeyeceğim.

  • 4. 16 ocak 2018 rte'nin canan kaftancıoğlu'nu gömmesi

    şaşırtmayandır.

    yani bunu kullanmayacağını düşünen olmamıştır herhalde.

    5-10dk kadar katlanıp izleyebildim. yine dört dörtlük bir performans sergiliyor sahnede. canan kaftancıoğlu üzerinden önce pkk diyor, hemen ardından gezi parkında güvenlik güçlerimize saldırdılar diyor, kısacası yine kendine düşman bellediği bütün grupları bir poşete doldurup ağzını sıkıca bağlıyor. arkada da tabii olmazsa olmaz taraftar grubu, "katil pkk işbirlikçi chp" sloganı atıyor.

    sabah gazetesinin "pkk, chp, hdp, fetö, gezi parkçılar, abd, mossad ve michael jackson denen o ibne" tarzı başlayan yazılarına ilham kaynağı kimdir anlaşıldı.

  • 5. afrin operasyonu

    suriye iç savaşını ilk günlerinden bu yana takip etmekteyim, başlıkta çok büyük bir bilgi kirliliği var. abd’nin 30k birlik açıklaması sadece bir açıklama, bir hedef. 2 yıl sonunda ulaşmayı planladıkları sayı bu, şu an 230 küsur kişi söz konusu ‘sınır güvenlik birimi’ denilen oluşum. yani tüm suriye sınırına 30k, o da nasıl olacak, kimlerden oluşacak belli değil. afrin gibi bir yerde 30k asker 100k milis var diyen olmuş nereden okuyorsunuz bunları afrin’in nüfusu ne kadar zaten? tüm pyd’nin silahlı asker sayısı bile 130k etmiyor. 2 yıla zaten ne pyd ne iç savaş kalır suriye’de, bugün bile herkes esad’ın kazandığını kabul ediyor.

    şimdi asıl pyd ve suriye kürt hareketinin zaman içindeki değişimine bakmamız gerekiyor. bu adamlar zor gününde esad’a arkadan vurup bölgeyi ele geçirdiler, esad bölgeyi boşalttı, çünkü elinde tutabileceği bir bölge değildi. şu an ışid ve öso’ya karşı sadece konjonktürel bir ittifakları var ki ışid’e karşı yaptıkları operasyonlarda bile birbirleriyle yer yer çatıştılar. pyd köken olarak avrupai hayalperest liberteryen kürtlerin kurduğu bir oluşumdu, çatışma kabiliyetleri sıfırdı. ışid saldırısında özellikle kobane’de, sırf kürt oldukları için bu insanlara sırt çevirdik, tabii ki onlardan evvel de türkmenlere sırt çevirmiştik. bu durum pyd’yi ya barzani’nin ya da pkk’nın güdümüne sokacaktı ve bizimkiler “bize gelmesinler de barzani’ye gitsinler” diyerek peşmergenin takviyesine izin verdiler. ama barzani’nin musul’da aldığı darbe, peşmergenin arkasına bakmadan kaçması durumu barzani’nin hedefini yine ırak’a çekmesine neden oldu. bu da pyd’yi pkk’nın kucağına attı. 1 yıl gibi bir sürede pkk örgüt ve saha tecrübesiyle suriyedeki kürtleri mobilize etti ve pyd’yi de resmen kendine bağladı. biz bu süreçte sadece izledik elbet, ışid ile sınır komşusu olduğumuzda, şehirlerimizde bombalar patlatmasına rağmen izledik. ışid’in gidici olduğunu anlayınca, iş işten geçince fırat kalkanı’nı başlattık. fırat kalkanı geç kalınmış bir operasyondu, ışid ilk ortaya çıktığında yapılması gereken, sahada sadece taze ve pkk ile ilişiksiz pyd varken, ışid henüz ofansifken, esad ve rusya ile koordineli yapılması gereken bir operasyondu.

    afrin’e dönecek olursak, operasyon şöyle 4 koldan bu açıdan na böyle olur demek boş. zaten alanın 3 kanadında biz varız, ne coğrafyayı, ne alanı bilmeden konuşmayalım. bakın ben konuşuyor muyum? hayır. konuşup böyle böyle olacak desem, ama olmazsa göt gibi kalırım, göt gibi kalmayı hiç sevmem. orası askerlerin bileceği iş, ama bildiğim iki şey var onlar da tsk içerisinde halen bolca tecrübeli subaylar olduğu, adamcılık yapılmazsa başarılamayacak bir operasyon olmadığı ve hiçbir milis gücün tam teşekküllü bir orduyu alt edemeyeceğidir. zira tsk’nın ikmal hatlarının kesilmesi ihtimal bile değildir ve bu olmadıkça da operasyon başarılı olacaktır.

    aneliz şelalesi bitti, ama olan yine bize, yine savaşan halka olacak. güzelim suriye’yi iç savaşa sürükleyen biz, istikrarı bozan biz, istikrarı sağlayacağız diye kendi askerini yollayan da biz. biz derken, hükümet işte. biz ancak gidip sebebini bilemediğimiz bu savaşta öleceğiz.

    edit: ülen adam paintten hat çizmiş böyle giderse iyi olur diye vay anasını sayın seyirciler.

  • 6. türk tarihinin en saçma dizisi

    (bkz: türk malı)

  • 7. ulaş'ın hediye ettiği kitabı sahafa satan pelin

    kusura bakmayın ama ulaş haketmiştir bunu.

    ne biçim yazı lan o. paragraf sorusu gibi bir bok anlaşılmıyor. sonunda aşağıdaki öykünmelerden hangisi yanlıştır yazsaymış tam olacakmış.

    ulaş kardeş, belli ki sen halkın seviyesine inemeyen chp'li bir arkadaşımızsın. kitap vereceğine iphone vereydin boy boy çocuklarınız vardı.

  • 8. kızını taciz edeni öldüren babanın ceza almaması

    bu ülke de adalet olmadığının resmidir. adalet olsa o baba ödüllendirilirdi. eli öpülesi, omuzlarda taşınası baba gibi baba.

  • 9. seni seviyorum'a verilebilecek en kıl cevaplar

    "teşekkür ederim"

  • 10. erkeklerden erkeklere tavsiyeler

    hani sana bayılıyorum ölüyorum bitiyorum, sensiz yapamam diyen kadınlar var ya. işte onlar emin olun sizden daha önce sizi unutacak, silecek. ve bunun için bahaneleri de olacak her zaman "ama sen bunu bunu yaptın." diye. sizden vazgeçmesi yetmediği gibi siz ben bunu bunu yaptım diye de kendinize kızacaksınız, üzüleceksiniz.

    bunu iki kere tecrübe etmiş biri olarak tavsiyem siz en baştan unutmak için ne gerekiyorsa yapın. boşuna aylarca yıllarca hayatınızı sikmeyin.

    ve unutmayın birisi sizden vazgeçiyorsa emin olun sizden daha iyi olan bir seçeceği vardır. doğanın kanunu bu kafanıza takmayın.

  • 11. canan kaftancıoğlu'nun mayolu fotoğrafları

    mayo bikini giymek, denize girmek kötü bir şey ise, siyaset yapmaya engelse batsın bu ülke...

  • 12. ekşi itiraf

    bugün pazartesi zannederek salı günü yaşadım . hatta o kadar eminim ki pazartesi olduğuna sendromunu bile yaşadım, tüm haftayı öyle planladım.
    zamanı bu kadar hızlı yaşamak çok sakıncalı.

  • 13. canan kaftancıoğlu

    gezi direnişinde -kıt beyinleri nedeniyle- direnişin ruhunu bir türlü kavrayamamış, o yüzden ellerinde taşlarla, molotoflarla, flamalarla ortaya çıkıp, oraya temiz yürekleriyle gelmiş insanları bezdirip kendilerine lanet ettirirek evlerine geri dönmelerine yol açan ufak kitlenin bir nevi lideri.

    sinek gibi ufaklar ama maalesef mide bulandırıyorlar. gezi'yi bitirdiler oradaki insanları tiksindirerek parçalayıp küçültme misyonlarının devamını da ana muhalefette yerine getirmeye devam ediyorlar bu sefer

    bir de eleştirenleri mahkemeye vermekle tehdit etmiş haspam. rica ediyorum kanzuk benim ip'mi bu kadına özellikle versin, bugüne kadar hakkında söylediklerimi ve daha fazlasını mahkemede bir de gözlerinin içine bakarak, suratına tükürerek söylemeyen adam değildir. sizden korkan sizin gibi olsun lan, ahlak, onur yoksunu omurgasız sülükler!

  • 14. ssk'yı batıran adama ülkeyi yönet diye oy vermek

    kime oy vereceğiniz beni hiç mi hiç ilgilendirmez.
    kastedilen çok büyük olasılıkla chp genel başkanı kemal kılıçdaroğlu. oy verilmesi eleştirilen parti de chp. ben de chp'ye oy vermeyi düşünmüyorum.

    ne var ki, ssk'yı batırmak ile kastedilen şeyi biraz anlamak gerekiyor.

    bak güzel kardeşim,
    ssk, kâr amacı gütmeyen bir kurumdur.
    nitekim kâr edebilmesi için emeklilikte ödeyeceği maaşlar için topladığı primlere rağmen, insanların emekli olur olmaz ölmesi gerekir. şu halde eğer insanlar emekliliklerini doğru dürüst yaşayamadan ölürlerse, ssk (yeni adıyla sgk) kâr etmeye başlar.

    yani teorik olarak insanlar belli bir yaştan sonra emekli olup çalışmadan maaş alabilmek adına prim yatırırlarken, çalışmayı bıraktıkları anda ölürlerse, o zamana kadar birikmiş olan primler bir tür kâr sayılabilir.

    haydi gel ssk'yı hep birlikte kâr ettirelim.
    işe babandan, dedenden başlamaya ne dersin?

  • 15. danla bilic

    işine gelmeyince “hayır öyle demedim”, “hayır böyle yapmadım” şeklinde konuşan youtuber.

    son videosunda benim entrymi de okumuş. işsiz güçsüz biri olsam bir de üşenmesem bütün videolarına tek tek bakıp şak diye koyacağım buraya “nah öyle demedin!” diye. bal gibi de ilk videolarında “doğal bir güzelliğim var” diyerek tipinden bahsettin, dişini yaptırdığını ve kısa süre sonra düştüğünü söyledin. bu da herkesi kendi gibi gerizekalı sanıyor.

    ayrıca totkimotki değil o, tutkimutki

  • 16. ufak tefek cinayetler

    pelin görgüsüzü merve’nin canım evini çin keranesine çevirmiş yazıklar olsun.

  • 17. rakının yurt dışında tutmamasının sebebi

    rakıya bizim gibi anlamlar yüklemedikleri içindir. kabul etmek gerekiyor ki kültürel bağlamından çıkarıldığında rakı iyi bir içki değildir. üretilmesi zahmetli de değildir, rafine lezzetler arayan damakları tatmin edecek detaylara da sahip değildir. özel bir içki olmadığı gibi bira veya votka gibi hızlı tüketime uygun bir içki de değildir, zahmetlidir rakı içmek. şahsen ben rakının tadını hiç özlemiyorum, sadece muhabbetini ve ortamını özlüyorum zaman zaman. anlatmakta zorlanıyorum aslında ama rakı benim kişisel ve toplumsal tarihimle bağlantılı olduğu için anlamlı. anason kokusunun çağrışımları mesela çocukluğumun en uzak noktalarına, tatil akşamlarına kadar gidiyor.

    şu yaşıma kadar sık sık rakı içmiş biri olarak keyifle içilecek alkollü içki denildiğinde benim aklıma fransız, italyan, gürcü, moldova şarapları geliyor, single malt viski, irlanda viskisi geliyor. ömür boyu rakı içmesem özleyeceğimi sanmıyorum rakının tadını. yazarken biraz düşündüm de muhabbetini özlemiyorum sanırım rakının, sadece çağrışımları anlamlı geliyor. rakı gelenekçilerinin yarattığı tiksinti de ayrı bir soğuma nedeni bu anasonlu distile içkiden. rakı içen kadın şöyledir, rakı içen kadın böyledir muhabbetleri falan midemi bulandırıyor.

  • 18. sofiane feghouli

    yaptığı disiplinsizlik kulüp tarafından para cezası gerektiren futbolcu. yugoslav faulüyle alakası yok. yugoslav faulünün ne olduğunu iyi biliriz de, dostluk maçında yugoslav faulü ne alaka amk? ne gerek var?

    sene başından beri söylüyorum, arap futbolcu almayacaksın takıma. feguli, ciguli olacak işler değil bunlar.

    bu bir, belhanda iki. araptan topçu olmaz, yolun yarısında göt üstünde bırakır seni. kuş familyası falan geçin bunları...

    ayrıca not: gs

  • 19. öğretmenler neden bu kadar yorgun

    cevabı çoklukla "öğretmenlik" dışı görevlerin de öğretmene kalması olan soru. benim tecrübem bunu gösteriyor. öğretmenlik derse gir anlat çık işi değil. lise, üniversite öyle olabilir ama eminim o da o kadar basit değil.

    yazacaklarım özel sektör ve sınıf öğretmeni ağırlıklı.

    * öğrenci servisten gelir. daha ders başlamaz. öğretmenden bu süreçte iş beklenir.
    * öğlen sınıf yemek yiyecektir. öğretmenden bu süreçte iş beklenir. (25 tane 6-7 yaşında çocuğa yemek yediren anne olduğunuzu düşünün. çıldırırsınız.)
    * sırf veliye poz, pano, sınıf süsleme vs. hazırlanacaktır. öğretmenden bu süreçte iş beklenir.
    * gösteri, etkinlik vs. yapılacaktır. öğretmenden bu süreçte iş beklenir.
    * müfredat için çalışma kağıdı/soru vs. hazırlanacaktır. öğretmenden bu süreçte iş beklenir.
    * veliye yeni yılın kayıtları yaptırılacaktır. bildiğin satış lan. öğretmenden bu süreçte iş beklenir.
    * öğrencilerden birisi/birkaçı hastalanır. ilacı, testi, ders kaçırırsa tamamlanması. öğretmenden bu süreçte iş beklenir.
    * öğrenci yüzme, spor vs. branşında derse girecektir. öğretmenden bu süreçte iş beklenir.
    * tamamen veliler arası sorunlar çıkar. öğretmenden bu süreçte iş/çözüm beklenir.
    * ödevler ve evde çalışma konusunda veliden beklenenler yapılmaz. öğrenci sınıfta zayıf kalır. öğretmenden bu süreçte iş beklenir.
    * zümrede öğretmen olarak zayıf halka(lar) belirir. bu farkın kapanması için diğer öğretmenlerin daha çok iş çıkarması gerekir. zümre herkese eşit görünsün, yönetim/okul zor durumda kalmasın diye. öğretmenden bu süreçte iş beklenir.
    * okul öğrenci bulmak için kendini sektörde farklılaştıracak çözümler arar. öğretmenden bu süreçte iş beklenir.

    daha bu liste çok uzar gider. hemen ilk aklıma gelenlerdi. velhasıl öğretmenliğe zaman kalmayabilir. öğretmenliğin "çok sayıda çocukla uğraşmak" olduğunu unutmayın. ayaktasın, en az 25 kişi(kendi sınıfın, bazı çok sınıflı işlerde artar), gürültü. bu çocuklar düşük yaş grubunda özbakım becerilerinin çoğundan yoksundur.

    ben bir kere eşimi yüzme dersinin çıkışında gördüm. uzaktan baktım böyle. peygamber olmak lazım. bakın kare şu:

    18 kişi yüzme dersinden çıkmış dar bir soyunma odası.
    11 tanesi mayosunu çıkaramıyor. çıkarılacak.
    8 tanesinin giyinirken yardıma ihtiyacı var.
    3 tanesinin havlusu kayıp. bulunacak. bulunmasa da bir şekilde kurunacak o çocuk.
    1 tanesi üşümüş, donunu giydikten sonra altına kaçırmış. değişecek.
    6 tane kızın saçı uzun, hepsinin saçı makineyle kurutulacak.
    2 tanesi bonesini kaybetmiş bulunacak.
    1 tanesi ile diğer 17 kişi bir sebepten dalga geçiyor. çocuk ağlıyor. susturulacak.
    4 tanesi terliklerinden az birini kaybetmiş, bulunacak.
    6 tanesinin ayakkabıları bağcıklı ve bağlayamıyorlar. bağlanacak.
    1 tanesinin çantası komple kayıp. bulunacak.
    1 tanesinin gözlüğü kayıp bulunacak.
    hepsinin çantası kapatlılıp toplanıp ellerine verilecek.

    tüm bunları sakın kendi içinde çözülünce geçecek şeyler sanmayın. bu sorunlar olurken aynı 18 kişi eteğinizi çeker bir şeyler söyler ister, ağlar, bağırır, yanındakine sarar, şikayet eder vs. vs... yani mesela gözlüğü ve bonesi kayıp 3 kişinin 25 dakika boyunca eteğinizde bağırıp ağladığını düşünün. curcunanın dibi.

    haa bu arada bu 18 kişi toplanacak. yüzmeye girmeyen 6 kişi ile birleşilip 24 kişi sınıfça yemekhaneye gidilecek. hadi onu da yazayım gene ilk aklıma gelen:

    24 kişiye yemek konacak, konmasa da dökmeden masaya gitmesi sağlanacak.
    kendi yiyemeyenlere yardım edilecek.
    üstüne dökenlerin üstü değişilecek.
    kendi koyamayıp hazırlardan kalmamışsa yeniden isteyenlere su konacak.
    2. tabak yemek isteyenlere yemek konacak.
    birbiriyle dalaşanlara hakim olmaya çalışılacak.
    masa sandalye üstüne çıkanlar indirilecek. uyarılacak.
    yemekten sonra 3 tanesine şurup içirilecek.
    bardak vs. düşürüp kırılınca cam parçalarının öğrencilere zarar vermesi engellenecek.
    çişi gelen tuvalete götürülecek.
    kakası gelen tuvalete götürülecek.
    donunu kirletenin donu, gerekirse üstü başı değişecek.

    aga.

    bak hepsini kenara koy. herhangi bir masada yemekte bir çocuğun size katıldığı kareyi hatırladın di mi? çocuklu yemek ortamı, aile ortamı. nasıl annesine, masaya kök söktürür. senin alakan yoktur, kenarda sen bile rahatsız olursun. şimdi o zorluğu 24 ile çarp, hah şimdi de hepsi bir arada olduğu için bir de 10'la çarp. yaşananlar o ayarda bişey.

    eveet. öğlen ilk derste ilk ses grubumuz olan e,l,a,n(elat diye değişti galiba) sesleri ile okuma öğrenmeye başlayabiliriz öğretmenim.

    nah başlarsın. yarraamı başlarsın! bitti ki öğretmen son 90 dakikada. içi ruhu çekildi.

    neyse ya. anlayamazsınız... velinin suyu köpürtmesi.
    öğretmenlik zor iştir.

  • 20. türkiye'nin özgür değil statüsüne düşmesi

    ekşi sözlük gibi anonim bir ortama yazarken bile tehdit yiyorsun içeri atılmakla, süründürülmekle. en kötü entrylerin siliniyor "götümüze girebilir" diye.
    daha neyin tartışmasını yapıyoruz?

    bir yerden duymuşlar ifade özgürlüğünü ve demokrasiyi ama ne olduğunu bilmiyorlar.
    işlerine gelmiyor çünkü.

  • 21. domuz eti yemenin rüşvet yemekten çok ayıplanması

    memleket o hale geldi ki rüşvet yiyen ayıplanmıyor da adamın yediği domuz eti olay oluyor.

    bu iki yüzlülük ve ahlaksızlık toplumun bittiğinin göstergesidir.

    kul hakkı yiyenlerden hesap soramayanlar ama domuz eti yiyor diye birilerine yükleniyor.

    birisinin domuz eti yemesi toplumu bağlamaz ama rüşvetin üzerine gidilmemesi kamusal bir sorundur.

  • 22. kanal istanbul

    kanaldan geçecek gemilerin getireceği parayı düşünmek aptallıktır. bir düşün 65 milyar dolar belki daha da fazla parayı gömeceksin ve kapalı bir denize açılan yoğun olmayan bir kanal yapacaksın. hesap yapalım. geçen sene boğazdan 42 bin gemi geçmiş ikna edip kanaldan geçirdiğimizi varsayalım. bu gemilerin her birinden ortalama 25 bin dolar alsan (alamazsın da aldın diyelim) yıllık 1 milyar dolar para yapacak. milyar dolarları gömüp 60 yıl boyunca amorti etmesini mi bekleyeceksin?

    açıkçası bütçenin yeteceğini, başlansa da tamamlanacağını zannetmiyorum. seçim propagandası olduğu belli fakat biraz akıl fikir. ayrıca rant getirir diyen olursa o parayı doğacak rant da kurtarmaz. iç pazar ülke için getiri sağlamaz sadece birilerinin cebi dolar. kanalın ekolojik zararına girmiyorum bile. yazın ortasında taş büyüklüğünde dolu yağan dengesi kaymış istanbul kanalla beraber ne hale gelir bir düşünün bakalım?

  • 23. bir döneme damga vurmuş iş furyaları

    üniversite açmak.
    evet lan, şu sıralar çok moda.
    iki apartman katı kiralayıp, ipini koparman kafi.

  • 24. çanakkale'nin adı troya olsun kampanyası

    çanakkale içinde aynalı çarşı
    ana ben gidiyom düşmana karşı, off, gençliğim eyvah!

    çanakkale içinde bir ağaç selvi
    kimimiz nişanlı, kimimiz evli, off, gençliğim eyvah!

    çanakkale içinde bir kırık testi
    analar babalar ümidi kesti, off, gençliğim eyvah!

    çanakkale üstünü duman bürüdü
    on üçüncü fırka harbe yürüdü, off, gençliğim eyvah!

    çanakkale elinde toplar kuruldu
    vay bizim uşaklar orda vuruldu, off, gençliğim eyvah!

    çanakkale köprüsü dardır geçilmez
    al kan olmuş suları bir tas içilmez, off, gençliğim eyvah!

    çanakkale'den çıktım yan basa basa
    ciğerlerim çürüdü kan kusa kusa, off, gençliğim eyvah!

    çanakkale'den çıktım başım selamet
    anafarta'ya varmadan koptu kıyamet, off, gençliğim eyvah!

    çanakkale içinde vurdular beni
    ölmeden mezara koydular beni, off, gençliğim eyvah!

    çanakkale içinde sıra söğütler
    altında yatıyor aslan yiğitler, off, gençliğim eyvah!

    şimdi defol.

    not: etki ajanı kimdir? rahmetli necip hablemitoğlu'ndan:

    öncelikle kullanılan ajanları üç ana grupta toplamak gerekir: "profesyoneller", "satınalınabilir aydınlar" ve de "sempatizanlar" (amatör muhipler). profesyoneller yurtiçinden ya da yurtdışında yaşayanlar arasından seçilir ve bilahare kendi ülkelerinde özel eğitime tabi tutulur. "satınalınabilir aydınlar" özellikle ulus-devlete geçiş aşamasının sancısını çeken toplumlarda, özellikle de üçüncü dünya ülkelerinde en çok rastlanılan metadırlar, borsa değerleri vardır; özellikle medyada, bürokraside ve siyaset sahnesinde boy gösterirler. örneğin, "yönlendirici ajan" statüsünde etkili bir gazeteciye ya da medya patronuna sahipseniz, yüzbinlerce okuyucuyu ve siyasal iktidarı doğrudan etkileyecek bir silâha da kavuşmuş olursunuz.

    yerleştirilmiş etki ajanları nasıl çalışır?
    artık hedef ülkelerde özellikle istihbarat-ajitasyon faaliyetlerinde deşifre olma riskine girilmiyor; bu iş genellikle doğrudan yada dolaylı olarak servisle ilişkili yerli işbirlikçilere, taşeronlara sipariş ediliyor. işte literatürde bu yerli işbirlikçilere-taşeronlara "etki ajanları", "yönlendirici ajanlar" ya da kapsamlı bir deyişle "nüfuz casusları" deniliyor.

    halk deyimi ile "maşa" olarak da nitelendirebileceğimiz bu etki ajanlarının farklı işlevleri bulunuyor: kimi, politikacı, kimi gazeteci , kimi akademisyen, kimi diplomat, kimi hukukçu, kimi tarikat-cemaat şeyhi, kimi de yüksek bürokrat ya da işadamı olarak, önce madden-manen bağlı oldukları, aidiyet duygusunu ve güvencesini hissettikleri ülke adına tüm yetkilerini kullanıyorlar. bu bazen, devlet politikasının güdümlü olarak saptırılması; bazen, halkın din ve ırk duygularına bağlı olarak kin ve husumete sevkedilmesi; bazen, uluslararası ihalelerde devlet çıkarlarının gözardı edilerek bağlı ülke şirketlerinin tercih edilmesi; bazen tahkim örneğinde olduğu gibi çağcıl kapitilasyonların geri gelmesi amacına uygun olarak gerçekdışı bilgilerle kamuoyunun aldatılması; bazen, türkiye’nin en zengin işadamlarından birinin tüm mesaisini -diyanet işleri başkanlığına değil- fener rum patrikhanesi’ne hizmete hasretmesi ya da fethullahçıların papa, fener rum patriği ve batı kökenli hristiyan misyonerlerle halvete girmesi; bazen, kendi halkının can güvenliğinin hiçe sayılarak bergama’da olduğu gibi şaibeli şirketlerden yana tavır konulması; bazen ab örneğinde olduğu gibi, "kopenhag kriterleri, tc anayasası’nın üstündedir" gibi söylemlerle ulus-devletin sona erdiğinin, egemenlik-bağımsızlık-ulusal onur-ulusçuluk gibi kavramların modasının geçtiğinin vurgulanması; şeriatçılara ve bölücülere sınırsız ve koşulsuz özgürlük isteminde bulunularak bunun "demokratlık" olarak lanse edilmesi; bazen türkiye’nin etnik-dinsel haritasının ya da aile yapısının ortaya konulmasını öngören dış kaynaklı projelerle en mahrem bilgilerimizin bilimsel çalışma adı altında ilgili ülke istihbarat servislerine aktarılması ve daha pekçok, binlerce, onbinlerce onursuz işbirliği örneği!..

  • 25. mabel matiz'in domdom kurşunu cover'ı

    başıma bir şey gelmeyecekse acayip beğendiğim cover. ayrıca adamın sesi de kişiliği de gayet güzel.

  • 26. alarmı erteledikten sonraki 10 dakikalık uyku

    çok güzel fakat kalkacağınızı bildiğiniz için bir o kadar da kötü uykudur.

    fakat , bir de alarm çalınca düşünüp , lan bu derse gitmesem de kalmam bişey olmaz deyip geri yattığınız alarmlar var ya , dünyanın en güzel anları sayılabilirler.

  • 27. belki suyla çalışır diye aracın deposuna su koymak

    (bkz: kötü reklam)

    allaşkına benden sonra yazmayın.

  • 28. volkan demirel'in yaptırdığı muazzam portre

    vasıf kortun sanki başıma pezevenk de "bu sanat degil" diyor. yüzlerce yıldır tartışılagelen mevzuyu çözmüş, ne sanat ne değil vakıf olmuş, otorite olarak da gelmiş burada bize yol gösteriyor. cehaletiyle bu kadar övünmek olur iş değil. zaten bir rönesans olmayacaktı bu topraklarda ama ekilmeye çalışılan fidanları da kökünden budayın, bir de gelin içine tükürün. "ben cahil değilim, üniversite okudum" falan diye de ağlanırsınız. üniversitede bir hocam vardı aristo'dan sonrasını yok sayan, bir sanat eserinin değerini eserin mimetikliğiyle ölçen. onun için en değerli sanat tiyatroydu -o da antik tragedyalar-, en niteliksiz sanat dalıysa müzikti -çünkü soyut ve bir boka benzemiyor. taklit ettiği bir şey yok-. resimde klasizme bayılırdı. bir şey ne kadar gerçeğe yakınsa o kadar sanattı. konu dadaizme falan geldiğinde kriz geçirirdi. bak bu adam da akademisyen. bu arada bunların hepsi olur, eyvallah, en azından bu adam bilgi sahibi ve kendi perspektifini oluşturmuş ve ona göre değerlendiriyor. bir akademisyen olarak bu kadar dar görüşlü olması alıp veremediğim şeydi.

    ama sana gelelim cehaletini kutsayan cahil, elinin altında internet var. burada fav kasmak için ya da rüzgar oradan esiyor diye, kendini bir şeylere ait hissedebilmek için gelip buraya cehaletini haykıracağın kadar, dur ve önce google'la "ali elmacı" kim diye. sonra de ki "ben çok bilmiyorum bu işleri ama beğenmedim". ve o boş özgüvenini sakince yere bırak.

  • 29. edebiyata harcanan zamanla uzay üssü kurulabilmesi

    (bkz: entry-nick uyumsuzluğu)

  • 30. ismailağa mensuplarının çanakkale iftirası

    edit: cumhuriyetimizin kurucusu ve yegane liderimiz mustafa kemal atatürk'e alenen hakaret edilmesine sessiz kalacağımızı bekleyen ilgili tarikat'ın 677 sayılı kanundan habersiz sözlük uzantısı gönderdiği mesajlarla tarafımı "iftira, hakaret ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçu" ile itham etmiş ve suç duyurusunda bulunacaklarını beyan etmiştir.

    ismailağa cemaatinin televizyonu olan fm tv’de cumhuriyetimizin kurucusu ve yegane liderimiz mustafa kemal atatürk'e yönelik hakarete varan iftiralardır;

    fm tv’de yayınlanan “saklı gerçekler” programında sözedilen skandal ifadeler aşağıdaki gibidir;

    "1 - çanakkale savaşı konuşulurken ‘hilafet’in 400 bin silahsız cengaverine bilerek size ölmeyi emrediyorum dedi. hilafetin ve saltanatın gerçek askerlerinin kıyımı yapıldı orada,

    2 - filistin’de 65 bin askerimiz 365 bin topla esir bırakıldı

    3 - senin hakkında koruma yasaları var. demek ki mide bulandıracak işlerin var

    4 - sultan vahdettin han tüm sarayı boşaltabilecekken kendine yetecek kadarını aldı. atatürk asker maaşıyla bu kadar mal varlığını nasıl yaptı. neymiş ölürken bağışlamış." kaynak - kaynak 2 - kaynak 3 - kaynak 4

    ayrıca bu zihniyet kutsal topraklarda dahi fitne çıkartmış, tüm dünya'ya rezil olmuştur;

    (bkz: ismailağa meydan savaşı)

    (bkz: ismailağa cemaati'nin birbirine girmesi)

    (bkz: mekke'de birbirini döven türk tarikat mensupları)

    tarikat mensuplarının ve din tüccarlarının görmezden geldiği aşağıdaki ihanetleri tarihe bir kez daha not düşüyoruz;

    (bkz: vahdettin'in general harrington'a mektubu)

    (bkz: kurtuluş savaşına ihanet eden vatan hainleri)

    (bkz: vahdettin tarafından satılan kutsal mekanlar)

    (bkz: vahdettin'in 23 ekim 1921 tarihli kararnamesi)

    (bkz: padişah'ın ümidi tanrı'dan sonra ingiltere'dir)

    (bkz: osmanlı hanedan mensuplarının ingiltere sevgisi)

  • 31. trump bana dönmediği sürece ben ona dönmem

    (bkz: uyudun mu)

  • 32. mercimek çorbası

    bu çorbanın afedersiniz pezevengi tereyağında çevirilmiş kuru nanedir.
    yakın zamanda yapacaklara ciddi tavsiyemdir.

  • 33. 68 yaşındaki muhtar'ın 19 yaşındaki eşi

    5. karısı olacakmış, bu yaptığı t.c. anayasası'na göre suçtur...

    savcılar göreve

  • 34. sözlükteki uzun yol seven yazarlar

    sırf karımdan kaçıp direksiyon başında kafa dinlemek için amaçsızca ülkenin kuzeyinden güneyine inip geri dönen bir kader kurbanı olarak, benim.

  • 35. adana'da engelli bir genci linç eden ahlaksızlar

    müge anlı programına bu olaydaki dayakçılardan başka bir tanesinin yakını daha bağlandı. gerçek dışı iftiralarla çocuğunu savunmaya çalıştı. iddiasına göre sağır dilsiz olan dayak yiyen genç, telefonla konuşan o dayakçı çocuğun sesinden rahatsız olup dönüp sus demiş susturmaya çalışmış da onun üstüne kavga çıkmış! müge anlı ısrar edince"duyamıyor konuşamıyor bu çocuk nasıl konuşmayı duydu rahatsız oldu da sus dedi" diye. bu sefer "e ağzıyla sus demiştir" diye çevirdi lafını dayakçının yakını.
    insanda azıcık vicdan olur...
    güya özür dilemek için telefon açıyorlar programa. biri tehdit ediyor "bizim de elimizde onunla ilgili görüntüler var biz de yayarız!" diye. öbürü kalkıyor sağır dilsiz çocuğa iftira atarak olayı aklamaya çalışıyor "sesten şikayet etti sus dedi" diye...
    edit: bir de görüntülerin sesli versiyonunda, dayak yiyenin abisinin dediğine göre, dayakçılardan biri "özürlü bu" diyormuş dayak yiyen engelli için, dayak atmadan önce. yani dayak yiyen engellinin "engelli" olduğunu da biliyorlar, bunu bile bile dayak atıyorlar. ayrıca dayakçılardan biri de lisanslı dövüşçüymüş.
    allah belasını versin bunlar gibi bütün vicdan yoksunlarının.

  • 36. telefon ekranına kırılmaz cam kaplatmak

    kırılmaları engellemese de çizilmeleri büyük oranda engellediğinden, şahsen tercih ettiğim durum.

  • 37. 3 yaşa kadar tv tablet ve telefonu engelleyelim

    kökten yasaklamak bir çözüm değildir.

    5 yıldır başarıyla uyguladığım yöntemi paylaşmak istiyorum.

    biri 11 diğeri 8 yaşında olan kızlarımın 5 yıldan beri tabletleri var. cihazları ebeveyn kontrol yazılımı ile yönetiyorum.

    kurallar basit.

    yaz tatili ve sömestr tatilinde günlük 2 saat kullanım hakları var, fazlası yok. çıkıp dışarıda oynasın sıpalar.
    okul zamanı hafta içi kullanım hakkı yok, sıfır.
    hafta sonu tatilinde ise cumartesi günü 2 saat, pazar günü 1 saat.
    süre bitiminde cihaz otomatik olarak kapanıyor.
    bir diğer önemli kuralımız ise başta anne ve babanın olmak üzere başkalarına ait cihazlara dokunmak ve kullanmak yasak.

    zaman zaman kuralları esnettim, onlara ekstra süreler verdim, bazı uygulamalara izinler verdim.

    sonuç,

    tablet hiçbir zaman onların öncelikli vakit geçirme ve eğlence aracı haline gelmedi. günlerce şarj etmeyi unuttukları bile oldu.

    ilkokul ikinci sınıfa giden küçük kızım tableti en son nerede bıraktığını bile hatırlamaz. cihazı kullanma süresi bittiğinde kenara atıveriyor. evdeki oyuncaklarla oynamayı ve resim yapmayı daha çok seviyor.

    ortaokul birinci sınıfa giden büyük kızım ise sınıf, okul, ilçe birincisi.
    başta kitap okumak, piyano çalmak en sevdiği aktiviteler.

    cihazları sınırsız ve kuralsız verip cihaz bağımlısı olmalarına izin vermedim.

    çocuklarımızı cihaz bağımlılığından koruyacaksak eğer bu yönteme benzer veya buna yakın önlemler getirmeli ve kurallar geliştirmeliyiz diye düşünüyorum.

  • 38. ümit kocasakal'ın chp genel başkanlığına adaylığı

    mümkün olmayacak olaydır.

    bir de şu dönülmesi istenen atatürkçü çizgi zamanında türkeş'in mhp'yi kurarken dile getirdiği çizgi ise kendisini de halefini de iyice tanıdık zaten.

    atatürk'ü ucundan kenarından anlayamamış kişilerin kendilerini 100 yıl geriye sıkıştırma çabalarını da anlayamıyorum. atatürk her şey bıraktığı gibi kalsın istese sona o 6. oku koymazdı.

  • 39. montuyla sokak köpeğini saran kız

    bu haberi gorunce ici isinanlara hayretler ettigim kizcagiz. kucuk bir kiz cocugunun okumak yerine, sicacik evinde oturmak yerine karda kista, yagmur altinda betona oturup para kazanmak icin muzik yapmak zorunda olmasi, sokakta yasayan hayvanlarin yagmurda islanip sogukta usumesi gibi bir resmin icinde kizcagiz kopege montunu verdi diye ici isiniyor adamin.

    sahsen benim yuregimi burkan kizcagizdir. cocuklar calismak zorunda kalmasa, kediler, kopekler de sokakta ac biilac olmasa ic isinmasi nedir belki biraz hissedebilirdim.

    ek: ya son derece naifsiniz ya algi kapasiteniz minimal.

  • 40. çukur

    yamaçın "kendine beyefendi denen yavşağı tanıyor musunuz" lafı sadece benim mi aklıma "müslüm denen hıyar" sahnesini getirdi acaba.

    şunu da şuraya bırakayım da, başkasından geleceğine kendimize laf sokmuş olalım.

  • 41. ekşi sözlük dertleşecek insan veritabanı

    yeni cafe açtım. hemde hiç tecrübem yokken. varsa böyle bir niyeti olan, salakliklarimizi paylaşabiliriz.

  • 42. sözlükçülerin başkanlık seçimi adayı

    hiçbiri.

    artık bu memleketin medeniyetle tanışması lazım. gayler evlensin kardeşim. kime ne zararı var. kim gayler evlensin diyorsa oyumu ona vereceğim. parti programına yazsınlar bunu. artık hayatı sana ne ve bana ne tadında yaşamaya karar verdim. bu minvalde anketteki arkadaşların hiçbirine rey yok.

    yahu bir de yıllardır aynı şekilde siyaset yapan insanlardan sıkılmadı mı bu millet. hamaset dolu işler... yeter. 100 bin imza ile aday yapalım beni. her istediğinizi yaparım.

  • 43. ekşi sözlük yazarlarının film çekmesi

    (bkz: #73531191)
    enes batur hayal mi gerçek mi başlığında yazığım entriyi aynen kopyalıyorum. mobilde olduğum için ve vaktim olmadığından özenerek yazamadım ancak önerim destek görürse düzeltirim.

    -
    sinemacı veya girişimci arkadaşlara bir teklifim var.

    arkadaşlar bakın son zamanlarda sinema hakkında okuduğum yorumlarda genelde "türk sinemasının anası sikildi, en boktan çağını yaşıyor, para kazanmak için film yapıyorlar..." gibi sözler sarfediliyor. ve gördüğüm kadarıyla bu sözleri sektördeki insanlar da söylüyor. yok 1 koyup 10 almalar vs.

    oha diyorum, halil söyletmez ve enes batura film çektiren motivasyon takipçileriyse biz ekşiciler neden toplanıp bir bütçe oluşturup bir film çekmiyoruz? ekşinin takipçisi onlardan az mı???

    siktir git dediğinizi duyar gibiyim ama iki dakika daha düşünseniz belki hak verirsiniz. ekşide oyuncu mu yok? yönetmen mi yok? parayı da aramızda toplar sponsor falan derken çekeriz. enes'in, cumali'nin film çektiği yerde ekşiciler toplanıp yapamayacaksa yuh.

    söylediklerimde ciddiyim. eyyy burdaki girişimciler, eyy sinemacalılar oturun düşünün. kampanya başlatalım çekelim filmi.

    hasılatla da bağış yaparız.
    evet.

    edit: başrol ismi meriç olsun. meriç ılık götlü ve duyarcı bi piç olsun. burdan yürürüz.

    edit 2: telegram'da bir kanal açtık.
    burdan katılabilirsiniz. link

  • 44. sözlükçülerin ilk hamburgerlerini yediği yerler

    söğütlüçeşme caddesinde boğaya gelmeden eskiden bir paşabahçe vardı. işte daha eskiden o paşabahçe'nin yerinde bir adet wendy's vardı. açık olduğu kısa bir zaman dilimine yetişmeme rağmen muhtemelen 3-4 yaşlarında ilk hamburgerimi orada yedim. taksim mcdonalds'tan sonra istanbul'da açılan ilk zincir fast food restoranının burası olma ihtimali yüksek.

  • 45. çapa ve cerrahpaşa hastanelerinin iflas etmesi

    aramızda hala doktor maaşları yüzünden hastanelerin iflas ettiğini düşünen, bi boktan anlamayan andavallar var. türkiyedeki çoğu hastanede aylardır döner sermaye verilmiyor. hastaneler de maalesef sadece gelir kurumu olarak görülüyor devletin gözünde!
    zarar ettirilip özelleştirildiğinde bakalım ne halt yiyeceksiniz merak ediyorum.

    zarar ettirilip babalar gibi sattıkları kamu kurumlarını unutmayın ey halkım!

  • 46. feghouli'nin yaptığı insanlık dışı faul

    gol attığında kudüs için alnı secdeye değecek kadar müslüman duyarlılığına sahip olan müslüman bir futbolcunun yaptığı faul.

    (bkz: alnı secdeye değenden zarar gelmez mottosu)

  • 47. hedefi ıskalayan lazer ışının nereye gitmesi

    yıldız savaşlarını seyrederken kafamı kurcalayan soru.

    hani uzay gemisinin ıskaladığı lazer ışını sonsuza kadar gidiyorsa bunun hiç tehlikesi olmuyor mu?

    serseri bir lazer ışınına, yada maganda lazerine kurban gitme tehlikesi var mı?
    bir iki ufak araştırmama göre lazer ışını sonsuza kadar gidebiliyor, peki ya karşısına bir uzay üssü ya da bir gezegen çıkar da birilerine zarar verirse.

    filmde bu durumu hiç sallayan yok gerçi, derdimi de sikmek isteyebilirsiniz ama benim bilimsel olarak cevap aradığım bir soru.

  • 48. türkiye'nin en kendi halindeki şehri

    listede yer bile almayarak, insanların akıllarına bile gelmeyerek zirveyi bartın kapmıştır bence.

  • 49. robin van persie

    kendimi tuttum, tuttum ama bir yere kadar, radyo, tv, internet her yerde bir rvp muhabbeti dönüyor, yok ne kadar karaktersizmiş de yok şu yok bu. klasik türkiye tablosu hep başkası suçlu.

    olaylara baştan bakalım, fenerbahçe yönetimi yeni bir hocayla anlaşıyor; vitor pereira. iki hafta sonra son gol kralı fernandao transfer ediliyor, ondan iki hafta sonra da rvp. ondan sonra elemeler başlıyor ligdi vs. vitor pereira fernandao'yu birinci tercihi yapıyor, rvp ise ikinci. fener iyi gitse de basında sürekli rvp niye oynamıyor haberleri çıkıyor. bu hem vitor'un üstünde baskı oluşturuyor, hem de fernandao'nun moralini bozuyor, rvp ise yedek bekliyor.

    şimdi burada birinci soru şu; madem yedek oturtacaktın, rvp'yi niye aldın? bu soru hem yönetime hem de vitor pereira'ya. sen fenerbahçeye manchester united'dan gol kralı forvet getiriyorsan, s.ke s.ke as başlatacaksın, yok hazır değil yok şu yok bu, bahanesi yok. gerekirse oyundan alırsın ama as başlatacaksın.

    neyse efendim rvp'nin ilk sezonu çok da kötü geçmiyor, 31 lig maçında 1830 dakika süre alıp 16 gol 3 asistlik katkı veriyor. fenerin son yıllardaki en iyi forvet performanslarından biri.

    ertesi sezon başlıyor, takım kaptanlarından biri huzursuzum diyip şampiyon takıma kaçıyor, takımın etkili sol beki, yönetimle kavga edip ayrılıyor, bunlar olurken fener monaco karşısında şampiyonlar ligi fırsatını kıl payı kaçırıyor, ligin başlamasına bir kaç hafta kala aziz başgan vitor'u kovuyor. şimdi siz rvp olduğunuzu düşünün, kulübe gelip bir sorarsınız "ne oluyor sezon başlayacak hoca yok" diye. oradan da biri gelip size "yea olur öyle, 2 yaz önce de şampiyon hocayı karı kız meselesine kovmuştu" dediği anda ne düşünürsünüz, ne yaparsınız?

    ben söyleyeyim, rvp baktı, bu yönetim şaka amk dedi, ben mi kendimi yırtacağım diyip başladı yatışa. arada çıkıp oynadı, derbilerde gol attı ama hiç bir zaman kendini sıkıntıya sokmadı, zorlamadı, ki niye uğraşsın? kulübün yönetimi uğraşmıyor, ben niye uğraşayım?

    rvp'nin etiği de, ahlakı da tartışılabilir, ancak tartışılamayacak şey şudur ki; fenerbahçe futbol şubesi hedefsiz ve keyfi yönetiliyor. böyle bir çatı altında kimseden bir şeyler bekleyemezsiniz.