Sık geçen başlıklar

mignard 10

ekşi profili
taşşağına kadar gösteren daracık pantolonlar, dereye gidecek gibi kısacık paçalar, çorapsız ayakkabı, aşırı dar beş düğmesi açık gömlek, zincir kolye bileklik vs, duvar saati büyüklüğünde kol saati...

daha da eklenebilir ama, yazarken gözümde canlandı ve içim kalktı.

bunu niye yapıyorsunuz kendinize beyler?
herkesin aynı tornadan çıkmış gibi birebir gezdiği şu günlerde kendini benzersiz kılan kusurlarıyla barışık kadındır.

burada suçlu yaptıranlar da değil, onları kusurlarının çirkin ve düzeltilmesi gereken şeyler olduklarına ikna eden toplum.

hiçbir yerimde dolgu botox estetik müdahale vs yok, hafif kemerli burnum, ince dudaklarım ve gülünce hello demeye başlayan kaz ayaklarım ile tüm kusurlarımı gururla taşıyorum, ee artık sen de başla ufak dokunuşlara diyenlere de orta parmağımı gösteriyorum.
çocuk sahibi olmak.

aynı yaşta olup çocuğu olan kadın erkek fark etmeksizin arkadaşlarıma bakıyorum, hepsi çökmüş görünüyor. gözlerin altı mor, sürekli bi yorgunluk hali, kadınlar salmış ne makyaj ne bakım, erkekler desen kelleşmiş göbeklenmiş, saçlarına aklar düşmüş falan.

bir yılda beş yaş yaşlanmak istiyorsanız çocuk yapın, %100 çökme garantili eylem.

ha çocuk çok güzel, iyi ki yaptık diyorsunuzdur mutlaka falan ama konumuz o değil.
iddia ediyorum pastırma makinesi bu kadar ince kesemez.
cimrilik, adam kazıklama, üç kuruşluk malı 33 kuruşa iteleme, aç gözlülük ve nicesi neler yaptırıyor insanlara.

yurdumun standart esnafı işte.
yurt dışında yaşıyorum.

üniversiteyi bitirir bitirmez, türkiye'de bir gün bile çalışıp vergi vermeden ülke değiştirdim.

türkiye'ye tatile değil sadece ailemi görmeye geliyorum, bu yüzden döviz de getirmiyorum.

türkiye'nin ekonomisi veya siyasetiyle ilgili konu açıldığında su veren itfaiyenin hortumu moduna geçiyorum.
her şeyi başkasına yaptıran veya yardım almadan poşet bile taşıyamayan çıtkırıldım hemcinslerinin aksine yardıma ihtiyacı olduğunda bile yardım isteyemeyip, her türlü zorluğun üstesinden yalnız gelmek zorunda hissediyor olmalarıdır.
deniz, nehir, dere, okyanus neresi olursa herhangi bir su birikintisi görebileceğim herhangi bir yer.
istanbullu olmanın getirisi sanırım, ne zaman canım sıkılsa rıhtıma kaçar bankta otururdum saatlerce. şimdi de sakinleşmek için, nefes almak hayatta olduğumu hissetmek için su birikintisi görmem lazım.