Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
bu mezopotamya eşeğini başımıza efendi kesen tüm tarafların anasını kertsinler.

güçlü ve üreten bir ülke olsaydık bu maymunlar ülkemizde köle bile olamayacak, 5. sınıf insan muamelesi görecekti. ama onlar şu an efendi.

kimse bana ırkçısın demesin, beni bu hale getiren tüm paydaşların da zürriyetini kerteyim.

öz yurdumuzda garip kaldık.
ıraklı katildir. 27 aralık 2018 de aşırı hızlı kullandığı range rover araç ile kırmızı ışıkta geçerek süleyman öztürk isimli vatandaşı ezmiş ve öldürmüştür.

bunun üzerine çıktığı ilk mahkemede serbest bırakılmış. acılı aileye adamlarını saldırtmış ve polis ile alay ederek zaten tutuklanmayacağını salınacağını suratlarına söylemiştir . acil kamuoyu oluşturulması gereken olaydır.

kardeşinin paylaşımı ;

link
ister ego deyin ister narsist. beni varlığına inandıramamış yaratıcıya neden secde edeyim?

edit: mesaj atıp küfür eden, okusan inanırsın diyen arkadaşlar. türkiye'de doğan çoğu insan gibi ben de müslüman yetiştirildim, 5 vakit namaz kıldığım dönem de oldu. kuranı arapça okumayı ve inanır mısınız tüm sureleri biliyorum. temeli korku üzerine kurulu bir dinden emin olun eğlence olsun diye çıkamazsınız. yanmaktan, sonsuz azaptan sizin kadar ben de korkuyorum. emin olun sizden çok okudum, korkmanın yersiz olduğuna emin olana kadar da araştırdım.

edit2: islam korku demek değildir, rahmet dolu ayetler var görmüyor musun, islam iyiliği, güzelliği öğütler gibi ad hominem yaparak "sen haksızsın" diyen mesajlara da topluca 2. bir cevap vermek istiyorum. ne dediğim tam anlaşılmamış çünkü. kuranda rahmet dolu, güzel, iyiliği öğütleyen ayetler yoktur demiş miyim? dememişim. bu cepte dursun. dinden çıkarken "korktum" bunun sebebi de temeli korku üzerine kuruludur demiş miyim? demişim. temel nedir? taban. bir binadan çıkarken en alt kata inersiniz di mi? benim dinden çıkarken her şeyi geçtikten sonra en son inancımı ayakta tutan tek şey artık korkuydu. sizin o kalpten bağlılık, rahmet dediğiniz şeyleri zaten mantıksız bulduğum şeyler ışığında geçtim, bitirdim kafamda. yanmaktan, ya varsa diye ömür boyu azap çekmekten yaşadığım "korku". ayakta tutan dedim di mi? yani neymiş? temeli korkuymuş.
balıkesir'i boklayıp boklayıp nihai hedefi balıkesir'in bir ilçesinde yazlık alabilme olanların turnusolü başlık.

ha ayrıyeten de memleketim
(#87693218) numaralı mesajı yazan oteki platon rumuzlu arkadaş mesaj hattını kapattığı için mecburen buradan soruyorum...

hocam hesap başına ne kadar alıyorsunuz? yüzünüze tükürülmesi, ağzınıza sıçılması gibi ilave hizmetler veriyor musunuz? anlaşırsak iban yollayınız..

tanım: beni ilgilendirmeyen program
askerdeyken atışta 11 mermide bırakın hedefi vurmayı, hedefin bulunduğu kağıdı bile vuramayan bir arkadaşın "x şehirliler silahşör olur; turnayı gözünden, tavşanı arka ayağından vururlar." şeklinde bir yazıyla, atıştan bir fotoğraf ve bir video paylaştığı, nöbetten ve işten götün götün kaçamaya yer arayan, askerliğini resmen yata yata bitiren başka bir arkadaşın, nöbet kulesinde çekilmiş story atıp "rahat uyuyun." yazdığı, bir başka arkadaşın ise askerliğe küfür ede ede teskeresini alıp, bu da yetmezmiş gibi rapor ayarlayarak askerliğini erkenden bitirdikten sonra, paylaştığı kamuflajlı fotoğrafının altına "şeref ve şanla!" yazdığı uygulama.

tanım: yalan dolan.
sevgili caylaklar sizi böyle hakir gören insanlara sakın mesaj atmayın. yani tabii ki siz bunu düşünüyorsunuzdur ama ben yine de içimde tutamadım :) bu yazar çaylak meselesinden gına geldi artık. hayatta ekside yazar olmaktan başka bir bok olamayan insanların götünü kaldirmaya gerek yok.
kardeşim yazın evleniyor.

nişanlısına işyeri dün ayfon vermiş. tam modelini de bilmiyorum.
o da kalkmış kardeşime vermiş; seninkini ben kullanırım diye.
-kardeşimin böyle bir talebi yok-

ya ben mal gibi, buna bir sevin sabah sabah, bir sevin.
kardeşime ayfon verdi diye sevinmedim tabii ki. davranışı hoşuma gitti ya ne bileyim; kardeşime iyi bakacakmış gibi hissettim.
evleniyor diye hem mutluyum hem hüzünlüyüm; değişik bir duygu çok.
değer gördüğünü hissettiğim bir şeyle karşılaşınca -bir söz, bir davranış, bir hediye- mutlu oluyorum çocuk gibi.

buradaki meselenin telefon olmadığını anlıyorsunuz değil mi? of, ablalık çok zor.
iki önemli soruyu cevaplayacağım:
1. tren yolunun kenarında bırakılan boşlukların sebebi?
2. hattın yeniden açılmasının neden 6 yıl sürdüğü?

haydarpaşa ve sirkeci istasyonları mimarisinden de anlaşılacağı üzere alman yapımıdır.
almanlar kendi bahnhof sistemlerini, bire bir copy-paste yapıp, osmanlı imparatorluğuna hizmet olarak sattılar.
tabi bu demiryolu sistemi alman tecrübesi ile yapıldığından, rayların sağında ve solunda o tarihlerde 20 metre boşluk bırakılması şartı konuldu. bu boşluk sayesinde o tarihlerde tek ray olan sistem sonra, iki ve şimdi üç ray oldu. türk aklı ile yapılsa otoban ve çevre yolarımız gibi, bir birinden farklı köprü ve kavşakların olduğu, dibinde evlerin başladığı bir ucube yaratılırdı.
neden boşluk bırakılmıştı?
çünkü eski kömürlü trenler bacalarından ateş atarak ilerlediklerinden, tren yoluna yakın yerleşim ve tarlalarda yangına sebep olduğu alman tecrübesi ile sabit idi. yoksa bizim eski çomarların bunu dene yanıl yöntemi ile öğrenmeleri gerekecek ve ileride yolun her genişlemesinde birde genişletme için ciddi kamulaştırma bedelleri ödeyeceklerdi.
yani yolun genişlemesi, 1800 lü yılların sonunda almanların aklı ile yapıldığından bu gün ciddi sorunlara sebep olmadı.

ikinci önemli husus hattın yeniden açılmasının neden altı yıl sürdüğü.
bilindiği üzere banliyö treni çok ciddi bir ulaşım yükünü sırtında taşıyordu. anadolu yakası için konuşacak olursak, insanların işe gidip gelirken ev seçimlerinde öncelikli tercih sebebi trafikten etkilenmeyen, nispeten nezih insanların kullandığı tren hattına yakın olmasıdır. tabi bu yaygın kabul kriteri trensiz geçen yıllar içerisinde yıkıldı. kadıköy-pendik metrosu açılmadan önce e-5 yolu üzeri arsalar ve evler varoş kesim olarak kabul ediliyordu. doğal olarak tercihde edilmiyordu. bu bölgede yaşayan canlı profili, ağırlıkla akp seçmenidir. çoğu muhafazakar dahi değildir. içki, zina, kumar hatta uyuşturucu kullanan fanatik akp li tanıdıklarım var. bir kısmı ağırlıkla çingenelerin orturduğu yeni sahra ve küçükyalı aydınevler civarında. tren yolu kapanınca halkın tercihi metro hattına yakın evler oldu. krediler ve satışların tavan yaptığı sürelerden bahsediyorum. devlet de önceliği kendi yandaşlarının rant sağlayacağı metro inşaatına verdi. tabi bu inşaat mevcut demiryolundan kat kat pahalıya mal oldu. ilk açıldığında senelerce az yolcusu olduğu için yarı fiyatına, yanlış hatırlamıyorsam 0,75 kuruş yada 0,90 kuruşa çalıştı. kadıköy hariç insanların inip işini halledeceği biryer yoktu! e-5 ortasına yarrak gibi çıkıyordunuz. ancak insanlar buralara taşınmaya başlayınca o bölgede ne kadar gece kondu var ise müteahhitler girdi. o gece kondu sahibi aç lar bir anda para ile oynamaya başladı. işte akp fanatizminin sebebi budur, ''avanta'' . bu ev yapılma ve satılma süreci devam ettiği sürece tren yoluna tek çivi çakmadılar. yandaşlarının iyice bir semirmesini sağladılar. ne zaman ki emlak piyasası artık durdu, anasını siktikleri banliyö hatları akıllarına geldi.
anasını siktiklerim, hiç bir şeyin farkında olmadığımızı mı zannettiniz?

edit: öncelikle düşük cümleler ve bozuk imla için hepinizden özür dilerim. geniş bir zamanımda düzelteceğim.
belirtmek istediğim bir diğer husus, ikinci maddede çok yüzeysel geçtiğim konu aslında derin tespit ve gözlemlerime dayanmaktadır. bir kaç paragrafa sığmayacak kadar derin bir tespittir. ysk sitesinden dahi e-5 üzeri mahallelerin seçim sonuçları incelendiğinde ne demek istediğim anlaşılacaktır. özellikle göztepe, ünalan ve fikirtepe mevkileri geçmeye korktuğunuz yerlerdi. buralarda gecekondusu olan gaspçılar multi milyarder oldu. 15 temmuz köprüsünde direniş gösteren kitle de bu mahallelerde ikamet eden avantacılardır. netekim yeni yapılan fikirtepe- uzunçayır bağlantı yoluna iki şerit ayrılırken e-5 den gelen ve gebzeden itibaren yolu kullananların köprüye katıldığı yol tek şeride düşürülmüştür. avanta, avanta, avanta. kimse din, iman, vatan sevgisi demesin! bu adamlar akp sayesinde zengin oldu. akp ye ve vatanına değil o sayede ulaştığı avantaya sahip çıktılar.

edit 2: bir arkadaşımız e 5 tarafının değerlenmesini neden yadırgadığımı sormuş. iki sebepten bunu yadırgadım. haksız kazanç sağlandı, devlet eli ile manipülasyon yapıldı. vakti ile daha değerli olan yerlere çok büyük birimlerini bağlayan insalar enayi olduğu gerçeği ile yüzleşti. diğer taraftan yukarıda saydığım lokasyonlara tapusuz,devlet malı toprağa gecekondu konduran avantacılar önce oy karşılığı tapu, sonra bu arsaların üzerine %70 ile yapılan konutlardan pay aldı. akp iktidara geldiğinde yıkılan binaların yerine daha büyüklerini yaptı ama şehrin nüfusunu daha fazla artıracak icraatlar yapmak yerine imarı durdurmalıydı. şehrin anasını siktiler. 16 sene önceki nufus kalsaydı (ki imar durdurulduğunda bu kendiliğinden gerçekleşecekti.) ne şimdiki sorunlar yaşanacaktı, ne de bu sorunları çözmek için pahalı çözümler üretilecekti.
8 aylık, omurilik tümörü teşhisi konulmuş tombiş bir bebeğin hayatını kurtarmaktir.

daha önce pek çok kişiye umut olan ekşi sözlük bu bebeğe de umut olur kesinlikle. evet, bebeği tanımıyoruz, ailesini de tanımıyoruz ama bunun önemi var mı? bu sen de olabilirdin, kuzenin de, yeğenin de, kardeşin de... yani aybars aslında sensin, senin bir tanıdığın ya da bir yakının, belki en yakının!

biliyorum ki hepimiz bir köşede, yastık altında, fular bağında bir yerde kötü günler için para saklıyoruz. işte bugün birinin kötü bir günü ve yardimimiza muhtaç!

not: işbu başlık moonlitwoman çaylak arkadaşın talebi üzerine açılmıştır. yardım çağrısı ve kaymakamlik izni için link:
https://eksiup.com/dd0a12f1a211
https://eksiup.com/03d9d40bc155

hesap no:
tr 7100 0100 1782 3579 7370 5006 ziraat bankası
ebru kırış
hesap no : 1782-35797370-5006
sube:tarsus mersin

edit: adana baskent üniversitesi turgut noyan ugulama ve arastırma hastanesi'nde yapılıyor tedavi.

tümör ameliyatla alınacak, gerekli miktar 200 bin tl.

edit: muayene ve teşhis adana'da konulmuş. ameliyat istanbul yeditepe koşuyolu hastanesi'nde olacakmış.
ideal memenin fotoğrafı olmadan "ideal meme büyüklüğü haberi" nasıl yapılır diye merak eden olursa haber linkine tıklayabilir.

bize rakamla gelmeyin. insan duyduğunu unutur, gördüğünü hatırlar.
doktor lafı geçince hemen aklıma arkadaşımın yıllar önce geçirdiği trafik kazası gelir.

sabaha karşı taksim'den gölcük'e dönerlerken arabayı kullanan arkadaşı dreksiyonda uyuyunca bunlar sen körfez girişindeki viyadükten aşağıya uç... saat sabahın en kör en kimsesiz saatleri. uçtukları yerde bir bostan varmış. ve o bostana bakan yaşlı bir karı koca. gümbürtüyle uyanıp bunları apar topar yukarıya yola taşımışlar. allahtan emniyet kemerleri takılıymış. ama kız arkadaş o emniyet kemerini bel çantasının üzerinden takmış. bel çantasının içinde ne varsa (çakmak, parfüm şişesi vb.) kızın batın bölgesine gömülmüş.

yola çıkarıldıklarında yaşlı çiftin ilk el sallayıp durdurdukları araç steyşın bir tofaş kartal. film gibi iyi rastlantılar zincirinin son halkası geliyor şimdi sıkı durun! aracı kullanan ve yanındaki ise kimlermiş biliyor musunuz? kartal devlet hastanesi'nin trafik acil kısmında çalışan doktorlar... (film olsa bu kadar tesadüf olur mu der insan, ama bire bir gerçektir bu hikâye) o hastanenin trafik acil bölümü o yıl yeni açılmıştı.

neyse oracıkta bu doktorlar ilk müdahaleyi yapıp derhal bizimkileri steyşın tofaşın arkasına yerleştiriyorlar ve trafik acil'e ulaştırıyorlar. zaten nöbetleri mi varmış neymiş. kaza yapanlardan erkek arkadaş, emniyet kemeri takılı olduğu için ufak tefek çizikler ve biraz beyin sarsıntısıyla ameliyat tarzı bir müdahale yapılmaksızın bir gece yoğun bakımda tutulup servise çıkartıldı. ama kız arkadaş derhal iç batınına gömülen nesnelerden arındırılmak üzere ameliyata alınmış. ameliyata alırlarken ondan anımsayabildiği bir telefon numarası istemişler. o da benim iş yeri numaramı vermiş.

saat sabahın 08.30'u, iş yerime yeni gelmişim, "zırrr" telefon. (bu arada, o zamanlar cep telefonu yok) kartal devlet hastanesi trafik acil hemşirelerinden olduğunu söyleyen hanım, "arkadaşınız ... hanım trafik kazası geçirdi, az önce ameliyata alındı, gelirseniz iyi olur." dedi. sabah sabah, afyonum patlamamış "neeey neeey" diyebildim sadece. apar topar gittik hastaneye. hemşireler bekleyin ameliyat sürüyor dediler. bekledik. ameliyat bitti. onu bir anlık koridordan yoğun bakım odasına götürülürken gördüysek de durumundan bir bok anlamadık. tam onu ameliyat eden doktorları görüp durumunu sormak isteyecekken elimize siyah bir çöp torbası tutuşturuldu. bunlar arkadaşınızın iç organlarından çıkan parçalar, bunları derhal kadıköy'deki falanca patoloji labaratuvarına götürmelisiniz, çıkan raporlara göre tedavi başlatılacak denildi. panik halde bir tek şey diyebildim, "sağ mı, sağ mı? sağ demek!"

bize verilen poşetin ağırlığı 1.5-2 kg. kadardı neredeyse. bunlar onun iç organlarıydı. yol boyunca ağlamaktan kendimden geçtim.

sonrası mı? sonrası son derece meşakkatli, tam iki aylık bir yoğun bakım süreciydi dostlar. o süreci anlatmam olanaksız. ben sadece ekşisözlük yazarıyım dostoyevski değilim ki. ama doktorların o iki aylık sürede arkadaşıma gösterdikleri özeni, onu yaşatmak için nasıl çırpındıklarını, bizlere olan münasebetlerini ve ne şartlarda çalıştıklarını gördüm. o iki ay neredeyse hastanede çadır kurduk. temizlik görevlisinden kantincisine, hemşiresinden hasta bakıcısına kadar ne kadar personel varsa akraba gibi olmuştuk. ve bir şey dikkatimizi çekti ilk iki haftanın sonunda. doktorlar biz ne zaman oradaysak, oradaydılar. bir gün dayanamayıp sordum, "yahu sizin eviniz barkınız aileniz çoluk çocuğunuz yok mu? ne zaman gelsek buradasınız." doktor, "bir gün normal mesai, bir gün nöbetteyiz" dedi. çalışma rutinleri buymuş yani. ve nöbetteyken bir iki saat uyumaya fırsat bulabildiklerinde boş yataklara ilişiyorlardı uyumak için.

birgün o soru sorduğum doktorun elinde benim daha önce okuduğum kitabı gördüm. şaşkınlıkla bir kitaba bir doktorun yüzüne baktım içimden yuh oha gibi nidalar geçti, "bravo okumaya zaman ayırabiliyorsunuz" dedim, "boş zamanlarımı kitap okuyarak ve dil öğrenerek geçirmeye gayret ediyorum" dedi.

arkadaşım iyileşti. iki aylık yoğun bakımdan sonra, bir süre de servise çıkarılıp tedavisine devam edildi.

bu ortak özellik filan tanımına gelince,
insan tamircisi onlar. dostoyevski kitap yazıyorsa onlar insan yazıyor
doktorovski:)

not: bu yazı 1993 yılında arkadaşımı kurtaran kartal devlet hastanesi trafik acil doktorlarına saygı ve minnet yazısıdır. var olsunlar.

dzlt:imlâ.
(bkz: aybars bebegi hayata baglamak)

yakın bir arkadışımın bir bir buçuk yıl önce aldığı bu ağır kararı buraya girdiğimde bu kadar ilgi göreceğini beklemiyordum. sözlük yazar ve çaylaklarından pek çok destek mesajı aldım. başında bir arkadaşım olduğunu ilk başta yazmayı unuttuğum için mevzubahis kararı alan kişinin ben olduğumu düşünenler de olmuş; sağ olsunlar bırakmamam gerektiğine yönelik pek çok moral verici mesaj attılar. benim hatam; affola... ben aslında bu girdiyi arkadaşımın bitirmek üzere olduğu yüksek lisans programında yaşadığı haksızlıkların -jüri sınavına girmesine bir ay kala- onu psikolojik bunalım nedeniyle kliniğe yatacak kadar hasta etmesine dikkat çekmek için yazmıştım. ama halt etmişim. burayı okuyan pek çok yüksek lisans öğrencisinin olduğunu; benzer bunalımları yaşayan insanların da olabileceğini düşünememişim. onları olumsuz etkileyebileceğim aklıma gelerek girdiyi bu şekilde kaldırıyorum. kusura bakmayın...
--- spoiler ---

çocuk istismarcısı, dolandırıcı, şizofren dediği kişi ile daha beş altı yıl önce arkadaşlık yapmıştır. hatta avukatlığını yapıp senedini takip edip bozdurmaya çalışmış. iyi de bu kadar kötü biri ise nerden tanıştın ve neden arkadaşlık yaptın mansur bey?
--- spoiler ---
adam avukat lan. arkadaş olduklarını nereden çıkardın.avukatlığını da yapmamamış ihtilaflı bir durumda yedieminlik yapmış.her avukat gibi borcu ödemeyince senedi icraya vermiş.ayıp ya. ulan sözde müslümansınız.allah sizin yalanlarınızdan, iftiranızdan herkesi korusun.
mutfakta iyi kadın yatakta iyi kadınla aldatılır, sanki bilmiyoruz.

kim ne derse desin erkeklerin mutfakta iyi kadın seçiminde dürüst olduklarına inanmıyorum.

edit: hangisi için yeşillendiriyorsunuz bilmiyorum ama ikisinde de iyi değilim, boşuna yorulmayın.
(bkz: manda ve himaye asla kabul olunamaz)

edit : ülkeyi her kim yönetirse yönetsin bu söz bizim rehbirimiz olmalıdır. mustafa kemal kurtuluş savaşında "paşam bu badireyi bu meclis ile atlatamayiz" lafına "bilakis bu meclis ile atlatacagiz" demiştir. türk milleti anlamalidir ki artık cagdas medeniyete ulasma yolu kisilerden değil fikirlerden geçmelidir. gecmektedir. hiç bir hal ve şart altında başka bir ülkenin egemenligini kabul edemeyiz. manda ve himaye fikri ülke egemenligi ile ilgili, mevcut yönetim ise bizim iç meselemizdir. hangi medeniyet vardır ki yabancilarin tavsiyesi ile yükselsin?
otomobilinizde otomatik şerit takip sistemi olduğunu ve şeritten biraz çıktığınızda otomatik olarak direksiyona müdahale ederek sizi şeride geri döndürdüğünü düşünün. şimdi saatte 180km hızla gittiğinizi ve aracı aldığınız bayinin bu tür biz özellikten sizi haberdar etmediğini ve sistemin siz şeridi ortalamış gidiyor olmanıza rağmen birdenbire devreye girerek direksiyonu sağa veya sola çevirdiğini düşünün. boeing 737 max'a hoşgeldiniz.
sonuç ılık çıktı mı?
ılık mıymışız? sonuçlar ne zaman açıklanıyor.
zaten karım çift soyadı kullanıyor, karım araba kullanırken yan koltukta oturuyorum, evde temizlik işlerini ortak yapıyoruz, denize de girebiliyor. bu başlıklarda hep ılık çıkmıştım. bu başlıkta da ılık çıkarsam boşanayım da ılık ılık yaşayım diyorum.
taşaklarını tutarak geldin, götünü tutarak gidiyorsun simeone kardeş. hadi madrid’e kadar götüne buz tıkayarak git şimdi.
bizim gelin ceyizsiz geldi diyebilecek bir ananiz varsa bu kadinla evlenirken onu korumayi kollamayi goze alarak evlenin onu ailenize alıp ilkel kurallari olan insanlara yem edecekseniz hic evlenmeyin
şaşırtmamıştır. türkiye'nin sağcıları ve islamcıları polis, devlet desteği olmadan yolda yürüyen insanlara yan bile bakamaz, çekinirler. yürüdükleri yola şalgam suyu dök, kan zannedip korkarlar. ne zaman kolluk gücü ve iktidar desteğini hissederler o zaman kendilerini şahin zanneden saldırgan kargalara dönüşürler.