Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
bu sorun yine bizim turkiyenin sorunu. yani yurt dışında bir tane başı boş köpeği sokakta gezerken bulamazsınız devlet hemen alıp -itlaf mi ediyor barınağa mı yerleştiriyor bilmem- müdahale eder. sokakta çete sürüsü gibi başıboş gezen köpekler gelişmemiş ülke sorunudur. dün de izmir aşık veysel parkında koskoca adamı köpeklerin elinde parçalanmaktan son anda vatandaşlar kurtardı.
hayvanseverler tepki verip duruyor sanki köpeklere tecavüzü savunuyormuşuz gibi. bence hen onların sürekli eziyete uğramaması hem de sokakların bizler için daha güvenli hale gelmesi için buna derhal müdahale edilmeli.
öldürün asla demiyorum onlar da can, ama devletin bir barınağı vs si olmalı oraya toplanmalı hepsi.
3000 liranin çok fazla olduğu dolandırıcılık ağı. bu tarz bi dolandırıcılığı 1200 liraya yapanlar var araştırmak lazım hemen atlamadan.

1800 lira az para değil sonuçta. 1200 lira dolandırılmak varken neden 3000 tl vereyim saf mıyım ben.

ayrıca burada arkadaşlar uğraşmış pürmüz beherglas falan diyorlar. ha dersen ki 1200 liralık dolandırıcılarda böyle imkan yok o zaman anlarım tabi. sen de haklısın derim.
izmirliler varyanta vardem derler. izmir vardemi. tehlikeli olamayacak kibar varyanttir. nezle benzeri etkiler gosterir.
2021 yılı itibariyle ülkedeki hekimlerin mecbur bırakıldığı göçtür.

nedenleri
1) şiddet ve mobbing zirvede
- halkımızın doktor dövme ve sövme özgürlüğünün kısıtlanmaması için harekete geçilmemekte
- ayrıca mobbing ve şiddet sayesinde hekimlerin çok yüksek sayıda hasta bakması sağlanıyor

2) malpraktis
yapılan işin sorumluluğu %99 hekimlerde, ekstra ödenen para ise -artık- yok.
-devlette kazanılan para küba, ödenen tazminatlar ise amerika ayarında

3) mali boyutu
- genelde orta/alt seviye ailelerden gelen hekimler eskiden tüm bu zorluklara ilerisi için katlanıyordu artık o iş neredeyse bitti.
- iyi para kazanacak bir branştaysa ve türkiye'de özelde çalışmaya katlanabilecek biriyse bile 40 yaşından önce sınıf atlatacak paralara çıkması imkansız.
- mevcut durumda benimle aynı yaşta olan ama 20-22 yaşlarında işe girip para kazanmaya başlayan herhangi bir sağlık çalışanının kazandığı toplam paraya ulaşabilmem enflasyonu hesaba katınca uzman doktor olarak ancak 35 yaş dolaylarında mümkün olacak
- memurlar arasında saat başına en az ücreti alan grup hekimler (özellikle pratisyen ve asistan hekimler)

4) ülkenin genel durumu
- demografinin değişmesi
-liyakatın tamamen bitmesi
- ekonomi ve alım gücünün yerin dibine geçmesi

5) en önemlisi mesleki tatminin bitmesi
- ne maddi ne manevi tatmin kalmayınca motive edecek bir şey de kalmıyor.

bu son sabit ödeme/performans sistemi düzenlemesi sonrası ben dahil hekimlerin çoğunun düzelme umudu bitti, iki günde yurtdışına gidiş için olan doktor dayanışma gruplarının üye sayısı hızla artışa geçti.

kusura bakmayın ama dünyanın her yerinde, en fazla 1 yıllık sıkı çalışma ve akreditasyon süreci ardından ortalama/ortalama üstü kazanıp yaşayabilecek birisini asla ülkede tutamazsınız, sonuç:

--- spoiler ---

tabipler göçü

--- spoiler ---
yabanci dil bilmeyen, öğrenmek icin de gotunu kaldirmayan bunlar tabi ulkeden gitmez.

siz zannediyor musunuz ki erkan can ve nejat isler "ya ben avrupaya ya da abd ye gidip orada kendimi geliştirmek istiyorum, modern sinema ve cekim tekniklerini, oyunculuklari oralarin kulturunu taniyip oralarda rol almak istiyorum" dediklerini veya boyle bir amaclari olduklarini?

bu adamlar bize oyuncu, burada yazildigi gibi luks semtlerde, luks evlerde, luks hayatlar suruyorlar. bizim gibi siradan vatandaslarin ugrastigi cogu problemle uğraşmıyor bunlar. buradaki rahatini birakip niye yurtdisina gidip essek gibi calisip sifirdan baslasin?
yaşam standartları olarak birbirlerine yakın olsalar da göçmen ayrımcılığının en az yaşandığı yer kanada'dır bunların arasında.

farklılıklara en açık, en lgbti dostu, en çevreci ve en sakin ülke kanada olduğu için ben kanada derdim.
arkadaşlar ilk defa bir rezalet başlığı açıyorum. 11 ağustos tarihinden amazon.com.tr üzerinden satıcısı amazon türkiye olan 2385tl değerindeki "pelikan, souverän serisi m600 dolmakalem" sipariş ettim. heyecanla beklediğim kalemin kargosunun gelmesi ile hüsrana uğradım. çünkü kalemin en önemli parçası olan ucu yoktu. amazon'un kurumsallığına güvenerek kargoyu açarken video kayıt almamıştım.

hemen müşteri hizmetleri ile iletişime geçip durumu anlattım ve iade kaydı oluşturdum. hatta müşteri temsilcisi "mağduriyetiniz için size 50tl hediye çeki tanımlıyoruz. isterseniz aynı fiyatla yeniden sipariş edebilirsiniz" dedi. bana verilen kargo kodu ile kalemi iade ettim. bu arada kalemi yeniden sipariş ettim ve onun gelmesini de bekledim.

ikinci kez sipariş ettiğim kalemde de uç olarak kalemde m600 uç yerine m400 uç takılıydı! bu kalemi de iade ettim, müşteri hizmetleriyle konuşup. bu kalemin parası iade edildi. ancak ilk aldığım kalemin iadesinde yanıt olarak, "kalemin ucu olmadığı için para iadesi yapamıyoruz" denildi.

müşteri hizmetleri ile defalarca iletişime geçiyorum. sürekli olarak depo "kalemin iç mekanizması olmadığı" şeklinde bilgi vermiş diyorlar. diyorum "zaten ben de bu yüzden iade ettim." paketlenirken video kaydı alınmışsa bunun benimle paylaşılması talebime de olumlu bir yanıt verilmedi.

2400tl az paraymış gibi, ciddi bir tavırla konuyla ilgilenilmiyor. şimdiye kadar amazon almanya üzerinden defalarca kalem aldım. hiçbir sorun yaşamadım. amazon türkiye'den gelen kalemlerde ise ya çatlak ya yanlış uç ya da kullanılmış şekilde geliyor. amazon türkiye kendi hatasının sorumluluğunu bana yüklüyor resmen.

konuyu gündeme getirmemde bana yardımcı olursanız çok memnun olurum.

kutuyu açtığımda karşıma çıkan görüntü görsel

edit: imla ve süreci ayrıntılandırma.
eğer affedilir ve tekrar kadroya alınırsa sezon başından bu yana atılan bütün olumlu adımlar piç edilmiş olacaktır. yapmayın böyle gereksiz işler. düşünmesi bile kötü.
haber linki
bireysel kredilerde ciddi artış var, sınırlandırma getirmek için bankalarla görüşüyoruz demiş. faiz oranları malum. %18-19 ile kredi veriyor bankalar.
bu faiz oranına rağmen, talep artıyor.
ve faiz oranı 19, vade sınırı 36 iken daha neyin sınırını getireceksiniz?
durum gerçekten vahim.

geçtiğimiz günlerde bir istatistik açıklanmıştı.
faizlerin coşmasına rağmen tüketici kredilerine olan talep artmaktaymış.
ve 2002 yılından beri ilk defa bu denli kredi artışı görülmüş.
faiz ile enflasyon ile kur ile mücadele benim işim diyordu cb hahhahaah.
lütfi elvan, bu açıklama ile uçuyoruz, şaha kalktık diyen cb'yi yalanlamış oluyor.
zira sirenler ötüyor.

faiz niye artıyor? amacı ne? bankaları cazip hale getirmek.
yani paranızı yastık altında değil, bankada tutun, tl'ye dönün ve para kazanın imajı için. krediye ulaşımı güçleştirmek ve böylece tl'nin piyasalardaki değerini yüksek tutabilmek için. dövizlerinizi tl'ye çevirin ve vadeliye yatırın diye.
yani en yalın haliyle faizleri yükseltmek, bankaların halktan borç istemesidir.
bir başka deyişle; "allahını seven defansa gelsin feryadıdır".
bu borç için de yüksek faiz ödemeyi kabul eder bankalar.
aynı zamanda kredi faizlerini de yükseltir ki talepleri kırabilmek için.
peki bizim halkımız ne yapıyor? aq yastık mı kaldı diyerek bu yüksek faize rağmen kredi çekiyor.
yani halihazırda bankaların elindeki mevduatları, bankalardan borç olarak alıyor.

bu ne demek peki? insanlar maliyete bakmıyor, yüksek faiz onları caydırmıyor. sıcak paraya ulaşmaya çalışıyor.
kuvvetle muhtemel, borçla borç ödeniyor. ve yüksek faizin acısı şimdi değil, kredi geri ödemelerinde zorlanma başladığında çıkacaktır.
kim ne derse desin, ne güzelleme yaparsa yapsın. rakamların dili vardır.
ve tabloya bakılırsa durum sanılandan çok daha vahim.
bu faize rağmen krediye talep varsa, en az pandemi kadar tehlike vardır ekonomide.

son olarak sevgili bakancığım;
bir cep telefonu 10 bin, bir araba 200 bin, bir ev 800 bin, bir ev kirası 1500-2000 lira iken, insanlara 3-4 bin maaşı reva görüp de krediye ulaşımı engelleyemezsiniz.
krediye ulaşımı engellemek yerine, krediye olan muhtaçlığı engellemeye çalışın.
sanki kesin çözüm olur gibi.
biriniz de manchester united'a gitsin dememiş. hepiniz mi unuttunuz be jöleli saçlı, uzun eşofmanlı, joga bonito ronaldo'yu:(
ibb'nin yeni taksi projesi teklifinin ukome'deki bakanlık temsilcilerinin oylarıyla 8. defa reddedilmesi hadisesi az önce gerçekleşti.

artık bu kadar da olmaz. bunun bir çaresi olmalı. 1000 kere de teklif edilse 1000 kere reddedilecek belli ki. biz bu anasının şımarık paşaları yüzünden hep ulaşım çilesi mi çekicez?

edit: istanbul taksiciler odası başkanı'na da taksimetrede hile yaptığı için ceza kesilmiş. düşünebiliyor musunuz? sistemin başındaki kişinin taksisi dahi hile yapıyor ve yine de bu kişilerin istediği oluyor.

https://m.youtube.com/…ync_2ynbtek&feature=youtu.be
kesinlikle zekası değildir. çünkü erkekler zeki değil, aptal kadın sever. hiçbir erkek kendinden zeki bir kadına; (menfaati yoksa)
ta ham mül e de mez! net.

edit: yazdığım bu entry ile ilgili birçok mesaj aldım. çoğunluğu alakası yok minvalinde mesajlar atmışlar. arkadaşlar lafın tamamı ahmaklara söylenir anlamadınız madem açıklayayım: erkek güçlü olmayı sever eğer karşısında ki kadın kaldırabileceği, söylediklerine inandırabileceği bir kadın değilse, güçsüz olmayı kendine yediremez. bu gerçekliği kimse inkar edemez!
şu ozanla caneri siktir ederek takıma huzur ortamı kazandıran teknik adamdır.

berke gibi bir çocuğa antremanda küfreden caner gibi topçumsuyu, pelkas'a aklınca yunanistan diye çağıran bursa çocuğu ozanı gönderdiğin gün takım tekrar takım oldu.

gökhan gönül denen para sevdalısını anmaya gerek bile duymuyorum.

ben bu yıl senciyim vitor aynen böyle kafalarına kafalarına vur. vur ki taraftar arkanda dursun.

edit: hjk maçında fatihin koşarak golü kendisiyle kutlaması yukarıda yazdığım huzurun sonucudur. huzurun olmadığı yerde mutluluk da olmaz.
emre gerçekten çok ciddi saygıyı hak ediyor. kendi yemeğine karıştırmadı. ısrara rağmen yapmam dedi. istiyorsan da kendin yap dedi. sonra da gecenin en iyi tabağını yaptı. şef olmak tam olarak bu olsa gerek.
yavşak oğlu yavşak demiş ki; herkes taşın altına elini soksun. birinin pastırması azalsın öteki ekmek alabilsin bilmem ne..
lan orospu çoçuğu! madem bu kadar sosyalistsin, çalıştığın yerde de patron senin maaşından kesip temizlikçi teyzeye versin bak bakalım götüne ne giriyor ondan sonra.
yapan yapmış zaten geri dönüşü zor gibi ama şunu bile ağzından salyalar aka aka savunup doktora ohh olsun diyen adam net orospu çocuğudur.
entrylerin hepsine baktım

girilen entrylerin hepsi ay sonu geldi aman internetim bitmesin diyenler tarafından atıldığına adım gibi eminim

faiz diyip bir milyon türk lirasına yakın parayı aylık 15 bin tl için kan emici bankalara teslim eden ezik ve asalaklar bi taraftan

babasından çarptığı 1000 tl ile kripto ayağına 50 tl kâr edip kendini elon musk sanan ergenler bi taraftan

ve ülkenin anasının sikilmesine sebep olan beton aşığı gençlerin inşaat tavsiyeleri bi taraftan

hani hangi birine küfür etsem bilemedim

biri de şey yazmış “kanka arsa alım satım, en çok para o işte dönüyor” he aynen öyle zaten her aldığın arsaya belediye başkanı baban imar açıyor zaten demi süper zeka

tanım : herkes bildiği işi yapsın dediğim yatırımdır
a.n.ç. nedir diyenler için gelsin: (bkz: ahmet nur çebi)

ilgili şahıs, geçtiğimiz sezon 26 kasım 2020 tarihinde kameralar karşısında, 3 gün sonra oynanacak (bkz: 29 kasım 2020 fenerbahçe beşiktaş maçı) hakemi(bkz: tugay kaan numanoğlu)'nun ali koç'un şirketlerinden birinde çalıştığını iddia etmişti. fenerbahçe de söz konusu iddiayı 27 kasım 2020 tarihinde yalanlamıştı.

beşiktaş, ilgili maçı kazandıktan sonra bu a.n.ç. isim kısaltmalı şahıs ne bu iddialarını ispatlamıştır ne de ortaya attığı iddianın yalan/yanlış olduğundan ötürü bir özür dilemiştir. maç kazanıldı ya, salla gitsin. buradaki bütün amaç, maç öncesinde hakemleri baskı altına almaktı, başka bir şey değil.

türkiye'de her şey olursunuz, ama rezil olmazsınız. a.n.ç. denen şahsın da durumu budur.

edit: aynı şahsın ayrıca 22 şubat 2021 tarihinde "derbilerden önce hakemlere çeşitli kulpların takılmasını önleyemiyorsak yabancı hakemler gelmeli" şeklinde de bir açıklaması vardır. balık hafızalıların hafızalarını tazeleyelim.
beni en çok etkileyen olay ;

birisi şöyle yazmıştı "... en çok koyanda annemi gömdüğümüz gün hiçbir şey yememiştik eve geldiğimizde açlıktan ölecektik , dolabı açıp annemin yaptığı kışlıkları ve yemeği yapıp yedik. "

ulan anlayana o kadar anlamlı ki , şuan yazarken bile içim bi garip oldu.
meslektaşlarımın %80’i dinlemek için elinden geleni yapıyor buna eminim.
daha taze olan bir poliklinik hikayesini anlatayım sıcak sıcak.
teyze geldi belinin iki yanını gösteriyor (gelenlerin çoğu gibi), böbreklerim ağrıyor diyor. iki taraflı böbrek ağrısı denk gelmesi zor, bide böbrek olduğunu nasıl anladın, böbreğin direk yer belirten ağrı siniri yoktur, gerilmeyi algılar ama mide ve barsak sinirleriyle birlikte taşınır ağrısı dolayısıyla bulantı kusma, yansıyan ağrılar gibi semptomlarda yapar.
neyse diyorum her seferinde insanlar bunu bilmek zorunda değil doktor benim, yazık kadın o yüzden gelmiş zaten. muayene ediyorum eklemlere belde basınca ağrı duyuyor ve heh işte orası diyor, böbrek ağrısı dokunmayla falan olmaz. ultrasonlada bakıyorum(ki kimse yapmaz), idrar tahlili görüyorum falan filan yapılabilecek herseyi yapıyorum. böbrekler muhteşem. başta tahmin ettiğim gibi muhtemelen teyzede kemik erimesi ve omurgada mikro kırıklar var zaten çoğu teyze göbekli taşımıyor vücut.
teyzeye anlatıyorum uzun uzun, böbreklerinde şişme yok, etinin kalınlığı güzel, idrar tahlili mis gibi. bunları anlatmam 10 dk zaten. o sırada kapıda homurtular başlıyor sıram geldi diye. teyzeye diyorumki bi fizik tedaviye git d vitamini, kemik dexa taraması falan yaptırmak için. ben ürolog olduğum için d vit bakamıyorum zaten sistem uyarı veriyor. teyze ne dese beğenirsiniz? peki benim böbreklerim neden ağrıyor? o kadar işin sonunda başa dönüyoruz. böbreklerinin ağrımadığına ikna edemiyorum. sonunda bana tavır yapıp gidiyor. benim ağzım ise konuşmaktan kurumuş. bu teyzeden aldığım puan 25 mi öyle bişey, oda 65 yaş üstü olduğu için. döner almam için minimum 25000 puan yapmam gerekiyor. evet hastaneler böyle işliyor
silahtan korkun. öcü anlamında değil, elinizdeki gücün farkında olun anlamında korkun. silahtan korkmayan adamda cahil cesareti vardır. silaha hassasiyetle ve özenle yaklaşın, "boş bile olsa canlıya doğrultma" gibi daha önce 8549608 kez yazılmış olan kurallara uyun. bu kurallar, acı tecrübeler eşliğinde kurallaşmıştır.