Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
hiç üniversiteyle uğraşmazdım, sanayide çıraklık ya da inşaatlarda amelelikten başlar kalfalığa, oradan da ustalığa yükselirdim.
akşam eve döndüğümde yorgunluktan hemen uyuyakalırdım ve biraz şansla ve beceriyle insanca yaşayabilecek kadar kazancım olabilirdi...

bu ülkede ve bu dönemde böyle...

geçen gün yalvar yakar çağırıp sonunda eve getirebildiğimiz beyaz eşya servisi 15-20 dakikalık iş için 300 tl aldı ve tamir ederken kullanılan parça 35 tl imiş...
buna da şükür, bir başkası aynı işi en az 350 ye yapardı bir de...
bu adamlar (iki kişi) günde en az 10-15 servise gidiyorlar
varın siz düşünün...
bu ülke insanı kadar devlet kurumlarına, güce, otoriteye tapan bir toplum dünya üzerinde yoktur. bunu her yerde görmek mümkün. bu konuyla ilgili yapılmış derinlemesine bir çalışma olsa da okusak.

yani gerçekten bostancı sahilinde denize karşı kızlı - erkekli oturup içki içen gençlere kimlik sorarak güvenlik ve asayişin tesis edilmeyeceğini biraz düşünseler anlayacak insanlar, ama dediğim gibi bu koşullanma yüzünden insanların ilk tepkisi yukarıda gördüğünüz gibi oluyor. bunun kökenlerine inmek için ciddi sosyolojik ve tarihler analizler yapmak gerekiyor. ha tabi paşam maşam gibi ukala ifadeler kullanmakta beis görmeyip noktalama işaretleri kullanmayı dahi beceremeyen üyeleri olan bir toplum için bunları yapmaya değer mi bilemiyorum.
herkes sizin gibi özgür yaşamıyor arkadaşlar; memlekette bekaret hala önemli.

7 yıl da sürse, 10 yıl da sürse, evlenene kadar birbiriyle hiç sevişmeyen çiftler var hala. ola ki sevişirler ve ayrılırlarsa, küçücük şehirlerde, kasabalarda birbirlerinin yüzüne nasıl bakacaklar? kızın adı çıkmaz mı? hoş, 7 yıl süren bir ilişkide, yatıp kalkmasalar da çıkar kızın adı... 7 yıl sürerse, zaten evlenmeleri gerekir...

anadolu böyle bir yer. bilmiyormuş gibi davranmayın.
3 ay önce dişimde apse çıkmıştı, ağrıdan ve ateşten ölüyordum. diş hastanesine gittiğimde 2020 yılının ocak ayına randevu verdiler (6 ay sonrası). 3 yıl önce dişim kırıldığında da ağrı içinde kıvranırken iki ay sonrasına randevu vermişlerdi.

açık konuşmak gerekirse ben bir üniversite öğrencisiyim. ailemin gönderdiği üç kuruş dışında bir gelirim yok. özel hastaneye gitmek gibi bir imkanım da yok. beni bu hale düşüren sistemin ta a. koyayım.
yerleşim yerlerine yakın yerlerlerde gecenin bir yarısı motosikletle egzoz gürültüsü yaparak milleti rahatsız etmek.

amk çomarı seni.
“martin scorsese marvel filmlerinin sinema olmadığını söylemekte haklı çünkü sinemadan bir şey öğrenmeyi bekleriz; biraz aydınlanma, biraz bilgi, biraz ilham, bir şeyler elde etmeyi bekleriz. aynı filmi tekrar tekrar izlemekten kimsenin bir şey elde edebileceğini zannetmiyorum. martin bu sinema değil derken kibar davranıyordu. bu filmlerin değersiz olduğunu söylemedi, ki bunu ben şimdi söylüyorum.”

geçenlerde nuri bilge ceylan da aynı açıklamalarda bulunmuştu. scorsese de aynı açıklamalarda bulundu ve geri kalan tüm iyi yönetmenler marvel sinemasına(!) karşı söz söyledi, söylüyor ve söyleyecek. marvel kötü, dc iyi demiyorum. bu sonucu çıkaranlar tescilli morondur. tepkimiz genel olarak süper kahraman filmlerinedir ve bu iğrenç filmlerin oscar kazanacağını düşünen, özellikle “evencırs oskarı kazançak bu sene” diyip kafa siken moronlaradır.

hala süper kahraman filminin iyi olduğunu düşünüyorsanız gelin beraber küçük bir süper kahraman hikayesi yazalım:

—- spoiler —-
kara adam. tüm kötülüklerden arınmasına rağmen ironik bir şekilde karanlıktır ve şehrindeki tüm kötüleri yakalamaya çalışır. tabi bu karanlık adam, küçükken yanlışlıkla radyosyonlu bölgeye girer. aman allahım o da ne! kara adam süper güçler kazanmıştır. her neyse şehirdeki kötü adamları yakalamaya başlar. bir ara yanlışlıkla ailesine zarar verir. sıkı durun: kara adam süper kahramanlığı bırakmaya karar verir. kara adamın bir de güzel sevgilisi vardır. beklenmedik şekilde sevgilisi, kara adamı işine döndürmeye karar verir. neyse ikna olmaz falan filan.

süpermen batman gibi iç çamaşırı ve tayt giyen gey süper kahraman takımı kötülerle kavgaya başlar. bir ara süper kahraman takımı yenilecekken kara adam ortaya çıkar. ve günü kurtarır. sonda da sevgilisiyle öpüşür.
—- spoiler —-

yeminle benim hikayem çoğundan daha güzel oldu.

edit: todd phillips’in joker’i çok sağlam bir filmdi. joker(2019) iğrenç süper kahraman filmlerine dahil değildir.

edit2: günümüzde sinema dünyasının süper kahramanlarla dolu bu boktan durumunu en iyi özetleyen film (bkz: birdman)dir. izleyin, izlettirin.

birdman’dan alıntılar:
—- spoiler —-
eskiden süper kahraman filmlerinde başrol oynamış ancak şimdi yaşlanmış ve kariyeri kötüye giden bir adamın içinden geçen şizofrenik diyalog: “ün sahibi olmak için ömrünü verdin. her şeyi mahvettin. aferin sana. siktir et. geri döneceğiz. insanlara istediklerini ver. eski usül kıyamet pornosu: birdman. sivilceli bilgisayar oyuncuları donlarına boşalıyor. 1 milyar hasılat garanti. sen harikasın dostum. insanları sıkıcı hayatlarından kurtarıyorsun. yerlerinde sıçramalarını, gülmelerini, altlarına etmelerini sağlıyorsun. yapman gereken tek şey: (aksiyon sahneleri geçer). işte bundan söz ediyorum. takırdayan kemikler! muazzam, gürültülü, hızlı. şu insanlara bak. gözlerine bak. pırıl pırıllar. bu boka bayılıyorlar. kan seviyorlar. aksiyon seviyorlar. bol konuşmalı, bunaltıcı, felsefi saçmalıkları değil.”
—- spoiler —-
eğer telefonu türkiye'den aldıysa; devletine milletine bağlı, sırf iyi bir telefon kullanmak için dahi kemiksiz 7000 tl vergi ödemekten imtina etmemiş vatan evladıdır.

aynı zamanda saftır da. kaçırmayın.
jetonla çalışan atarilerde insert coin ekranı olurdu. birisi jeton atıp oyunu başlatana kadar atari kendi kendine oynardı. jeton almaya param olmadığı zamanlarda o ekranı izlerdim. düğmelere basar kendim oynuyormuşum gibi hayal ederdim. jeton atmadan oynadığım oyuna etkim neyse, şu an kendi hayatıma da o. geçip giden yıllarımı izliyorum. belirsizliklerden korkuyorum dedikçe sayıları arttı. yoruldum. üzgünüm. çıldırıyorum.
eskiden çok kazıklanırdım artık akıllandım ama. mağazada bir şey beğendiğim zaman etiketinin resmini çekip kod numarasını alıyorum. sonra hemen o an orada önce trendyol'dan sonra da firmanın kendi sitesinden bir fiyat kontrolü yapıyorum. bazı firmaların mağaza fiyatıyla internet fiyatı farklı olabiliyor çünkü. tecrübeyle sabittir. eğer trendyol ya da kendi sitesinde de aynı paraysa mağazadan alıp çıkıyorum. eğer fiyat farkı varsa yani internet fiyatı daha ucuzsa hemen bedenimi belirleyip internetten sipariş veriyorum. ya da bazen ilk internette görüp beğendiğim bir şeyi yakınımda bir mağazada varsa şayet gidip deneyip alabiliyorum. tabi yine fiyat farkı yoksa. fiyat farkı varsa, yine bedeni belirleyip ver internetten siparişi gitsin. kimse kusura bakmasın, ben sözde kurumsal geçinen firmalardan daha zengin değilim. hele keriz hiç değilim.
ben dilenci değilim. insanlık konusunda bir kez daha hayal kırıklığına uğradım. görüyorum ki çaresizliği hiç tatmamışsınız hayatınızda.
ruhun şad olsun dilek özcelik.

edit: balikseveradam'a teşekkürler.
seni unutmayacağız dilek özçelik.
hırs yok hırs , zerre hırs yok .ben bu işın ustesinden gelirim demek yok, "topunuzun anasını aglaticam bak gorursun" yok .millet catır catır kendini pazarlarken ,vay ben neymisim ,oy ben neler de yaparmışım diye avaz avaz gezinirken ....
kenarda da ben .. anasının hüzünlü prensesi ..
kurtulamiyorum kendimden
son zamanlarda beni iyice kudurtmaya başlamış isim silsileleri.

2 isim konulabilir onda bi beis görmüyorum ancak ailelerin özellikle 2 ismin 2 sinide söyleyerek çocuklarına seslenmeleri falan deli ediyor beni. birleşik isim olsa ona bile kabulum.

-mustafa beeeerk gel annecim
-beril nazlı karnın mı acıktı senin.
-kerim hazar koş kuzum.

deli oluyorum deli.

edit:gelen mesajlara göre bazı velileri kızdırmışız anlaşılan .d.d
buraları okuyorsa, sn. cem yılmaz a birkaç kelam etmek isterim.

sevgili yılmaz, sen bu ülkenin gördüğü en büyük mizahçılardan birisin, sanatın neredeyse her alanına dair yaptıkların tartışılmaz; minnet duyuyorum, uzun uzun seni övmek istemiyorum; en kötü hâlin bile iş yapar vs. vs. orası ayrı.

ama hissiyatım, etrafındakilerin senin gözünü kör ettiği yönünde.

çok kapalısın. bu hâlin antipatik gözüküyor. ozan güven, cem davran ve necip memili'yle beraber teke tek'e katıldın, en büyük minütajı sen aldın; necip memili'ye tek söz bile gelmedi...

bunu kanal istiyor ya da programı fatih altaylı öyle sunmuş olabilir ama ne olur sen yapma...

"arkadaşlarım anlatsın," de, bir şey de, ama bu tuzağa düşme.

program sana methiye programı gibiydi... etrafındakiler seni özel hayatında da bu kadar övüyorlarsa, yazık.

filmlerinin dramatik yapısında sorunlar var. lütfen yanına biraz daha sana müdahale edebilecek bir senarist ya da senaryo doktoru al.

seni seviyorum, ricamdır.
zeytinyağı kurur, yapış yapış olur. onun yerine castrol magnatec dökmek daha mantıklı. molekülleri fay hattına bir mıknatıs gibi yapışır, senelerce kaygan kalır orası. küçük faylara da idarelik wd40 sıkabiliriz.
evlenmeyeceklerimi siralamak daha kolay ilk olarak hintli ile evlenmemeye calisirim (yazar burda buyuk konusup, basina gelmesinden korktugu icin cumleyi yumusatiyor.)
neden hintli, bir kere adamlar pis baya pis, yemegi elleriyle yiyip sonrada silip geciyorlar. bir kacinin bulasik yikayisini gördum, sabun kullanmiyorlar aciklamasida yag yok ki bu bulasiklarda ne gerek var, sadece tencereyi deterjanla yikiyorlarmis, böyle bir sacmalik olabilir mi ?
sonra asiri baharatli yemek yapiyorlar, herseyin icinde kisnis (corriander denilen igrenc bitki) var.
iki farkli bölgesinden insanla tanistim ikiside hic cig sebze yememis ! ben kahvaltida domates yiyecegim diyince soka girdiler pisirmeden mi yiyeceksin diye ! domates ya bu ne yapacaktim haslayip mi yiyecektim.
neyse daha cok neden var ama simdi hepsini siralamayacagim,

ikincisi muhtemelen cinliler : bakiniz yine bir temizlik mevzusu,
ofiste tirnaklarini kesenler mi dersin, serce parmaklarinin tirnaklarini kulaklarini ve burunlarini karsitirmak icin uzatanlar mi dersin. konusuruken burnunu karistiranlar, ortak ofisde calisirken osuranlar offf, neler cektim bu cinlilerden. yikan ya bir allahin rizasi icin, haftada bir yikanmak nedir, su medeni toplumda ayip, sanki tasima suyla yikaniyor da useniyor yikanmaya.

aklima geldikce evlenilmeyecekler listemi guncellerim simdilik, bu iki millete karsi antipati gelistiriyorum, evime almamaya ve pisirdikleri yemekleri yememeye gayret ediyorum.
vine çekenleri anlıyorum. şu aykut elmas mıdır nedir o tayfayı da anlıyorum. sonuçta bir durum komedisi yapıyorlar. anlatmaya çalıştıkları bir tespit var. az da olsa emek var.

ama bu şarkı açıp ekran karşısında dudak oynatanlar çok net ilgi delisi oluyor. ses yok, dans yok, bir şey yok. tam olarak olay ne bu videolarda? şarkı çalsın, mal mal dudak oynat. harbiden amaç ne yani?
hakimler ve savcılar kurulu’nun (hsk) son kararları geçen hafta resmi gazete'de yayımlanmıştı. hsk kararında derecesi yükseltilen hakim ve savcıların listesi vardı. o listelerde “jet hızıyla terfi” tartışmasıyla gündeme gelen isim basın tarafından bulundu.

hsk tarafından elazığ hâkimliğine atandıktan sonra göreve dahi başlamamıştı. yargıtay tetkik hâkimliği’ne getirildi ve sadece 3 gün çalıştı. 3 gün sonra… cumhurbaşkanlığı hukuk hizmetleri başkanlığı’na daire başkanı olarak görevlendirildi. işte o isim danıştay başkanı zerrin güngör’ün kızı gonca hatinoğlu idi. ve şimdi…kamuoyunda tartışma yaratan danıştay başkanı’nın kızı hatinoğlu’nun, son kararla bu kez üçüncü dereceye terfi ettirildiği ortaya çıktı.danıştay başkanı zerrin güngör’ün kızının meslekte hızla terfi ve kısa sürede kıdem alması yargıda tepkilere neden oldu. (bkz: liyakat)

kaynak 1
kaynak 2
bonus : (bkz: akp yöneticisiyken savcı ve hakim olanlar)

edit : hsk’dan açıklama
hakim ve savcılar kurulu (hsk) başkanvekili ve 2'inci daire başkanı mehmet yılmaz, haberin ardından açıklamada bulundu. açıklamada şu ifadeler yer aldı:

“mesleğin bağımsızlığını ve tarafsızlığını teminat altına almayı amaçlayan 2802 sayılı hâkimler ve savcılar kanunu,hakim ve savcıların terfinin ne şekilde ve hangi sürede gerçekleşeceğini açıkça düzenlemiş, hsk ilke kararlarında da bu husus net olarak belirlenip açıklanmıştır. adaylığa giriş derece ve kademesine bir derece ilâve edilmek suretiyle bulunacak derece ve kademeler üzerinden göreve başlayan hakim ve savcılar diğer kamu görevlilerinden farklı olarak, her iki yılda bir; çıkardıkları iş miktarı, üst mahkeme incelemesine giden dosya sayısı, oradan aldıkları not, denetimleri sonu düzenlenen sicil, varsa yayımlanan bilimsel eserleri gibi önceden belirlenip ilan edilen kriterler gereği üç farklı terfi işlemine tabi kılınırlar. idari görevde bulunan hakim ve savcılar ile yargıtay ve danıştay tetkik hakimleri ise yasanın belirlediği süre kadar birlikte çalıştıkları daire başkanı, genel müdür vb gibi üst amirlerince düzenlenen sicil fişleri değerlendirilerek terfi ettirilirler. eğitim veya yurt dışı görev veya özel yasaları gereği başka kurumlarda geçici görev ifa edenler de, ilgili yasa ve hsk ilke kararları gereğince yine iki yılda bir olmak üzere derece terfisine tabi kılınırlar. avukatlık mesleğinden bu göreve atananlar için avukatlıkta geçen sürelerin 2/3 ü hakimlik ve savcılık mesleğinde geçmiş gibi kabul edilerek kazandığı derece ve kademe belirlenirken, hakim ve savcılık mesleğine atanmadan önce başka kamu kurumlarında memuriyeti bulunanların, bulundukları derece ve kademe üzerinden atamaları gerçekleştirilmekle birlikte bu süreler hiçbir şekilde hakimlik ve savcılık mesleğinde geçmiş gibi kabul edilmez.sadece memuriyet de edindiği derece ve kademe üzerinden intibak işlemine tabi tutulur. bazı kurumların mevzuatın mümkün kıldığı gibi atandığı görevin derece ve kademesine tabi olma durumu hakim ve savcılar için hiçbir şekilde imkan dahilinde değildir. hakim ve savcılar yukarıda açıklandığı üzere kazandığı dereceden bu göreve atanır ve belirlenen süre ve şekilde terfi işlemine tabi kılınır. diğer kamu görevlerinden farklı olarak terfi süreci yasa gereği şeffaf bir şekilde resmî gazete de ilan edilerek paylaşılır. hiçbir hakim savcıya farklı ölçü uygulanıp ayrıcalık yapılamaz, hiçbir hakim ve savcı bu terfi sisteminin dışında tutulup genele uygulanan ilkeler ile emsal karalar dışında değerlendirilip terfi ettirilemez kamuoyuna saygı ile duyurulur.”
ankara için çok seçeneğin olmadığı aşikardır.

4-5 caddeden ibaret koca şehirde, cadde giriş veya ortalarında yer alan belirgin noktalardır.

fakat kızılay için bu "dost kitabevi"nden ibarettir.
kendisini dışlanmış hissetmemek için sürünerek çizginin ardına ulaşırken aklı sıra "çaktırmadan" hakeme bakıyor ya, bayıldım lan. tebrikler, kimseye görünmedin. e kameralar? hadi hakemden kaçtın, bak, hepimiz seni konuşuyoruz. bu nasıl bir "sonunu düşünememe" derecesidir böyle.

hele o sondaki yan gelme anı falan, nefis bir sunum.
lozan: 24 temmuz 1923 (musul kararı milletler cemiyetine bırakıldı)
şeyh said isyanı : 1924’te başlayan hareketlenmeler şubat 1925-nisan 1925 arasında isyana dönüşüp bastırıldı
musul antlaşması :1926’da milletler cemiyeti musul’u ırak’a bıraktı.

tarihi bilip bilmeden saçmalamayın. başbuğ paşa haklı. üstteki bir yazar da de ‘lozan antlaşması şeyh said’den önce ya’ yazıp başbuğ’un yaşlılığına gönderme yapmış aklınca. sen gençsin ama kafan basmıyor, tarih bilmiyorsun, araştırmıyorsun, işkembeden sallıyorsun ve o kadar cahilsin ki kendini haklı zannedip insanlara hakaret ediyorsun.

türkiye’nin özeti bu. bilmeyenler bilenlere saçma sapan ama organize şekilde saldırıyor. bilenler yalnız kaldığı için bir süre sonra susmak zorunda kalıyor ya da sesleri duyulmuyor cahillerin uğultusundan. meydan saldırgan cehalete kalıyor.
ümit yaşar oğuzcan'a ait bu şiir ezberimdeki ender şiirlerdendir.

sen anlaşılmamış bir kadınsın fidan boylum
bir karanlıktır sende pırıl pırıl zamanlar
mağrur kalbin her yerde asi ve yapayanlız
neylersin? umduğun gibi çıkmadı insanlar

herkes bir şey aldı götürdü senden
dağıttın kaç yıl sevgilerini cömertcesine
gözlerin bir vefa arar, arar da bulamaz
nicedir hasret kulakların bir dost sesine

bilirim, çoğu gün hüzünlüdür bakışların
içinde biri ağlar, güldüğün zaman bile
gömerken kalbine bütün arzularını
yanarsın, yaşanmamış anıların özlemiyle

sevdiğin mahzun şarkılarıdır, hüzünlü resimler
garip akşamlarda yaşadığını anlarsın
çevrende kim varsa konuşur durmadan
sen hep bir heykel asaletiyle susarsın

erişilmez bir gururla gizler yaşlarını
gözlerin uzak bir noktaya dalar da
o inanmayan halinle baktığın zaman
kendin bile yabancısın kendine aynalarda

çoğu zaman hüzün bulutları dolaşır yüzünde
anlatır yalnızlığın mağrur kipriklerin
bu almaya alışkın dünyada fidan boylum
bir dünya yaratmaya yeterdi verdiklerin.
--- spoiler ---

zanlıya müebbet hapis cezası verilmesinin ardından duruşma salonunda kavga çıktı
--- spoiler ---

bu adam 10 yaşındaki kızının gözleri önünde kadının boğazını kesiyor. yakınları da cezayı fazla bulup kavga çıkarıyor. işte bu insanlar bu gücü bu haddi buradan buluyor. bireysel değil toplumsal mücadele şart...
türk kadınları tarafından istenmiyor olmak birilerine yine fena dokunmuş anlaşılan.*

e madem istemiyorsunuz, şu kadınları bi salın. ne bileyim, mesajla, sözle sıkıştırmayın sürekli. flört etmeye, sevgili olmaya, evlenmeye zorlamayın. boşanmaya kalkınca dünyayı dar etmeyin, öldürmeyin.

hem kadınlara insan gibi davranmıyorsunuz, hem de zeytinyağı gibi üste çıkmaya çalışıyorsunuz. sebep? lisedeki sınıf arkadaşınız ayşe tipinizi beğenmedi, size yüz vermedi diye.
sorulari okudukca hemcinslerime kolaylik, sabir dilememe sebep olmus sorular.
adam diyor ki yasiniz 28i gecince niye genc davraniyorsunuz? "genc" derken? okul mu kiriyor, lise formasi mi giyiyor? nasil davranacakti, annane gibi mi? ust komsumuz cocugunu 14 yasindayken dogurmus, onun anasi da 14 yasindayken komsumuzu dogurmus. yani kadin 28 yasindayken annane olmus. siz hangi cagda, hangi devirde kaldiniz ya?

bir digeri gelmis diyor ki "gelecek nesilleri iyi yetistirin, tesekkurlerrr." bu kadinlar mitoz bolunmeyle mi o nesilleri uretiyolar? neden kadinlar ve erkekler yetistirmiyor gelecek nesilleri? babalarin yapmadigi isi telafi etmek de analara kalsin di mi?

biri de gelmis diyor ki internetten tanisip niye kahve icmiyorsunuz benle? salagiz cunku biz ya, pardon nasil bi hata yapmisiz. cok guvenli cunku, tabii ya. nasil dusunemedik ne kadar guvenli oldugunu.

gercekten inanilmaz kafalar var.
vay aykut kara kara düşünüyormuş da kurtulmuş falan. ulan ali koç aykutu siktir etti. geçen sene kötü durumdayken küme düşme hattında iken aykut acımadı puan aldı ama bu maçta satıyor he mi. nasıl beyinsizlersiniz lan siz. haftaya serkan gol yese eski fenerli diyecektiniz. amk maç satacak takım böyle mallık yapar mı. çıkar top oynamaz satar.

işte iq tek haneli olunca komplo teorisi de ona uygun oluyor
telefona gelen bildirim sesi ve titreşimin etkileridir.
adam oturma odasında oturuyor, karısı mutfakta, kadının telefon sürekli titreşiyor veya ses çıkarıyor, adam bir iki sallamıyor ama bir süre sonra noluyor lan!! diyor?
kadın yatak odasında çamaşırları toplarken adam banyo yapıyor ve adamın telefonu sürekli titreşiyor, sesler çıkarıyor kadın önce pek umursamasa da bir süre sonra noluyor ki ne haltlar karıştırıyor bu moduna geçiyor?
bir süre sonra ikisi de karşı tarafın telefonunu incelemeye başlıyor gizliden veya açık. adam da namuslu kadında namuslu. aldatma yok. ama bu bildirim titreşim süreci çok yıpratıcı. saçma veya komik gelebilir ama bildirim sesi ailelerin yıkılmasına sebep olabilir.

sinema tv öğrencilerine kıyağım olsun güzel bir kısa film senaryosu çıkar bak bundan.
macbook pro 15 (2018 model) aldım, kullandım epeydir. şimdilik sorun çıkarmadı. hayatta bir kere alınır böyle bir şey. neden mi? aman aman çok harika bir alet olduğundan değil. gerçekten o kadar paranın değmediğini, aleti kullanarak anlıyorsunuz ve bu yanlışı bir daha yapmıyorsunuz.

en saçma bulduğum olay adamların ssd belleği anakarta lehimlemesi. yer kazanacağız vs ayağına. yahu ssd bellek belli ömrü olan bir şey, maksimum 2000 cycle yazabilirsiniz bu belleğe. sonra ne mi oluyor? dead!

yani kusura bakmayın ama böyle bir saçmalık görmedim ben. şu an istediğiniz macbook’u getirin önüme, birkaç ayda sırf ssd belleğe sürekli yazım yaparak ssd’yi, dolayısıyla lehimli olduğu anakartı kullanılmaz hale getirebilirim.

bunu yapan bir firmanın kusura bakmayın ama macbook ürünlerini almam ben bir daha.

edit: teknolojiden anlamayan bazı tekno çaylaklar için açıklama yapayım. 2000 cycle'dan bahsettiğim tek bir nand sektörüne yapılan writing cycle. ssd'de doğal olarak smart sistemi kullanılır yani aynı sektöre sürekli yazım yapılmaz ve writing işleminde random sektörler seçilir. ayrıca ssd'nin ömrünü elbette kullanılan nand teknolojisi ve ssd'nin boyutu de etkiler (128,256,512gb). buna göre çoğu 256 gb'lik bir disk genelde minimum 750 tb yazıma izin verir. evet normal kullanımda kolayca pert olmaz ama herkes sizin gibi tekno çaylak değil ben mesela data intensive operation yapıyorum ve ssd'nin ömrünün bu yüzden kısalacağını dert ediniyorum. eğer hala ikna olmayan varsa lütfen dünyanın en ünlü macbook tamircisi louis rossmann'ın apple mühendislik ve tasarımının ne kadar kötü olduğunu açıkladığı videosunu izlesin. https://youtu.be/auaj8pdlxi8
(bkz: farkındalık)
(bkz: consciousness)
(bkz: memeli hayvanlar)

insan da seviyorum, ama yoldan gecen adamin biri evime butun akrabalarını getirip, burası benim dese, ona karşı da bir önlem alırım. 200 tane kedi evime zorla girmeye kalksa, ona da onlem alırım.

karinca bir derece, isini gorup giden bir hayvan. ama hamam böcekleri, fareler, sicanlar, bunlar ciddi anlamda hastalık sebebi olan hayvanlar.