Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
an itibarıyla mikrofonu açık kalan sözde enkırmen.
yassıada haberi esnasında, rte "burası yassıada değil, yaslı ada" derkene, bizim oğuzun mikrofonundan şunlar duyulur...
- ne yaslısı be, canına okumuşsun adanın...

ahaha, bu kulaklar bunu duydu, evet.
asjdkfhkkasdjfk.

gerçekten sildirince kimsenin haberi olmuyor mu zannediyorsunuz.

ak partili esenler belediye başkanı'nın, belediyenin paralarını mucuklamasi durumu.

afiyet bal şeker olsun başkanım, çekinmene gerek yok halkın parasıdır ne olsa yiyedur.
--- spoiler ---

"...sayın binali yıldırım'ın mühendislik okumuş biri olarak istatistik hesabı yapamıyor oluşuna çok üzülüyorum..."

--- spoiler ---

ahsjsjeosşslekğwslskepskjsşqkejrğekwwodpeş

edit: didem aslan yılmaz imamoğlu'ya en az iki kere "sayın başkan" diye hitap etti, sanırım yürek yemiş.

edit2: ak parti'nin, hitler'in propaganda bakanı olan joseph goebbels'in bütün dünya tarafından bilinen "yalanı çok tekrarla ki herkes inansın" taktiğini kullandığı habertürk canlı yayınında konuşuldu ya, başka da bir şey demiyorum.
yarramı kurarsınız interneti.

neyle? amerika'nın işlemcisiyle, yazılımıyla.

yerli telefon, yerli araba, yerli internet artık şunları her duyduğumda midem bulanıyor.

önce kendi işlemci ve işletim sistemimizi yazalım ondan sonra kendi başımıza ne yapmak istiyorsak yaparız.

ekleme,
mesajlar için teşekkürler.
pardus tarafında büyük emekler verildi, biliyorum ve saygı duyuyorum. yazılım desteği olmadıktan sonra yaygınlaşması mümkün değildi ve öylede oldu. keşke şu proje bir kez daha ayağa kalksa ve milli işletim sistemi seferberliği yeniden başlasa.

el siki ile gerdeğe girenin hâlini huawei örneğinde görüyoruz.
tam bağımsız bir işletim sistemi hayal ediyorum!
içerisinde;

"şu başlığa yazan kız net kaşınıyordur.

sonra 'ay beni taciz ettiler' diye ağlamayın"

şeklinde bir entry barındıran veritabanı. şimdi hafif bir zeka kırıntısı sezseydim laf anlatmaya uğraşırdım ama zamanıma yazık.

kızlar görün bunları, ekşi sözlük sapık kaynıyor. şu biçimde bir entry yazan insanın gözümde otobüs fortçularından, o saatte orada ne işi varmış diyenlerden, küçüğün rızası diye saçmalayanlardan zerre farkı yok.
3 sezondur düşmek için uğraşıyorlardı sonunda amaçlarına ulaştılar. trabzon maçı vermeseydi iki sezon önce düşeceklerdi. bugün göztepe’ye yenilen takım kankileri ankaragücü değil de başka bir takım olsaydı ezeli düşman ilan etmişlerdi ama şimdi laf da edemiyor sürüngenler. amatöre kadar yolunuz var beter olun.
hayat, bir seçimler bütünü, seçimler portedeki birer nota gibi diziliyor, notalar dizildikçe yavaş yavaş bir beste şekilleniyor. o notayı oraya yerleştirirken bütünün üzerindeki etkisi hakkında kısmî bir fikrimiz olabiliyor ancak. çünkü o seçilen nota belki ardılını çağrıştıracak, o da kendi ardılını...

bu olaya bakınca şunu görüyorum: genç bir çocuk, bu kadar kötü olabileceği kestirilemeyen bir seçim, bu seçime önayak olmuş bir başka genç çocuk var. bunun sonucunda son derece dramatik ve üzücü bir sonuç gelişmiş. kendisine şifa, ailesine sabır ve metanet diliyorum.

bunun dışında yapılan yorumların, özellikle de doğal seleksiyona dair, çocuğun aptallığına, kızın kötü niyetliliğine dair yorumların çoğunluğu, olay hakkında değil yorum sahiplerine dair bir şeyler söylüyor.

bu olaydan yola çıksam da bahsetmek istediğim konu, ötekinin yetersizliği söylemi üzerinden sağlanan doyum hakkında olacak; gerek böyle anonim ortamlarda kamuya açık olarak yapılan yerici yorumlar gerekse iki kişinin özelinde yapılan ve üçüncü bir kişiyi yeren yorumlara dair olacak söyleyeceklerim.

hepimiz başkaları hakkında düşünürüz. onların yaşadıkları olayları izler, davranışlarını gözlemler, olaylar ve kişinin varoluş şekli arasında bağlantılar kurarız. 'böyle yaptı çünkü böyle hissediyor/düşünüyor' şeklinde çıkarsama yapmak insanın ötekiyle kendi içinde kurduğu bağlantının ilk adımıdır.

bunu yaparken dünyayı ve ötekini algılamamıza dair belirli şemalar oluşur çünkü algılanan değişse de algılayan sabittir, yani kişinin kendisi.
insanlara dair düşünceleriniz ne şekildeyse dış dünyaya ötekini anlatma şekliniz de öyle oluyor.

herkes dedikodu yapar, herkes ötekini eleştirebilir, ama bununla ilgili bazı incelikler var. bu davranışı sürekli ve olay bazlı değil kişilik temelli yapıyor olmanın nedenleri ve süreğen olmasa da sıkça yapmanın sonuçları, üstünde düşünmeye değer noktalar.

birinci olarak neden bunu süreğen olarak yapmak, başkalarını kötülemek, hor görmek ihtiyacı içindesiniz sorusuna cevap aramak gerekiyor. başkasını hor görerek kendinizi iyi, yeterli, güzel, akıllı hissetmeye ihtiyacınız olması çok muhtemel. kötü haber şu, başkasını küçümsemek sizi büyütmeyecek. iyi haber ise kendinizi geliştirmeye çalışıp hakikaten büyüyebilirsiniz.

ikinci konu ise bu edimin sonucu. diyelim ki bu davranış, sizde bir eksiklik duygusu varolması nedeniyle gelişecek ölçüde yoğun ve şiddetli görülmüyor. yine de bu davranışın bir sonucu oluyor. ötekini hor görmenin en büyük ve farkında olunması zor tehlikesi kendini üstün görme tuzağı. başkalarını sürekli eleştirmek kendinizi ötekinden üstün görme tehlikesi, kendilik algısında kayma ihtimali yaratıyor.

hatalar, yanlışlar, kabahatler insan için. kusursuz insan olmaz. hanginiz yanlış yapmadı, hanginiz saçmalamadı da gencecik bir çocuğun katastrofik sonuçlanan hatasını böyle acımasızca eleştirme hakkını görüyorsunuz kendinizde? emin olun ilk taşı günahsız olan atacak olsa hepimizin taşı elinde kalır.
o değil de rusça konuşulsa daha iyiymiş. niye kimsenin bugüne kadar dikkatini çekmemiş ki bu. olay ukrayna'da geçse de rusça konuşmaları lazım ama ben öyle istiyom. oyuncular da ingilizmiş ama bana ne. öğrenselermiş. keşke rusça konuşsalar böyle davay davay falan. öyle olsa çok iyi olurmuş.

nöbet tutuyorlar başlıkta amk 3 vardiya.

aslında dizinin kalitesinden oluyor bu iş. diziyi izleyince ekrandan radyasyon yiyorsun çünkü öyle kaliteli iş yapmışlar. sonra beyin pelte oluyor giriyor ekşiye bu dizi niye rusça değil. adam haklı

edit:tamam sakinim
asgari ölçüde yakışıklı olsun.
mümkünse iyi kazansın.
kariyeri düzgün olsun iş saatleri belli olsun.
evinin yolunu bilsin.
evlendikten sonra bekar erkek arkadaşları ile görüşmesin.
evli bekâr farketmez kadın arkadaşları ile hiç görüşmesin.
kaprisleri olmasın yemek te yapsın temizlik te yapsın.
özel günlerde hediye almayı ihmal etmesin.
romantik olsun kadın ruhundan anlasın.
özel günlerinde sevgilisine karşı anlayışlı olsun.
iyi giyinsin, spor yapsın kendine baksın.
cinsel gücü iyi olsun ama ben ne zaman istersem o zaman yapsın fazla ya da eksik yapmasın.

sonra beni aldatmasın.
bir siz akıllısınız amk.
hayatımın en mükemmel günlerini yaşıyorum. bir yerden başıma bir ibnelik gelecek diye aklım çıkıyor.
gezi sürecinde, aşağılık toplaşmaları olan ve teksas taraftarı denilen boş beleşler sürüsü, bira şişeleri ile atatürk heykelinin tam önünde barışçıl şekilde oturan ve protesto haklarını kullanan bizlere saldırmıştı. o geceyi hiç unutmam!

takımdır, düşer kalkar. yine gelirler, yine giderler.

lakin bu aşağılık destekçileri, en azından gezide şişelerle saldıran o grup, beter olun.
bütün etik değerlerini orta çağ'da yazılmış bir kitaba dayandıran adamın insanların yazısını "favlasın" diye yaptığı uzun demagoji.

her "dürüst dindarın" olayı gibi bununki de aldatmaca tabii.

bakalım demagoğumuz ne demiş: "yani sorun şu ateist olduğundan dolayı iyi nedir sorusuna cevap olacak değer yargılarını alabileceğin bir din yok."

bakın, herif diyor ki "benim dinimden değilsen senin için değer yargıları, iyi, kötü diye bir şey yok." bunu söyleyebilecek bir adam hayatında tek bir ateistle ya da başka bir dine mensup insanla karşılaşmış olamaz.

değer yargıları dinlerden binlerce yıl önce ortaya çıkmış ve dinlere rağmen bugünkü daha ahlaklı formlarına ulaşmışlardır.

hırsızın elini kesmeyi, eşcinselleri öldürmeyi, evlilik öncesi sevişen kadını taşlayarak öldürmeyi savunan adam gelmiş burada bize değer yargıları konusunda ders vermeye kalıyor. siktir lan oradan.
tam heyecanlanıyorum ortayı h.ali’nin açtığını hatırlayınca ağlayasım geliyor.
rok'la evli olmasaydi su anda cok daha saygin bir gazeteci olurdu.. elestirilerin buyuk kisminin nedeni rok. rok yuzunden kendi profili de asagi dusuyor, oysa bakildiginda bogazici ve istanbul erkek lisesi mezunu iki dil bilen, zeki bir kadin. ama sonuc ne: rok'la evlilik.
taraftara akıl vermeye kalkmayın ya! siz kimsiniz lan! dün messi ıslıklandı messi! topal kim lan? bana senede 2 milyon euro verin, her gün stada gideyim beni ıslıklayabilirsiniz hiç sorun yok. elimi kaldırırsam şerefsizim. yerler sizin taraftara akıl veren beyninizi.

vasat topçudur, iyi niyeti falan umrumda değil.

kendi işinde iyi niyetli ama vasıfsız adam çalıştıran var mı kardeşim?
yapılmışı var (bkz: trt şeş)
hem de bilin bakalım kimin açılımı döneminde..

zorunlu edit: kılıçdaroğlu’nu sevmem, entryleri üşenmeyen bulsun, koltuk sevdası bitmediği sürece genel seçimlerde chp’ye oy vermeyeceğimi yazdım. (chp’li troll diye özelden mesaj atan, küfür edenlere sevgiler)

trt şeş açıldığında ülkede resmî dil kürtçe olmadığına göre kılıçdaroğlu söyleyince de olmayacak. tartışmanın bir anlamı yok diye yazmıştım entryi.
"ekrem imamoğlu'nu destekleyin ama sevgiyle destekleyin, aşkla değil," dedikten, biat etmeyin, iman etmeyin, sorgulayarak destekleyin dedikten sonra kendisine satılmış, dönek, hain demek abesle iştigaldir. hâlâ aktif olarak yazarlık yaptığı odatv'yi de, kendisiyle aynı youtube kanalında konuk olarak program yapan erol manisalı'yı da bu konuda eleştiriyor nihat genç. kısacası tapınmayın diyor ve bahsi geçen videodan sonra başına ne geleceğini bildiği için "kırparak keserek yayınlamayın," diye defalarca tekrarlıyor.
ama biat kültürü dediğimiz şey toplumun her kesimine, bütün siyasi gruplarına yayıldığı için, adeta bir kişilik bozukluğu olarak toplumumuzda var olduğu için böyle eleştirilmesi çok normal.
şu başlığı görünce üniversite zamanlarımda takıldığım fotoğrafçılık kulübündeki tipler aklıma geldi.

herkesin elinde tek tip bir dslr. olay örgüsü aynen şu şekilde;

- kasaba gibi bir yere gezi düzenlenir.
- güruh gezi alanına bodoslama dalmadan önce etrafı bi güzel keşif eder.
- bilimum sümüklü çocuk, salça pişiren veya yufka pişiren teyze, eli baston tutan herhangi bir dede yakalanıp sırayla çekilir.
- bu insanlar bi süre taciz edildikten sonra bırakılır ve sıra kasaba evlerine gelir.
- herkes sırayla aynı kareyi yakaladıktan sonra fotoğrafçılık adını koyduğumuz görev sona erer ve herkes işine bakar.

kulübün bir facebook grubu vardı evlere şenlik. her fotoğrafın altında "falan photography" yazısı. paşam atlas dergisi için konulu çekim yapmış da altına imzasını atmış bi de. peh peh peh. kadraj desen yamuk, ışık patlamış mı karanlık mı kimsenin umurunda değil, altın oran zaten hak getire. ulan kulüptekilerin yarısından fazlası enstantanenin, diyaframın ne olduğunu bilmiyordu amk. otomatik mod, deklanşör, çat!

yanlış anlaşılmasın fotoğrafçı değilim, sadece amatör takılıyorum ama fotoğrafçılığı hafife alan insanlar var olduğu sürece kimsenin bu sanata saygısı olmaz. sonra başlığı açan gibi zeka küpleri çıkıp "fotoğrofçolok bosot bo sonottor" diye zırvalar çift kameralı 2019 model telefonuyla çektiği fotoğrafları baz alarak.
city den yılda 12m euro maaş alan arjantinli futbolcu.

bu arkadaşı telekom arenada görmek isteyenlerin tek şansı, gruplarda city ile eşleşirse ve oyuncu sakat degilse olabilir.

cl maçının ardından liverpool, manu yada chelsea maçları felan varsa yine göremezsiniz, rotasyona takılır. üzgünüm