Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
kusura bakmayacaksın arkadaş. bu memlekette asgari ücretin 3-5 katını alan adamlar asgari ücretliye bunu anlatmaya çalıştı. e bu adamlar anladı mı?
yesinler birbirlerini ete para vermesinler, s.ksinler birbirlerini g.te para vermesinler, müstahak daha da kötüyü görmemek için gözlerini açmayanlar geleceği karartıyorlar.
silah dogrultmasi değil de hiç bir zaman anlamadığım şöyle bir diyalog yaşadım

yer adapazarı - istanbul arası çalışan bir tren vardı bilenler bilir. yıl 2009-2010 arası.
yanıma biri oturdu. dedi ki:
- seni burda hiç vurdular mi silahla? (sanki türkiye'nin her ilinde vurulmayi şiar edinmiş biriyim ya bu nasıl soru amk )
- yok hayır
- beni burda değil de gebze de vurdular. bla bla bla

yani yanınıza oturup "nerelisin kızım/oğlum" deyip benimde senin yaşında torunum var diyen amcalara teyzelere sukredin siz.
uzun yol otobüslerinde gece yolculuk yapanlar anımsayacaktır. otobüstekilerin çoğu uyumuştur ve şoför kısık müzik eşliğinde bir sigara tellendirmek ister. camı hafif aralar ve çakmak sesini duyarız, bir kaç saniye içinde minik bir sigara dumanı oturduğunuz koltuğa ulaşmıştır. sigara içmiyorum ama o kokuya da bayılıyorum arkadaş. bakın biri sigara içse yanımda rahatsız olurum ama o otobüsün en ön koltuğundan arkaya doğru gelen hafif sigara kokusu aklımı alıyor. sen ne güzel kokusun, otobüs şoförünün içtiği sigara dumanının kokusu.
yalnız üretim tekolojisindeki devrim etkisini yavaştan hissettirmeye başladı. artık ucuz işçilik pek bir şey ifade etmeyecek. bu nedenle firmalar anavatanlarına dönmeye başladı. artık üretmeyen milletler sadece pazar olmaları adına beslenmeyecek. zaten bu strateji sadece pazar olabilen ülkelerin kaynakları tükendiği için anlamını yitirmiş oluyor. biz transit ülke olma avantajının ekmeğini çok yedik; ancak son dönemdeki stratejik hatalar bize bu avantajı yakın gelecekte kaybettirecek. borç stoğu normal gösterilmeye çalışılıyor. üreten bir millet olsaydık az bile diyebilirdim bu borca. sonuçta üreten olabilmek için yatırım yaptık derdim. bizdeki durum ise hep ulaşım ve bina yatırımları. sanki ucuz iş gücü ile yatırım almaya devam eden ve transit ülke olma özelliğini sürdüren bir ülke olacakmışız gibi. soruyorum: yabancı yatırımcı olmasa bu ülkede 100 milyon dolarlık üretim yatırımı yapacak kaç zengin var? cevap: sıfır. bunun çok nedeni var: zenginlerimizin daha doğrusu hiçbirimizin üretim yatırımı yapacak karakterde olmaması ve yine türkiye'de üretime yatırım yaparak milyarder olmuş hiç kimsenin olmaması. sanayi ve teknoloji üretimi için yerli ve güvenilir nitelikli eleman sayısının miyarderlerimiz açısından sıfır olması. 100 milyon dolar büyük ve stratejik sektörler için alt sınır. irili ufaklı çok girişim yapılır; ancak büyük sanayi ve teknoloji yatırımları olmadan kalkınma olmaz. örnek: bor işleme tesisi. bor filamenti üretebilmek için böyle bir yatırım gerekiyor. bor filamentinin nerelerde kullanıldığını öğrenmek için google'a bir sorun derim. bor ve grafen ayrıca geleceğin kompozit malzemeleri için hammaddedir. bizde kimyacı çok. kimya bizim iyi olduğumuz nadir alanlardan. tabi interdisipliner çalışma kültürü sıfır olunca bu işler iyice imkansızlaşıyor. biz yokluk içinde varlık değil varlık içinde yokluk çekeceğiz bunu unutmayın.
sayılır mı bilmem ama öğrenciliğimde abdde reklam broşürleri dağıtırken müstakil bi dairenin kapısına çıktığımda(2. kat) kapının girişindeki geniş terasta latin ve aşırı taş bi kadın çırılçıplak yüzükoyun ve götü bana dönük şekilde yatıyordu.

amaç güneşlenmek. kadın beni farketmedi. biraz baktım geri döndüm. o zamanlar cep telefonlarında kamera yoktu. bak o kadar eski tarihler. ama beynim adeta huawei mate 20 proya esin kaynağı olacak kadar nepnet çekti o fotoğrafı. hala arşivlerde durur*.
yolda yürürken kadınlarla çok sık göz göze gelmektir. kasiyer kızın size gülümsemesidir.

negatif tarafı ise çekingen kızların seni ilahlaştırıp tanışmaktan çekinmesi ya da fazla heyecan yapması.
şu işsizlik canıma tak etti. gerçekten annemin babamın yüzüne bakmaya utanır oldum. bir kere yüzümü döktüğümü görseler bizimkilerin dünyaları başlarına yıkılıyor. üstüne bir de kimse üzüldüğümü anlamasın diye evde kapı gıcırtısına oynuyorum gülüyorum eğleniyorum bazen halay bile çekiyorum pilates topu aldım anamı da dahil ettim saçmalıklarıma tv karşısına geçip yuvarlanıyoruz.
neyseeeeee her şeye rağmen
seni yenicem uleeen
i ş s i z l i k
(bkz: nereye dönersen dön götün arkada kalır)

bu özlü sözün ardından açıkta kalan götü kapama çalışmasıdır

hamdi, fuat abiye etekli kızlara bakarken yakalanır. fuat abi de hamdi’nin gözünün içine bakar, (ne bakıyon lan kızlara der gibi). bu bakış üzerine kendisiyle aynı frekansta olmadığını anladığı fuat abiden çekinen hamdi hemen muhabbeti çevirir.
hamdi;
— ben bu halimle donuyorum, üşümüyorlar mı bunlar böyle ? hayret bişi!

fuat abi;

— yaaa , yaaa
metal tarihinin en büyük gruplarından manowar, the final battle turnesi kapsamında unutulmayacak bir konser için ülkemize tekrar geliyor! heavy metal bayrağını neredeyse 40 yıldır en tepelerde taşıyan efsane grup manowar, 20 temmuz gecesi küçükçiftlik park’ı dolduracak binlerce insana %100 metal bir gece yaşatmak üzere, bugüne kadarki en büyük sahne prodüksiyonuyla karşımızda olacak. vera müzik ve hammer müzik organizasyonuyla gerçekleşecek bu müthiş açık hava konseri, adını metal tarihinin zirvesine yazdıran manowar’un ülkemizde vereceği son konser olacak.

bu metal çılgınlığına canlı canlı tanık olmak ve metal tarihinin bu dev isminin ülkemiz metal dinleyicileriyle görkemli vedalaşmasını kaçırmamak için, o yıldızlı istanbul gecesinde siz de küçükçiftlik park’taki yerinizi alın.

konserle ilgili olarak grubun beyni joey demaio’dan türkiye’deki manowar hayranlarına mesaj var!

“manowar’un türk hayranları yıllar boyunca tutkularını ve bağlılıklarını tüm dünyaya gösterdiler; manowar olarak bundan onur duyuyoruz. türkiye’deki en güçlü metal hayranları olan manowar hayranlarıyla paylaşacağımız bu unutulmaz metal deneyimini iple çekiyoruz!”

1980’de kurulan, çıkardığı albümler ve klasikleşmiş bir dolu şarkısıyla metal denince ilk akla gelen gruplardan biri olan manowar; eric adams’ın benzersiz çığlıkları, joey demaio’nun yürek hoplatan basları ve kimseye benzemeyen sahne performanslarıyla adını metal tarihine hiç silinmeyecek şekilde yazdırmış bir grup. daha önce ülkemizde konserler veren ve her seferinde unutulmaz anılar bırakan manowar’un bu konserini özel kılan en önemli konuysa, grubun sadece en büyük hit’lerinden oluşacak bir setlist’le sahne alacak olması.

binlerce insanın hep bir ağızdan söyleyeceği bu şarkılara ülkemiz topraklarında son kez tanık olmak ve manowar’la birlikte söylemek için 20 temmuz gecesini bir heavy metal şölenine çevirecek bu %100 metal gecesi kaçmaz!
"köpeğin adamı ısırması haber değeri taşımaz, adamın köpeği ısırması haber değeri taşır" özdeyişi ile neden "tesettürlü" kelimesine yer verdiği anlaşılabilecek başlıktır. tesettür, bunu giyen herkes böyle olmasa da, dini bir bilinçlilik ifade eden bir giysidir, din de evlilik dışı ilişkiyi şiddetle yasaklayan bir ahlaki değerler seti vaaz eder. kimse başörtüsü takmadığı için "hayat kadını ruhlu" olmaz elbette, veya taktığı için otomatik olarak eşine sadık birisine de dönüşmez. burası elbette böyle. ama hayvanseverler derneği başkanının kürkle dolaşması, sivil hayatında greenpeace üyesi olan bir kişinin profesyonel hayatında nükleer atıkları okyanusa döken bir geminin kaptanı olması, işçilerin sgk'sını yatırmayan patronun sosyalist bilmemne partisi ilçe başkanı olması, ülkü ocakları derneği başkanının aynı zamanda kürt olması vs gibi tuhaf çelişkiler haber değeri taşıyabilir. bu başlıktaki de bu çelişkili yaşantıların mikro ölçekteki örneklerinden biridir.

aslında ilginç de bir örnek, çünkü toplumda her türden insanda ahlaksızlık olabileceğini, pek çok kişinin tesettürü sadece aileden çevreden gördüğü için taktığını, dışarıdan görülmediği sürece de hiç bir dini kuralı umursamıyor olabileceğini böyle böyle anlıyoruz. yoksa karısı kendisini aldattığı için öldüren adam aslında günümüzde haber değeri bile taşımıyor pek.
apo'yu alan kişi ile gülen'i alacak kişi aynı mı ki!

sol düşünen kesim başa geldiğinde türkiye'yi aldı, kıbrıs'ı aldı, apo'yu aldı!

bunlar elindeki pederi de verdi.
bunlar almaz verir.
alacak biri varsa her zaman sol kesimdir.
benze zihniyet değişmeli.

edit: ülkenin her kurumunu satan bir iktidardan bahsediyoruz.
kimin alıp, kimin verdiğini anlamamak için aptal olmak gerekir.
ne istediler de vermedik diyen kim acaba!
bir hocaefendi ne istediyse veren birileri, amerika'ya neler vermiştir acaba.

adamlar bizi tehdit ettiğinde bir üstlerini bile kapatamadınız.
neyin dünya şeysinden bahsediyorsunuz.
mikrofon yok al buna konuş: (bkz: cumhurbaşkanı'nın kuzeninin yurtkur müdürü olması)
rowenta brush activ volume & shine - seyyar kuaför
kuaföre föne gitmiyorum, saçıma hiç zarar vermiyor, kadınlar veya analar gününde indirim olursa bir tane de yedek alıcam zira pahalanmış.

dyson v8 absolute - yeni temizlenmiş evden bir torba toz toprak çıkarır. öyle bir şey. 9 aydır kullanıyorum, bir daha kablolu süpürgeye dönmeyi düşünmüyorum. tüm delilere tavsiye ederim. yalnız bunu vlogger instagrammer tayfasına reklam için göndermeye başlamışlar çok sinirliyim, yarı parasını bari alın onlardan da.
7 maçta 10 puan alabilmiş takımın teknik direktörü. bu 7 maçın içinde derbi filan da yok, fener’in forması 3 atmalı dediğiniz anadolu kulüpleriyle oynanmış maçlar. ama müritlerine sorarsan takım şaha kalkmış. 10 kişi kalmış ve kapanmış takıma şu kadar orta açtık diye övünen insanların böyle söylemesi normal de, ben okuyucular görsün diye yazıyorum sadece.

yine bu 7 maçın tamamında, ikinci devreyi tamamen defans yaparak geçirdi takım. hani fener defans yapmaz yaptırırdı, noldu? lafla peynir gemisi yürür müymüş gençler? aykut’un 120 km koşan, uefa’da yarı final oynamış takımını almak kolay, hadi ersun yanal bu takımla olsun şampiyon da görelim.

bu 7 maçın haricinde, ümraniyespora gol atamadan iki maçta da yenilmiş bu takım. onu da , kaza canım diye geçiştiriyorlar. ulan kaza bir maç olur, kendi kalene gol atarsın filan öyle kaza olur. böyle kaza mı olur?

başında bulundu takım, derbisiz 7 maçta 10 puan yapabilmesine rağmen, 60 dk 10 kişi oynayan konya’yı yenememesine rağmen basın toplantısında gevşek gevşek sırıtmıyor mu, deli oluyorum.

ne yazık ki kadere bak, demiş bir büyüğümüz. metin şen, ali koç, ersun biraraya gelmişler yüz yıllık çınarı küme düşmemeye oynatıyorlar. buradaki müritleri de, bu sene küme düşmeyelim seneye şöyle olacak böyle olacak diye hedef koyuyor. fenerbahçe ile küme düşmeyelim kelimelerini aynı cümle içinde kullanmak bile başlı başına bir olayken bunu bir de normalleştirmiş denyo kitle.

bu aptal yönetim ve taraftar, güya aykut’a inat , onun geldiği maça alex’i çağırıp ödül filan veriyor. bunlardan medet umacak kadar aciz bu yönetim, bu yönetim o yüzden adam olmaz işte. götünüzde patladı ya, konya 10 kişi kalmasına rağmen. ne kadar sevindim anlatamam.

dirar da geçen seneki gibi değilmiş, şimdi şaha kalkmış. sizin gözünüzü, beyninizi sikeyim az kitap okuyun yalvarıyorum. sizin gibilerle uğraşmak artık yormaya başladı. ne olursunuz, biraz kitap okuyun be.
müslümanlığı gerçek haliyle anlattığı için yukarıdaki gibi kuduranlar oluyor. ruhu şad olsun iyi bir müslümandı.
sırf eşofmana karşı olan tutumuyla gönlümde taht kurmuş bir modacıydı, 85 yaşında vefat etmiştir, allah rahmet eylesin :(

ne demişti reis?
“eşofman giyen bir insan hayatında kontrolü kaybetmiştir!”

(bkz: wer eine jogginghose trägt, hat die kontrolle über sein leben verloren!)
düşünme yetisi olmayanlar tarafından diktatör sıfatı yapıştırılmış suriye devlet başkanı. 2011 yılına kadar sevimli dostumuzdu. o zaman diktatör desek bize demediğini bırakmazdı bunlar. sonra bir şeyler oldu. adama karşı eline silah alıp ayaklandılar. hop diktatör esed oldu bir anda. adam eli silahlı cihadçılarla mücadele ediyor diye. biz silah bile almadık. elimizde kitaplarla çıktık. ne darbeciliğimiz kaldı, ne çapulculuğumuz, ne de teröristliğimiz. iki yüzlü siyasal islamcılar sizi.
class osmanli
{
protected boolean cahillik = false;
protected boolean harfdevrimi = false;
}

class turkiye : osmanli
{
public turkiye()
{
harfdevrimi = true;
console.writeline("sleep for 1 night.");
thread.sleep(secondsinonenight * 1000);
cahillik= true;
}
}
benimdir. mutfağı severim. zaman geçirmeyi özellikle. çoğu yemeği bilirim. yaptıklarım için pişman değilim aklım hala yapamadıklarımda

not:yalnız yaşıyorum
"kulunçlarınızı kütürdetelim snegurochka hanım", inşallah yarın duyacağım. çok heyecanlıyım.
edit: ağzıma etti fizyoterapist kadın, ağlıyordum az daha, sol omzum tutmuyor. ne istediğine dikkat etmeli insan.
her şey siyasal islamın yükselişiyle başladı. üç bakanlık makamı, siyasi partilerin en eskisi ve en muhalefeti olan chp'lilere verilmişti. yedisi mahir madenciler ve zanaatkarlar olan dağların derinliklerinde yaşayan hdp'lilere, dokuz bakanlık makamı ise ırklar arasında güce en düşkün olan mhp'lilere bahşedilmişti. bütün partilere hükmedecek gücü muhafaza ediyordu bu makamlar. lakin hepsi, chp, mhp, hdp hepsi ama hepsi kandırıldı. karadeniz diyarında rize'nin düzlüklerinde gizlice kurmuştu planlarını karanlıklar efendisi, tayiron hükmeden siyasal islamı, diğerlerine hükmedebilmek için. bütün zulmünü, kinini ve tüm şehirlere hakim olma iradesini kattı bu planlarına. hepsine hükmedecek tek bir başkanlık. anadolu'nun hür diyarları siyasal islamın gücü karşısında birer birer düştüler ama karşı koyanlar da vardı. chp'liler ve iyi partililer arasındaki son ittifak güçleri orklara karşı yürüyüşe geçerek toros daglari'nin eteklerinde anadolu'nun hürriyeti için harp ettiler. zafer yakındı lakin siyasal islam'in gücü bir türlü bastırılamıyordu. işte bütün ümitlerin yitirildiği o karanlık saatlerde iyi parti mersin'den aday cikarmadi...