Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
(bkz: ali ece kim aq)

not: bunu yazmama kızanlar oldu, ben hepsine yazdığım cevabı buraya da yazayım da tam olsun;

ben gerçekten ali ece'yi tanımıyorum kardeşim. önemli biri olsa haberlerde denk gelirdim, demek ki önemsizmiş ve insanlarda benim gibi düşünmüşler, kendileri de bunu yazacakları için bana onay vermişler. burada atıyorum rte, ali koç vs diye başlık atılmış olsa herhalde böyle yazmazdık.
yeni nesil genel olarak müziği sevmiyor. müzik setleri, walkman'ler, mp3'ler artik yok. surekli dikkat kesilmeniz gereken sosyal medya hesaplari ve oyunlar var. bizim neslimizde müzik bir yaşam tarziydi. şimdi sadece ara sira dinlenen şarkilar..
(bkz: şahsi içiş seklim; buzsuz sek, yanında kola ve çikolata.)

aga bu nedir ahahh allah canını almasın öldüm gülmekten.
sek içiyor arkadaş ahahhah.
başa edit: hastalığımızın virüsü h1n1 - diğer bilinen adıyla domuz gribi

çevre ülkelerde de etkili

swine flu causes death of two people in past two days - agenda.ge
dec 25, 2018 - swine flu (h1n1) has caused one more death in georgia.

flu in georgia: school semester postponed, 640 being treated in ...
22 hours ago - according to official data 10 have lost their lives to the swine flu. ... been yet confirmed in a lab that the reason of the deaths was also swine flu.

two people died from influenza virus - ajaratv
dec 25, 2018 - yesterday one woman died in batumi. against this ... according to him, the death was caused by the high risk group patients. according to the ...
----------------------------------------------------

şimdi gelelim korunma ve tedavilere

korunmanın iki-üç basit yolu var

1) aksırıp tıksıran insanlardan kendinizi izole edin (havadan bulaşma)
2) elinizi burnunuza ve gözünüze sürmeyin (3'ü yapmamışsanız). açıklama, grip, nezle gibi hastalıkların virüsleri vücut dışında 4-6 saat kadar aktif durumda olurlar. bu süre zarfında hasta birinin bulaştırdığı virüsler elinizle dokunduğunuzda sizin derinizin üzerinde bulaşma potansiyeli ile konaklamaya başlarlar. burun veya göz çevresindeki deriden içeri girerlerse hasta olursunuz. o yüzden hepimizin bilmeden yaptığı elini suratımıza dokundurma hareketi büyük risktir. sabunlu su ile bu virüsler kolayca imha edilir.
3) elinizi sık sık sabunla yıkayın (temasla bulaşma)

vücut direnci için:

kışın d vitamini eksikliği bağışıklığınızı bozar

devit-3 gibi takviyeleri her ay veya 2 ayda bir, birer ampül kırıp içerek halledebilirsiniz. d vitamini sandığımızın aksına c vitamininden daha çok işe yarar. c vitamini tamir edicidir, bu doğrudan duvar örüyor.

ekleme:

eğer serum takıldığında ayağa kalkıyorsanız aslında yeterince iyi beslenemiyorsunuz veya vücudunuz yeterince iyi şekilde besinleri alamıyor demek olabilir. hastaneye kadar gidip sefalet yaşayacağınıza, neticede taktıkları serumda mucize bir ilaç yok, mikropları öldürmüyor, elektrolit dengenizi iyileştiriyor, ağrı kesici eklemişlerse biraz ateş düşürüp ağrı kesiyor)

1. kemik suyuna çorba yaptırın/için (kemikleri 4-5 saat kaynatsınlar sonra o suya sevdiğiniz sebzelerden çorba yaptırın, çok fazla şehriye vs. koydurtmayın)
2. azar azar ceviz, fındık
3. limon suyu ve elma sirkesinden tonik. yarım limon suyu, 2 yemek kaşığı sirke üzerine de 6 bardak su ile karıştırtıp bir tutam tuz ekletin. susadıkça bunu pipetle için

bunları yapın vallahi oric doğru söylemiş dersiniz
kontrol mekanizması her camide bulunan "proje sorumlu"larıymış. sorumlulara imza vererek ilgili namaz katılımı kontrol ediliyormuş. bu işin ucunda da maddi değeri olan ödüller olduğuna göre, bazı proje sorumluları akraba/yakın çocuklarını kollayacaktır. nede olsa: muhakkak ki allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder
emine doğru söylüyor.
çok sırlı olaylar var.
enes kayboluyor, o gün hastanede vücudunda iğneler olduğu anlaşılıyor, araştırılmadan aileye geri veriliyor.
recep defalarca evden kaçıyor, araştırılmadan aileye geri veriliyor.
recep sosyal hizmetler himayesine alınıyor ama evde başka çocuk var mıdır bakılmıyor.

benim gözümde asıl katiller o çocukları her defasında deli evine geri gönderenlerdir.
her çıktığı programı izlediğim yorumcu.

konuşma tarzını,beresini,esprilerini,futbola bakış açısını çok severim.sürekli takip ederim.

ama konu liverpool’a gelmesin lütfen.gerçekten muhabbet çekilmez oluyor.
şu türkiye’deki liverpool abartısından dolayı everton fanatiği olacam amk.
hep 50 liralık espirisi de yapıldı, gülmeniz bittiyse artık hangi şerefsizler bizi zehirliyormuş, marka ve satıldığı yerleri de bilmemiz gerekiyor.

bu işin şakası yok. ciddi ciddi sağlığımızı tehdit edip ceplerini dolduran orospu evlatları açığa çıkmalıdır.
benim açımdan hiç şüphesiz "kibar feyzo" dur.

her repliği efsane, hem sosyal mesaj veriyor hem düzeni eleştiriyor hem güldürüyor, oyunculuk mükemmel, senaryo olsun, yönetmenlik olsun her açıdan dört dörtlük bir film.
bişeyin en iyisini seçebilen insanları kıskanıyorum.

hiç mi aklınız diğerinde kalmıyor ya da başka birine haksızlık ettiğinizi düşünmüyorsunuz lan ?
asıl sorun başka. aldığım duyuma göre evleri yapmaya dıştan içe doğru başladıkları için en ortadaki evlerde işçiler sıkışıp kalmış. tabi gerçek hayatta işçileri öyle kolay öldüremiyosun. popülasyon tavan olduğu için başka unit de basamıyolar. içinde işçilerin olduğu evleri satamıyolar doğal olarak. kaybetmeye mahkumlar.
iş hayatından o kadar sıkıldım ki. bütün o saçmalıklardan, elimin bir ters hareketiyle bütün şirketin batma tehlikelerinden filan. ağzımdan çıkan en ufak yanlış sözle en kıymetli müşterinin siktir olup gidebilme ihtimallerinden. hepinizin canı cehenneme deyip gitmek istiyorum. bir şeyler yetiştirmek, bu beton yığınlarına tıkılmış iğrenç negatif insan enerjisi yerine yaşayan ve büyüyen bir şeylerin güzel enerjisine maruz kalmak istiyorum. insan artık bana enerjiyi içinde kıstırıp örümcek ağı gibi örüp bütün pislikleri o ağa toplayan sonra da kirletip etrafı zehirleyen bir şey gibi görünüyor. oysa o enerjinin içimizden akıp geçmesi ve paylaşılması, gerekirse topraklanması gerekiyor. hasta ruhlara maruz kalmaktan bıktım.
“erkeklik öldürür”ün tanımlarına sahne olmuş.

buraya yazan birtakım potansiyel/ reel katilin ışıltıları ile erkeklik tanımı yeniden yapıldı, okuyan kaç ‘tepkisiz’ insan neler yapılacağını öğrendi. suçlarınıza bir yenisini daha eklediniz: azmettiricilik.

hukuk işlese idi hepinizin yeri hapistir. götün çocukları.
az önce işyerindeki kızlarla bu konuyu konuşuyordum. kızlardan birisi 33 yaşında, bekar ve 10lu yaşlarda 2 erkek çocuğu annesi. öteki kız 25 yaşında, bekar ve hayatını yaşıyor. iki kız da abd standartlarına göre 10 üzerinden 8-8.5 gibiler.

bunlar bana arada bi erkeklerle ilgili sorular sorarlar. ilk seks kaçıncı buluşmada olur diye sordular.

dedim; hesapları erkek ödüyorsa, en fazla 3. buluşmada seks. bunlar hemen karşı çıktılar, o çok hızlı falan. biraz daha zaman lazımmış. ama bu aynı kızların one night stand maceralarını da bilirim. o yüzden bu argüman boş.

hesabı erkek ödemiyorsa veya yarı yarıya ödüyorlarsa, ilişki iki taraf için de daha ciddi olduğu için, birbirlerini tanıyana, ne olup bittiğini anlayana kadar bekleyebilirler dedim.

aboooo, bu seferde bunların içindeki kezbanlık bi anda ortaya çıktı. erkek hesap ödemezse seksi unutsun. bi daha kızlarla dışarı da çıkamazmış. böyle cimrilik yapan erkeklerden nefret ediyorlarmış. cimrilik tüm romantizmi bitiriyormuş vs vs.

ulan dedim ipnetorlar, gitsin babalarınız sizi besleyip büyütsün. sizinle bi kan bağı olmayan erkek senin gıda maliyetini niye karşılasın? açsan, paran yoksa başka. yoo öyle bi durumda yok.

baya paranız var ve hesap gelince eliniz cüzdanınıza hiç gitmiyorsa, kusura bakmayın ama, bi zahmet siktir olup gidebilirsiniz. başka kapıya.
black mirror bölümü sandım bildiğin gerçekmiş.

son derece cesur bir format. formatların üstadı acun yiyosa bunu da yap. adını da "o sik türkiye" koyarsın.

avrupa ülkelerinin bizden çok daha medeni olduğu, bir çok konuda daha açık fikirli olduğu doğrudur ama çıplaklıkla medeniyeti birbirine karıştırmamak lazım.

(bkz: bu da benim sikim hüsnü)
son haftalarda sorgulanması birilerini feci rahatsız etmiş ki abdullah avcı bile çıkıp açıklama yapmak durumunda kalıyor.

haberlerde konuşulmayan, taraftarı olmayan, 10 yıllık bile tarihi olmayan, bir kuruluş felsefi bulunmayan, ligde başarı için avrupa'da yarışmalardan kaçan, hatta kupadan bile kaçan bir takıma sponsorlar para yağdıracak öyle mi?

siz gidin bir firmaya "bana sponsor olun" deyin bakalım. adamın size soracağı ilk soru "benim bu işten kazancım ne olacak?" olacaktır. başakşehir'i seven kimse yok. adamların forma sponsorunu sorsan bu sözlüğün spor kanalında bile 10 kişiden 3'ü bilmez. ama sponsor alıyorlar... yerseniz...

başakşehir store'da temizlik yapan adam bile büyükşehir belediye çalışanı... siz kimi yediğinizi sanıyorsunuz birader? benzeri fb, bjk ya da gs store'da olsa spor programları yangın yerine dönerdi. ama kimsenin sesi çıkmıyor bu duruma.

bu kulüp organik değildir. bu kulüp tepeden tırnağa sentetiktir. yapaydır. mide bulandırmaktadır.
gaudi'yi getirsen imar yönetmeliğinden, güdük imar planlarından, belediyelerde çalışan raportörlerin, şeflerin cehaletinden, koruma kurullarının insiyatif alamamasından dolayı herkesle hemen hemen aynı ürünü vereceği, derdini bir türlü anlatamadığı ortamlarda hevesinin kırılacağı, mimarlar odası'nın kifayetsizliği, müşterinin cehaleti yüzünden üç kuruşa beş liralık projeyi yarı zamanda yapmak zorunda kalacağı, bazen yapı denetim kanunu yüzünden projenin inşa sürecinin tamamen dışında kalacağı bir ülkede anlamsız serzeniştir.

önceki sene şaşırtıcı bir biçimde bu sorunları yaşamadan çok severek bir proje yaptım. özendim de, mal sahibi de açık fikirliydi, parası azdı ama iyi olsun istedim. şansına belediyedeki mimar da gayet keyif aldı süreçten. çok güzel bir ürün çıktı ortaya. sonra mal sahibi işi devretti, kendi de uzaklara bir yere gitti. cephesi için biraz pahalı ama özgün bir sistem bile geliştirmiştik hey gidi...

ruhsatı aldık, müteahhit işe başladı, yapı denetim şirketi işi üzerine aldı, ben süreç dışındayım artık.

el birliğiyle projeyi bir güzel bozmuşlar, tadilat projesiyle falan da düzeltilecek tarafı kalmamış. zaten gerekli ara ruhsatları falan da almadan bodoslama yapmışlar binayı. bana tadilat projesini çiz diye geldiler, ne yaptınız siz dedim, ben tadilat çizersem yıkıp yeniden yapacaksınız binayı. kaba inşaatı bile hatalı. döşemeler hatalı, asansör mevzuata uygun değil, koridor genişliklerini daraltmışlar falan. para vermeyi de düşünmüyorlardı tadilat projesi için. çünkü ne ki yani iki tane çizik atacaksın! fiyat teklifi verdim. çıkacak masrafları söyledim. kalsın biz imar affına başvururuz dediler.

şimdi görseniz o çirkin binanın mimarına sövesiniz gelir biliyorum, ama o bina bir mimarın projesi falan değil. doğaçlama inşaat. en ucuz malzeme. çözülmemiş detaylar. çirkin ötesi bir cephe kaplaması. ve imar affı geldiği için benim bir mimar olarak müdahil olabileceğim hiç bir şey yok, günün birinde o binayı yıkıp yeniden yapmaya kalkarlarsa belki benim arşivdeki projemi kullanırlar.
(bkz: mal beyanı)

böylelerini sözlüğe taşıyıp prim verirseniz her şeyi söylerler.

fetullah gülen müslüman olduğunu iddia eden bir tarikat* lideridir, bu tüm müslümanları şerefsiz bir vatan haini, terörist yapar mı?