gerçek sanatçı olmasına rağmen sanat hayatında her zaman sıkıntılar çekti. bazıları kolay yoldan ceplerini doldururken, iktidar sahiplerine alkışlar tutanlar akil adam kisvesiyle ödüllendirilirken haluk levent zor yolu seçti. iyi ki de seçti.
bu devran elbet dönecektir. bu devran döndüğünde; herkes hak ettiği yerde olduğunda bu klip mutlaka hatırlanacaktır. korkmadan, çekinmeden, bertaraf olmadan yaşa mustafa kemal paşa diyenlere selam olsun.
Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
hakem hatalarıyla 7 kişi kalmış takıma oley çektirip üç üç diye bağıran taraftara girsin bu galibiyet. her galibiyet ardından bunu hatırlayacağım size.
(bkz: 21 şubat 2016 galatasaray trabzonspor maçı)
(bkz: 21 şubat 2016 galatasaray trabzonspor maçı)
acun medyanın planları:
1- mümkün olduğunca adem'in güzel sözlerine yer verilmeyecek (film repliği gibi konuşan adem'in tekli röportajlarını bile vermiyorlar, kim bilir ne özlü sözler söylüyor, göstermiyorlar bize.)
2-adem'i mümkün olduğunca az göstermek, gösterildiği yerlerde de negatif görünmesi için çaba sarfetmek (sedat'la konuşması gibi, r vites muhabbeti, ama orada da r yapmadı, yine yazacağım seni dedi sedat'a)
3- kimsenin onunla kavga etmemesi, herkesin ona iyi davranması... etkisiz eleman pozisyonuna düşürmek...
4- puzzle puzzle puzzle... bol bol puzzle.. bol bol puzzle... hep puzzle...
5- zayıf ve güçsüz göstermek... adama serumu bile barakada verdiniz. o pis ortamda, koluna iğne vuruldu. enfeksiyon kapmaz inşallah. siz orada zayıf bir adam göstermeye çalışıyorsunuz ya, biz orada yaralı bir aslan uzanıyor gibi görüyoruz.
1- mümkün olduğunca adem'in güzel sözlerine yer verilmeyecek (film repliği gibi konuşan adem'in tekli röportajlarını bile vermiyorlar, kim bilir ne özlü sözler söylüyor, göstermiyorlar bize.)
2-adem'i mümkün olduğunca az göstermek, gösterildiği yerlerde de negatif görünmesi için çaba sarfetmek (sedat'la konuşması gibi, r vites muhabbeti, ama orada da r yapmadı, yine yazacağım seni dedi sedat'a)
3- kimsenin onunla kavga etmemesi, herkesin ona iyi davranması... etkisiz eleman pozisyonuna düşürmek...
4- puzzle puzzle puzzle... bol bol puzzle.. bol bol puzzle... hep puzzle...
5- zayıf ve güçsüz göstermek... adama serumu bile barakada verdiniz. o pis ortamda, koluna iğne vuruldu. enfeksiyon kapmaz inşallah. siz orada zayıf bir adam göstermeye çalışıyorsunuz ya, biz orada yaralı bir aslan uzanıyor gibi görüyoruz.
babası pezevenk miymiş ne anlamadım ben
tsk değildir o akpsk'dır...
tsk olsa duramazsın...
tsk olsa duramazsın...
bence gazilikle falan uğraşmasınlar direkt peygamber ilan etsinler herkes rahatlasın artık başka türlü durulmayacak çünkü.
(bkz: peygamberliği verin bu iş huzur içinde çözülsün)
(bkz: peygamberliği verin bu iş huzur içinde çözülsün)
isteğimizi adam gibi istemeyi öğrenemedikçe yarra yemeye mahkumuz.
kafalar, "bende de olsun" değil, "bende yoksa kimsede olmasın" modunda çalıştığından bi' sik olmaz bizden.
kafalar, "bende de olsun" değil, "bende yoksa kimsede olmasın" modunda çalıştığından bi' sik olmaz bizden.
bu programlarla zerre alakası olmayan biri olarak bu kararı doğru bulmam.
zira bugün kararname ile evlilik programı kaldırılırsa, yarın kararname ile tüm kanallara günlük 10 saat mevlüt yayımlama zorunluluğu getirilebilir.
bu programlardan kurtulmak için kararname çıkarmak yerine halkın eğitim düzeyini arttırmak daha faydalı olacaktır.
ama eğitimli kesim de oy vermiyor işte :(
zira bugün kararname ile evlilik programı kaldırılırsa, yarın kararname ile tüm kanallara günlük 10 saat mevlüt yayımlama zorunluluğu getirilebilir.
bu programlardan kurtulmak için kararname çıkarmak yerine halkın eğitim düzeyini arttırmak daha faydalı olacaktır.
ama eğitimli kesim de oy vermiyor işte :(
valla dünyanin en büyük 3-4 ekonomisinden birinin lideri merkel'e bile gram çekinmeden, politik uslup vs nedir takmadan bunları yapan adam bizim erdoğan ile ya kanka olacak yada kan davalı, ortası bir iliski olacağını hic sanmıyorum.
allah sonumuzu hayretsin..
allah sonumuzu hayretsin..
sarki sayilmaz ama bolero tam da budur. ayni melodi calar calar durur ama sıkmaz.
videoda bir tek sağlıklı insan olarak yunus'u gördüm ben. diğerlerine acil şifalar diliyorum.
(bkz: aziz sancar)
niye iğreniyim ayol her gün otobüse binen insanım.
çanakkale'deki türk tabyaları ilk defa 3 kasım 1914'te bombalandı, ancak tam işgal planı ancak ocak 1915'te ingiliz donanması tarafından hazırlandı. 18 mart çarpışması "deniz savaşı" değildir, embesil islamcılar osmanlının çanakkale savaşında denize tek bir kallavi savaş gemisi çıkaramadığını bilmezler, ingiliz donanması topçu ateşi ile yavaşlatıldı. yani kara ordusu çanakkale zaferinin arkasındaki güçtür, zira osmanlı donanması -ki abdülaziz döneminde avrupa'nın 3. büyük donanmasıydı- abdülhamid denen orospu çocuğu yavşak tarafından* "darbe yapacaklar" korkusu sebebiyle 1876'dan sonra 30 yıl boyunca haliç'ten dışarıya çıkarılmamıştır, çürümeye mahkum edilmiştir. 1908 devriminin ardından osmanlı'nın istanbul'dan libya'ya gidebilecek bir gemisi bile yoktu.
islamcılar bu ülkenin en büyük hainleridir, ya islam yok olacak ya anadolu.
islamcılar bu ülkenin en büyük hainleridir, ya islam yok olacak ya anadolu.
babam için
biliyor musun baba, hastaneye her gittiğimde kapıdan çıkarken yüzüne bakmaya çekinirdim. hoşça kal derken bana söyleyeceğin sözün güzel bir şey olması için içimden dilekte bulunur, bunun aramızdaki son sözler olmaması için dua ederdim.
hatirliyor musun? son gün, odada gergin bir hava vardı. ben çıkmak üzereydim, annem bizimkilerden biri ile tartışıyordu. çaresizce birbirimize baktık.
-sen çık kızım, dedin bana. bu tartışma bitmez, trafik vardır şimdi, öğrencine geç kalma.
-emin misin, dedim.
-evet , dedin. haydi yolun açık olsun, diye ekledin.
o an, bunun gerçekten son konuşmamız olduğunu bilmiyordum.
bilseydim trafiğin ortasında bunalmışken geri döner, ellerini tutar o odadan hiç çıkmazdım. bilseydim son altı ayımı hiçbir şey yapmadan yanında geçirirdim. bilseydim seni sevdiğimi söylemeden yanından ayrılmazdım. bilseydim bana anlattığın hikayelerin yüz katını anlatman için sana yalvarırdım.
bilseydim hastanede kaldığım akşamlar, sen uyuyamayıp televizyonu açtığında, kalkıp o televizyonu kapar, bana gençlik günlerini anlatmanı isterdim.
bilseydim ah bilseydim…
o gün o odadan çıkarken, seni sen olarak, son kez gördüğümü bilmiyordum, bilemezdim.
gecenin bir yarısı çalan telefonda, ifadesiz bir sesle “babamın tansiyonu çıktı, yoğun bakıma kaldırdık” dediklerinde de bilmiyordum. “gelmene gerek yok, biz de çıkıyoruz zaten” demelerine rağmen gözyaşları içinde deli gibi arabaya atlayarak hastaneye geldiğimde de bilmiyordum. gecenin ikisinde hemşirelere yalvarıp yoğun bakıma girdiğimde de bilmiyordum. biraz solgun, biraz yorgun yüzüne bakıp, artık ışığı solmak üzere olan gözlerinin içine gözlerimi diktiğimde de bilmiyordum.
-bak ben geldim, baba demistim. haydi çabuk iyileş, yukarda bekliyoruz seni, hatırlıyor musun?
yüzüme baktın. şaşkın bir ifade vardı feri sönmek üzere olan gözlerinde. kafanı sallayıp senin olmayan bir ses tonuyla bir şeyler mırıldandın.
yukarı çıkıp ağladım, ağladım. sabah; bilinç kapandı, uyuttuk dediler. hep uyanmanı bekledim. doktor; “ameliyat edemeyiz, durumu ağır, masada kalır” dediğinde “etmezseniz ne olur” dedim, “değişen bir şey olmaz” dedi, ben hala ümitle bekledim. yirmi gün boyunca uyanacağın gün neler söyleyeceğini hayal ettim.
hatırlıyor musun son gün yanına geldiğimde bildiğim duaları okudum, sana sessizce verda ettim. yanında o kadar uzun kaldım ki görevli çıkmam için uyarmak zorunda kaldı. aslında sana veda etmiyordum baba, sadece artık öylece yatmanı istemiyordum. burada veya başka bir alemde uyanmanı istiyordum.
uyanmadın be baba, uyanamadın. yoksa uyanmak mı istemedin.? acı çektiğin, artık bir şey beklemediğin bu hayata dönmek mi istemedin?
seni yazdan kalma bir mart günü çok sevdiğin boğazın sularını seyredebileceğin, denizin sesini duyabileceğin, geçen gemilere selam verebileceğin bir tepeye çok sevdiğin annenle babanın yanına bıraktık. gitmeden önce rüyama gelip bana veda etmiştin ya, seni öyle hatırlamak istiyorum artık. o hastane odasını hatıralarımdan silip; seni, sağlıklı, neşeli günlerindeki gibi hatırlamak istiyorum.
şu an hep aklımdasın, okulda öğretmenler odasına inmiyorum. çünkü hiç kimsenin gözlerimin içine bakıp bana teselli sözcükleri söylemesini istemiyorum.
derste solunum konusunu anlatırken gözyaşlarına boğuluyorum, çocuklar şaşkın yüzüme bakıyor. çünkü son yirmi gün soluk alıp vermek için o makineye bağlı kalmanı hatırlıyorum.
hastaneye gelirken dinlediğim müzikleri, odada okuduğum kitapları elime bile almıyorum. sessizliğimin arkasına sığınıp, sana daha yakın davranmadığımı düşünerek vicdan azabı ile kıvranıyorum.
sana veda etmiyorum baba, biliyorum bir gün bir şekilde tekrar bir araya geleceğiz. o güne kadar bulunduğun yerde rahat etmen için dua ediyorum.
biliyor musun baba, hastaneye her gittiğimde kapıdan çıkarken yüzüne bakmaya çekinirdim. hoşça kal derken bana söyleyeceğin sözün güzel bir şey olması için içimden dilekte bulunur, bunun aramızdaki son sözler olmaması için dua ederdim.
hatirliyor musun? son gün, odada gergin bir hava vardı. ben çıkmak üzereydim, annem bizimkilerden biri ile tartışıyordu. çaresizce birbirimize baktık.
-sen çık kızım, dedin bana. bu tartışma bitmez, trafik vardır şimdi, öğrencine geç kalma.
-emin misin, dedim.
-evet , dedin. haydi yolun açık olsun, diye ekledin.
o an, bunun gerçekten son konuşmamız olduğunu bilmiyordum.
bilseydim trafiğin ortasında bunalmışken geri döner, ellerini tutar o odadan hiç çıkmazdım. bilseydim son altı ayımı hiçbir şey yapmadan yanında geçirirdim. bilseydim seni sevdiğimi söylemeden yanından ayrılmazdım. bilseydim bana anlattığın hikayelerin yüz katını anlatman için sana yalvarırdım.
bilseydim hastanede kaldığım akşamlar, sen uyuyamayıp televizyonu açtığında, kalkıp o televizyonu kapar, bana gençlik günlerini anlatmanı isterdim.
bilseydim ah bilseydim…
o gün o odadan çıkarken, seni sen olarak, son kez gördüğümü bilmiyordum, bilemezdim.
gecenin bir yarısı çalan telefonda, ifadesiz bir sesle “babamın tansiyonu çıktı, yoğun bakıma kaldırdık” dediklerinde de bilmiyordum. “gelmene gerek yok, biz de çıkıyoruz zaten” demelerine rağmen gözyaşları içinde deli gibi arabaya atlayarak hastaneye geldiğimde de bilmiyordum. gecenin ikisinde hemşirelere yalvarıp yoğun bakıma girdiğimde de bilmiyordum. biraz solgun, biraz yorgun yüzüne bakıp, artık ışığı solmak üzere olan gözlerinin içine gözlerimi diktiğimde de bilmiyordum.
-bak ben geldim, baba demistim. haydi çabuk iyileş, yukarda bekliyoruz seni, hatırlıyor musun?
yüzüme baktın. şaşkın bir ifade vardı feri sönmek üzere olan gözlerinde. kafanı sallayıp senin olmayan bir ses tonuyla bir şeyler mırıldandın.
yukarı çıkıp ağladım, ağladım. sabah; bilinç kapandı, uyuttuk dediler. hep uyanmanı bekledim. doktor; “ameliyat edemeyiz, durumu ağır, masada kalır” dediğinde “etmezseniz ne olur” dedim, “değişen bir şey olmaz” dedi, ben hala ümitle bekledim. yirmi gün boyunca uyanacağın gün neler söyleyeceğini hayal ettim.
hatırlıyor musun son gün yanına geldiğimde bildiğim duaları okudum, sana sessizce verda ettim. yanında o kadar uzun kaldım ki görevli çıkmam için uyarmak zorunda kaldı. aslında sana veda etmiyordum baba, sadece artık öylece yatmanı istemiyordum. burada veya başka bir alemde uyanmanı istiyordum.
uyanmadın be baba, uyanamadın. yoksa uyanmak mı istemedin.? acı çektiğin, artık bir şey beklemediğin bu hayata dönmek mi istemedin?
seni yazdan kalma bir mart günü çok sevdiğin boğazın sularını seyredebileceğin, denizin sesini duyabileceğin, geçen gemilere selam verebileceğin bir tepeye çok sevdiğin annenle babanın yanına bıraktık. gitmeden önce rüyama gelip bana veda etmiştin ya, seni öyle hatırlamak istiyorum artık. o hastane odasını hatıralarımdan silip; seni, sağlıklı, neşeli günlerindeki gibi hatırlamak istiyorum.
şu an hep aklımdasın, okulda öğretmenler odasına inmiyorum. çünkü hiç kimsenin gözlerimin içine bakıp bana teselli sözcükleri söylemesini istemiyorum.
derste solunum konusunu anlatırken gözyaşlarına boğuluyorum, çocuklar şaşkın yüzüme bakıyor. çünkü son yirmi gün soluk alıp vermek için o makineye bağlı kalmanı hatırlıyorum.
hastaneye gelirken dinlediğim müzikleri, odada okuduğum kitapları elime bile almıyorum. sessizliğimin arkasına sığınıp, sana daha yakın davranmadığımı düşünerek vicdan azabı ile kıvranıyorum.
sana veda etmiyorum baba, biliyorum bir gün bir şekilde tekrar bir araya geleceğiz. o güne kadar bulunduğun yerde rahat etmen için dua ediyorum.
(bkz: güldürmeyin ulan ibneler)
feto ile savastan vs yazilmis, ulan kim devlet kademelerine yerlestirdi o adamlari?
simdi hain denilen insanlarla birlikte yurunup butun ihaleler onlara peşkeş çekilmedi mi?
affedersiniz ama facetime'dan konusup mareşal olunmuyor, zaten ulkedeki tum kademelerin sayginliklari bir sekilde kaybettirildi, birakin da en azindan o rutbe sayginlikla anilsin.
feto ile savastan vs yazilmis, ulan kim devlet kademelerine yerlestirdi o adamlari?
simdi hain denilen insanlarla birlikte yurunup butun ihaleler onlara peşkeş çekilmedi mi?
affedersiniz ama facetime'dan konusup mareşal olunmuyor, zaten ulkedeki tum kademelerin sayginliklari bir sekilde kaybettirildi, birakin da en azindan o rutbe sayginlikla anilsin.
tanıtım filmciği ile bir komedi filminden beklentileri karşılayacakmış gibi görünen proje.
lakin insan merak etmeden edemiyor;
filmi ya da teaserı beğenip beğenmemek bir yana, "cem yılmaz'ın türk tiplemesinin ekmeğini yiyeceği film" gibi bir bakış açısıyla eleştirmek neyin nesidir arkadaş? bu adam fransız mı? ya da kripto hollandalı da biz mi bilmiyoruz? türk bir komedyenin filmlerinde absürd yerlerdeki türk karakteri canlandırması haybeden ekmek yemesi mi demek oluyor?
cidden, birilerinin başarısı ya da başarmak yolundaki uğraşısı neden başka birilerini bu kadar rahatsız ediyor, anlamak mümkün değil yeminle...
lakin insan merak etmeden edemiyor;
filmi ya da teaserı beğenip beğenmemek bir yana, "cem yılmaz'ın türk tiplemesinin ekmeğini yiyeceği film" gibi bir bakış açısıyla eleştirmek neyin nesidir arkadaş? bu adam fransız mı? ya da kripto hollandalı da biz mi bilmiyoruz? türk bir komedyenin filmlerinde absürd yerlerdeki türk karakteri canlandırması haybeden ekmek yemesi mi demek oluyor?
cidden, birilerinin başarısı ya da başarmak yolundaki uğraşısı neden başka birilerini bu kadar rahatsız ediyor, anlamak mümkün değil yeminle...
bazılarını rahatsız ettiğine göre daha yüksek sesle söylenmeli.
(bkz: sigarayı bırakmak)
bir kesim var ki ülkemizde, sevebilecek kadar özgür değiller. sevilebilecek kadar da değerli değiller kendileri için. sevgisiz ve mutsuzlar.
bu, mutlu olmayı ahlaksızlık sananlar için çok üzülüyorum.
keşke siz de sevilseniz... sonra zaten sevmeyi de öğrenirsiniz.
bu, mutlu olmayı ahlaksızlık sananlar için çok üzülüyorum.
keşke siz de sevilseniz... sonra zaten sevmeyi de öğrenirsiniz.
kocamla mesleklerimiz aynı. onun benden daha fazla özel dersi var sadece. 2 yıllık evliyiz, evliliğimizin ilk dönemlerinde tüm temizliği o yapardı, yemekleri ben. süpürme, vileda, toz alma onundu, banyo tuvalet temizliği benim. çamaşırı makineye atma işi benim, serme- toplama onun. yemek yedikten sonra beraber toplar, birimiz temizler birimiz makineye dizerdik. bunların hiçbirini konuşmadık, kendiliğinden bu şekilde gelişti. eşit derecede yoruluyorduk ve o becerebildiği işleri kendiliğinden yapıyordu. ben hamile kalıp bişey yapamamaya başlayınca bi yardımcı bulduk, haftada bir gelip işleri hallediyor sağolsun. yemek işi hâlâ bende çünkü yumurta bile kıramaz eşim. çocukla yapamadığım çok oluyor, ya ne bulursak yiyoruz ya dışarda yiyoruz. bunları da hiç konuşmadık. o bana kıyamaz, ben ona. kavga ettiğimiz, birbirimizin kafasını kırmak istediğimiz zaman da böyle oldu bu, herkes elinden geleni yaptı. ikimiz de sürekli sen yorgunsun deriz birbirimize. ayrıca bugüne kadar her ne yemek yapayım diye sorduğumda verdiği cvp aynıdır, yorma kendini çok, basit bişey yap yeter...
bu biraz vicdan işi sanırım. baştan konuşun iş bölümü yapın falan diyenler olmuş, senet imzalatsan yapmayacak olan yapmaz bence.
bu biraz vicdan işi sanırım. baştan konuşun iş bölümü yapın falan diyenler olmuş, senet imzalatsan yapmayacak olan yapmaz bence.
2010 referandumunda o bölgede boykot vardı yanlış hatırlamıyorsam
örnek: diyarbakır
katılım oranı : %35.2
örnek: diyarbakır
katılım oranı : %35.2
"the tense domestic political environment following last july's failed coup has persisted for longer than expected, a situation that the referendum on april 16 to centralize executive powers within the presidency is unlikely to alter given the large divide between the ruling justice and development (ak) party and the opposition over the proposed constitutional changes. the actions taken to reduce various forms of opposition to the government since july last year have undermined the country's administrative capacity and damaged private sector confidence."
demişler.
çevirisi için:
ohal'i çok uzattınız. diktatörlüğe gidiyorsunuz. muhalefete karşı aşırı baskı var. özel sektörün güveni yerle bir oldu.
daha ne desin adamlar. bunları biz desek gg.
edit: kaynak
demişler.
çevirisi için:
ohal'i çok uzattınız. diktatörlüğe gidiyorsunuz. muhalefete karşı aşırı baskı var. özel sektörün güveni yerle bir oldu.
daha ne desin adamlar. bunları biz desek gg.
edit: kaynak
atatürkçüyüm ve osmanlıyı da atalarım olarak sayıyorum. zaten bu durumu inkar etmek aslını da inkar etmektir.
atatürk'te bir osmanlı askeriydi ve hepiniz bilirsiniz sofya'da bir baloya yeniçeri kıyafetleriyle katılmıştı.
bazı osmanlı padişahlarının sapkınlıklarını tüm 700 yıla vurup durmayın artık, gümbür gümbür sallamışlar dünyayı gururlanacaksınız tabi. allah başta modern türkiye'mizin kurucusu atatürk olmak üzere diğer tüm osmanlı padişahlarından da / askerlerden de / halktan da razı olsun.
harbiden bi siktirin gidin artık, cidden kabak tadı verdi böyle atışmalar.
atatürk'te bir osmanlı askeriydi ve hepiniz bilirsiniz sofya'da bir baloya yeniçeri kıyafetleriyle katılmıştı.
bazı osmanlı padişahlarının sapkınlıklarını tüm 700 yıla vurup durmayın artık, gümbür gümbür sallamışlar dünyayı gururlanacaksınız tabi. allah başta modern türkiye'mizin kurucusu atatürk olmak üzere diğer tüm osmanlı padişahlarından da / askerlerden de / halktan da razı olsun.
harbiden bi siktirin gidin artık, cidden kabak tadı verdi böyle atışmalar.
paranoyaklık mı goygoyculuk mu ne desem bilemediğim davranışlara sebep olan durum. olm hasta mısınız? havada helikopterler uçuyor diye manyağa bağlayan ilk ülke de biz olduk herhalde. helikopter bu lan uçacak tabi. denizde yüzen helikopter görsem başlık açmaya üşenirim adamlar gelmiş uçan helikopterin tatavasını yapıyor.
31 yaşında geçmişi çelişkiler içinde yaşamış geleceğine oldukça umutla bakan karamsar insanlarla muhattap olmayan batıl inançlara inanmayan sevmediği insanlara karşı açık sözlü sevdiği insanlara karşı oldukça samimi alman usulünü asla sevmeyen birisi olarak bahsetmiş olduğum şeylerden birine sahip olan bir yazar arkadaşı kutumu yeşillendirmesi için bekliyorum.
sadece gecesi değil gündüzü de evde oturan yalnız ve işsiz insandır. buna sebep olan ise; uyku,plansızlık,üşengeçlik,öğle yemeği sonrası çöken ağırlık vb. gibi durumlardır. kişi yapmayı planladığı işleri, üzerinde tabakalaşan ölü toprak yüzünden gerçekleştiremez ve yediği yemeğin üzerine uyuyarak, cumartesi gününün öğlen ve akşam vakitleri arasını geçirir. kalktığında ise yediklerinin ağzında kalan buruk tadının atmosferinde uyuyacağı vakte kadar debelenip durur.
çanakkale köprüsü'ne yatırım yapılmasıyla daha derinleşmeye devam edeceği kesinleşen çöküş. kriz denen şey geçicidir, bu son 3 yıldır abd'nin para basmayı durdurmasıyla kemal derviş paketiyle sonsuza kadar idare edebileceğini zanneden düşük profilliliğin şapkasının düşüp kelinin görünmesidir. çöküşün nedeninin doğrudan/direk/tartışmasız inşaat projeleri olduğunun asla farkında olmayan bir halk, ve onlardan bir gram fazla bilgisi olmayan bir ekonomi yönetimi var. dolayısıyla "hatamızı anladık, ithalatı büyüme diye kakalamamamız gerekiyormuş, artık inşaat değil üretime odaklanacağız" denmediği sürece, buna yönelik adım atılmadığı sürece asla ve asla düzelmeyecek bir çöküş sürecindeyiz 3 yıldır. cari açık akp öncesinin 80 katı filan amk. çok net ve kesindir ki bu bir kriz değildir, çöküştür/batıştır.
bakın moody's az önce türkiye'nin kredi notu görünümü de düşürdü. türkiye'ye yıllardır "üretin, sadece inşaat yaparak dış güçlerin ürünlerini tüketerek oluşturduğunuz cari açık tehlikeli boyutlara gelirse altından kalkamazsınız" şeklinde uyaran kurum bu. moody's üretin diyor biz üretmiyoruz rezalete bak amk..
inşaat hamlelerinin tamamı ülkeyi yabancı sermayeye uşak yapmaktadır. bu rakamlarla apaçık ortadadır. bu kadar cari açık demek yabancı sermayeye her geçen gün daha da muhtaç hale gelmek demektir. iktidar; "biz bu ülkenin üretmesini istemiyoruz, biz inşaat yapalım vatandaşı müşteri yapalım yabancıya faiz ödeyelim, üretimi zaten inşaat ameleliğini yaptığımız avm'lerde yabancılar yapıyor, orada da sadece kayseri mantısı satıyoruz ki yabancı sermayeye zeval gelmesin, yandaşlarımız zengin olsun hiçbiriniz sikimizde değilsiniz, gırtlağa kadar borca girdik hazineyi de kefil yaptık. çocuklarınız ilerde çalışıp çalışıp mehmet cengiz'in borçlarını ödeyecek" demektedir.
bakın moody's az önce türkiye'nin kredi notu görünümü de düşürdü. türkiye'ye yıllardır "üretin, sadece inşaat yaparak dış güçlerin ürünlerini tüketerek oluşturduğunuz cari açık tehlikeli boyutlara gelirse altından kalkamazsınız" şeklinde uyaran kurum bu. moody's üretin diyor biz üretmiyoruz rezalete bak amk..
inşaat hamlelerinin tamamı ülkeyi yabancı sermayeye uşak yapmaktadır. bu rakamlarla apaçık ortadadır. bu kadar cari açık demek yabancı sermayeye her geçen gün daha da muhtaç hale gelmek demektir. iktidar; "biz bu ülkenin üretmesini istemiyoruz, biz inşaat yapalım vatandaşı müşteri yapalım yabancıya faiz ödeyelim, üretimi zaten inşaat ameleliğini yaptığımız avm'lerde yabancılar yapıyor, orada da sadece kayseri mantısı satıyoruz ki yabancı sermayeye zeval gelmesin, yandaşlarımız zengin olsun hiçbiriniz sikimizde değilsiniz, gırtlağa kadar borca girdik hazineyi de kefil yaptık. çocuklarınız ilerde çalışıp çalışıp mehmet cengiz'in borçlarını ödeyecek" demektedir.
mecliste en çok milletvekiline sahip üçüncü partinin eş genel başkanı.
bakıyorum da kendisine bir sepet küfür edilmiş, şimdi gördüklerim "anası sikilmiş"* ve "orospu çocuğu"* mesela..
sözlüğün sahibi olan avukat milletin entrilerinden para kasmaya çalışacağına şu lümpenleri temizlese sözlükten çok iyi eder. yoksa pazartesi parti avukatlarıyla birlikte bu embesillere güzel suç duyurularında bulunmayı planlıyorum.
bakıyorum da kendisine bir sepet küfür edilmiş, şimdi gördüklerim "anası sikilmiş"* ve "orospu çocuğu"* mesela..
sözlüğün sahibi olan avukat milletin entrilerinden para kasmaya çalışacağına şu lümpenleri temizlese sözlükten çok iyi eder. yoksa pazartesi parti avukatlarıyla birlikte bu embesillere güzel suç duyurularında bulunmayı planlıyorum.
burhan kuzu'suz bir ülke kulağa hoş geliyor.
hımm.
hımm.
işi işte bırakmak. iş telefonunu mesaiden sonra sessize almak.
şirket mailini telefona kurmamak.
iş arkadaşlarını özel hayata dahil etmemek.
iş arkadaşlarıyla samimi olmamaktan geçer.
duygusal bağ kurmamak da önemli.
şirket mailini telefona kurmamak.
iş arkadaşlarını özel hayata dahil etmemek.
iş arkadaşlarıyla samimi olmamaktan geçer.
duygusal bağ kurmamak da önemli.
starbucks'ın sadece ders çalışmak ve freelancerlar için açtığı geniş masaları mı eleştiriyor bu dümbük?
oğlum o alanlar zaten o işler için açıldı. tek derdin kahve içmekse al kahveni siktir git.
oğlum o alanlar zaten o işler için açıldı. tek derdin kahve içmekse al kahveni siktir git.
b planları, a planından daha imkânsız olan biriyim.
yine yunanlilar denize dokulmus. aferin aslanlar.
samimiyettir.
bahsettiğim samimiyet ihtiyaç anında pofuduk bir omuza dönüşebilmek ya da o ultra uyumlu bilinç akışıyla her durumda 12 ciltlik goygoy ansiklopedisi yazabilmek değildir sadece.
yanlış anlaşılan olaylar ufak ufak setler oluşturduğunda, rahatsızlık yaratan durumlar cana taktuk ettiğinde karşıklı tartışabilmeli en yakın arkadaşlar. tortuyu temizleyebilmeli beraberce. tartışabilmek belli bir samimiyet ister. medeni insanlar buna iletişim derken, aylin balboa gibi yoluna baş koyan barbarlar ise şöyle açıklıyor durumu: "kavga etsek belki biraz rahatlarım. ancak kavga belli bir samimiyet gerektirir. seninle o kadar samimi olduğumuzu düşünmüyorum. halbuki ben gerektiğinde başımı omzuna koyabileceğim birini değil sinirlendiğimde direktoman kafayı koyabileceğim birini arıyorum."
böyle davranarak kalbimi kırıyorsun, bak tamam belki kalbim çin malından ota boka kırılası var bu aralar ama bari bön bön bakmaya devam etme dediğinizde bir silkelenmeli en iyi arkadaş.
hayırdır ananı babanı mı öldürdüm, bu ne surat be, diye merakla sorduğunuzda duvara konuşuyor hissi yaratmamalı.
(bkz: şeffaflık çok güzel sen de gelsene)
durduk yere suratın tillahını yapıp bir de üstüne üstlük mevcut durumu sizinle konuşmaya tenezzül dahi etmiyorsa arkadaşlık ilişkinizi gözden geçirin derim ben.
o samimiyet sandığınız şey belki de elma armuttur. gurur sandığınız şey ise aslında karpuz olabilir. tarkan'a iletirseniz sevinirim.
(bkz: yazar burada içini döktü)
bahsettiğim samimiyet ihtiyaç anında pofuduk bir omuza dönüşebilmek ya da o ultra uyumlu bilinç akışıyla her durumda 12 ciltlik goygoy ansiklopedisi yazabilmek değildir sadece.
yanlış anlaşılan olaylar ufak ufak setler oluşturduğunda, rahatsızlık yaratan durumlar cana taktuk ettiğinde karşıklı tartışabilmeli en yakın arkadaşlar. tortuyu temizleyebilmeli beraberce. tartışabilmek belli bir samimiyet ister. medeni insanlar buna iletişim derken, aylin balboa gibi yoluna baş koyan barbarlar ise şöyle açıklıyor durumu: "kavga etsek belki biraz rahatlarım. ancak kavga belli bir samimiyet gerektirir. seninle o kadar samimi olduğumuzu düşünmüyorum. halbuki ben gerektiğinde başımı omzuna koyabileceğim birini değil sinirlendiğimde direktoman kafayı koyabileceğim birini arıyorum."
böyle davranarak kalbimi kırıyorsun, bak tamam belki kalbim çin malından ota boka kırılası var bu aralar ama bari bön bön bakmaya devam etme dediğinizde bir silkelenmeli en iyi arkadaş.
hayırdır ananı babanı mı öldürdüm, bu ne surat be, diye merakla sorduğunuzda duvara konuşuyor hissi yaratmamalı.
(bkz: şeffaflık çok güzel sen de gelsene)
durduk yere suratın tillahını yapıp bir de üstüne üstlük mevcut durumu sizinle konuşmaya tenezzül dahi etmiyorsa arkadaşlık ilişkinizi gözden geçirin derim ben.
o samimiyet sandığınız şey belki de elma armuttur. gurur sandığınız şey ise aslında karpuz olabilir. tarkan'a iletirseniz sevinirim.
(bkz: yazar burada içini döktü)
renklilerin kardeşliğini perçinleyen maç. kardeş beşiktaş şampiyon olmaya devam edecek ister decoderi çöpe at ister götüne sok fark etmez.
(bkz: tok kapı sesi cumhuriyeti)
dedesinin mezar taşı olduğu için kıskandıran durumdur.
benim büyük dedemgil dört kardeşmiş. biri yemen'de kalmış. biri sarıkamış'ta kalmış. biri ikinci inönü savaşı gazisi. benim büyük dedem de çanakkale savaşı'na gitmiş, bir daha dönmemiş. yaptığım araştırmalar sonucu ölüm tarihinin 25 mayıs 1916 olduğunu öğrendim. kendisinin galiçya cephesi'nde kanonenfutter yani top yemi olduğunu düşünüyorum. babaları da 93 harbi'nde şehit olmuş.
burada iki şey anlatmaya çalışıyorum.
birincisi; ben bunları birkaç yılda araştırdım öğrendim. yani niyetin olsaydı her türlü öğrenip okurdun arkadaşım. icraat yok anca boş laf.
ikincisi; deden mezar taşına sahipse büyük ihtimalle asker kaçağıdır. bu durumda o savaşta dedem savaştı, bu cephede süründü, düşmana bilmemne yaptık gibi laflar çok komik kaçıyor. gerçi kendi çocuğu askere gideceği zaman batıda olsun diye torpil arayıp, oraya buraya savaş açma meraklısı tiplerden ne bekliyorsak.
bir de mezar taşı nedir allahınızı seviyorsanız. dedemin cepheden gönderdiği mektuplar var deseniz, dedemin günlüğünü hatıratını okuyamıyoruz deseniz amenna. manevi değeri vardır. aynı zamanda ciddi tarihi değeri vardır. bence buradan yürüyün siz.
benim büyük dedemgil dört kardeşmiş. biri yemen'de kalmış. biri sarıkamış'ta kalmış. biri ikinci inönü savaşı gazisi. benim büyük dedem de çanakkale savaşı'na gitmiş, bir daha dönmemiş. yaptığım araştırmalar sonucu ölüm tarihinin 25 mayıs 1916 olduğunu öğrendim. kendisinin galiçya cephesi'nde kanonenfutter yani top yemi olduğunu düşünüyorum. babaları da 93 harbi'nde şehit olmuş.
burada iki şey anlatmaya çalışıyorum.
birincisi; ben bunları birkaç yılda araştırdım öğrendim. yani niyetin olsaydı her türlü öğrenip okurdun arkadaşım. icraat yok anca boş laf.
ikincisi; deden mezar taşına sahipse büyük ihtimalle asker kaçağıdır. bu durumda o savaşta dedem savaştı, bu cephede süründü, düşmana bilmemne yaptık gibi laflar çok komik kaçıyor. gerçi kendi çocuğu askere gideceği zaman batıda olsun diye torpil arayıp, oraya buraya savaş açma meraklısı tiplerden ne bekliyorsak.
bir de mezar taşı nedir allahınızı seviyorsanız. dedemin cepheden gönderdiği mektuplar var deseniz, dedemin günlüğünü hatıratını okuyamıyoruz deseniz amenna. manevi değeri vardır. aynı zamanda ciddi tarihi değeri vardır. bence buradan yürüyün siz.
'yemek siparişini beklerken çalan kapı zili' nin başı çektiği liste
galatasarayı bir sezonda tek başına şampiyon yapmış adamdır. daha ne yapsın gol mü atsın?
not: bjk
not: bjk
(bkz: kişinin yaşlandığını anladığı anlar)
çok değil, 2002 dünya kupası dönemindeki futbolcuların hepsi "kocaman adamlar" olarak geliyordu bana.
şimdi takımın nerede hepsi benden küçük.
çok değil, 2002 dünya kupası dönemindeki futbolcuların hepsi "kocaman adamlar" olarak geliyordu bana.
şimdi takımın nerede hepsi benden küçük.
torbacılık. pezevenklikten sonra o paklar.
demiş ki, "istanbul’u yönetiyoruz ama olmuyor böyle yürümüyor"..
bir yerden tanıdık geliyor mu bu söylem? adam 15 yıldır belediyeyi yönetiyor ama olmuyormuş yürümüyormuş. vah vah ne acı. bunun bir üst modeli de 15 yıldır devleti yönetiyor ama olmuyor yürütemiyoruz diyordu. daha bu halk size ne verecek? vermedikleri bir g*t kaldı onu da mı istiyorsunuz?
bir yerden tanıdık geliyor mu bu söylem? adam 15 yıldır belediyeyi yönetiyor ama olmuyormuş yürümüyormuş. vah vah ne acı. bunun bir üst modeli de 15 yıldır devleti yönetiyor ama olmuyor yürütemiyoruz diyordu. daha bu halk size ne verecek? vermedikleri bir g*t kaldı onu da mı istiyorsunuz?
(bkz: sultan ahmet camii)
(bkz: tac mahal)
(bkz: drina köprüsü)
(bkz: semerkand medresesi)
(bkz: mostar köprüsü)
gibi mimari güzellikler ve bunun yanında sayısız ebru, çini, nakış, minyatür gibi el sanatları eserleri. pek tabii hattatlık.
sayısız tipte ve dönemde türk müziği ve türk icadı enstrümanlar.
türk moğol inovasyonu olan oklar, kılıçlar, kalkanlar vb bir çok savaş aleti.
arf sabiti gibi şimdi aklıma gelmeyen bir dolu bilimsel ve akademik buluş.
türklük öyle basit bir şey değildir ve 15 senede tek bir coğrafyada yok edilemez. ne türkiye türklerin tek coğrafyasıdır, ne de türklük sadece arap seviciliğidir.
anadolu'daki arap kültürü ile yozlaşmış ve cahil kalmış insanlar türk milletini ve türk kültürünü temsil edecek çapta değildir.
yoğurt da tek türk icadı değildir bazılarının zannettiği gibi.
aptal ve meczup bir milletin nesli değiliz ve bizi bu aptallığa yamayanlar gelip geçici buhranlardan öte değildir olamaz.
(bkz: tac mahal)
(bkz: drina köprüsü)
(bkz: semerkand medresesi)
(bkz: mostar köprüsü)
gibi mimari güzellikler ve bunun yanında sayısız ebru, çini, nakış, minyatür gibi el sanatları eserleri. pek tabii hattatlık.
sayısız tipte ve dönemde türk müziği ve türk icadı enstrümanlar.
türk moğol inovasyonu olan oklar, kılıçlar, kalkanlar vb bir çok savaş aleti.
arf sabiti gibi şimdi aklıma gelmeyen bir dolu bilimsel ve akademik buluş.
türklük öyle basit bir şey değildir ve 15 senede tek bir coğrafyada yok edilemez. ne türkiye türklerin tek coğrafyasıdır, ne de türklük sadece arap seviciliğidir.
anadolu'daki arap kültürü ile yozlaşmış ve cahil kalmış insanlar türk milletini ve türk kültürünü temsil edecek çapta değildir.
yoğurt da tek türk icadı değildir bazılarının zannettiği gibi.
aptal ve meczup bir milletin nesli değiliz ve bizi bu aptallığa yamayanlar gelip geçici buhranlardan öte değildir olamaz.
2 temeli olandır.
1. akp'nin savunduğu ve arkasında durduğu ideolojiye ait olmayanlar atatürkçülük etrafında birleşiyor. buna milliyetçiler, merkez sağcılar ve hatta bir takım ılımlı muhafazakar ama akp'nin yozlaşmasından rahatsız kesim de dahil.
edit: bu kısma bir çok kürt kökenli vatandaşımız da dahilmiş söylenene göre.
2. kemalistlerin ve o cehape zihniyetinin egemenliğinin bitişi. elitist menopoz teyzelerin yüzünden koca bir nesil atatürk'ü sahiplenemedi, benimseyemedi bu ülkede.
1. akp'nin savunduğu ve arkasında durduğu ideolojiye ait olmayanlar atatürkçülük etrafında birleşiyor. buna milliyetçiler, merkez sağcılar ve hatta bir takım ılımlı muhafazakar ama akp'nin yozlaşmasından rahatsız kesim de dahil.
edit: bu kısma bir çok kürt kökenli vatandaşımız da dahilmiş söylenene göre.
2. kemalistlerin ve o cehape zihniyetinin egemenliğinin bitişi. elitist menopoz teyzelerin yüzünden koca bir nesil atatürk'ü sahiplenemedi, benimseyemedi bu ülkede.
ne diyon sen değişik