Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
kondüktörler için inceledikleri çaylaklık entryleri "sözlük'te bu ayarda bir yazar olacağım" türünde bir taahhüt. yazar olduktan sonra çaylaklık entrylerindeki özeni bir kenara bırakıp canavara dönüşen yazarlar kondüktörlerin zamanlarını çaldıkları gibi, sözlük'e de zarar veriyorlar.

artık çaylaklık entryleri uygun bulunarak yazar yapılmış yeni yazarların sonraki entrylerinde aynı özen görülmediği takdirde kondüktörler bu yazarları uçurabilecekler.

çaylaklık ile sözlük yazarlığı arasındaki geçiş sürecinin ya yazarsın, ya değilsin keskinliğinde olması ileride değişecek şeylerden, bu aynı zamanda hepimiz için ileride olacaklara bir alıştırma da olmuş olur.

not: halihazırda entry silme ve yazar uçurma yetkisi olanların bu yetkileri aynen devam ediyor olacak.
sivil aracındaki bir insana, eşinin yanındayken, orospu çocuğu sıfatının iltifat kalacağı kevaşeler tarafından gerçekleştirilen saldırı.

böyle ağır kevaşesiniz işte. uyurken vurursunuz, arkadan yaklaşıp vurursunuz, karısının yanında vurursunuz. şerefini siktiğimin eşek sikici götverenleri.

arslan kulaksız'a acil şifalar.
savaş pilotundan temiz f-16 c blok 30 - elegance

bir türk ile girdiğim it dalaşında kuyruk kanadında sürtme var, değişmeden lokal boya ile kapatıldı onun dışında hiçbir şey yok muayyer.

istediğiniz ustaya gösterebilirsiniz, kilometresi orijinal. söylediğimden fazlası çıkarsa ekspertiz raporunu ben karşılıyorum almazsanız almayın.

uçanında hiç sorun yok jet motoru %90 da.

açılır tavan, klima mevcut.

şanzımanı otomatik pilot. ils, hdg, alt, spd, vr, flp, brk full kontrol.

lastikleri michelin yeni aldım, kış lastiklerini de veriyorum 1 sezon kullandım. vizesine 1 yıl kaldı.

alıcısına şimdiden hayırlı olsun.
"suruç’ta gerçekleşen katliama misilleme amacıyla bazı yerel birimlerin yaptığı kısmi misilleme eylemleri ateşkesin tarafımızdan bozulduğu anlamına gelmediği gibi, zaten bu eylemler bir merkezi karardan ziyade tepkisel çıkışlar biçiminde gelişmişlerdir."

bu kısım ilginçmiş de bunu şimdi söylemek yerine ilk olay gerçekleştiğinde söylemeleri ve tüm birimlerine sükunet çağrısı yapmaları gerekirdi. bu saatten sonra hiçbir inandırıcılığı olmaz.
her alternatif tıp tartışmasında farklı oyuncular ama aynı senaryo, aynı "vallahi ben de inanmıyordum ama" kıssaları, o yüzden kıssa kıssa gidiyorum, bu şablonu her benzer konuya uyarlayabilirsiniz:

1) bir kere oturduğunuz yerden şunu düşünün:
eğer geleneksel bir metod başarılı ve ucuzsa, geçerliliğinin tartışmasını bile yapmazdık, çünkü modern tıbbın bunu gölgede bırakması için bir neden olmazdı. herkesçe açıkça kabul edilen bir olgu olurdu, tıpkı su çiçeği aşısının işe yaraması gibi. hem de daha da kesin, çünkü su çiçeği aşısının yararını insanlara kanıtlaması için sadece 40 senesi vardı, ve tanımadığın doktorlara güvenmek gerekti. oysa "okutmanın" kendini kanıtlaması için asırları vardı, ve halka daha yakın olan hocalara güvenmek yeterliydi. bu şartlar altında siğil okutmanın yararının hala anektodlardan ileriye gidememiş olması, kuşkuyu tavana vurdurmalı.

2) bu konulara genelde deneyip başarılı olanlar yazar, çünkü hem akıllarında bu yer etmiştir, hem de hevesleri yüksektir. siğilini okutup da işe yaramadığını görenin yazma ihtimali daha az, muhtemelen unutmuştur bile. dolayısıyla hikayeleri okuyunca bu yöntem olduğundan daha başarılıymış gibi gözüküyor.

3) placebo etkisini herkes biliyor, dolayısıyla bazı hikayeler olayın placebo olmadığını anlatmak için, "ben de inanmıyordum"u vurguluyor. halbuki placebo sadece bilincinizle sınırlı değil, çevrenizin yaklaşımı, telkinleri de önemli. bilincin "eh hadi bakalım, madem ısrar ediyorsun, seni mi kırıcaz" derken, bilinçaltı "ayy hadi inşallah" naralarıyla inliyor olabilir. tam da zaten bu tip telkinlerde bulunacak aileler, o yöntemleri denemeye daha yatkın olduklarından, placebo kendi kendini yaratmış oluyor.

mosquito hatırlattı, placebo olduğunu bildiğimiz durumlarda bile placebo işe yarıyor

4) zaten tek mantıklı açıklama placebo da değil: "ilaç aldım geçmedi, okuttum 1 hafta sonra geçti" diyenlerin siğili belki okutmasalardı da 1 hafta sonra geçecekti. belki ilaç yeni tesir etti. belki hayatlarındaki başka gelişmeler bünyede değişikliğe neden oldu. bu "belkiler" olmasın diye kontrol grubu diye bir şey icad edilmiş zaten. insanlığın bilgisi anektodlar üzerinden ilerlemiyor, çünkü anektodların kontrol grubu yok.

5) hikayelere şöyle bir göz gezdirince anlaşılıyor ki "siğili okutmak" diye tek bir şey yok. yaraya yaprak süreni, iğneyle patlatanı, dal yalatanı, bitki yedireni, fantazilerde sınır yok maşallah. bazı yöntemler birden fazla şekilde etki edebilirler (diyetini değiştirmek mesela), dolayısıyla siğili geçirenin "okuma" değil bu tip etkenler olması mümkün. o yüzden deneylerde bir tek değişken olur, aynı anda 3-5 ayrı şeyi değiştirip denemezsin.

6) bunu islamla veya ateizmle bağdaştırırken dikkatli olmak lazım. büyü islamın bir şartı değil (hatta allaha şirk koşmak olarak yorumlanabilir), aynı zamanda bir tanrıya inanmamak da batıl inançlara sahip olmamayı veya kritik düşünceyi öğrenmiş olmayı garantilemiyor. hrıstiyan dünyasında, perilere, cadılara, büyüye olan inanç 1900lere kadar epey sağlamdı, bugün ise dalga geçilecek bir şey, ama hrıstiyanlık aynı oranda bir düşüş yaşamadı.

7) yukardaki dünyevi nedenlerin açıklayamadığı bir okutma gücü olsaydı, benzer yöntemlerin siğil gibi dandik şeyler yerine aids tedavilerinde, ebola aşılarında, alzheimer hasarının onarımında da görmeyi beklerdik. eğer hoca en az level 30 ise, kırılan kolun iki günde iyileşmesi, kopan bacağın yeniden çıkması, tıkanık kalp damarlarına anjiyo da mümkün olmalıydı.

***

gelelim kıssadan hisseye:
kendini şüpheci olarak gören herkes, kendine şu soruyu sormayı alışkanlık haline getirmeli: "buna inanmam için ne olması lazım, ne görmem lazım?" bunu bir nevi beyin jimnastiği olarak görün.

buna bir cevap bulamıyorsam, hiç bir şart altında inanmayacaksam siğil okutmanın geçerliliğine, o zaman benle tartışmak tam bir zaman kaybı olur, çünkü kararımı vermişim ve olası her yeni veriye aklımı kapatmışım. bu bağnazlığın tanımıdır.

son maddeyi biraz da bundan yazdım: o örneklerin bir kısmı da gerçekten telkinle, büyüyle, reikiyle, tai chiyle, kung fuyla, kung pao chickenla tedavi edilirlerse bu dikkatimi çeker. sonra bir kaç soru sorarım: "bunun kontrollü bir deneyi yapılmış mı? deney double blind mı? örneklem yeterince büyük mü?"

bunlara da cevap olumluysa evimdeki richard dawkins kitaplarını yakarım önlem olarak, sonra sormaya devam ederim: "deneyin finansmanı kimden gelmiş? sonuçlar saygın bir yerlerde yayınlanmış mı? ve en önemlisi, bu sonuçları aynı yöntemlerle tekrarlayan bağımsız bir grup olmuş mu?"

bunlar da tamamsa, bir daha hastaneye filan gitmem, sağlık sigortamı iptal ederim. en yakındaki hacı hocaları bana gerçek zamanlı gösteren ve onlara yorum bırakmamızı sağlayacak bir aplikasyon geliştirip köşeyi dönerim *

[bu konularla ve genel olarak tartışmayla alakalı bir kitap yazıyorum, bir kaç aya biter, o zamana kadar hacıya hocaya fazla para yedirmeyin ki kitaba verecek paranız olsun]
aylak ve dağınık adamdır. tıpkı bir arkadaşım gibi. tüm gelirini kiraya bağlamış durumda. ne acı değil mi? üstelik her ay kendini buna göre ayarlıyor. hepi topu 14 dükkanı var, 350bin tl seviyesinde de kira getirisi bulunuyor (aylık). şu an çeşme'de yazlığında. daha doğrusu mayıs ayında bir gidiyor, eylül sonuna kadar orada. çok zor bir hayat, çok hemde.

edit:
arkadaşlar bu konuda çok mesaj aldım. sebebini anlamadım ama çok ilgi çekti. bakın benim bildiğim (bire bir tanıdık değil) bir kişi var ve aylık kira getirisi 7 milyon tl seviyesinde. yani bizim arkadaş öyle düşündüğünüz gibi ultra bir gelire sahip değil.
beylikdüzü ve esenyurt civarından 20-22 sene önce toprak sahibi olanlar bugün ürkütücü bir varlığa sahip oldular. siz siz olun, istanbul'dan toprak alın. istanbul'da toprağın olsun, saksıda dursun derler ya. çok doğru bir sözdür.
malum şahsın kendi serveti ve iktidarı için başlatmak istediği savaşı tek engelleyebilecek parti hdp olduğu düşüncesidir. son derece haklıdır.

bu ülkede gezi olmamış gibi, 17 aralık olmamış gibi, bu insanların, haksız şekilde elde ettiği servetlerini korumak için her şeyi yapabileceği ortaya çıkmamış gibi, iki-üç milliyetçi saçmalıkla gaza geliyorlar ve akp'nin arkasında sıralanıyorlar.
umarim olmaz ama su cocuklarin basina birsey gelse bir gram pismanlik duymayip uzerinden "devlet cocuk olduruyor" diye ekmek yemeye calisacak katiksiz orospu cocuklarinin isidir. ne istiyorsunuz bu masum ufakliklardan lan, devrimse devrim, 7-9 yas arasi bebeleri alet etmeden yapamiyor musunuz devriminizi?

tanim: dhkp-c'nin bir kez daha ne kadar kahpe-c oldugunu gostermis masumlardir. umuyorum hepsi evlerine sag saglim varirlar.
an itibariyle resmen açıklanan olay.

http://www.haberturk.com/…enerbahceye-sponsoru-oldu
http://im.htspor.com/…250670ddc267b6d67c399b0f0.jpg

şimdi takvimleri 1 sene geriye saralım;

(bkz: thy'nin galatasaray'a sponsor olması)
(bkz: thy'nin trabzonspor'a sponsor olması)

şimdi konuşsun bağzı orospu çocukları. tabi yüzleri varsa...

edit: allah bu adamları g.t etmeyi sevdiği kadar başka hiçbir şeyi sevmiyor.

https://pbs.twimg.com/…ia/ck7mm9ywcaaq5_s.jpg:large
http://i.hizliresim.com/gkv2y7.jpg
https://pbs.twimg.com/…ia/ck7ky3nvaaikmgq.jpg:large

bak bu favorim;

https://pbs.twimg.com/…ia/ck7rrrkweaab6ig.jpg:small
"kadını elde etmek."

şimdi şu cümleyi biz kursak kadın elde edilecek varlık mı, sahiplenecek canlı mıyız, kadın kadındır çiçek babandır diye bir ton laf edilir.

reddedildiği halde kovalamak gerekiyormuş. işte böyle böyle nice erkek olayı yanlış anlayıp sapık, manyak, takıntılı oluyor.
mesrebini beğenmediği, siyaseten rakip gördüğü insanın fiziksel şiddete maruz kalmasını, kadina siddet şerefsizliğini bile sözde siyasi argumanina meze yapan dallamalar, sizinle "mini etek giyersen tecavüz ederler tabi" diyenler aynı hamurdan. aynı derecede bağnaz, yobaz hödüklersiniz.
bir çoğumuz malum kepler 452b'nin keşfinden sonra "bizden başka yaşam var mı" sorusunun daha popüler hale geldiğinin farkındasınızdır.

çoğumuz fermi paradoksu'ndan bahsetmiş ama kimse çok detaylı açıklamamış.

büyük fizikçi enrico fermi bir gün şu soruyu sordu; "where is everybody?"

evrenimiz 13.7 milyar yıl yaşında, galaksimiz yaklaşık 11 milyar yıl yaşında, güneş'imiz 5.5 milyar yıl yaşında ve dünya'mız da 4.5 milyar yıl yaşında. canlılık 3.7 milyar yıldır mevcut ve insan zekası 250 milyon yıldır var.

tüm bu milyarları, milyonlara göre 24 saatte skala edersek gece saat 23:59.10'dan beri buradayız. en azından galaksimiz 11 milyar yıldır burada ve bizden 7 milyar yıl daha yaşlı.

en azından bu 7 milyar yıl için;

enrico fermi'nin de dediği gibi , o zaman, "where is everybody?

yazının bundan sonrasına başlamadan önce lütfen şu entry'mi okuyalım. (bkz: #45525795)

okuduk ve geldik mi?
evet, fermi paradoksu'na geri dönelim.

"başka gezegenelerde yaşam var mı?" sorusuna cevap verebilmek için seti diye bir oluşum var.
bu oluşumun da babası frank drake'tir.

frank drake amcamızın bir eşitliği mevcut, bu eşitlik bugüne kadar kaç tane mediniyet oluştuğunun formülü.

işte o deklem, drake eşitliği

daha detaylı bilgi için şu arkadaşımızın açıklaması oldukça başarılı olmuş.
okuyalım lütfen

aslında kesinlikle matematiksel olarak "kaç adet akıllı canlı var" sorusunun cevabını veren formülümüz var ama bunun değerlerini bilmiyoruz.
yani kaç tane medeniyetle bağlantı kurduk, kaç tane dünya gibi gezegen var değişkenlerinin cevabı yok. ama cevabı almak yolunda kepler uzay teleskobu bize her gün yardım ediyor.

neyse, konumuza dönelim, fermi paradoksu.

komşu galaksilerimize, günümüz koşullarında asla ulaşamayacağız. çünkü evren genişliyor ve galaksiler sürekli bizden kaçacaklar. yani fermi paradoksu için samanyolu galaksisi'ni göz önünde bulundurmamız gerekiyor. diğer galaksiler de (ki milyonlarca galaksi var) konumuzun dışında şu anda.

galaksimizde 450 milyar yıldız bulunuyor.
450 milyar yıldız'ın yaklaşık 25-30 milyarı güneş gibi.
bu güneşlerin de gezegenleri trilyonu bulunuyor.
yani bizim gibi dünya olma olasılığı bir hayli yüksek.

1 trilyon dünya gibi gezegen olsa %0.01'i bile binlerce hayat dolu gezegen yapıyor. (sadece samanyolu için)

peki, bu ne demek?

burada medeniyet sınıflandırması devreye giriyor.
bilimde üç adet medeniyet mevcut ve bu formülüze edilmiş durumda.
bunun adına kardashev skalası deniliyor.

kardashev skalası basit ama etkili bir temele dayanıyor. (carl sagan'ın katı yaptığı 1971 tarihli makalesi )

bir medeniyetin kontrol altında tutabildiği güç (watt cinsinden) bize o medeniyetin derecesini gösteriyor.

formül için tık

buradaki k sabiti bize, watt cinsinden güce göre medeniyet seviyesini veriyor.

temel olarak 3 tip medeniyet mevcut.

1. tip medeniyet

kendi gezegenindeki tüm enerjiyi kontrol edebilen, gezegendeki enerjiyi %100 kullanabilen medeniyettir. carl sagan'ın yukarıdaki makalesinde de belirtildiği gibi şu anda 1971 hesaplarına göre bizim k değerimiz 0.73 çıkıyor. yani 1 değiliz. biz henüz 0. tip medeniyetiz. biz henüz ne volkanları kontrol edebiliyoruz ne de depremleri. rüzgarı, okyanusları, barajları kontrol etmekten çok uzak değiliz ama tektonik güçler konusunda, tsunamiler konusunda oldukça uzağız. sel'i bile kontrol edemiyoruz. aldığımız radyoaktif elementilerin %98'ini atık olarak yerin altına gömüyoruz. henüz plütonyumu bile verimli olarak kullanamıyoruz.

miçu kaku'ya göre 100 yıldan az sürede insanoğlu type 1 olacak. ama miçu kaku son derece popülist ve yarrak gibi bir adam. bu yüzden bence bu sürecin en az 1000 senesi var.

2. tip medeniyet

bu tarz medeniyetler, dünyadaki tüm enerjiyi kontol edebildiği zaman en yakın enerji kaynağına yönelecektir. bu da tabi ki gezegeninin yıldızıdır. kendimizden örnek verirsek, güneş'tir. dünyamızı kontrol altına aldıktan sonra, kendi güneşimizi de kontrol altına alabilir hale gelmeye çalışacağız. enerjisini maksimum verimle kullanıp, yön verip, kontrol altına alacağız. o fikrin bilimsel adı da dyson küresi. tabi bu küreyi kurduktan sonra, güneş sistemi'nde koloni haline geleceğiz. alacağız o muhteşem enerji ile mars'a, jupiter'in uydularına medeniyetimizi kurabiliriz. güneş sistemi'nin her köşesinde yaşar hale gelebiliriz.

3. tip medeniyet

bu medeniyet ise artık bizim güneş sistemi'nin dışına çıkmamız ve galaksi'deki tüm yıldız sistemlerindeki yıldızların enerjilerini elde etmekle mümkün hale gelecek. tüm bu söylediklerim için, bugünden itibaren başlarsak 2 ila 5 milyon yıl sonra galaksi'de kendi imparatorluğumuzu kurmuş hale gelebiliriz.

pekiiii, "where is everybody?"

işte paradoks tam olarak burada başlıyor. biz ilk miyiz ya da bizden öncekiler nerede? galaksimiz birilerinin imparatorluğu olmayacak mıydı? olması gerekmiyor muydu? galaksimiz 10 milyar yıl yaşındaysa, o 2 milyon yıllık süreçte kimler, nerede?

biz daha 0. medeniyetiz. emekleme dönemindeyiz. 200 milyon yıllık zekamız var, 10 bin yıldız tarım toplumuyuz, matematiği 3 bin yıldır biliyoruz. atom seviyesine 80 yıldır inmiş durumdayız, ay'a gideli 46 sene oldu, atmosferin dışına ilk defa 50 sene önce çıktık. nükleer silahların riskli olduğunu anlayalı 40 sene geçti. güneş sistemi'nin dışına insan yapımı bir araç çıkalı sadece 2 sene oldu.

birbirimizle savaşıyoruz ve birbirimizi dinlemiyoruz. kendi elimizle dünya'yı berbat bir hale getiriyoruz, getirmememiz gerektiğini anlamamız bile en az 300 yılımızı alacak. haritalarımızda sınırlarımız var.

hal böyle iken henüz biz 3. tip medeniyetin oldukça uzağındayız.

ama 3. medeniyetten olmuş olabilen canlılar olabilir. başka galaksilerde veya mevcut galaksimizde. biz onları anlamıyor olabiliriz. bizden çok ileri düzeyde bir iletişim ve yolculuk kullanıyor olabilirler.

sizler, muhabbet kuşunuza ya da bir karıncaya medeniyetinizi anlatabiliyor muyuz? belki de onlar da bize anlatamıyorlardır ya da anlatmıyorlardır. (en azından pi sayısından ve hidrojen atamonun şeklinden anlaşabiliriz)

evet, 3. medeniyet gibi bir medeniyet bizim için tanrı olurdu. eğer varsalar, gözükmüyorlarsa bir bildikleri vardır.

diğer seçenekse bizi yok edebilirler ve kaynaklırımızı kullanabilirler. bizler bir ormanı yok ederken, karıncalara ormanı neden yaktığımızı anlatabiliryor muyuz? kendi uygarlığım için kaynağa ihtyacımız olduğunu söyleyebiliyor muyuz? söyleyemiyoruz. işte tam olarak bu şekilde gelip, her şeyimizi alıp, özellikle oksijenimizi kullanıp gidebilirler. (otostopçu'nun galaksi rehberi'nde dünya'nın nasıl yok olduğunu hatırlayın)

en son seçenekse yalnızız. tekiz. en azından samanyolu bizim imparatorluğumuz olabilir ve medeniyetimizi bu imparatorluğa yayabiliriz. yok olmamak adına, en azından 9 milyar yılın sonunda, samanyolu'nda oluşan canlılığı, aklı ve bilgileri başka gezegenlere taşımak zorundayız. bu, bu dünya üzerindeki her canlının görevi olmalı.

1. medeniyet olabilmek için enerji değil;

dünya'yı kirletmeyi, savaşmayı, adaletsizliği ortadan kaldırmamız gerekiyor.
bilimi insanlara yaymalı, insanları eğitmeli ve o insanların dünya'yı korumasını sağlamamız gerekiyor.

fermi paradoksu'nun çözülmesi, kardeshev skalası ve belki de drake eşitliğindeki o bilinmezlikleri ancak bu şekilde çözebiliriz.

bununla ilgili olarak;

kaynak 1 , kaynak 2 , kaynak 3 , kaynak 5 , kaynak 6 , kaynak 7 , kaynak 8 , çok iyi bir kitap, kaynak 9 , carl sagan kaynak 10 , hawking kaynak 11 ve kaynak 12

hepsine ek olarak tüm bunları bilerek isaac asimov 'u okumak ne kadar büyük şans ya.
atv'de canlı yayına çıkan ahmet davutoğlu'nun açıklaması. aman allah'ım, ne büyük fedakarlık. sen izlediğin politikalar ile memleketin içine et, sonrada utanmadan çıkıp az uyudum diye övün.

soma faciasında da dönemin enerji bakanı taner yıldız 2 gün üst üste aynı gömleği giymişti. iste bunlar hep vatanseverlik..
öncelikle sakin olun gençler, önce bir konuşmayı dinleyin; sonra faşist ağzınızı açın.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/29651771.asp

--- spoiler ---

ölümüne sebep olduğunuz her insan bizim insanımızdır. üniformasına siyasi düşüncesine bakmadan biz tamamının acısını paylaşacağız. ve evlatlarımızı sizin pisliklerinizi örtsünler diye öldürülmesine izin vermeyeceğiz.
--- spoiler ---

meclisteki 4 parti liderinden sadece demirtaş tüm ölümleri kınıyor ve tüm kayıpları sahipleniyor. samimi olmasa bile bunu diyebiliyor. diğerleri gibi nefret kusmuyor.
birçok sözlük yazarının ekşi sözlük yönetiminden talebidir.

yazarın uçurulmasına gerekçe olan entry ve bunun sözlüğün hangi kuralına aykırı olduğu sözlük yazarlarına açıkça ilan edilmelidir. yıllarca sözlüğe emek vermiş yazarların dahi hiçbir açıklama zahmetinde bulunulmadan sözlükten uçurulması garip. şeffaf, adil ve kuralları olan bir yönetim istiyoruz.

ekleme: uçurulan yazarın nick altına hangi entry ile hangi kuralı ihlal ettiğine ilişkin not düşülebilir. bu kadar zor olmamalı.
cam kenarındaki koltukta oturuyorum öğle vakti. hava çok sıcak. ne içsem içim soğumuyor. ara ara "babaaaa babaaaa" diye bir ses duyuyorum dışarıdan ama sıradan sokak seslerine yoruyorum. nasıl bisiklet sürdüğünü babasına göstermek için balkona çıkmasını isteyen bir kız sesi gibi. ses arttı. sahibini aradım camdan. çocuk çok. oynayanlar koşanlar bisiklete binenler...ama sesin sahibi yok. göremedim bir süre. sonra bir aracın hemen ardındaki kağıt toplama aracını farkettim.
içinde aynı bu resimdeki gibi ama bu çocuktan 2-3 yaş daha büyükçe tahminimce 5-6 yaşlarında bir kız oturuyordu. evet bağıran oydu. bir süre camdan baktım. gelen giden yok. sokak kendi havasında. kızı bir tek ben duyuyor gibiyim.
kızımın aldığı çikolataları sakladığı bir çekmece var mutfakta. açtım, ne varsa aldım bir poşete doldurdum. eşim de tost yapmıştı sabah kahvaltı için. biri yenmemiş, onu da aldım. gittim yanına. ağlama baban gelecek seni böyle bırakmaz dedim. poşeti koydum yanına. arabanın arkasında babası belirdi. lan dedim şimdi ya bir hır çıkaracak ya madem vicdanlısın para da ver amk o zaman diyecek diye içimden geçiriyorum. baba kızına şöyle dedi;

"teşekkür ettin mi amcaya"

halbu ki benim gibi adama sağlam küfür gerek.
vicdanı soğutacak bir şey yok. soğumasın da zaten. biz hep yanalım.
bu adam benim komutanımdı lan... rize'de merkez bölüğünün komutanıydı 2013 yılında...

rize'ye yeni düşmüşüz, 2. günde dediler ki koşacaksınız... "ulan 115 kilo adamım, nasıl koşarım" diyordum kendi kendime.

koşuya başladık, daha yeni askeriz ya, bizim tempo düştü... arkamızdan sürekli bağırıyor ama, böyle bir bağırma yok. bütün rize dinliyor.

en son öyle bir bağırdı ki, kendimizi kaybettik. "ulan siz jandarmasınız, sizin asayişi sağlamanız lazım! şu halinize bakın lan koca götlüler! sizi gören hırsızın ev soyası gelir! sizi gören katilin adam vurası gelir! sizi gören teröristin pusu kurası gelir! kaldırın lan götünüzü koca götlüler!" diye bağırdı.

kendime geldiğimde, hayatında 2 kilometreyi aralıksız koşmamış olan ben, 8 kilometre koştuğumu fark etmiştim. bu adamdan önce 116 kilo hımbıl adamın tekiydim. bu adamın bize ettiği laflar, bizi adam etmek için harcadığı çabayla askerden 102 kilo döndüm. askere gittiğimde şınav nedir bilmezdim, bu adam hayatıma girdikten sonra 32 şınav çekebiliyordum.

askerde ayağımı kırdım, 11 gün hastanede yattım ameliyat oldum. istisnasız her gün hastanede ziyaretime geldi. "sen önce vatanın, sonra bizim evladımızsın, bir şey lazım olursa hiç çekinme ara" demişti.

çok kızardık kendisine; bizi sürekli fırçalıyor, sürekli spor yaptırıyor diye... ama adam haklıymış. adam sırf biz ölmeyelim diye çabalıyormuş... ona layık askerler olamamışız.

jandarma çavuş mert gülbay istanbul! mekanın cennet olsun komutanım!
merhabalar,

ozellikle son zamanlarda eksi sozluk'ten aldigim hazzi hicbir savas oyunundan almiyorum cunku bence burda yazarlarin muhtesem gorusleri ve inanilmaz taktikleri sayesinde dunya siyaseti sekilleniyor. bence bugun ortadogu'da dengeler degisiyorsa kuskusuz ki bunun altinda yatan en buyuk sebep eksi sozluk yazarlaridir.

sorumuza gelince ise cevabimi ben de her sozluk yazari gibi agir stratejik analizlerden ve derin arastirmalardan sonra veriyorum ve izin verirseniz cevabi gorsel bir solen esliginde paylasmak istiyorum.

http://i.imgur.com/uiy7vg2.png

iyi aksamlar.