Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
neden bu kadar hönkürüldüğünü anlamadığım transfer. bakın galatasaraylılar belki yine burun kıvıracaksınız ancak bu adamı çıplak gözle izleyen birisiyim. fransa'da yaşıyorum ve troyes'ın hepsi olmasa da iç sahadaki birçok maçını izledim. bu adam galatasaray'ın ihtiyacı olan dinamizmi getirecek adamdır. çok üst düzey bir şey beklememenizi ben de söylüyorum ancak aurelio gibi çok göze batmadan ince ince işleyen bir adamdır carole. öte yandan troyes takımında kaptanlık yapabilecek bir pozisyondadır ve takımın forumlarında şu an birçok taraftar satılmasına karşı çıkmaktadır. şaka amına koyim yarrak gibi transfer. adana'dan selamlar.
sözlükte yazan, üniversite mezunu sürüyle davardan, mecliste bulunan sürüyle akp'li, mhp'li profesörden daha gelişmiş bir politik bilince sahip olan teyzenin haykırışı.
khaled hosseini'nin yazdığı bin muhteşem güneş ve uçurtma avcısı kitaplarını okuyarak kezban olduğumu öğrenmemi sağlamış başlık.

ayrıca, bir kezban bütün bu kitapları okuyorsa on kişiye bir kitabın düştüğü türkiye halkından çok daha ileridedir ve takdir edilmesi gerekir.

edit: "yerine filmi izlenip daha yararlı şeyler okunması..." kardeş, sen okuma olayını çok yanlış anlamışsın. bu kafayla sen edebî eser okuma zaten.
bebek katili teröristlerin siirt'in pervari ilçesinde jandarma karakoluna onarım için kum taşıyan 4 kamyonu ateşe vermesidir. çözüm süreci muhteşem ilerliyor maşallah, terör falan kalmadı bitirdik.

bu barış dolu eylemi eleştirenler de faşisttir. o kamyonlar zaten faşistti, faşistler kendi kamyonlarını yakıp pekekenin üstüne attılar. bu faşist eylem faşistlerce yapılmıştır. zaten faşistlerle siyaset konuşulmaz. faşist olduğunuzu söylemiş miydim? faşist.

http://www.dha.com.tr/…-kamyonu-yakti--_977264.html
hdp'ye oy verip bunları lanetleyen über zekaları gösteren olay.

biz bir taraflarımızı yırttık lafımızı dinletemedik size. siz bunları hdp'ye oy vermeden önce göremediyseniz zaten iş işten geçmiş, lanetleyeceğiniz bir şey yok artık.

bir de demirtaş daha önceki olaylarda bunlara ayar verdi denmiş. ne ayarı lan? adamlar dağdan partiye emir veriyor, partinin önde gelenlerinin emanet oy söylemine emanet oy falan yok diyorlar. sorsan pkk başka hdp başka ama parti adına kandildeki teröristler açıklama yapıyor.
bogota'da böyle bir olay olmuş yıllar önce. ikiz doğuran iki annenin bebekleri bir şekilde karışmış. farkında olmadan ikizlerden birer tane almışlar. çocukların dördü de erkek.

http://imgur.com/a/bio6a

sosyal statüleri ve ekonomik durumları farklı bu ailelerde çocuklar büyümüşler ve ancak 26 yaşında ikizler kardeşlerini bulabilmişler. ikizlerden biri kasap, diğeri muhasebeci. diğer ikizler ise kasap ve mühendis.

kasap olanlar zorlu hayat geçirmişler. muhasebeci ve mühendis olanlarsa daha çok dirsek çürütmüşler. tek yumurta ikizleri olsalar da, genetik olarak aynı olsalar da ikizler tıpkısının aynısı değiller. birisinin et dövmekten elleri kocaman olmuş, kopyası olanınsa daha iyi beslendiği için boyu daha çok uzamış. diğer ikizlerin durumu daha vahim. 12 yaşında okuldan alınan ve kasap yapılan kardeş, okumak için hayat boyu uğraş vermek zorunda kalmış. biliyor ki eğer karışmasalardı ve biyolojik ailesiyle büyüseydi mühendis kardeşi gibi hiç zorlanmadan okumuş olacaktı. doğarken lotoyu tutturup bileti kaybetmek gibi.

farklı hayatlarının farklı yansımalarını fotoğraflarda görmek mümkün.

mühendisin aynı yumurtadan kardeşi çocukluğu zor da geçse okumak için uğraşmış. diğer kasap kardeşin kendisiyle aynı zorlukları yaşamadığı yumurta kardeşi ise muhasebeci olmuş. kariyer seçimleri bile enteresan.

uzun ama hayli merak uyandırıcı hikayeleri:

http://www.nytimes.com/…-up-brothers-of-bogota.html
kusura bakmayın ama, bana göre teoride mümkündür, mümkün olmalıdır da. html dediğiniz şeyin açılımı yanlış hatırlamıyorsam hypertext markup language'dir, internette otu boku renkli görmenize, yazıların, başlıkların falan istediğiniz şekilde görüntülenmesine yarar, browser'ların anlayabileceği dildir. bir bilgisayar mühendisi, sadece web tabanlı projeler üzerinde çalışmıyor olabilir. hatta, web tabanlı yazılım üzerine hiç çalışmadan da bilgisayar mühendisi olunabilir. gömülü sistemler, ağ mimarileri, işletim sistemleri, yapay zeka, makine öğrenmesi gibi html bilmenin gerekmediği bir sürü alan var, ve şaşıracaksınız ama bu alanlar üzerine çalışanlar genelde elektronik ve bilgisayar mühendisleri! *

sanıldığı gibi bilgisayar mühendisliği, sadece website yapmak falan değildir. önce mühendislik kavramını, sonra da bilgisayar mühendisliğinin neler üzerine çalıştığını bilmek gerekiyor.

yeniyetme bir bilgisayar mühendisinden saygılarla.

l'edit: imlâ.
doğru olan harekettir.

kendi ülkesindeki vatandaşlara herhangi bir operasyon yapılırken neden böyle bir slogan atılır? diye sorgulamak yerine ''artık türkiye de türk kelimesini söylemeye korkar olduk.'' gibi ucuz bir söylem ortaya atmanın hiç bir mantığı yok.

neden sorusuna cevap verin. o romanlar düşman kuvvetleri mi ki sen o sloganı atıyorsun. kim ulan karşındaki insanlar? kime nispet yapıyorsun? bu ülkede mutlu olmanın ana şartı türk olmak mıdır? türk olmayan, dayatılan o kimliği ret edenlere mutlu olma hakkı tanımayacak mısınız?

nedir arkadaşım sizin olayınız?
"solcularda bir yüzsüzlük var. ederlerine göre çok çok fazla söz hakkı istiyorlar."

bak sen. kimin ne kadar söz hakkının olabileceğine de haspam karar verecek. derdiniz bu zaten evet, kimin hangi konuda ne kadar konuşabileceğine, sizin gibi davarların karar verebilme hakkına sahip olduğu zannındasınız, ama çok kötü yanılıyorsunuz maalesef.

şu "yetmez ama evet" saçmalığına da değineyim madem, zırt pırt aynı saçmalığa yapışıp duruyorsunuz. yetmez ama evetçi değildim, ama yae'cilerin fazla abartıldığı, anlamsızca hedef haline getirildiği çok açık, boku çıkarıldı hatta bunun, sol enerjisini bu güruhla gereksiz harcadı. toplasan en fazla üç beş bin kişilik bir güruh, bütün akp iktidarının müsebbibi haline getirildi. kaldı ki şu an yae'cilik diye bir pozisyon kalmadı zaten, aklını başına devşirenler devşirdi, bir kısmı ise zaten tamamen iktidara eklemlendi, silahşör oldu.

sol hadi neyse de, ulusalcı, ülkücü sığırların yae'cilere saldırmaya en ufak hakkı yoktur. akp'nin bu kadar güçlü bir iktidar kurabilmesinin ve iktidarını bu kadar sürdürebilmesinin, kendi kitlesini bu kadar güçlü ve uzun süre konsolide edebilmesinin en büyük müsebbibi ulusalcı/ülkücü sığırların sahte muhalefetidir, yae'ciler onların yanında sütten çıkmış ak kaşık kadar masumdur, yae'cileri bulundukları pozisyona iten de yine ulusalcı sığırlığın hegemonyasıdır. başörtüsüne, dine, dindarlara yönelik ahmakça bir tavrı onyıllarca sürdürüp, hala bu saçmalıklarla hesaplaşmayıp ve onlar üzerinden akp'ye yıllarca muhalefet yapıp, kürt meselesinde zaten en vahşi en faşizan duruşu temsil edip, her türlü hak mücadelesine karşı en iğrenç muhalefeti yapıp, akp'yi bu hale getirenler, yükseltenler sizlersiniz. ama indiren bizler olduk nitekim.

yani siz hala çukurun dibini temsil ediyorsunuz allahın dingilleri, hala rezilliğin zirvesindesiniz. sizin varlığınız, mhp'nin varlığı hala akp'yi daha "insani" gösteriyor.
ingiltere'de öğlen saat 1'de 5 çayı içebilecek bir futbolcuymuş, onu da öğrendik. paralel ve meridyenlerden de haberi yok ibnenin.
hay quaresma'nıza sokayım, sen gel mübarek dediğim futbolcudur.

q7 gelmeden taraftarı ikiye böldü, gelirse takımın anasını sikecek belli ki.
bu adamı eleştirmek için ya fanatik ya da art niyetli olmak gerekir.

son yaptığı açıklama ile ne kadar dobra bir adam olduğunu, aziz yıldırım gibi her açıklamasında ego ve kendini beğenmişlik taslamadığını birkez daha gördük. rvp ile ilk bizim ilgilendiğimizi, fenerbahçe'nin sonradan geldiğini açık açık söyledi. birilerine göre önce kulüp ile görüşmek lazım deniyor. doğru da oyuncu gelmek istemiyorsa kulüp ile görüşmenin manası nedir? rvp ile anlaşıp kulübe teklif yapılacak, bu birçok menejerlik oyununda uygulanan sistemdir. fenerbahçe'nin yaptığı ise bizde para var, basıyoruz parayı verin adamı. e adam size gelmek istiyor mu?

quaresma için yaptığı açıklamadaki bir cümle ilgimi çekti: "quaresma'yı buraya kulüpten büyükmüş gibi getirdiler." evet aynen bunu yaptık. simao'lar, guti'ler sanki bizim değerimizi arttırdı, onlarsız hiçiz gibi davrandık. onlarsız da 3. olabileceğimizi kanıtladık, değil mi? (burada espri var) q7 savunucusu değilim ama yedekte de durmasına karşı değilim. gelsin ama haddini bilerek gelsin. başkan da bunu söyledi.

şu adamı eleştirenlerin başkanlarından biri süzme saf, neyi ne için transfer ettiğini bilmiyor; öbürü de aşırı egoist, kendini beğenmiş ve kendini kulüpten büyük görüyor. böyle başkanları olan taraftarların açık ve dobra konuşan bir adamı sevmesini beklemiyorum açıkçası.

hiç de bana ama takımı batırdı, borç bla bla demeyin. bir tarafta vergi kaçakçısı bir takım var öbür tarafta da dayısı-amcası ne iş yaptığı belli olmayan başkana sahip bir takım var. vergilerini-borçlarını çatır çatır ödeyince, borsada adam kazıklamayınca, şampiyonlar ligine de kimi sebeplerden gidemeyince işte böyle borcun artar. bu ülkede iyi olmaya çalışana gömerler hep zaten.

jet yanıt editi: al işte: şekip mosturoğlu'nun attığı tweet: ""imzalanmış bir sözleşmeye rağmen 'biz teklif verdik, rakam arttı' şeklindeki açıklamaları saflık olarak değerlendiriyorum. saf olmayın lütfen""

saygı nerde? evvela zaten adamın açıklamalarını anlamamış, sanki 4 hafta önce imza attırmışlar gibi bir de utanmadan tweet atmış. zaten saygısızca bir cevap bir de amacından sapmış bir cevap. alın anasını satayım rvp'yi, sizin olsun bize ne. it dalaşına çevirip saygısızca hareketler yapmayın yeter.
karnı içe çekmek değil, gözle görülmüyor bu.

aşık olma ihtimaliniz varsa ve üzüleceğiniz kesinse, derin bir nefes alarak kalbimizi içimize çekiyoruz.
sanki kocaman bir kalbimiz yokmuş, kalbimiz ancak kendimize yetermiş gibi duruyoruz öyle.
çünkü kalp üstüne basılmaya çok müsait bir şey içimize çekmezsek eğer.

ama insan sonra dayanmıyor, bırakıyor nefesini. nefesi nefesine değince işte. sonra işte fit görünümü kayboluyor ruhunuzun, kalbiniz sarkıyor bir yerden sonra, sonra işte üzgünlük.

olsun, yine de fazla tutmamak lazım nefesimizi. sonra çünkü insan öler. (ölünmez ya o kadar değil)
abi ben de esnafım, her gün onlarca suriyeli geliyor. ama hiçbirisi dilenmek için değil.
3 kuruş para vereceksiniz vermemek için 40 takla atıyorsunuz ! ! !

dükkanın bulunduğu semtin gelir düzeyi standartların altında ve suriyelilerin yaşamak için tercih ettiği bir yer.
çocuklarını dilendirdiğini bildiğim aileler var. geçenlerde 2 tanesine piyasada 700-800 tl olan cep telefonlarından 2 tane sattım. paranın büyük bir kısmını 50 kuruş ve 1 tl olarak verdiler. aradan 1 hafta geçmeden tekrar geldiler. telefonları düşürmüşler. aynı telefondan 2 tane daha aldılar. zavallı suriyeli dostumuz ısrarla ikinci el iphone 5s gelirse ayır bana diyor. şimdi kafayı gold renkli grand 2'ye taktı. illa ki alıcam diyor. son alışverişlerinde tam 500 tl bozuk para verdiler!

özellikle küçükçekmece-florya-sefaköy metrobüs hatlarını kullanan herkesten ricam boş geçmesin.
allah hayırlarınızı kabul etsin. dinimiz. amin.
her şey aslında ttnet ile kavgalı ayrılığımızdan sonra başladı. internet boşluğumuzu; hem uygun olsun, hem de hiçbiri yeterince hızlı olmadığı için "uydunet" ile doldurmaya karar verdik. başvurular yapıldı olaylar bundan sonra başladı!

varan 1: binamızda yönetici olmadığı için uydunet kutusunu bir süre bağlatamadık. (siz yönetici olun teklifini, aidatları iki katına çıkarırız, onun parasıyla yasa dışı bağımlılıklara yöneliriz diye reddettik.) yasal bir sürece dayandığı için uydunet ekibi binaya kutuyu monte edemedi. 5 ay bekledikten sonra kutunun montajını uydunet ekibine, kablo çekimini ise sıradan bir elektrikçiye yaptırdık. bu sırada meraklı üst komşumuz olanları ilgiyle izleyip çekip gitti. uydunet kutusunun elektrik ihtiyacı binanın otomatiklerinden sağlandı. (olması gereken buydu, binaya bir hizmet geliyordu.)

varan 2: tam 1 ay sonra kapımız acı acı çaldı. çiğ köfte söylemiştik o geldi.

varan 3: 1 ay 1 gün sonra birden internetimiz kesildi. modemi kapatıp açtık düzelmedi. uydunet'i aradık taaa ankara'dan reset attırdık gene internet gelmedi. bu sıra da binada elektriklerin olmadığını fark ettik. otomatikler yanmıyordu, merdivenlerden aşağıya indik.

varan 4: elektrik saatlerinin başında bir teyze ile karşılaştık. teyze yerel bir kabile dili ile konuşuyordu, pek anlaşmamız mümkün olmadı. bu gibi durumlar için evimizde, bu yerel dili bilen bir arkadaş bulunduruyorduk. hemen onu çağırdık. bir süre konuştular ve durum anlaşıldı.

teyze; binanın aydınlatma faturasını kendilerinin ödediğini, bizim verdiğimiz aidatın buna dahil olmadığını, bir nevi yıllardır amme hizmeti yaptıklarını belirtiyordu. peki bizim verdiğimiz aidat parası kime gidiyordu? bunu o an düşünemedik bile! işin garibi biz uydunet(kutusunu binaya bağlatmadan önce 5-6 lira elektrik geldiğini biz bağlattıktan sonra bu faturanın 44 liraya vurduğunu söylüyordu. laf arasında ısrarla binanın elektriğini çaldığımızı belirtip bizim ödeme yapmamız gerektiğini belirtiyordu. tabi bu kadar düzgün anlatamıyordu...

acaba uydunet kutusu ayda kaç lira elektrik yakıyordu? bizim araştırmalarımız ve tahminlerimiz 2-3 lira civarındayken aradaki fark neden kaynaklanıyordu? teyze bizi sikmeye mi çalışıyordu? bunlar kutuyu bağlattı şunları ponçikleyelim mi diyordu? demese bile ima ediyordu ama, para bizde tinneydi. ayrıca o paraya aylık evin aylık karpuz ihtiyacı karşılanabilirdi...

uzun tartışmalar sonucu elektrikleri açtırmamıza rağmen aklımıza takılan, bu cihazın aylık ne kadar enerji tükettiğiydi. uydunet müşteri hizmetlerini arayıp tam olarak durumu anlattık ve sorumuzu yönettik.

aldığımız yanıt şu minvalde oldu; şuan buna yanıt veremeyeceklerini, telefonu kapattıktan sonra bize götleriyle güleceklerini, hikayenin komik olduğunu, ve noluuurrr bunu teknik ekiple de paylaşmamız gerektiğini söylediler. (hafta sonu olduğu için teknik ekibe ulaşamadık.)

varan 5: yerel bir dil konuşan teyzenin kocası kapımızı çaldı. kabile yöneticisi olduğu her haliyle belliydi. bizi asla dinlememekle beraber, bu şeytan aletini taktırdığımız günden beri elektrik çaldığımızı alenen yüzümüze söylüyordu. onunla anlaşabilmek için evimizin anti-virüsü bu yerel dile sahip arkadaşımızı araya soktuk. bir şeyler konuşuyorlardı ama anlamak ne mümkün!

amca; son gelen faturayı bize gösterebileceğini ama bu kutu gelmeden önce gelen faturaları bizimle paylaşamayacağını, sık sık allahtan başka kimseye güvenmediğini, tayyibin ebeveynlerini sevmediğini ve seloyu bu işe karıştırmamamız gerektiğini belirtiyordu.

işin özeti; ya bu şeytan icadının faturasını biz ödeyecektik, yada kablomuzu kesecekti... eyvah!

amca cehaletle birleştirdiği yerel dilini büyük bir silah olarak kullanıyordu. kullandığı dili aslında kendisinden başka kimse anlamıyordu. elektrikçi çağırıp bunun internet kablosu olduğunu anlatma teklifimize karşı çıkıyor, uydunet teknik ekibini getirip durumu izah etmemize izin vermiyor, elinde bir faturayla ödeyin lan bunu diyerek söylemlerine devam ediyordu. amcanın matematiği çok basitti. binanın otomatik giderini faturalandıran elektrik sayacından çıkan bir kablo uydunet kutusuna, kutudan çıkan bir kablo bizim daireye geliyordu. amcanın izleme, takip ve sonuca ulaştırma mekanizmaları telgraf telleri gibi tıkır tıkır işliyordu.

internet nedir bilmiyordu eyvallah, ama ayak üstü bizi sikmeye çalışması gözlerden asla kaçmıyordu.
sonuç olarak amcayı çok siklememekle beraber bir şekilde göndermeyi bugünlük başardık.

ama akıllara takılan bir soru vardı. (bkz: sen söyle beyim uydunet kutusu aylık ne kadar yakıyor?)
şu anda a sporda sneijder aracılığıyla galatasaray'a gelmek istediğini söylediği iddia edilen kişi. ben olayı ciddiye almadım ama neye üzüldüm biliyor musunuz? böyle bir şey olsa takım içi denge derler mi acaba? eğer bunu derlerse yemin ediyorum yakup cemil'in babıali'yi bastığı gibi basacam o kulüp binasını. artık nazım paşa kim olur bilemem.
quaresma'yı zamanında cok sevdik, imza törenine gittik, formasını aldık, ismini haykırdık her macta ama bu adam ne yaptı en önemli maclarda teknik direktörle kavga etti, sahte sakatlık raporlarıyla keyfine göre maclara cıkmadı; bursa macını atletico madrid rövansını hatırlamayan yoktur heralde. sözün özü iki rabona bir trivela görcez diye şu sımarık adamı klüpte istemiyorum. beşiktaş'a saygı duyanlar oynayabilsin sadece bu takımda, gerekirse yine olcay oynasın ama quaresma "olmaz!".
ha bu arada galatsaray'da lincoln, baros, arda, kewell, keita gibi isimler, fenerbahçe'de roberto carlos, lugano, emre(kabul edelim o zaman cok iyiydi), alex, guiza(ki ispanya gol kralı olarak gelmisti), deivid gibi isimler varken beşiktaş'ım yusuf şimşek'le şampiyon olmuştu. şampiyonluk yıldızlarla değil takım ruhuyla gelir .bu demirören'in bize unutturduğu en önemli şeylerden birisi sanırım.
tanım: güzel çocukların semti.
edit: tanım.
yarın 3. oturumuna gireceğim sınav. yaklaşık 9 aydır her sabahın 6'sından beni ayağa diken sınav. bugun fark ettim ne kadar cok yorulduğumu. 3. girişim olacak her seferinde 1 ya da 2 puanla kaçırdığım şu sınavdan artik kurtulmak istiyorum. okul zilinin sesi artik orada olamadığım için uzmesin istiyorum lan. olsun bu sefer. yarın sınava girecek arkadaşlara başarılar.
demin bir kıza bakayım dedim offline çıktı, sonra başka kıza baktım kız hiç konuşmuyor mal mal bakıyor.
noluyor acaba dedim sesi açtım ezan sesi geliyor.

yorumlar:

- sen neredesin burada ezan okunmuyor.
+ beyler şu an konya'da okunuyor, konya'da olabilir

olm tam batının ahlaksızlığını alacak gibi oluyoruz araya ezan falan giriyor ahaha :)