suç işlemek amacıyla örgüt kurmak da dahil bir çok suçtan an itibarıyla tutuklandılar.
edit: engin-dilan polat, sıla doğulu, sezgin polat’ın da aralarında bulunduğu 16 kişi suç işleme amacıyla örgüt kurma, vergi usul kanununa muhalefet, malvarlığı değerlerini aklama suçlarıyla cezaevine gönderildi.
bu çiftin tutuklanması ve bütün aşamalarda basına bilgi verilmesi (tarihte görülmüş bir şey değil) birilerine inanılmaz bir gözdağı. yani emniyetin önünde araçlarını sergilemeleri, barkovizyonda göstermeleri her aşaması emniyet takipçi kasıyor gibi oldu :)) başka bir davada bunu gördünüz mü?
muhtemelen işin ucu çok derin bir yerlere çıkıyor, o derindekilere mesaj veriliyor. biz mejajı aldık da başka kimlere ulaştı belki zamanla görürüz.
Sık geçen başlıklar
critica 17
ekşi profilioğlunu kadın çağırmış eve zaten, polisle işbirliği yapan bu kadın. belli ki o da memnun değildi çocuğundan. onun için kadına kötü bir şey yazmadan önce bir okuyup araştırın.
adamın rahatlığı da beni benden aldı. yerde ters kelepçeli yatıyor, etrafında koca koca silahlı adamlar “ne oldu anne, bir şey mi var” diyor. yoooo her gün ters kelepçeli geziyoruz ortalıkta zaten bir şey yok.
adamın rahatlığı da beni benden aldı. yerde ters kelepçeli yatıyor, etrafında koca koca silahlı adamlar “ne oldu anne, bir şey mi var” diyor. yoooo her gün ters kelepçeli geziyoruz ortalıkta zaten bir şey yok.
anneler günü olunca gözümde tek bir görüntü canlanır. annemin anneanneme hediye almak için girdiği dükkanda kavgaya karışması. saatler süren, yaşarken komik olmayan ama şu anda çok komik gelen bir anı. neyse bu başka bir entrynin hikayesi.
değişik bir kadındı, bu dünyadan değil gibi. 30 yaşıma girince evlat edinmem için teşvik etmişti. başvuruyu birlikte yaptık.
şimdi kendisi hayatta değil ama sayesinde ben anneyim. gidişinin üçüncü anneler gününde ikinci anneler günüme uyandım.
teşekkür ederim anne, beni yalnız bırakmadın.
değişik bir kadındı, bu dünyadan değil gibi. 30 yaşıma girince evlat edinmem için teşvik etmişti. başvuruyu birlikte yaptık.
şimdi kendisi hayatta değil ama sayesinde ben anneyim. gidişinin üçüncü anneler gününde ikinci anneler günüme uyandım.
teşekkür ederim anne, beni yalnız bırakmadın.
cüneyt arkın’a soruyorlar şimdiye kadar birlikte rol aldığınız en güzel aktris kim?
cüneyt arkın diyor ki “fatma girik öyle güzel ki ilk gördüğümde donup kaldım. ekranda görünenden çok daha güzel.”
gittiği yerde hayat arkadaşı memduh ün karşılamıştır umarım. ışıklar içinde uyusun.
cüneyt arkın diyor ki “fatma girik öyle güzel ki ilk gördüğümde donup kaldım. ekranda görünenden çok daha güzel.”
gittiği yerde hayat arkadaşı memduh ün karşılamıştır umarım. ışıklar içinde uyusun.
2005 / gazetecilik…
o zamanlar internet haberciliği yaygın değildi “haber yazmak” isimli dersimize giren hocamız bir kaç yıl içerisinde kağıda basılı gazetelerin artık okunmayacağını, geleceğin internette olduğunu söylemişti. “kendinizi internet haberciliğine hazırlayın” demişti.
internet kafede ödev hazırladığımız karanlık yıllar. akıllı telefon yok. başka bir memlekette deprem olsa 3 saniye değil, 3 saat içinde öğrenirdik ancak. haliyle bizim aklı beş karış havada öğrenci beyinlerimiz algılamamıştı hocamızın dediğini.
ne kadar ileri görüşlü bir adam eğitmiş bizi. şans onu dinleyenlerin yüzüne güldü. gerçi geçenlerde üniversite grubumuzda bahsetmiştim “hatırlıyor musunuz” diye. sanırım sadece ben dinlemişim.
bir de bizim meslekte okuldan ziyade bir yerlerde staj yapmak daha önemli. okurken iyi bir kanalda muhabirlik stajı buldum. ancak derslerimle çakışıyordu. bütün hocalarla tek tek konuştum “devamsızlığı hallederiz” dediler. bir kişi hariç. yine aynı hocam “işi her zaman bulursun ama okulun değerini ancak mezun olunca anlarsın. benim derslerime gelmek zorundasın, çünkü pişman olmanı istemiyorum” dedi.
o zamanlar çok kızmıştım ama yine haklı çıktın hocam. çok yaşa, varol.
o zamanlar internet haberciliği yaygın değildi “haber yazmak” isimli dersimize giren hocamız bir kaç yıl içerisinde kağıda basılı gazetelerin artık okunmayacağını, geleceğin internette olduğunu söylemişti. “kendinizi internet haberciliğine hazırlayın” demişti.
internet kafede ödev hazırladığımız karanlık yıllar. akıllı telefon yok. başka bir memlekette deprem olsa 3 saniye değil, 3 saat içinde öğrenirdik ancak. haliyle bizim aklı beş karış havada öğrenci beyinlerimiz algılamamıştı hocamızın dediğini.
ne kadar ileri görüşlü bir adam eğitmiş bizi. şans onu dinleyenlerin yüzüne güldü. gerçi geçenlerde üniversite grubumuzda bahsetmiştim “hatırlıyor musunuz” diye. sanırım sadece ben dinlemişim.
bir de bizim meslekte okuldan ziyade bir yerlerde staj yapmak daha önemli. okurken iyi bir kanalda muhabirlik stajı buldum. ancak derslerimle çakışıyordu. bütün hocalarla tek tek konuştum “devamsızlığı hallederiz” dediler. bir kişi hariç. yine aynı hocam “işi her zaman bulursun ama okulun değerini ancak mezun olunca anlarsın. benim derslerime gelmek zorundasın, çünkü pişman olmanı istemiyorum” dedi.
o zamanlar çok kızmıştım ama yine haklı çıktın hocam. çok yaşa, varol.
temmuz ayının ortasında, antalya sıcağında 5 gün yaptık biz bunu. sabah kahvaltı yapmak için gölge kovalıyorduk, güneş geldikçe masayı gölgeye çekiyorduk. sahilde başlayan kahvaltı tepede taşların arasında bitiyordu. küçük bir mağara bulduk, 2 sandalye ancak sığıyordu. kahvaltıdan sonra sıkış sıkış mağaraya geçiyor akşam beşe kadar orada takılıyorduk. o kadar sıcak oluyordu ki dışarı çıkıp gölge gelmiş mi gitmiş mi akşam mı olmuş sabah mı bakmaya üşeniyorduk. tabi ayağa kalkınca yerini de kaptırabilirsin onun için serin serin çiş kokulu mağarada oturmak denize girip yüzmekten daha cazipti.
bir gece çadırda nem öyle boğdu ki dışarı çıkıp taşların üzerinde yattım. taşların arasından kertenkele mi gelmiş, yılan mı çıkmış umrumda olmadı. o an çadırda boğulmaktansa bir yılan tarafından sokulmak daha mantıklı geldi.
başka bir gece sivrisinek sürüsünün gazabına uğradım. her tarafım şişti, benek benek oldu. tatil boyunca öyle acı çektim ki yaşadıklarımın yanında su bulma, bulaşık yıkama, yemek yapma, duş alma gibi şeyler ufak detaylar olarak kaldı.
denize girip iki kulaç atacağız diye komando eğitiminde bulduk kendimizi. 15 gün kalacaktık güya 5. günün sabahında canımızı zor kurtardık. 5 gün tatil yaptık 3 ay kendimize gelemedik. şimdi çadır gördüğüm yerde tekme atıp kaçıyorum * çadırınızda ayak izi görürseniz uzaklara dalıp critica burdan geçmiş deyin. benim için bir tekme de siz atın.
iyi tatiller
allah belasını versin böyle tatilin.
bir gece çadırda nem öyle boğdu ki dışarı çıkıp taşların üzerinde yattım. taşların arasından kertenkele mi gelmiş, yılan mı çıkmış umrumda olmadı. o an çadırda boğulmaktansa bir yılan tarafından sokulmak daha mantıklı geldi.
başka bir gece sivrisinek sürüsünün gazabına uğradım. her tarafım şişti, benek benek oldu. tatil boyunca öyle acı çektim ki yaşadıklarımın yanında su bulma, bulaşık yıkama, yemek yapma, duş alma gibi şeyler ufak detaylar olarak kaldı.
denize girip iki kulaç atacağız diye komando eğitiminde bulduk kendimizi. 15 gün kalacaktık güya 5. günün sabahında canımızı zor kurtardık. 5 gün tatil yaptık 3 ay kendimize gelemedik. şimdi çadır gördüğüm yerde tekme atıp kaçıyorum * çadırınızda ayak izi görürseniz uzaklara dalıp critica burdan geçmiş deyin. benim için bir tekme de siz atın.
iyi tatiller
allah belasını versin böyle tatilin.
- ağzında maske ile intihara gider mi bir insan?
- kafasına sıkacaksa neden kuytu köşe arasın, evi dururken?
- ayakkabısının teki nasıl çıkmış ayağından peki?
- bir insan kendisini kafasının arkasından nasıl vurur biri anlatsa ya.
yine bir kadın öldürüldü, intihar sosuyla bulanarak. ümitcan uygun denen ruh hastası piçi yetiştiren anne bu kez. çok gururlu bir insan olsaydı “benim evladım niye böyle oldu?” diyerek 100 kere intihar etmesi gerekirdi şimdiye kadar. ne tesadüf ki çember daralırken öldü, allah’ın işine bak intihar mektubunda da suçlu müge anlı demiş. müge’nin olayın peşini bırakmayacağını anlamış, onu durdurmak için böyle bir şey yapmış olamazlar mı?
pek tabi olabilir. belli ki büyük bir çete var olayların ardında. anladılar ki hepsi patlayacak, müge anlı’yı susturmanın bir yolunu aramışlar. yanındayız müge anlı. bu ülkenin kadınları adına, annen adına, kızın adına susma, vazgeçme.
bu arada aleyna’nın sol gözünü çıkarmışlar, cesedi gören birden fazla tanık aynı şeyi söyledi. neden otopsi raporunda böyle önemli bir detay yoktu? bu ülkenin doktoruna, hakimine, savcısına, polisine güvenemeyecek miyiz biz? polis şikayet edenleri eve gönderir, doktor gördüğünü rapora yazmaz, her şey kabak gibi ortadayken savcı kimseyi şüpheli görmez. herkes kendi adaletini kendi sağlasına mı geliyor iş anlamadım ki.
annem öldüğünden bu yana hiçbir şey beni aleyna kadar üzmedi. ahhh be kızlar bok mu var da anne babanızı bırakıp itin kopuğun peşinden gidiyorsunuz? benim annem de yok, babam da. onlara sahip olmak ne kadar değerli, umarım kaybetmeden anlarsınız.
son olarak:
(bkz: #113133274)
- kafasına sıkacaksa neden kuytu köşe arasın, evi dururken?
- ayakkabısının teki nasıl çıkmış ayağından peki?
- bir insan kendisini kafasının arkasından nasıl vurur biri anlatsa ya.
yine bir kadın öldürüldü, intihar sosuyla bulanarak. ümitcan uygun denen ruh hastası piçi yetiştiren anne bu kez. çok gururlu bir insan olsaydı “benim evladım niye böyle oldu?” diyerek 100 kere intihar etmesi gerekirdi şimdiye kadar. ne tesadüf ki çember daralırken öldü, allah’ın işine bak intihar mektubunda da suçlu müge anlı demiş. müge’nin olayın peşini bırakmayacağını anlamış, onu durdurmak için böyle bir şey yapmış olamazlar mı?
pek tabi olabilir. belli ki büyük bir çete var olayların ardında. anladılar ki hepsi patlayacak, müge anlı’yı susturmanın bir yolunu aramışlar. yanındayız müge anlı. bu ülkenin kadınları adına, annen adına, kızın adına susma, vazgeçme.
bu arada aleyna’nın sol gözünü çıkarmışlar, cesedi gören birden fazla tanık aynı şeyi söyledi. neden otopsi raporunda böyle önemli bir detay yoktu? bu ülkenin doktoruna, hakimine, savcısına, polisine güvenemeyecek miyiz biz? polis şikayet edenleri eve gönderir, doktor gördüğünü rapora yazmaz, her şey kabak gibi ortadayken savcı kimseyi şüpheli görmez. herkes kendi adaletini kendi sağlasına mı geliyor iş anlamadım ki.
annem öldüğünden bu yana hiçbir şey beni aleyna kadar üzmedi. ahhh be kızlar bok mu var da anne babanızı bırakıp itin kopuğun peşinden gidiyorsunuz? benim annem de yok, babam da. onlara sahip olmak ne kadar değerli, umarım kaybetmeden anlarsınız.
son olarak:
(bkz: #113133274)
edit: yanlıştan dönmüşler ama bu burada kalsın.
https://eksiup.com/…yy1s0vn8jcqsvtcdxdbdu734o241447
***
bu nasıl bir örümcek beyinin, nasıl bir zihniyetin yasağı inanılır gibi değil.
turuncukasa isimli kozmetik firması pedi pornografik ürün olarak değerlendirip 18 yaşından küçüklere satışını yasaklamış.
https://www.turuncukasa.com/…-normal-8-li-ped-48682
ben 13 yaşımda regl oldum, kimse bana ped satmasaydı 5 sene boyunca bez mi kaynatacaktım.
yemin ederim bunu görünce kendimi the handmaid's tale dizisinde gibi hissettim. birer kurbağayız suyun içinde kaynatıyorlar öleceğiz, farkında değiliz.
edit: tampon ve günlük pedlerde de aynı uyarı mevcut.
https://www.turuncukasa.com/…ampon-super-16-li-1670
https://www.turuncukasa.com/…et-normal-20-ped-48703
https://eksiup.com/…yy1s0vn8jcqsvtcdxdbdu734o241447
***
bu nasıl bir örümcek beyinin, nasıl bir zihniyetin yasağı inanılır gibi değil.
turuncukasa isimli kozmetik firması pedi pornografik ürün olarak değerlendirip 18 yaşından küçüklere satışını yasaklamış.
https://www.turuncukasa.com/…-normal-8-li-ped-48682
ben 13 yaşımda regl oldum, kimse bana ped satmasaydı 5 sene boyunca bez mi kaynatacaktım.
yemin ederim bunu görünce kendimi the handmaid's tale dizisinde gibi hissettim. birer kurbağayız suyun içinde kaynatıyorlar öleceğiz, farkında değiliz.
edit: tampon ve günlük pedlerde de aynı uyarı mevcut.
https://www.turuncukasa.com/…ampon-super-16-li-1670
https://www.turuncukasa.com/…et-normal-20-ped-48703
ilk kez stadyumda maç seyredeceğim. ilk kez vodafone arena'da olacağım demiyorum, hayatımda ilk kez stadyuma gidiyorum o maç da bu maç.
heyecandan uyuyamadım, çok aşık olduğum biriyle buluşacakmış gibiyim.
sesim kısılana kadar takımıma destek olacağım, turu geçeriz umarım.
edit: bu maç için bütün imkansızlıkları imkanlı hale getirdim. özet geçeyim iş için yunanistan'dayım izin koparana kadar göbeğim çatladı. valizimi ekip arkadaşlarıma bırakıp istanbul'a uçacağım çünkü ankara'da yaşıyorum.
bütün bunları yapıp uçağı kaçırırsam çok ironik olacak.
uyuyamıyorum ulan.
edit: felita nickli yazardan muhteşem bir mesaj aldım, sizinle paylaşmak istiyorum...
tavsiye; stada erken gitmeye çalış,
içeri girdiğinde adımlarını yavaşlat,
yeşil sahayı gördüğünden gözlerin dolacak; kendini ve gözlerini rahat bırak,
tribünler dolduğunda göğsündeki ve koltuk altlarındaki haklı yükselme-kabarmayı sonuna kadar yaşa,
takım sahaya çıktığında gözlerini tekrar rahat bırak,
ilk üçlünün çekilmesiyle beraber hiç susma,
ilk golümüzde sevinçten bayılabilirsin :) dikkat et,
yenik durumda olsak bile ıslık çalmayı, takımı desteklemeyi elden bırakma,
maç bitiminde boğazın ağrıyor ve sesin kısılmış olmalı :)
stadımıza, evimize hoş geldin.
maç bizim, tur bizim.
yaşa beşiktaş.
sevgiler.
edit: bu da fenerbahçeli kardeşimiz paixsociale'den gelen mesaj. beşiktaşımın bizi birleştirmesi ne güzel, duygulandım.
bir fenerbahçeli olarak duygularına henüz bu yıl ortak oldum diyebilirim. lakin benim gittiğim ilk maç maalesef avrupa maçı değildi. sıradan bir anadolu takımına karşı oynamıştı fenerbahçe. ama sana mesaj atan diğer yazar arkadaşın dediği gibi o haklı kabarmayı sonuna kadar yaşa ve gözlerinin dolmasına, yaşların akmasına izin ver. okurken o entryni tüylerim diken diken oldu. umarım beşiktaşımız güzel bir galibiyet alır hep beraber kutlarız. ülke olarak sevinmeye ihtiyacımız var.
kim ne derse desin spor dostluktur, duygusaldır. güzel bir akşam olsun senin için. biz o kupanın yarı finalinden döndük geldik, siz alıp da gelin. şimdiden başarılar diliyorum.
heyecandan uyuyamadım, çok aşık olduğum biriyle buluşacakmış gibiyim.
sesim kısılana kadar takımıma destek olacağım, turu geçeriz umarım.
edit: bu maç için bütün imkansızlıkları imkanlı hale getirdim. özet geçeyim iş için yunanistan'dayım izin koparana kadar göbeğim çatladı. valizimi ekip arkadaşlarıma bırakıp istanbul'a uçacağım çünkü ankara'da yaşıyorum.
bütün bunları yapıp uçağı kaçırırsam çok ironik olacak.
uyuyamıyorum ulan.
edit: felita nickli yazardan muhteşem bir mesaj aldım, sizinle paylaşmak istiyorum...
tavsiye; stada erken gitmeye çalış,
içeri girdiğinde adımlarını yavaşlat,
yeşil sahayı gördüğünden gözlerin dolacak; kendini ve gözlerini rahat bırak,
tribünler dolduğunda göğsündeki ve koltuk altlarındaki haklı yükselme-kabarmayı sonuna kadar yaşa,
takım sahaya çıktığında gözlerini tekrar rahat bırak,
ilk üçlünün çekilmesiyle beraber hiç susma,
ilk golümüzde sevinçten bayılabilirsin :) dikkat et,
yenik durumda olsak bile ıslık çalmayı, takımı desteklemeyi elden bırakma,
maç bitiminde boğazın ağrıyor ve sesin kısılmış olmalı :)
stadımıza, evimize hoş geldin.
maç bizim, tur bizim.
yaşa beşiktaş.
sevgiler.
edit: bu da fenerbahçeli kardeşimiz paixsociale'den gelen mesaj. beşiktaşımın bizi birleştirmesi ne güzel, duygulandım.
bir fenerbahçeli olarak duygularına henüz bu yıl ortak oldum diyebilirim. lakin benim gittiğim ilk maç maalesef avrupa maçı değildi. sıradan bir anadolu takımına karşı oynamıştı fenerbahçe. ama sana mesaj atan diğer yazar arkadaşın dediği gibi o haklı kabarmayı sonuna kadar yaşa ve gözlerinin dolmasına, yaşların akmasına izin ver. okurken o entryni tüylerim diken diken oldu. umarım beşiktaşımız güzel bir galibiyet alır hep beraber kutlarız. ülke olarak sevinmeye ihtiyacımız var.
kim ne derse desin spor dostluktur, duygusaldır. güzel bir akşam olsun senin için. biz o kupanın yarı finalinden döndük geldik, siz alıp da gelin. şimdiden başarılar diliyorum.
bir bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan insan gereksizliği kadar değil.
bak güzel kardeşim sana tane tane anlatıyım. hayvanlar insanların yediği besinlerle beslenmemeli. bunun tuzu var, baharatı var, yağı var. kediler öyle her şeyi sindiremiyor. böbrekleri zarar görüyor.
sonra 10-15 yıl yaşayacakken hayat ortalaması 5 yıla kadar düşüyor. benim evimdeki kedim 7 yaşında hala çok sağlıklı. neden ömrünü kısaltacağını bile bile kendi yediğim yemekleri vereyim kiralık katil gibi.
bir de "hayvan besleyeceğine git bir açı doyur" diyenlere illet oluyorum. sen hem hayvan besleme, hem muhtaçlara yardım etme ama dil pabuç.
sanki hayvan besleyince başka hiçkimseye yardım edilemezmiş gibi sığ bir düşünce var. biz her ikisini de yaparız, siz karışmayın yeter.
bak güzel kardeşim sana tane tane anlatıyım. hayvanlar insanların yediği besinlerle beslenmemeli. bunun tuzu var, baharatı var, yağı var. kediler öyle her şeyi sindiremiyor. böbrekleri zarar görüyor.
sonra 10-15 yıl yaşayacakken hayat ortalaması 5 yıla kadar düşüyor. benim evimdeki kedim 7 yaşında hala çok sağlıklı. neden ömrünü kısaltacağını bile bile kendi yediğim yemekleri vereyim kiralık katil gibi.
bir de "hayvan besleyeceğine git bir açı doyur" diyenlere illet oluyorum. sen hem hayvan besleme, hem muhtaçlara yardım etme ama dil pabuç.
sanki hayvan besleyince başka hiçkimseye yardım edilemezmiş gibi sığ bir düşünce var. biz her ikisini de yaparız, siz karışmayın yeter.
ahh be çocuk, bu hayatta hiçbir şey annenin çığlıklarından daha üzücü olamaz ki. ne yaşadın da kalbine dayadın silahı? geçecekti. biraz bekleseydin geçecekti.
özet geçiyorum abd'ye dil öğrenmek için gitmiş 3 aydır alışamamış. aklı sevgilisinde ve ailesinde kalmış.
bu kadar.
bu kadar.
(bkz: atilla taş)
kral tv'yi açar akşama kadar hamçökelek nöbeti tutardım. çocukluğun verdiği salaklıkla kalbim hızlanırdı onu her gördüğümde.
hatta bir gün hiç unutmam canlı yayında su içerse diye onunla aynı anda içmek için bir bardak suyla beklemiştim televizyon karşısında. kardeşim istemişti de suyu büyük bir kavga kopmuştu evde.
aslında ne romantikmişim bee. bir daha kimseyi öyle sevmedim hahahahahah şaka şaka gaza geldim birden.
edit: bu dümbüğün zilyoner diye bir dizisi vardı, bizim tv göstermiyordu star'ı halamlarda izlerdim her cumartesi. eniştem beni evden kovmuştu en sonunda maç izleyecekmiş de bilmem ne. aşığız şurda beeee azıcık anlayış yani :p
onun öncesinde de küçük ibo vardı, bu konuda açıklama yapmak istemiyorum *
kral tv'yi açar akşama kadar hamçökelek nöbeti tutardım. çocukluğun verdiği salaklıkla kalbim hızlanırdı onu her gördüğümde.
hatta bir gün hiç unutmam canlı yayında su içerse diye onunla aynı anda içmek için bir bardak suyla beklemiştim televizyon karşısında. kardeşim istemişti de suyu büyük bir kavga kopmuştu evde.
aslında ne romantikmişim bee. bir daha kimseyi öyle sevmedim hahahahahah şaka şaka gaza geldim birden.
edit: bu dümbüğün zilyoner diye bir dizisi vardı, bizim tv göstermiyordu star'ı halamlarda izlerdim her cumartesi. eniştem beni evden kovmuştu en sonunda maç izleyecekmiş de bilmem ne. aşığız şurda beeee azıcık anlayış yani :p
onun öncesinde de küçük ibo vardı, bu konuda açıklama yapmak istemiyorum *
(bkz: bu kez güldürdü)
orospu çocuğu medyanın geldiği son nokta olabilirdi bu ama olmayacak, her son nokta dediğimizde daha beteriyle karşımıza çıkıyorlar.
sayfalarından tuvalet kağıdı bile olmayacak bir gazete sonuçta, daha iyisini bekleyemezdik değil mi?
sayfalarından tuvalet kağıdı bile olmayacak bir gazete sonuçta, daha iyisini bekleyemezdik değil mi?