Sık geçen başlıklar

mashiska 11

ekşi profili
askeri üssün ortasındaki (tarihi) çeşmenin bakımını üstlenmek.
depoda sadece kireç olması. iki er ile çeşmenin üzerindeki kirleri kazımak. sonra çeşmeye kireç sürmek.

tarihi çeşmede restorasyon yaptığımızın üniversiteye söylenmesi.
röleve ve restorasyon kürsüsünden hocamın denetlemeye gelmesi.
beni görünce tanıyıp şaşırması.
üs komutanının restorasyon sorumlusu diye beni tanıtması.
hocamın çeşmeyi görüp neredeyse kalp krizi geçirmesi. tek söylediği şeyin
"oğlum sen ne yaptın?" olması.
benimle ve komutanla tek kelime konuşmadan üssü terk etmesi.
benim yerin dibine geçmem.
komutanın gelip çeşmeyi tertemiz ve bembeyaz görmesi.
beni tebrik etmesi.

dumurdan dumura yelken açmam. hayatı sorgulamam filan.

yani düşündükçe daha da saçma geliyor.
nolan o kadar iyi ki, zaman ve mekanı büktü. tenet diye bir film çekti. seyirciyi kendi üzerine katladı.

yani ikinci defa seyretmeden anlaşılamayan bir film yapmak, ikinci defa seyredince bazı noktaları anlamanız ama kafanızda lan ben bunu bir daha seyredeyim fikrinin oluşması.

hani kitaplar vardır ya. 20 yaşında okuyunca bir şeyler anlarsın. sonra 30da bir daha okursun başka şeyler anlarsın. onun gibi.sen filmi anladıkça filmin anlattıkları değişiyor.

bunu yapabilen başka bir sinemacı, başka bir film bilmiyorum.

ben the prestige ve inception ı çok sevdim mesela.

adam öyle bir şey yaptı ki bir şeyin iç içe geçmesini anlatan bir takı üretti.
yyy içinde yyy olunca yyyception diyorlar. (ben de çok kullanıyorum) acayip bir şey bu

edit: (bkz: #144780436)

edit2: nolan herhangi bir "established ıp" yani önceden kurulmuş bir altyapı olmadan (kitap, prequel, sequel, çizgi roman vs) bir hikaye çekebilen ve bu hikaye ile para kazanan sayılı yönetmenlerden birisidir. bir diğeri de tarantino sanırım. aslında ikisinin de bütün filmlerini sinemada seyrettim. inanılmaz şanslı olduğumu düşünüyorum bu açıdan. pulp fiction'u ilk çıktığı hafta beyoğlunda seyretmiştik. daha sonra okuldan iki doçent ile bu filmi konuşmuştuk. onları tarantinonun bambaşka olduğuna "ikna" etmiştim. ne günlerdi. insanlar hala laf dinleyebiliyor ve hatta yapıcı karşılık vererek konuşmayı devam ettirebiliyorlardı.
durakta otobüs bekleyen adama siktir 3 metre ilerde bekle diyorlar.

abi hayvan sever olmak bu değil. bak sen hayvansever de değilsin. net söyleyeyim.

ben hayvan sevmiyorum. sevmem. ama bir köpeğim (eşim çok seviyor diye aldım.) bir de kedim( kızım sokakta buldu ölmesin diye aldık) var.

senin neyin var?

sokaktaki hayvana mama atıp vicdan mastürbasyonu yapıyorsun.

atma demiyorum. hobi olarak yine at. ama belediye tarafından gösterilen yerlerde yapın beslemenizi. sana yakın ve rahat bulduğun yerde değil.
dolandırıcılar kapışıyor....

36 ay parayı çekmezsen 120 kişilik grupta 36 ay sonra ödediğin rakamın %10 fazlasını çekebiliyorsun.

pekiiii bu %10 nereden geliyor?

tabi ki yatırdığın paranın faizinden.

adam senin yatırdığın paraya bankadan %15 faiz alıyor. 36 ay paranı işletip 36 ayın sonunda sana %10 veriyor. enflasyon kaç filan diye sormuyor giren kerizler

sonuna kadar skilmeyi hak ediyor bu oluşuma giren keriz. hizmet bedeli filan geçirsinler.

en güzelini yapıyorlar.

faizsiz sabunsuz susuz ev sahibi olma sistemi.
video oyunları bir mediumdur. ortamdır.

tıpkı sinema gibi, televizyon gibi.

nasıl ki her film sanat eseri değildir, ama sanat eseri olan filmler vardır. video oyunları da öyledir. tırt olanı da vardır. sanat eseri olanı da.

yani oyuna göre değişir.