Sık geçen başlıklar

annunakiyim 12

ekşi profili
sünnet iddia edildiği gibi dinlerin tanrısal bir vahyi değil,
ibrahim’in, mısır’daki seçkinlerin arasına girmek için yaptığı bir uygulamaydı.
çünkü, antik mısır’da sünnet, seçkin olmanın bir işareti olarak görülüyordu.

peki, mısır’da sünnet hikayesi nasıl başladı?

sünnet, islam’ın, ”habil ve kabil” diye alıntıladığı kişiler olan mısır tanrıları osiris ve seth’in hikayesiyle başlar.

hikayeyi kısaca özetlersek;

tanrılar osiris ve seth ile
tanrıçalar nephtys ve isis kardeştirler.
seth, kardeşi nephtys ile,
osiris de diğer kardeşleri isis ile evlenir.

ama bir sorun vardır ve seth de tıpkı osiris gibi, güzel isis’e aşıktır.

seth, isis’e sahip olduğu için osiris’ten nefret eder, onu öldürme planları yapar ve sonunda osiris’i öldürüp parçalara ayırır.

seth, öyle nefret doludur ki, osiris’in cinsel uzvunu da keser.

isis, osiris’in farklı yerlere gömülen vücut parçalarını bulur ve birleştirir ama cinsel uzvu kayıptır.

işte o kayıp uzuv için halk tarafından törenler yapılır, kötü seth lanetlenirken, iyi osiris yüceltilir.
tanrı osiris’e bağlılık yemini ederken, kimileri erkeklik uzvunu kökten keser, kimileri ise bir parçasını.

bu uygulama zamanla ”osiris’e bağlılık ritüeli”ne dönüşür ve sünnet olanların osiris’in acısını paylaşan, kutsanmış/seçkin kişiler olacaklarına inanılmaya başlanır.

ibrahim mısır’a giderken, mısır’da sünnet çoktan yerleştiğinden, o da seçkinlerin arasına girmek için sünnet olur. bu uygulama ibrahim’le birlikte musevilik’e, ardından islam’a geçer.

yani, sünnet zannedildiği gibi ilahi bir emir değil, antik mısır geleneğidir.

alıntıdır
köy yerlerinde altyapı olmadığı için foseptik çukuruna asılan sakatat hikayesi geldi aklıma:

okulların tatile girmesiyle köydeki evlerine giden aileler, yaz tatili bittiğinde, evden çıkmadan önce bir kuzu ciğerini ipe bağlayıp tuvaletin çukurunun üzerine asarmış.
döndüklerinde foseptik çukurunun tertemiz ve bomboş olduğunu görürlermiş...

sistem şöyle çalışıyor:

asılı olan ciğere, bir müddet sonra kurtçuklar üşüşüyor. o kurtçuklar ciğeri yiyip çoğalıyor. onlar çoğaldıkça ciğer azalıyor.
bir gün kurtçuklar ciğeri tamamen bitirince, aşağıya düşüyorlar. bu sefer oradaki pislikleri yemeğe başlıyorlar...
kurtçuklar yine çoğalmaya başlıyor; bu defa da çukurdaki pislikler azalıyor, çukurdaki pislikleri de yiyip bitiriyorlar...
aç kalan kurtçuklar, en sonunda birbirlerini yemeğe başlıyorlar... nihayet, onlar da bitiyor ve foseptik tertemiz...

ülkedeki son durum da aynen bu şekilde işte:

yıllar evvel bir ciğere saldırdılar...
saldırdıkça da çoğaldılar.
şimdi ciğer bitti,
ve lağım çukuruna düştüler...
o kadar açtılar ki, oradaki pislikleri de yediler...
doymadılar...
şimdi birbirlerini yiyorlar.
yakında tertemiz olacak her yerler ...
hayattan izole olma yöntemi. belki de hayatta kalma yöntemi...

bırak kendini, kapa gözlerini... dalgalar nereye isterse oraya götürsün seni...
müthiş bir teslimiyet örneği.
aklına "acaba?" takıldığı an bozulur dengen. o yüzden, tam güvende, tam teslimiyette olacaksın ki alabora olmayasın...

hayat da böyle değil mi zaten ?
senelerdir nutella 'dan başka marka sokmadım eve. sonra bir gün markette sarelle ile karşılaştık.

alışkanlık işte, aldım ikisini de elime başladım kıyas yapmaya.

nutella --> palm yağı
sarelle --> hindistan cevizi yağı

bir ekşici olarak tabii ki bundan sonrasını okumadan çıktım *

artık sarelleciyim, ama elbette yükselenim hala nutella.
yeni dönem hayallerinden...

ben kıskanırım arkadaş! çalıştırmam! neyine yetmiyor benim maaşım? evde otursun çocuklarına babalık yapsın. ben eve geldiğimde kapıyı o açsın bana, anahtar taşımayayım yanımda!

playstation alırım bi'tane, akşama kadar oynasın.
cebine harçlığını da koyarım... daha ne?
ortaokuldaki bir öğretmenimiz
( biraz annem olur kendisi swh ), bir gün aşırı bunalmış ve sınıfın ortasında bas bas bağırmıştı :
" innnşaaaalllaaaaaaahhhh siz de öğretmen olursunuz da, bana yaptıklarınızın aynısını size de yaparlar ! "
diye...

" âmîn " çekenler var, gülenler var, "böyle beddua mı olur lan ? " diye şaşıranlar var...

seneler sonra o sınıftan çıkan tek öğretmen ben oldum !

demek ki beddua, çoluğundan çocuğundan çıkıyormuş...
tecrübeyle sabit !