Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
çocuğa mert hakan yerine modric ile idman yapmayı tercih ettiği için kızanlar var. siz iflah olmazsınız şifa bile dilemiyorum.
ntv'de yer alan bir haber: "ekonomik işbirliği ve kalkınma teşkilatı (oecd) verileri, türkiye’deki memur sayısının nüfusla kıyaslandığında diğer ülkelere göre fazla olmadığını ortaya koydu. abd’de her 13 kişiden, almanya’da her 19 kişiden, kanada’da her 12 kişiden, türkiye’de ise her 30 kişiden biri memur."

buna rağmen türkiyedeki memurların yüzde 90 kadarını ulti çekip yok edeceğini söyleyen pokemonlar var. sorsan fotoğraflı nüfus cüzdanını bile annesi çıkartıp vermiştir, kamu kuruluşuna müracaat etmişliği yokturdur.

bre sikik (ay çok afedersiniz vites büyütcem ben) sanayide çırağın 20 bin, kamuda işçinin 78 bin, aynı işçinin çalıştığı yerdeki genel müdürün 30-40 bin, mühendisin 20-25 bin kazandığı bir düzende 22 bin liraya çıkacak olan memur aylığı mı rahatsız etti seni.

sorsan 2022 kpss' den 42 almıştır ama 3 üniversite bitirmiştir, vaayy efendim ben 3 üniversite bitirdim özelde sürünüyorum.

gir sınava çok rantabl görüyorsan çalışma şartlarını, yarışma sınavlarını kazan ve havlamayı kes.

öte yandan mevzuatı gereği memur kazanç getirici faaliyetlerde bulunamıyor diye geliri yeterli düzeyde olması gerekir.

yıllarca 1000 doların biraz altında biraz üstünde olmuş olan memur maaşı bugünkü kur ile 846 dolar olacak, olan şeyin hepsi bu.
oyumuzu yanlış adama vermişiz, tayyip erdoğan bu adamdan yeğdir çok net söylüyorum. göreve gelmeden böyle çirkefleşebilen sözde kibarlar kibarı özde kibirliler kibirlisi zat göreve gelseymiş akılsız ve inatçı yönetimiyle yüksek ihtimalle canına okurmuş ülkenin. bir insan nasıl erdoğan'dan daha az sempatik olabilir şaşılacak şey. yirmi beş milyon oy diyor hala, yok yok hakkı kötek bunun.

bu arada benim bunlardan değişim beklediğim yok kimse de beklemesin chp ne amk? şart mı? chp'nin içi de akp gibi çürük değil sanki, alayı öyle.
hazırlık maçı üzerinden geçen sene nasıl şampiyon olduğumuza dair karalama yapılmaya çalışılan maç. nasıl şampiyon olduğumuzu merak ediyorsanız söyleyeyim: alkollü çıktığımız maçta en yakın rakibe şut çektirmeden 3 sallayarak.
devletin ukrayna'dan tahıl ithal etmesi sonucu oluşan durumdur.
geçen yıl kilosu 6,5 liradan alınan arpa için bu yıl 7,5 lira açıklandı.
gerçek enflasyonun %100'e , tüik enflasyonunun ise %50 olduğu ülkede arpaya %15 zam verdiler.peki bu fiyata alan var mı?yok.
tmo'lara gidiyorsun silolarda yer yok, olan da "20 gün sonra getir, paranı da tesliminden 1 ay sonra alırsın " diyorlar.
tüccar da "5,5 liraya bırakacaksan alayım" diyor.
çiftçi ;ürünü tarlada biçmek,biçilen malı da indirmek zorunda.
tüccara satsa zararına veriyor, tmoyu beklese ürünü yere dök kaldır,50 gün sonra paranı al yine zarar ediyor.
bundan 20 gün önce "köylü milletin efendisidir" diyenlerde sessiz sedasız güzelce izliyor.
bu arada bu durumdan dolayı köylü oyunu değiştirir diye düşünmeyin, yarın seçim olsun bizim köy yine %90 malum parti der.
edit:başlığı hatalı yazmışım,sorry.
seküler kız peşinde koşan muhafazakar barzoların, suriyelilerin ve türbanlı kızların en sevdiği sosyal aktivitesine derin bir darbedir.

yine de en büyük darbe suriyelilere ve kaçak göçmenlere vurulmuş gibi duruyor. sahiller de bunlara kapatılırsa eğer, suriye'ye büyük bir göç dalgası başlar.
az önce mtv zammına inanmayan akpli bir çalışanımızın gözüne haberi soktum. adam ısrarla onun ardında başka bir şey vardır, basın çarpıtır karalamak için dedi. gitti bir kaç yeri aradı yüzü mosmor geri geldi. üstüne de seneye mtv almazlar belki halkı düşünür onlar diyor, lan nasıl bunların beyinlerini yıkamışlar adam seneye mtv kalkar dedi ya la hahaah.
bugün toplantı için gelen boş beleş biri tarafından gerçekleştirilen eylem. yapmacık konuşmalarıyla kafa sikmesinin yanında, içinde yaşadığı ezikliği de bu gibi farklı şekillerde kapatmaya çalıştığını hissettirdi.

genelde bu tipler, kişisel gelişim zırvalıklarını okuyarak hayatın bir yerinden tutunmaya çalışırlar. bir de sıktıktan sonra gerçekten bir şey başarmış bir amele gibi sırıtmaları çok acınası geliyor.

aynen kardeşim en özgüvenli, en kendinden emin, en alfa sensin. tek tek soyunalım da, hepimizi zaman kaybetmeden sik lütfen. çünkü bunu hak ediyorsun.
geç kalınmış ama doğru bir eylemdir, yönelimdir.

özellikle genç kuşağın, seküler kesimin ve yaşam tarzı tehdit altında olan türklerin arap dininden çıkmasında belli başlı etkenler şunlardır:

arap dininin türkleri yozlaştırması, yobazlaştırması, asimile etmesi ve arapçılığı, dinciliği teşvik etmesi. dünyanın en niteliksiz ve gerici halklarıyla türkleri aynı kategoriye sokması...

iktidar eliyle yoğun şekilde gerçekleştirilen ve türkleri araplaştırmayı dincileştirmeyi hedefleyen sığınmacı politikasına duyulan nefret...

tüm olanaklara, tüm propaganda ve çalışmalara rağmen, onca cemaat ve tarikata rağmen azçok okuyan herkesin tüm dinleri ve pek tabii ki arap dinini sorgulaması... bilimin, aklın, mantığın gerçeklerinin dinsel dogmalara ağır basması...

tüm toplumsal alanlarda dinciliğin ve araplaştırmanın, yaşamın her alanına karışan dinin türkleri bunaltması, tiksindirmesi...
muhalefetsiz ortamda, her rakamı açıklarsın kim halkı ayağa kaldıracak?
milyonlarca insanı ilgilendiriyor bu açıklanan oranlar. enag ile tüik arasında müthiş bir fark var.
sadece rakamlardan ibaret bir şey değil, her şeyi şekillendiriyor bu oranlar.
ve muhalefet dediğin oluşum tam da burada devreye giriyor. ne yapıyor bu muhalefet?
iktidara pres mi uyguluyor, ensesine mi yapışıyor?
bir bunağın koltuğunu korumak için kendi tabanına bile aktrol diyor.
işte bunun nihayeti de budur. bu sadece iktidarın değil, muhalefetin de halka attığı goldür.

şimdi o pironuz tweet atar birazdan, derhal diye emir cümlesiyle.
muhalefet görevini yerine getirmiş olur.
şu anki durumumuzdan daha iyi olacağımızı düşünen varsa ağır yanılıyor
-bizimkiler papayı bile yeterince hristiyan olmamakla suçlardı
-hristiyan olmayanlara gayrı hristiyan denip iş aş verilmezdi
-çocukları kilise papazlarının elinden almaya çalışırdık
-anadolunun dört bir yanından şeytanı çıkarılmaya çalışırken sikilen anadolu halkı haberi gelirdi
-kiliselerin sayısı okullardan fazla olurdu
-her pazar kiliseye yardım toplanır, şamdan mamdan alınırdı, çoğunluk hangi mezheptense diğer mezhepler hristiyanlık dışı görülürdü
daha bir sürü şey, hiç bir şey değişmezdi
27 yıllık memurum. laborant olmama rağmen ilk görev yerimde 6 yıl tahıl ürünleri tarlalarında deneme ve üretim ekimleri yaptım. sabah tarlaya girip öğlen çıkardık. yemek molasından sonra güneşin alnında akşama kadar yine tarlada çalışırdık ırgat gibi. "ben laboratuvar personeliyim, ne işim var tarlada" demedim. kimse de "sen laboratuvar personelisin, tarlada işin ne?" demedi. mühendis de benimle beraberdi, işçi de.

sonra 10 yıl il kontrol laboratuvarında çalıştım. yarısı kimyasal analiz diğer yarısı da mikrobiyoloji analiz laboratuvarında geçti. yediğiniz içtiğiniz her şey benim elimden geçiyordu. ben işimi savsaklasam, bozuk bir ürüne sağlam deyip geçirsem kitlesel zehirlenmeler yaşanırdı mesela. türkiye'de neredeyse her şehirde il kontrol laboratuvarları var. yediğiniz içtiğiniz her şeyi denetliyor. onların sayesinde sağlıklı ve güvenli bir şekilde besleniyorsunuz.

sonraki 11 yıl brucella aşısı ürettim. tüm türkiye'nin brucella aşı ihtiyacını karşılıyor bizim laboratuvar. çiçek aşısı, şap aşısı ve bilumum veteriner aşıları, antijenleri bizim kurumlardaki "memur"lar üretiyor. ben üretmezsem, devlet dışardan yaklaşık 10 katı fiyata alıyor o aşıyı özelden. yıllık yüz milyonlarca liralık bir cirodan bahsediyorum.

aldığımız maaş üç kuruş. ben laboratuvarda o aşıyı üretiyorum, üç tane üniversite bitirmişim, (kocaeli üniversitesi bahçe ziraati (önlisans), istanbul üniversitesi tiyatro (lisans), eskişehir osmangazi üniversitesi (ziraat fakültesi (lisans) ) dünyanın en baş belası bakterilerinden birinin kulaklarına fısıldıyorum, terbiye ediyorum, aşıya çevirip hayvan sağlığı politikasına yön veriyorum, üç kuruş maaş alıyorum.

benim laboratuvarda iş bittikten sonra paspas yaptırdığım, evrak getir götüründe kullandığım, çay istediğim işçi, ki kendisi 5-6 yıl önce akrabası olan taşeron firma sahibi sayesinde kuruma taşeron işçi olarak girip kadro aldı, ortaokul mezunu, dışardan lise okuyor, sınavlarına biz giriyoruz, adını soyadını zor yazıyor, benden fazla alıyor.

başlık sahibine tavsiyem: (bkz: bak şurdan siktir git)

edit: çok fazla mesaj geldi. destek olan da var, küfreden de. entry'i yazma amacım kendimi öne çıkarmak değildi. kamuda benden daha önemli işler yapan, benden daha kalifiye, benden daha yetkin ve benden daha kritik noktalarda olan yüzbinlerce memur vardır. benim entry'i yazma amacım, memurların solitarie oynayan, örgü ören vasıfsız insanlar olduğuyla ilgili haksız algının önüne geçmekti. memur deyince aklınıza solitarie gelmesin. sağlık, eğitim, maliye, ulaşım, tarım, güvenlik gibi onlarca alanda size devlet adına hizmet veren personel gelsin. üç-beş tane torpilli yüzünden milyonlarca memura düşman olmayın. memur üç kuruş maaşa çalışıyor. yıllardır memur eziliyor. arkasında duran bir sendikası yok. sendikalardan istifa etmememizin sebebi, zaten üç kuruş maaş alıyoruz, istifa edince üç ayda bir yatan 1000 lira civarı bir sendika desteği var, onu alamıyoruz, tamamen bu. yoksa bu ülkede belki sendikalı memur kalmaz. işçi ve memur arasında çalışma barışı yok artık. işleyiş için çok önemli mesele bu. kimse kimseyi küçümsemiyor. beraber gül gibi çalışıyoruz. ama sen bırak üniversiteyi, yüksek lisansı, doktora yapmış veterinerken, bu kadar büyük katkı sağlarken, gerektiğinde mesai ücreti falan almadan akşamları, hafta sonları çalışırken; ortaokul mezunu bir vatandaş sırf akrabası taşeron firma sahibi olduğu için gelip senin yanında iki paspas yaparak senden fazla maaş aldığında zoruna gidiyor. milyonluk alımlara, ihalelere biz imza atıyoruz. laboratuvarda bakterinin içinde yüzüp biz brucellaya yakalanıp 2 ay yoğun antibiyotik tedavisi görüyoruz, devlete yüzmilyonlarca lira biz kar getiriyoruz.

sonra adamın biri gelip pişkin pişkin "solitarie oynayan memurun işçiye vasıfsız deme hadsizliği" dediğinde adamın zoruna gidiyor, kusura bakmayın.
idari görev, verilen dersler, doktora, sınavlar vs. derken yeri geliyor 600 öğrenci 20'yi aşkın personelden sorumlu oluyorum ve bir sürü dertleriyle uğraşıyorum. dalyaprağın birisi de çıkıp diyor ki yatmayı kessen sen de kazanırsın. hepiniz başımıza sikko instagram yaşam koçu kesildiniz anasını satayım.

verilmesi elzem olan zamdır. akademisyenlere ayrı bir düzenleme yapılması şarttır.
emzik şeker. çocukken evimizin yakınında bi bakkal vardı, bi karne gününde hiç unutmam tüm çocuklara karne hediyesi olarak emzik şeker dağıtmıştı. o kadar hoşuma gitmişti ki bu olay 16-17 sene geçmiş üzerinden hâlâ gülümseyerek anıyorum.
allah kimsenin başına vermesin. korkunç olay.

malesef ki o an orada olup, bir anlık reflex ile kesinlikle ben de bu çocuk gibi, düşmesin diye el atardım. belki bu çocuk gibi gücüm ve reflexlerim sayesinde enkaz altında tamamen kalmazdım ama en iyi ihtimalle ömür boyu sakat kalırdım.

allah herkesi görünmez kazalardan korusun ve bu çocuğun ailesine de sabırlar versin.
en baştan söyleyeyim; bir damla gururu olsaydı çoktan defolmuştu.

seçimlere aylar varken bu vasıfsızın sinsi sinsi aday olmanın yolunu yaptığını söylediğimizde yancıları "aday yıpratılmasın diye bu hamleleri yapıyor" diye açıklamalar yapıyordu. çünkü yancılarını bile heyecanlandıracak aday değildi. bu yüzden "başkanımız tabii ki aday olmalı diyemiyorlar, aday yıpranmasın diye böyle yapıyor" diye geçiştiriyorlardı.

akp'nin bile ülkenin geldiği noktada seçim kazanma ümitlerinin bittiği bir dönemde atadığı 81 il başkanına ve yancılarıyla dizayn edilmiş parti organlarına "partimizin adayı kemal kılıçdaroğlu'dur" açıklamasını yaptırdıktan sonra altılı masada milletvekili ve makam rüşveti dağıttığı yüzde 1 altı partilerin başkanları ile birlikte artık adaylık tartışmalarının muhalefete zarar vereceği kısa bir zaman dilimi kala ittifak toplantısında adaylığını dayattı. sonrasında olanları hepimiz biliyoruz. kendisi akp'nin karşısında görmek istediği tek adaydı. muhalefetin seçimi kaybetme olasılığı olan tek aday da buydu. seçim dediğimiz organizasyonun matematiği çok basittir. kendi oylarını konsolide edersin, karşı taraftan da gerekli miktarda oyu alırsan seçimi kazanırsın. yani seçim kazanmak için karşı taraftaki insanların görüş değiştirmesi lazım. bugüne kadar akp'ye oy vermiş seçmeni ikna edemeyecek tek kişi bu vasıfsızdı. benim tanıdığım hiçbir akp'li seçmen oy verme alışkanlığını bunun için değiştirmezdi. bırakın karşı taraftan oy almayı kendi seçmenini bile konsolide edece çapa sahip değildi. tabii yancılarına bunu anlatamadık. bu da yetmez gibi yok seccadeye basarak poz vermeler, durduk yere mezhepçi açıklamalar yapmalar gibi fiyaskolarla dolu bir seçim propaganda dönemi. ve sonuç ortada.

seçimden sonraki davranış biçimi ise tam bir zavallılık, yüzsüzlük, pişkinlik örneği ile hiçbir şey olmamış gibi yaşamına devam ediyor. pendikspor'un üst lige çıkmasını tebrik eden tweetler falan atıyor. şaka gibi. milyonların umutlarının içine ettim, egolarımın peşine takılarak kurduğum saçma sapan hayallerle gençleri hayatını kararttım, bağışlanmayı dileyerek defolup gitmekte geç bile kaldım, demiyor. kurultay, diyor; parti organları karar verir, diyor. sanki parti organları dediği şey particilikten ve kısır siyasetinden geçinen yancılar sürüsü değilmiş gibi davranıyor. kendisine verilen 48'lik oyun şahsına "rağmen" verildiğini görmezden gelip şahsına verilmiş gibi davranıyor. en son muharrem ince de bu yanılgıyla hareket etmişti. yalnız bununki daha absürt, daha çirkin ve daha zavallıca. iktidar'ın bu kadar zayıfladığı bir dönemde başında bulunduğum partinin oyu içimize dahil ettiğimiz dört yancı partiye rağmen neden bir gram artmadı, demiyor. ne diyor yüzde kırk sekiz aldık bu bir başarıdır diyor başarısızlıkların efendisi.

bir de hala "ama dürüst insan", "ama elinden geleni yaptı" diyenler yok mu artık duydukça cemre demirel gibi çıldırasım geliyor. bir kere benim tanıdığım hiçbir dürüst insan on küsür seçim kaybedip, kendisinde bir sorun olduğunu sorgulamamazlık etmezdi. dürüstlük kavramı bunun karakterinin yanından geçmez. ikincisi kifayetsiz şahsiyetinden elinden geleni yapması değil, gereğini yapıp kenara çekilmesi, ülkenin geleceğinin önüne çöken kara bir bela olmak yerine halkın gözünde umut olacak gençlerin önünü açması bekleniyordu. 80 yaşına dayanmış kifayetsiz adam, ergen gibi kalp işareti yaparak seçim kazanacağını sanıyordu. aah ah...

başarısız diyoruz ama kendisine biçilmiş misyonunun birinci aşamasını başarıyla yerine getirdi.

şimdi üstlendiği misyonun ikinci aşamasına geldi; ankara, istanbul hatta adana, mersin, antalya, hatay, izmir, eskişehir gibi şehirlerin yerel yönetimlerini de verip görevini tamamlayacak. partinin başında durdukça kimse bunun başında bulunduğu partiye oy vermez. sonrasında da kendisine ne olduğu, ne yapacağı beni ilgilendirmiyor.

hakkımı helal etmiyorum. haram olsun! sadece bu cihanda değil, var olabilecek bütün cihanlarda düşmanımdır.
herkes beni uslu aile kızı sanıyor, bi de çerkes ağır duruşum sebebiyle snob bulanlar da olur.
herkes birlikte eve çıkınca kanlı bıçaklı olur, benim ev halimi görenler bana daha çok bağlanır. sosyal hayatta ayaküstü muhabbeti pek sevmem (bkz: ben çok derin bir insanım) diyen dayı gibi olacak ama merhaba merhaba ilişkilerde yok gibi bir şeyim.

hani ekşi hesabım ifşa olsa, kimse benim olduğuma inanmaz. hatta bu kadar matrak olduğuma da inanmaz.
lisede de böyleydi, biraz içe dönüktüm. bir tek rahat olduğum insanların yanında şımarırdım. yaptığım fırlamalıkları kimse benden bilmezdi, ispiyonlanırdım; oğlum iftira atacak birini bulamadınız da şuncağıza mı yetti gücünüz! derdi hocalarım. her temiz yüzlü uslu olmak zorunda mı canım! hocam ben yaptım desem de inanmazlardı suçu üstüne alıyon olurdu :)
kısacası boyuna küfür ediyorum ki afişe olmayalımnsnsm (yok valla çok seviyorum duygularımı ele geçiren her küfrü)

ama işte tanıyanlar, asla o olamaz bu küfürleri eden derler. hakkımda büyük yanılıyorlar, bilmiyorlar ki aktifkarbon ailesi parçalandıktan sonra çok bozdu. çok şükür ağzımız bozuk, karakterimiz deyil!(başladı gene).
zaten küfürleri üniversitede öğrendim ondan önce aile ortamında küfür bile duymamıştım.

işte beni gören de çok hanım hanım bi kız der,
hanımlar da küfreder beyler uzatmayın...bana bak lan dört gözzz benim canımı sıkma gafanı gözünü patladdırma! diyen idol ablamız kadar olamasak da alemlerde bizim de kendimize göre bi şeklimiz var icâbında.
kiracı tahliye taahhütnamesi varsa, yılı dolduysa , 2-3 aya tahliye kararı çıkıyor.
eksik kira varsa banka hesaplarına bloke de geliyor.
mahkeme masraflarını da ödüyor kiraci çıkmazsa.
kimse 1 yıllık kontrat ve tahliye taahhüdü olmadan kiraya vermiyor evini.

yüzde 25e sabitlemek ne işe yaradı şimdi?
insanın meraklı bir yaratık olduğunu(çocuk) ve hala evrimini tamamlayamadığını(baba) kanıtlar video.
ve ben; çocuğun doğru kişiyi vurmuş olması dışında bir sorun göremiyorum.
bütün film isimlerinin "kedi" olması ile sonuçlanacak durumdur.

örneğin;
back to the future - kedi
unforgiven - kedi
ağır roman - kedi

içerik, film isimlerinin içindeki en çarpıcı kelimeyi "kedi" ile değiştir değil, film isimlerini kedi ile değiştir.

pisa testi sonuçları çok doğru, bir defa daha anladım an itibariyle. okuduğunu anlamıyor ülkemizdeki insanlar.

tabi bir diğer sonuç da düşündüğünü de düzgün yazamıyor görüldüğü üzere...
kalburüstü tekstil markalarının (örneğin columbia, north face vs.) amerika'daki mağazaları ile türkiye'deki mağazaları arasında inanılmaz bi uçurum bulunmakta; ki bazen 2-3 kata kadar çıkıyor fiyat farkı. görece daha uygun olan aeropostale, american eagle gibi markalar zaten türkiye pazarında zor bulunuyor. döviz, enflasyon vs. hikaye; ülke üstü açık tımarhane gibi, herkes yapabildiği kadar vurgun yapmanın peşinde.
17 yildir muhendisim. ne okurken, ne 17 yillik muhendis arkadaslarla muhabbetlerde doktor konusu bile gecmemistir yaw. yani milyonlarca sey konusuldu iste insanlar birbiriyle ne konusursa, futbolcu olaydik (tabi messi ayarinda) falan demisizdir, hatta bi sefer orospu olsaydik nasil olurdu acaba falan geyigini de yaptik ama doktor hic aklimiza bile gelmedi :)

saglikli adamin aklina niye doktor gelsin zaten, hastalaninca, kotu gunlerimizde andigimiz bisey doktor.

hacettepe tipa da (o zaman en yuksegiydi) cok rahat girebiliyodum. hic bi tercihim de tip olmadi. cesitli bolumler yazmistim ama tip asla.

doktorlara, en azindan turkiyedekilerin haline uzuluyorum ama. 17 yildir konusulmadi ama eger bi gun konusu acilirsa soyleyeceklerim iyi ki kaza bela tip yazmamisiz olur :)