27 yıllık memurum. laborant olmama rağmen ilk görev yerimde 6 yıl tahıl ürünleri tarlalarında deneme ve üretim ekimleri yaptım. sabah tarlaya girip öğlen çıkardık. yemek molasından sonra güneşin alnında akşama kadar yine tarlada çalışırdık ırgat gibi. "ben laboratuvar personeliyim, ne işim var tarlada" demedim. kimse de "sen laboratuvar personelisin, tarlada işin ne?" demedi. mühendis de benimle beraberdi, işçi de.
sonra 10 yıl il kontrol laboratuvarında çalıştım. yarısı kimyasal analiz diğer yarısı da mikrobiyoloji analiz laboratuvarında geçti. yediğiniz içtiğiniz her şey benim elimden geçiyordu. ben işimi savsaklasam, bozuk bir ürüne sağlam deyip geçirsem kitlesel zehirlenmeler yaşanırdı mesela. türkiye'de neredeyse her şehirde il kontrol laboratuvarları var. yediğiniz içtiğiniz her şeyi denetliyor. onların sayesinde sağlıklı ve güvenli bir şekilde besleniyorsunuz.
sonraki 11 yıl brucella aşısı ürettim. tüm türkiye'nin brucella aşı ihtiyacını karşılıyor bizim laboratuvar. çiçek aşısı, şap aşısı ve bilumum veteriner aşıları, antijenleri bizim kurumlardaki "memur"lar üretiyor. ben üretmezsem, devlet dışardan yaklaşık 10 katı fiyata alıyor o aşıyı özelden. yıllık yüz milyonlarca liralık bir cirodan bahsediyorum.
aldığımız maaş üç kuruş. ben laboratuvarda o aşıyı üretiyorum, üç tane üniversite bitirmişim, (kocaeli üniversitesi bahçe ziraati (önlisans), istanbul üniversitesi tiyatro (lisans), eskişehir osmangazi üniversitesi (ziraat fakültesi (lisans) ) dünyanın en baş belası bakterilerinden birinin kulaklarına fısıldıyorum, terbiye ediyorum, aşıya çevirip hayvan sağlığı politikasına yön veriyorum, üç kuruş maaş alıyorum.
benim laboratuvarda iş bittikten sonra paspas yaptırdığım, evrak getir götüründe kullandığım, çay istediğim işçi, ki kendisi 5-6 yıl önce akrabası olan taşeron firma sahibi sayesinde kuruma taşeron işçi olarak girip kadro aldı, ortaokul mezunu, dışardan lise okuyor, sınavlarına biz giriyoruz, adını soyadını zor yazıyor, benden fazla alıyor.
başlık sahibine tavsiyem: (bkz: bak şurdan siktir git)
edit: çok fazla mesaj geldi. destek olan da var, küfreden de. entry'i yazma amacım kendimi öne çıkarmak değildi. kamuda benden daha önemli işler yapan, benden daha kalifiye, benden daha yetkin ve benden daha kritik noktalarda olan yüzbinlerce memur vardır. benim entry'i yazma amacım, memurların solitarie oynayan, örgü ören vasıfsız insanlar olduğuyla ilgili haksız algının önüne geçmekti. memur deyince aklınıza solitarie gelmesin. sağlık, eğitim, maliye, ulaşım, tarım, güvenlik gibi onlarca alanda size devlet adına hizmet veren personel gelsin. üç-beş tane torpilli yüzünden milyonlarca memura düşman olmayın. memur üç kuruş maaşa çalışıyor. yıllardır memur eziliyor. arkasında duran bir sendikası yok. sendikalardan istifa etmememizin sebebi, zaten üç kuruş maaş alıyoruz, istifa edince üç ayda bir yatan 1000 lira civarı bir sendika desteği var, onu alamıyoruz, tamamen bu. yoksa bu ülkede belki sendikalı memur kalmaz. işçi ve memur arasında çalışma barışı yok artık. işleyiş için çok önemli mesele bu. kimse kimseyi küçümsemiyor. beraber gül gibi çalışıyoruz. ama sen bırak üniversiteyi, yüksek lisansı, doktora yapmış veterinerken, bu kadar büyük katkı sağlarken, gerektiğinde mesai ücreti falan almadan akşamları, hafta sonları çalışırken; ortaokul mezunu bir vatandaş sırf akrabası taşeron firma sahibi olduğu için gelip senin yanında iki paspas yaparak senden fazla maaş aldığında zoruna gidiyor. milyonluk alımlara, ihalelere biz imza atıyoruz. laboratuvarda bakterinin içinde yüzüp biz brucellaya yakalanıp 2 ay yoğun antibiyotik tedavisi görüyoruz, devlete yüzmilyonlarca lira biz kar getiriyoruz.
sonra adamın biri gelip pişkin pişkin "solitarie oynayan memurun işçiye vasıfsız deme hadsizliği" dediğinde adamın zoruna gidiyor, kusura bakmayın.
06.07.2023 · 27. sıra
islatistik
05.07.2023 14:30 ~ 17:19