Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
amin maalouf orta doğu insanını şöyle tanımlar;

her şeye üzülen, ama hiçbir şeyle ilgilenmeyen insanlar, der.

7/24 enkazdakilere, ölenlere dua ederler, aman bir daha yaşanmasın diye tanrılarına yalvarırlar... gözleri dolar, ağlarlar tanımadıkları insanlar için. ama bu gidişi değiştirmek için de hiçbir şey yapmazlar. ne oy attıkları adamları sorgularlar, ne o kadar para verip aldıkları evlerin kalitesini sorgularlar, ne de ülkelerindeki çarpık adalet düzenini sorgularlar. onlar sadece üzülürler, o kadar, çünkü burası orta doğu.
sadece kendi yandaşlarına ithalat izni verecek ve böylece ikinci el otomobil piyasasındaki ranttan pay alacaklar anlaşılan...

oysa yapılması gereken bu milleti avrupa'nın kullanılmış arabalarına mahkum edip bir de üzerinden ithalatçılara rant dağıtmak değil sıfır otomobildeki ötv oranını düşürmek ve böylece manipülasyonu önlemektir.

bir işiniz de şu milletin faydasına olsun be!
hamilton pit girişine gelmek üzereyken vsc verip adam pitten çıkmak üzereyken bitiriyorlar, sonra da bu adam kollanıyor dediğimizde kızıyorsunuz amk.
içlerinde benim gibi çocuğu kanser tedavisi gördüğü için kemoterapi yan etkisi olarak bağışıklığı sıfırlandığından el mecbur hasta olmamak zorunda olan, hasta olursa çocuğu refakatçisiz kalacak olan insanlar da vardır.

kimsenin dikkate alacağını zannetmiyorum ama lütfen maske takmazken, önlem almazken, eğlence yerlerini doldururken bizim gibi insanların da olduğunu hatırlayın olur mu? gerçekten diken üstündeyiz.
piyasada bulunmayan , bulunanları da 3.000 tl den assagi olmayan mi 9t pro 128 gb telefonu 2.500 tl'ye ilana koydum

150 kişi mesaj attı ,

kardeş telefonu ters çevirip kamerasını açıp kapatıp video atar mısın

kardeş şarj aletinin ucunu telefona sokarken tık diye ses geliyor mu

kardeş şöyle mi

kardeş böyle mi

adamın biri "neredesin gelip alıyorum " dedi...
geldi inceledi aldı ...

ilana satıldı ibaresi koydum

bu sefer "kardeş neden sattın , ilk ben yazmıştım" diyor

lan amcik 500 lira ucuza mal koymuşum senin sikik muhabbetlerini mi çekeceğim

ben alacaktım telefonu diyor bir de

siktir amk...

uyguna ürün koydugunuzda 1 saatte satış gerçekleşiyor
bu kadına karşı sinir harbi içine girebilecek zihniyetler türkiye'nin asıl problemidir.

arkadaş şeyma subaşı neden sinir harbi yaratsın bende, düşünüyorum düşünüyorum bulamıyorum.
kaynak

kanada'da hükümet, covid-19'a rağmen gelecek üç yıldaki göçmen kabul sayısını artırarak toplam 1,2 milyondan fazla kişiye kapılarını açacağını duyurdu.

hayirli olsun, orta dogu bok cukurundan kurtulmak icin bir sans daha.
somer, özgül'e diyor ki: "senin 'parmağının' dokunduğunu ürünü tatmayacağız."

parmağının derken iğrenmiş bir ifade takınıyor bir de. sanki yemekleri robotik kollarla yapıyorlar. saçma sapan tepkiler. "süre bittikten sonra tabağa dokunmak yasak" de geç işte. neyin şovu bu?
çünkü sanıldığından çok daha zor bir iş yapılan. her harekette enkaz altında biri olabilir diye hassas hareket ediliyor. ben burdan büyük konuşup ahkam kesmiş gibi olmak istemiyorum ama olası bir istanbul depreminde, yıkılacağı düşünülen bina sayısını da göz önünde bulundurursak ülkenin bağımsızlığını bile kaybedecek hale gelmesinden korkuyorum.

edit: değerli arkadaşlar öncelikle celal şengör hocanın da böyle bir ifadesi varmış ancak bilmiyordum ben. bilseydim alıntılayarak ifade ederdim. bunu normal bir yolla söyleyen arkadaşları tenzih ederim ama hakaret edercesine söylemenin bir anlamı yok. benim söyleme gerekçem ise ağırlıklı olarak ekonomi. toplam gayrisafi yurtiçi hasıla içinde 10 büyük şehrin payı %65 seviyelerinde iken istanbul tek başına %30'un üzerinde. yıllarca ne var ne yok topladılar istanbul'a. hala ataşehir finans merkezine kamu kurumlarını getirmeye çalışıyorlar. bunun yanısıra istanbul'da bir dönem avrupa yakasında da yaşayan biri olarak, özellikle belirli bölgelerde bırakın depremi şiddetli bir fırtına çıksa yıkılacak yüzlerce bina var. eğimli ve daracık sokaklarda iç içe binalar var. izmir'de 20 tane bina yıkıldı ve birçoğunda yarısına gelinemedi hala. beklenen istanbul depreminde ise binlerce binanın yıkılacağı ifade ediliyor. böylesi bir durumda yaşanacak kaosu hayal edin. böylesi bir tabloyu ben kendi adıma düşünmek dahi istemiyorum. düşünebilen ve iyimser olanlara helal olsun ne diyeyim.
ülke zehir. yediğinden içtiğinden zevk almıyorsun. gündemden kafanı kaldıramıyorsun. kalitesiz besleniyor ve kalitesiz yaşıyorsun. hobi bile edinemiyoruz. ne araba ne ev hepsi hayal. ama bizim vergilerimizle krallar gibi yaşayanlar var. bize bunu hak görenin allah belasını versin
burada tekrar tekrar yazılanlar, yüzlerce favori alan entry'ler; bayağı, içi boş ve cahil cuhela muhabbetinden başka bir şey değil.

kadının veya erkeğin ultra donanımlı olması, son derece şık ve hatta zamanının ilerisinde giyinmesi, düşünmesi onu kaliteli mi yapar? nedir bir insanın kaliteli olması? bu da çok boş bir ezber. buram buram kişisel gelişim, 90'lar sığlığı ve son derece endüstriyel, marketing bir söz.

belli ki sözlüğün yaş ortalaması epey düşük. ah gençler ah. arabalardan, elektronik cihazlardan, nesnelerden söz eder gibi insanlardan söz ediyorsunuz. ve daha vahimi insanlar, kadınlar veya erkekler de bu algının esiri olmuş durumundalar.

bir insanda, bir kadın veya erkekte ihtiyacınız olan en önemli şey vefa olmalı, tevazu olmalı, sadelik olmalı. ama bunlar artık çoktan unutulmuş, yüzüne bakılmayan, eski moda şeyler değil mi?

şimdi bakıyorum da herkeste korkunç, ürkütücü düzeyde bir maymun iştahlılık var. kimse kimseye zerre kadar güvenmiyor. güvenmek öyle muhteşem bir şeydi ki. güvenmek, inanmak.. birini sevmek.. şimdi insanlar arasındaki ilişkilerin en belirgin, ta iki km öteden gözüken yönü: güvensizlik!

mutsuz, sürekli oflayıp puflayan her şeyi çabucak yiyip tüketen ama doymayan ve asla doymayacak bir insan türü dolaşıyor sokaklarda, caddelerde. derinlik yok. dertdaşlık yok. yoldaşlık ne demek bilen yok. sadece bir ağzı, midesi ve bağırsağı olan tuhaf yaratıklara dönüştü insanlar.

niye herkes yorgun? niye herkesin tahammül ve tolerans eşiği bu kadar dar? niye herkes bezgin? niye herkes agresif? niye herkes mutsuz? niye gülüşler bile içten değil?
sn. albayrak’ın “türkiye yeni bir sıçramanın eşiğinde” açıklamasının ardından 15 gün geçti ve şu an “ekonomik kurtuluş savaşı” lafı yapan bir hükümet söz konusu… vatandaş sizin hangi sözünüze güvensin? sözünüzle gerçekler uyuşmuyor! tam da tutarsız söylemlerinizdeki güvenilmezlik, türkiye’deki ekonomiyi olumsuz etkiliyor. işi yapabilecek ehline vermeyip de ‘damada’ verirsen olacağı batırmak olacak, ne bekliyordun ki!

türk lirası’nın değerini artırmanın yolu bulunmadığı taktirde, 2023’ten 2053’e çıkan hedefler; böyle devam ede ede 3023’e çıkacaktır… olan yine sıradan vatandaşa, işçilere, sana bana oluyor. asgari ücrete zam yapma zamanı gelince, otomatik olarak söylem “ülke zor durumda” olarak güncellenecek bak demedi demeyin… işinizi düzgün yapın sayın hükümet, yapamıyorsanız defolun gidin! türkiye’de nitelikli, ekonomi sorununu çözecek bir çok insan var. gençlerin önünü açın!
4 aydır bizimle olan 6 aylık bir yavrumuz var. ilk geldiği günün akşamı, salonda kıvrıldığı koltuktan biz kucaklayıp götürdük yatağa; tanımadığı bir evde kardeşlerini annesini arar da yalnızlıktan korkar belki diye. milat oldu o gece.

ilk birkaç hafta yastığımızda yatarken, zamanla ayak ucuna kadar indi. başlarda yatağa kendi başına çıkıp inemezken, şimdi bizden önce yerleşiyor bazen :) hele sabahları o uyandırma seansı var ki, gelip gurrrrr gurrrr yüzüme sürtmesi, göğsüme çıkıp götünü suratıma dayayıp kuyruğuyla pat pat kafama vurması * sonra da bayılır gibi hop göğsüme-koluma-omzuma-hatta nefes boruma kendini bırakıvermesi*
hiçbir sevgi, hiçbir temas bu kadar samimi ve gerçek olamaz..
ha bu seansı hanfendi sabah 5’te mi yapar, 6’da mı, onun bileceği iş tabi :)
sevgi seansı bitince de yatak başlığının üzerine çıkıp delirme seansı başlıyor. artık orda başlığı mı tırmalar, geri geri giderek kuyruğunu yakalamak için sonuçsuz bir savaşa mı girer, kafamızdan sıçramak suretiyle odada fink mi atar- o da belli olmaz.

ama iyi ki var kızımız, iyi ki yatağımızın canının istediği köşesi ona ait.
saçma sapan iddia.

"apartman sakinleri çürük raporunu kabul etmedi" ne demek?

oylama mı lan bu? 10 kişiye sorduk, 6 tanesi yaşanır burada dedi. o yüzden onlar suçlu.

tekrar ediyorum bu tip olayların hepsinin suçlusu, çürük raporu olan binada yaşama izin verenlerdir. adam kendini de yırtsa, apartmanın tamamı da biz oturacağız dese, oturamaz arkadaş. o bina çökerse sadece içindeki değil, önünden geçen, yanındaki binada oturan da risk altındadır. içinde oturanın kararıdır diye bir şey o-la-maz.

devletin buna müsaade etmemesi, çürük raporu olan bütün binaların acilen boşaltılması gerekir.

gelen 20. mesaj sonrası edit: oğlum okuma yazmanız mı yok??? sistem böyle demiyorum. böyle olmadığı için eleştiriyoruz, böyle olmadığı için düzeltilsin diyoruz.

zorunlu deprem sigortası ödüyor muyum? ödüyorum.
deprem vergisi diye çıkarılan vergiyi ödüyor muyum? ödüyorum.
devlete karşı yükümlü olduğum tüm vergileri ödüyor muyum? ödüyorum.
öyleyse geleceksiniz gerekli testleri benim rızam ya da talebim olmadan periyodik olarak yapacaksınız. engel teşkil eden bir durum var ise benim derdime derman olacaksınız. kıçı kırık asansörün bile periyodik kontrolü mecburi. binanın sağlamlık kontrolünü mü benim keyfime bırakıyorsunuz? ya da dask yaparken neyin riskini, nasıl alıyorsunuz?

edit 2: mülkiyet hakkıyla ilgili çok fazla mesaj geliyor. burada mülkiyet hakkıyla ilgili bir durum yok. burada cinayete teşebbüs var. sen binanı yıkmak istemiyorsun diye yoldan geçen adamı öldürme lüksüne sahip değilsin. senin binan depremde yan yatıp yıkılacak diye, bitişiğindeki benim binamı yıkma lüksüne sahip değilsin, senin sikindirik binan yüzünden altında park ettiğim arabamı göçük altında bırakma lüksüne sahip değilsin. senin mülkiyet hakkın var da benim mülkiyet hakkıma, yaşama hakkıma tecavüz hakkın nereden geliyor?

edit 3: yemin ediyorum şu 2 günde okuduklarım sayesinde ülkeye bakış açım değişti. biz zaten ölmüşüz. okumuş insanlar zır cahillerden daha cahil. paranın köpeği olmuş. birileri çıkar "mülkiyet hakkından daha büyük bir hak yok" der, birileri çıkar tavanı insanların başına çökmüş binaya "müteahhit süper yapmış, yıkılmamış ya daha ne istiyorsunuz?" der. ondan sonra gelip bir çizik için sözlükte rezalet başlığı açıp ağlanır. ölen insanlardan bahsediyoruz, çiziğin hesabını soran adam, giden canların hesabını sorunca bık bık yapıyor. kendi başınıza gelen en ufak şeyde kıyameti koparıyorsunuz, başkasının başına gelince "oh olsun" diyorsunuz. maalesef çoğumuz ikiyüzlüyüz.
şu linkte görülecek olan kansızdır. depremzedeler için gönderilen yardımları poşet poşet toplayıp lokantaya satıyormuş.

99 depreminde kadının kolundaki bilezik için elini kesenler, patlamada fazla ücret talep eden taksiciler ne ise bu kansız da odur.
ekonomik kriz yüzünden akp nin oyu düşüyor ama bu kriz ortamında chp belediyeleri bütün imkanları ile halkın yanında iken nasıl chp nin oyları düşüyor anlamıyorum
dünyanın öbür ucundayım. sabah hastanede bir gün önce ciddi bir ameliyat olan hastanın vizitinde hasta nereli olduğumu sordu. türkiye’den diyince aaa orada deprem oldu çok üzgünüm dedi. insanlık başka bir şey. dili dini ırkı yok.
sildim attım ne varsa. aldığı kıyafetleri çöpe atacaktım annem ihtiyaç sahiplerine verdi. çiçeksepetinden gönderdiğim çiçeklerin kaydını bile sildim yani.

ona dair ne varsa sildim ama unutmam 1 sene sürdü.

bu süreçte ya doğru bir insan bulacaksınız (çok düşük bir ihtimal) ya da deli gibi spor yapacaksınız. endorfin ve vücut yorgunluğu bu tür şeyleri düşünmenizi ciddi derecede engelliyor.

edit: imla
bu adama sempati duyan, yücelten ve yaptıklarının doğru olduğunu düşünen herkes psikolojik tedavi görmelidir.
5-6 milyon insanı kitlesel ve sistematik bir şekilde işkenceye maruz bırakarak ölümüne sebep olmak normal bir insanın vicdani yapısından çok uzaktır.
ateş üstünde şişte yapılan ciğeri sabah 7-8 sularında kahvaltı olarak tüketmek mersin’de de oldukça yaygın bir alışkanlıktır. ben de açıkçası, bayılırım.

neyse konu benim bayılmam değil. anlamadığım nokta şudur ki, sabahları tavada makine yağında hunharca kızarttığı sucukları ve dahi sosisleri iştahla yalayıp yutan yurdum insanının, hem lezzet hem de sağlık açısından açık ara daha kaliteli olan şişte ciğerin kahvaltıda yenmesine surat ekşitmesidir.
bu aileye odaklanıp cansız bedenleri çıkan diğer bebeklere ve ailelere "iyiki onlar değiller" şeklinde yorumlar yapılmış ailedir.

ümit ediyorum ki bir şey demek isterken başka bir şey demek türünden yorumlardır.

kurtarılan her can bizimdir.

edit: yazar arkadaşımın hatırlatması üzerine kelime değişikliği.