Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
eskiden böyle kitaplar cesaretimi kırıyordu. bir miktar okuduktan sonra kendimi yetersiz hissedip yarım bırakıyordum. bir gün bilgisine çok güvendiğim benim için üstat sayılabilecek birine bu durumu sordum. - aslında çok kişiye sormuştum ama aldığım cevaplar beni hiç tatmin etmemişti.- o kitaplarda anlatılan tam da senin anladığın kadar demişti bana. yılmadan oku sen ne kadarını anlayabiliyorsan ve ne anlayabiliyorsan yazar tam da o kadar anlatmıştır dedi. sanki işin sırrını çözmüştüm. zor anlaşılır olsa da kendi anladıklarımdan zevk almaya başlamıştım. o yüzden bu sebeble hiç bir kitabı yarım bırakmıyorum.
zor kitaplara gelince bence en başta behçet necatigil çevirisi ile sadık hidayet-kör baykuş gelir. kafka'nın esrarını çözemediyseniz bütün kitapları zordur, en çok dava'yı severim. boris vian- pekin'de sonbahar'ı okurken zorlandığımı hatırlıyorum. bilinç akışıyla yazılmış faulkner'in "ses ve öfke"si, virginia woolf'un "mrs dalloway" i zor kitaplardır. bizim yazarlardan yok mu tabi ki var. aklıma ilk gelen bilge karasu'nun "gece" si. ilk okuyuşta çok cebelleşmiştim. oğuz atay kitapları da huysuz bir at gibi sevmeyenini sırtından atar.
bunlar roman. öykü kitaplarını anlamıyorum diye hiç gamlanmayın. onlar zaten siz anlamayın diye yazılıyor. tabi ki hepsini kastetmiyorum ama son dönem postmodern öykü ya da durum öyküsü -farklı olduklarını ben de biliyorum- denen garabet "sanat sanat içindir" den ziyade "sanat yazan içindir" i ispatlayan bir sürü kişisel hezeyan ve sayıklamaları anlatıyor. örnek verip kimseyi rencide etmek istemem. adamlar dünyanın dört bir yanından yazıyor anlıyoruz da bizimkileri anlamak ne mümkün. keçiboynuzu çiğnemek gibi. üç gün çiğne ağzına bir gram bal gelsin. neyse farklı konu, farklı başlık.
son söz anlaşılmamanın nirvanası tabi ki joyce. "ulysses", "dublinliler" falan da değil. başka dile çevrilmesi mümkün değil diye lanse edilen "finnigan wake" bazı dillerle birlikte fuat sevimay tarafından "finnigan uyanması" adıyla türkçe'ye de çevrildi. valla kitaplığımda duruyor. o bana ben ona bakıyorum. arada bir elense çekiyorum, çok yağlı olduğundan elim kayıyor. bakalım kim kimin kispetine daha önce elini sokacak...
şaşırtmamış cezadır.

rtük yönetim kurulunda kimler var? 5 adet akp’li 2 adet mhp’li. talimatlar alınmış cezalar kesilmiştir, 2 chp’li üyeye sormaya gerek bile duymamışlar.

ortamlarda demokrasi, özgürlük dersiniz.
güzel ve zarif bir hanımmış gerçekten. yalnız bu tarz eski videolar üzerinden 60'larda, 70'lerde tüm halk bu videolardaki gibi naifti de şebeke suyundan mikrop kapıp
bir günde pırtlak gibi hanzolaştılar zannederek ah vah etmenin alemi yok.
70'li yıllarda tiktok henüz ortaya çıkmamıştı arkadaşlar, sanrılarınızın sebebi bu.
merhaba kadın,

ben de yakın tarihe gelene kadar ikinci plana atılan, ezilen, hor görülen kadınların biriken kininin, hıncının kum torbası olan,

21 sene sonra çocuklarının kendisinden olmadığını öğrenen,

eski eşinin sevgilisinin prezervatif masrafları verdiği nafakadan karşılanan

işine gelenin sen erkeksin yaparsın diyip gaz verdiği, gelmeyenin kadınım ben ama dediği,

eşini sevgilisiyle basınca kendi evinde öldürülüp bahçeye gömülen,

mağdur, şiddet gören, zor durumda olan kadınları korumak için yasalara konulan maddeler üzerinden sömürdüğün,

sırf mutlu olasın diye, senin istediğin, sevdiğin şeyleri yapmaya çalışan ama seni yine de mutlu edemeyen, o erkeğim ben.

çok bir şey istemiyorum be. eşitlik istiyorum, lütfen
sevgili süper zeki turkcell ceosu:

yurt dışında diğer örneklerde görüldüğü gibi dediğin örneklerin %90 ının sınırsız paket veya bize göre absürd kotalar sağladığını ve bu interneti telefonunda kullanarak ağının amına koymaman için yaptığını sen benden iyi biliyorsun. örnek dediği de amerika amk. sınırsız internet veren servis sağlayıcı, bunu laptopunda bilgisayarında kullanıp da bir baz istasyonu için oldukça zorlayıcı download upload miktarına gitmemen için yapıyor bu uygulamayı. ki 5g ye henüz geçilmeyen şu dönemde oldukça da mantıklı bir hareket. 5g gelince büyük ihtimal o uygulamadan da vazgeçecek daha az baz istasyonuyla daha yüksek performans verebileceği için ne yaparsanız yapın amk artık diyecek.

senin verdiğin ne? en babası 15-20 gb olan sikindirik bir 4g hizmeti. ulan bir adam indirse indirse ayda 15 gb indirebiliyor senin hattın üzerinden zaten. bu neyin çakallığı? tüm internetimi laptop üzerinde kullansam ne olacak yani? 10 tane 720p film izlerim en iyi şartlarda. zaten download hesaplamasında da çok temiz olduğunuzu düşünmüyorum ya neyse o başka yazının konusu.

benden sana güzel bir tavsiye: bu müthiş vizyon hangi personelden çıkıp hangi yönetim kurulunda onaylandıysa o ekibi bir zahmet başka işlere yönlendir veya kov. hayatımda bu kadar "ben tepki çekmeliyim, o halde ne yapayım?" fikri görmedim. yurtdışı uygulamalarını götünden yorumlayıp milletten ekstra 9 tl isteyeceğine paket fiyatlarına yapacağın zama 1 tl ekle. merak etme kimsenin umrunda olmaz. paketleriniz zaten pahalı. hala sizi kullanan insanlar belli ki fiyatlarla pek meselesi olmayan insanlar. işim gücüm aksamasın, her yerde telefonum/internetim bana ulaşsın demek zorunda olan veya bunu isteyen insanlar. koy ulan 1 tl ekstra kimseye bir şey söylemeden. şu durumdan daha fazla kar edersin.

bazen şirketlerin bu politikalarını üreten yöneticilerin o seviyeye nasıl geldiğini hakikaten merak ediyorum. adam boğaziçinde iktisat okuyor , amerikada master yüksek lisans yapıyor, sonra geliyor ve kafasına yatan konu şu: 9 tl ekstra para isteyeyim telefonunu wireless modem olarak kullananlardan. abi siz fanusta falan mı yaşıyorsunuz? hiç mi insan içine çıkmadınız anlamıyorum ki? bu kafayla bir yerlerde elenmeniz, survive edememeniz gerekirdi. türkiye burası yani. ya ben başka ülke insanlarıyla yaşıyorum, ya siz...

4g ile zaten bir çok insana yetecek seviyede internet hızı sağlayabiliyor oparatörler. dağ başında falan yaşamıyorsa veya özel bir durumu yoksa en azından aldığı 4g teknolojisi yani boru değil. resmen biz müşteri kaçırmak istiyoruz o halde ne yapmalıyız diye kafa mı patlatıyorsunuz şirket binasında anlamıyorum ki?
sözlük yazarlarının kalkıp saygısızca eleştirdiği durumdur. şener şen’i yakından tanırım, sadece bugün değil genel olarak her zaman sessizliği tercih eden ve sadece fikri sorulduğunda söyleyen bir sanatçıdır şener şen. gürültücü, medyatik, sürekli demeçler veren biri olmadı hiçbir zaman. son yıllarda kafasına uyan bir proje olmadığı için film veya dizilerde de oynamadı, biliyorsunuz. belli bir yaşa gelmiş, belli sağlık sorunları olan bir sanatçı büyüğümüz için bu başlığın açılması ayıp olmuştur arkadaşlar, kınıyorum.

düzeltme: dil bilgisi hatası
ablalardan biri, sakallı domuza "bir sürü rüşvet alıyorlar usülsüzlük yapıyorlar bunlar haram değil mi" demiş.

bundan daha büyük ayar olur mu?

iki kadını islamcı domuzlara gerekli ayarı verdiği için tebrik etmek gerekiyor.

bu olayı feminist kavgası seviyesine indirgeyip başlık açan embesillere cevaz veren sözlük yönetimine de yuh olsun.
acil bir iş için ispanya'ya gitmem gerekiyordu fakat zamanında vizeyi sadece hollanda vip başvurusunun vereceğini öğrenip hollanda üzerinden vize almıştım.

sabiha gökçen halaalaninda beklerken artık tam uçağa gireceğim sırada thy görevlileri beni çevirip:

- vizeniz tek girişlik turist vizesi ve hollanda üzerinden alınmış fakat siz ispanya uçağına binmek uzeresiniz buna müsade edemeyiz.
-lan beyfendi sizi neden ilgilendiriyor (amk) bu ispanya'nin problemi değil mi?
- öyle fakat gitmeniz bir işe yaramaz sizi malesef ispanya'ya kabul etmezler.
- beni şirket gönderiyor buradan geri dönemem. siz beni bindirin uçağa ispanya'dan geri cevirsinler.
-beyfendi biz sizin iyiliginiz için yardımcı olmaya çalışıyoruz o kadar yolu boşu boşuna gitmeyin diye.
- kardeşim size akıl danışan yok beni bırakın uçağa bineyim sonrasını ben hallederim.

benden teminat olarak davetiye mektubu alıp beni saldılar. sayelerinde uçağa son binen insan ben olmuştum. içime de kurt dusurdu götler. dedim kesin ispanya'dan beni geri çevirecekler mal gibi geri döneceğim. döndüğümde ise thy görevlileri hep birlikte bana gulecekler.

neyse pasaport kontrol sırasında en tonton amcayi seçip sırayı beklemeye başladım. sıra bana geldiğinde diyalog şu şekilde gerçekleşti:

ben: hola
tonton pasaport görevlisi: hola (damgayi basti)

(bkz: end of the story)
burada işverenlere küfür sallayanlara bir sorum var. kaparsa kapansın, batarsa batsın demişsiniz. özel mesajla birkaç kişiye sordum, cevap alamadım.

artan maliyetlerden dolayı kapanan veya küçülen iş yerleri olacak. burada işverenlere sallayanlara soruyorum. asgari ücreti karşılayamayan işverenin çıkardığı elemanı istihdam edebilecek üretim kapasitesi var mı bu ülkede? 2000 liraya giderken elindeki 1600 liradan olan çalışanlara ne gibi çözüm öneriyorsunuz? devlet mi istihdam edecek bunları? yoksa üç beş kuruş işsizlik maaşı ile idareten yaşamaları sizce daha mi normal?

ekonomide her şey yolundayken böyle bir zammı mutlulukla karşılardım. ulan şirketler çatır çatır konkordato ilan ederken, sanayi üretimi artan maliyetler ve daralan talepten dolayı 4% küçülmüşken, siz mal mısınız da işverene sövüyorsunuz? lan evladım. yapılan bu asgari ücret zammı işsizlik ve enflasyon olarak geri dönecek. mesele parasal ücreti değil, reel ücreti artırmak. 2 ay sonra her boka zam gelince o 2000 bin liranın ne anlamı olacak? gerçi buradaki çoğu geri zekalı haftalık alışverişi 100 lira iken asgari ücretin 1000 lira olması yerine, aynı alışveriş sepeti 200 lira iken asgari ücretin 1500 lira olmasını tercih eder. sorsan rasyonel iktisadi adam. neo-klasikler görse “sikerler lan” deyip tüm araştırmalarına son verirlerdi.

burada batarsa batsın diyen her kim varsa, 2000 liralık yeni asgari ücretten dolayı işsiz kalıp elindeki 1600 liradan olan adama istihdam sağlayacak göte sahiptir umarım. hayır bir de bütün iş verenleri elinde puro, altında merso ile takılan tipler sananlara ayrı tilt oluyorum. lan beyniniz sulanmış sizin türk filmlerindeki fabrikatör tiplemelerini izlemekten. ülkede bir şekilde ayakta kalmaya çalışan, 10-20 ya da 50 kişi çalıştıran binlerce kobi var. sanki bütün patronlar koç, sabancı, şahenk amına koyduğumun yerinde. yanında 2 tane eleman çalıştıran elektrikçi de işveren lan? hangi cins malsınız siz acaba?

bir sikimden haberiniz yokken şöyle boşa sallıyorsunuz ya, acayip uyuz oluyorum. sizin o batsın dediğiniz kodomanlara bir bok olamayacak. tam tersi çevrenizdeki küçük çaplı işletmeler yok olup gidecek. ebenizin amını tersten görmenize ramak kaldı, hala gevgüv ediyorsunuz.

hee, batsınlar amına koyayım. burada hariçten gazel okuyan ekşici dehalar o işsizlerin hepsine 2000 lira asgari ücretle babalarının fabrikalarında iş verecekler.

vallahi sinirden kendimi sikicem artık.
daha iki gün önce metin akpinar'a salyalar sacarak küfredenlerden, o "eski" diye tabir ettikleri türkiye'yi yok etmek icin ellerinden geleni yapanlardan, bugün bu reklama "ay ne güzel olmus!" diye begeniler yagdıranlar var. öyle tutarsızsınız ki!
sol tarafın çomarı da gerçekten çekilmiyor arkadaş. hadi sağ tarafın çomarı yobaz, cahil ondan böyleler. bu sol tarafta yılmaz özdil gibilerinin yaptığını göremeyenler kör müdür?

doğru tespittir.
biliyoruz ki telefon numaralarımız gsm şirketlerinde çalışan
birkaç yavşak tarafından düzenli olarak satılıyor.
bundan dolayı da garip garip yerlerden arayanlar oluyor.

öncelikle not: bursa'da ikamet ediyorum.

antalya'daki bir klima firması düzenli olarak arayarak
olmayan klimama bakım yapmak istiyor.

izmir'den bir kuru temizlemeci gömleklerimi ütülemeye talip...
(bana özel kampanyalı fiyatı 2,50 tl)

eskişehir'den bir firma kombime bakım yapmazsa ölecekmiş gibi arıyor.
sanki dünyada bakımını yapamadıkları bir tek kombi kalmış
ve o da benim kombim imiş gibi.
hırs yaptı bunlar.

adana'dan arayan bir inşaat firması adana'dan
mutlaka ev almam gerektiğini söylüyor.
bu cumartesi evi görmek için sözleştik.
(adana'ya 25 yıl önce 1 kez gittim)

işte bu aramalar için artık yeni bir taktiğim var.
telefon çaldığında açıyorum ve hiç konuşmuyorum.
telefonu da kapamıyorum.

önce alo, alo sonra aloooo, aloooo
ben sadece gülümsüyorum.
bir kaç saniye sonra aynı numara yine arıyor.
yine açıp konuşmuyorum.

böyle böyle sindireceğim bu hipneleri...
kararlıyım.
itiraf edeyim bundan zevk de alıyorum.
kıskançlıktan aldığı karardır.

ayrıca gurbetçiler neden bünyesinden hitler çıkarmış bir ülkede yaşamaya devam ediyorlar!?

edit: bir üstteki entryde "bünyesinden hitler çıkarmış bir ülke için şaşırtmayan bir karar" ifadesi vardı. silip kaçmış, caps almayınca da böyle oldu tabi!
herkes ona başaramazsın diyordu, o ise noelde bile azmedip samandıra’da çalıştı, tek tek eksiklerini giderdi. ronaldo bile doğuştan yetenekli değildi. frey de çok çalışıp başarabilirdi.

başaramadı.
--- spoiler ---
“sana zaten yazık olmuş metin akpınar. konuşmaların içeriği hoş değil... metin akpınar'ın halk tv'de 5 dakika konuşma yapmasını istiyorum. "bu benim gafletin cehaletim milletimden özür diliyorum" demesi lazım. bu sebepten dolayı ben çok üzgünüm”
--- spoiler ---

http://www.hurriyet.com.tr/…li-aciklamalar-41063866

şaka gibi gerçekten. metin akpınar gibi bir insana cahil dendiğini gördüm ya bu da yeter bana. hiç mi konuşmalarını dinlemediniz. adam tıptan tarihe, bilimden dine kadar her konuda sohbet edebilecek düzeyde. böyle güzel insanlar hakkında herkes yorum yapmasın artık şu ülkede...
2008 modeline sahip olduğum model.

bayiden 0 km. olarak aldım. şu an 130.000 km.'de.

10 yıldır biniyorum. hiçbir sorun çıkarmadı. en iyi yanı bu olsa gerek. yağını, suyunu koy; arkana bakma.

traktör gibi araba terbiyesiz olayım!
annem ve babam 80 dönemini yaşamış, devrime inanmış aktif hareketin içinde olmuş insanlar. ikisi de devlet memuruyken aralarında bir anlaşma yapmışlar. inandıkları eylemlere, protestolara, grevlere sırayla katılıyorlarmış, böylece birinden biri ceza alır meslekten uzaklaştırılırsa diğerinin maaşı ile idare edebiliyor veya birini içeri alırlarsa diğeri çocuğa yani bana bakıyormuş.
geçtiğimiz senelerde, devletle ilişkisini çoktan kesmiş, 60 yaşını aşan babam ergenekon davalarını izlemek için silivri'ye giderken annemi yanına almadı, demek ki hala anlaşma devam ediyor.

şimdilerde ben ne zaman bir ortamda sivri bir şey söylesem annem korkuyor. "çocuğun var, ona kim bakacak" diye duygu sömürüsü yapıyor. büyük bir gönül rahatlığıyla "sen bakacaksın" diyorum anneme. "zamanında beni bırakıp giderken iyiydi şimdi diyet vakti" diye iyice iğneliyorum.
işin şakası elbette ama her şakada olduğu gibi bir gerçeklik payı var. öyle bir korku kültürünün içindeyiz ki toplum polisleri bizim o gözümüzde büyüttüğümüz iktidarın öfkesinden daha zararlı.

başı sonu belli, niyeti ortada olan bir cümleden akıl almaz bir anlam çıkarmayı başarıyorlar. sonra da işte savcıya git, mahkemeye çık, savunmanı yap, niyetini ve oluşturulmaya çalışılan algının saçmalığını anlat, uğraş dur. ama zaten yıldırma politikaları da tam olarak bu. "kim uğraşacak bunlarla" diye düşünüp içimizdekini dökemeyelim istiyorlar. istedikleri de yavaş yavaş oluyor.

yapı olarak zaten hakarete, terbiyesizliğe, aşağılayarak üstün çıkma çabasına uygun biri değilim. haliyle niyetimi kendi ahlakım içinde dile veya klavyeye döküyorum. burada takip ettiğim insanlar arasında bu konulara hiç girmeyenler var. yazma mecburiyetinde değiller ama korkudan yazmıyorlarsa bu gerçekten çok acı. dünyaya bir kere geliyoruz, haksızlığa da sesimizi çıkaramayacaksak o sese sahip olmanın ne anlamı var.

lüzumsuz edit: sorun burada yazıp yazmamak değil, sorun burada yazmanın bile bir korku öğesi olması. yazmak istememek ve yazmamak nasıl bir haksa yazmak isterken yazamamak da o derece büyük bir baskıdır.
yanlış anlaşılmakla ilgili hiç sıkıntım yok, sadece doğru anlayamayanlar için daha açık belirtmek istedim. hadi sağlıcakla...
sunnilik kitabı kuran-ı kerim peygamberi hz muhammed rabbi allah

alevilik kitabı kuran-ı kerim peygamberi hz muhammed rabbi allah yol ehlibeyt

inanç aynı yol farklı hepsi islam

ortodoks ta hristiyan katolikte kimse protestanlık ayrı bir din diyor mu hepsi hristiyanlığın farklı yorumları.
başlık altında yazılanlar;

8 kere fargo
6 kere kış uykusu
6 kere the revenant
6 kere hateful eight

bence yeterli arkadaşlar, bunları daha fazla yazmayın. eternal sunshine and the spotless mind falan 2 kere yazılmış henüz, onu yazın bir müddet de. mesela the shining çok gerilerde kalmış, sadece 2 kere yazılmış o da. biraz da ona yüklenelim, bence birinciliği hak ediyor. illa aynı şeyleri yazmak istiyoruz diyorsanız elimizde the great gatsby var, sadece 1 kere yazılmış. leonardo abimize ayıp olur sonra.
ayaklarının koktuğunu düşündüğüm manken kişisi. neden böyle düşünüyorum hiç bilmiyorum ama bu kadını görünce ekşi peynir kokusu geliyor burnuma. ayrıca hep bi tepeden bakma, laf sokma derdinde ergenus triplerinde kendisi nedense. didem bi sakinleş hayatım, duş al falan otur konuşalım. o ayaklarını da yıka !!!
hakkında değişik tiplerin yorum yaptığı oranlardır. adam memurların giriş çıkış saati belli, işten atılma korkuları yok (ki son dönemde yalan), mobbinge uğrama ihtimalleri düşük diye fazla kazanmayı hak etmediklerini iddia ediyor. ulan sığır, bunlar tüm çalışanların sahip olması gereken haklar zaten ayrıcalık değil ki.

adam mobbing yediği için daha fazla kazanması gerektiğini düşünecek kadar sığ. ulan benim de insani koşullarda çalışmam lazım demiyor, ben insanlık dışı koşullarda it gibi çalışıyorum ama onlar iyi koşullarda çalışıyor, o zaman ben daha fazla maaş almalıyım diyor. kusura bakma dostum ama beyninin algoritmasını seveyim.
3 ay aradan sonra, biraz önce bana watsapp'tan özledim, yarın görüşelim yazdığı an ... bu gece uyuyabilir miyim? yarın ne giyeyim?
seksi mi?
hanım hanımcık mı ?
yoksa ortaya karışık mı?
hafif makyaj şart!
sabah duş alayım, saçım daha iyi şekil alıyor.
biliyor musun, ben de seni çok özledim.
bırakmak iyidir. tek bir şey biliyorum bırakılmaz, bırakılamaz. onun dışındaki her şeyi bırakmak iyidir, hem de ne tatlıdır, ne güzeldir. not bırakmak da bu tatlılardan biri. not ve tarih düşmek, buradayım, buradaydım demek. insanlık için küçük, fakat insan için büyük bir adımdır bu. zamanın ve mekânın farkında olmaktır. olalım inşallah.

öyleyse bırakalım: sevgili 2018, severek, gönül rızası ve hoşluğuyla bırak bizi, biz de seni. evvel gidenlere selam etmeyi unutma. halefine de söyle, her günü senin her gününden güzel ve hayırlı olsun. iki günü bir olan ziyandadır, biliyorsun. ulu sahibine şükranlarımızla birlikte arzeyle: hatıralarımızı hazinesinde saklasın; dinlediklerimizi, izlediklerimizi, tecrübe ettiklerimizi hayırla yâd etmeye vesile kılsın. muhabbetle, imza ve kalp.
guzide ulkemizin ust seviye (!) yayin organlarindan hurriyet'te gecen ve kahkahalarla okudugum bir haber basligi. yan yatma dedigi de ekseninin kaymasiymis, durumu ozetleyen boylesine net bir ifadeyi bilim dunyasina kazandirdiklari icin de ayrica tesekkur etmek gerekir.

haber burada

ekran görüntüsü

basliga aldanip haberi okumak isteyenler heyecanlarini bastirabilir cunku bu olay 4 kusur milyar yil once olmus.

insanimizdan medyaya her yerde bir ilgi cekme cabasi, bu olayin sonu nereye varacak?
her gün birileriyle tanışıp özel mekanlarda buluşup bir şeyler yaşadığınız halde neden bilmem kaç ayda sadece 1 kişiyle tanıştım diye yalan söylüyorsunuz. neden delikanlı gibi 1 ayda 8-9 erkekle görüştüm, yedim içtim eğlendim, günümü gün ettim diyemezsiniz?

ha toplum normları değil mi? size dayatılan falan. e o zaman da özgür kız ayaklarını bırakacaksınız kızlar. yalan söylemeyin.
link

ilhan irem’in sert yazısı : ”ne bağırıyorsun?"

ne bağırıyorsun? n’oluyor? sabah – akşam evimizin içinde senin bağırtılarını duymak zorunda mıyız?ne istiyorsun?derdin ne?atatürk’ü aldın, ışığı aldın, sevgiyi aldın, vicdanı aldın…duyarlığı, estetiği, bilimi, sanatı, gülüşleri…en başta özgürlüğü aldın.yetmedi…dağları, denizleri, ormanları, madenleri…kuzeyi, güneyi, doğuyu…her yeri…her şeyi aldın.

hayatlarımızı, mutluluğumuzu, geleceğe dair umutlarımızı…adaleti, haklarımızı, parklarımızı, meydanları, sokakları, şehirleri, gençleri, kadınları, çocuklarımızı…öğrencileri, öğretmenleri, emekçileri…

hakkını arayanları aldın.yurtseverleri, orduları, askerleri esir aldın.o askerlerin savaştığı şerefsizlerle boy gösterip sahnelerde…ülkenin çağdaş kıyılarını düşman belleyerek yok saydın.bir dudak bükülmesinden öte izin kalmayacak tarihte…ama bugün, bütün zamanlar ve bütün coğrafyalardaki en büyük tiransın.

daha ne istiyorsun?ayın karanlık tarafında kim varsa, çoluk çocuk hepsi peşinde…“bir dediği bir dediğini tutmuyor bu adamın…”“bizi kandırıyor galiba” diye bir saniyecik bile düşünmeden herkes inanıyor sana.sinirden kaskatı kesilmiş, yumruğu sıkılmış bir kabalığın homurtusu hayatlarımızın üzerinde.ülkesini, çağı savunmaktan başka hiçbir suçu olmayan insanlar hapislerde çürümeye terkedilmiş…biber gazıyla, polis copuyla öldürülmüş, kurşunlanmış gencecik çocukların kanları yerlerde…şehitler unutulmuş…cumhuriyetin, atatürk’ün ve bütün kutsal değerlerin içi boşaltılmış…

devrimleri savunmak arkaik bir değersizliğe dönüştürülmüş…yurtseverlik yaftalanıp darbecilikle eşdeğer olmuş.“atatürk” demeye dilin varmıyor bir türlü…gazi mustafa kemal’i bölücülükle(!) suçlarken…bütün bölücü hainler için özgürlük türküleri söylüyorsun.

dağlardaki gerçek çapulcuları düğün-dernek kucaklarken, sokaklara çıktılar diye, ülkenin düşünen gençlerine çapulcu diyorsun.olan bitenin arkasındaki gerçek niyeti aramaktan..senin her yaptığından şüphe etmekten yorulduk.ama sen bizi haklı çıkarmaktan yorulmuyorsun hiç.yaptıklarının tersini söylüyorsun…söylediklerinin tersini yapıyorsun.

başkaları olmayan deliller, atmadıkları imzalar nedeniyle hapislerde olabilir…rüzgar ters döndüğünde, sizin imzanız koro halinde “yok hükmünde’dir.özgürlükten, demokrasiden ve barıştan söz ederken, nifak sokmadığın hiçbir beraberlik kalmadı.“yüzde elli” diyerek çürümüş bir elma gibi ikiye böldün ülkeyi…

sonra ufalamaya başladın;orduyu böldün…okulları böldün…sünnileri böldün…alevileri böldün…kürtleri böldün…elinde bir hızarla daldın kardeşliklerin ortasına…

sanal barış türküleri söyleyerek memleketin kalbine doğru ilerliyorsun yara yara.ve bütün mantık ve felsefe doğrularını tepetaklak eden, bilim ve sanat ötesi önermelerle her konuda fikir ve söz sahibisin ayrıca…nasıl oturulacak, nasıl kalkılacak?

ne içilecek, ne yasak?milli içkimiz ne olacak?kadınlarımız en az kaç çocuk doğuracak?nasıl doğuracak?tinerci olmadan, nasıl inançlı olacak gençler?çocuklar, okula, sınavlara nasıl hazırlanacak?nerede, nasıl okuyacaklar?erkekler, kızlar nerede kalacaklar ayrı ayrı…

bahçelerde, parklarda, adabımıza uygun olarak birbirlerine hiç dokunmadan nasıl oturacaklar?vapurlara, trenlere hangi kıyafetlerle binecek, caddelerde nasıl gezecek kadınlar?resimler, heykeller nasıl yapılacak?diziler nasıl çekilecek?ahlaklı tiyatro nasıl olacak?

evler kaç odalı olacak?türbanla nerelere girilecek?dekolte nerelere giremeyecek?ne marka otomobillere binilecek?hangi takımın taraftarı olmalı?“yüce atatürk” yazılı formalardan uzak durmalı.

köşe yazarları nasıl yazmalı?kırmızı halılar ne renk olacak?kırmızı halı deyince…sadece içerisi değil, dışarıya da çeki düzen vermek lazım;mısır’ı mursi yönetsin, esed çekip gitsin suriye’den.

nobelciler haddini bilsin…nato kendine gelsin…kimse kusura bakmasın!ne dersen sineye çekiyor bu millet…ne yapsan peşinde…

daha ne istiyorsun?daha ne verebiliriz sana, canımızdan başka?ne istiyorsan söyle haydi…sen ne dersen o olur!ne istersen vereceğiz…ne istersen yapacağız…yeter ki bağırma !!!