bundan tam 7-8 yıl kadar önce istanbul üniversitesi iletişim fakültesinde
yeni multimedya teknolojileri adlı bir ders almıştım. aslında içi çok dolu olabilecek ve sektörde belki de sizi ön plana çıkaracak bir ders gibi müfredata eklenmesine rağmen oldukça bomboş işlemiştik dersi. ama final sınavı için hocamız bir proje geliştirmemizi söylemişti ve bu projede tamamen bağımsız çalışabileceğimizi, varolmayan ya da varolması yakın gelecekte imkansız olan, tamamen kurmaca teknolojilerden de yararlanabileceğimiz, yeni bir yayın, yayıncı, multimedya teknolojisi geliştirmemizi söylemişti.
sinema yeni doğduğu dönemde edebiyattaki anlatı tekniklerini birebir nasıl kopyalayıp, görüntülerle kodladıysa ben de aynı yolu seçmiştim. hatırlayan hatırlar eskiden öykünün gidişatını etkileyebildiğiniz hikaye kitapları vardı, benim de en sevdiğim
edward packard'ın yazdığı
batık defineadlı kitaptı. ilkokuldayken bu kitabı evirir çevirir sürekli farklı yollar deneyerek okurdum. not: kitabı hala kütüphanemde tutarım.
123buradan yola çıkarak,
daha önce yapılıp yapılmadığından tamamen emin olamadan bir proje geliştirmeye başlamıştım ben de; izleyicinin direkt katılımcı bir role büründüğü, interaktif yayın anlayışı. klasik televizyon yayıncılığında bunu uygulamanın zorluğundan dolayı projeyi iki tabana yaydım.
1. sinema salonunda oy tabanlı bir yayın: izleyicilere a,b ve gerekirse c şıklarını oylayabileceği sıradan bir kumandayı koltuklara entegre ederek çoğunluğun tercihine göre interaktif hikaye anlatımı. ama burada bir takım problemler vardı, olası seçeneklere göre en az 5-6 saat kurgulanmış bir sinema filmi gerekliydi. yani maaliyeti oldukça yükseltiyordu bu durum. ama diğer yandan da istediği seçenekleri deneyimleyemeyen izleyiciye bileti çoklu satma imkanı sunuyordu. yine de minimal yaklaşımı ve gelişen internet yayıncılığını tercih ettim. bu minvalde,
2. youtube üzerinden interaktif yayın: işleme prensibi çoklu değil tekil oylama üzerine kuruluydu; sıradaki farklı video seçeneklerinden birinde karar kılıp hikayeye o açıdan devam ediyordunuz.. ayrıca bir sinema filmi kalitesi beklenmeyeceği, bilet satma gibi derdi olmadığı için daha küçük boyutlu projelerin bu mecraya daha uygun olduğu kararına varmıştım. kontrol kısmen ''tekil'' izleyicideydi ve bunu sinema salonunda yapmak genel holywood, klasik anlatı ve katharsis alışkanlıklarından dolayı daha zordu. muhtemelen topluluk çoğunlukla aynı sonuçlara yönelecekti.
o dönem hocamın da bu proje çok hoşuna gitmiş, beraber kafa patlatmıştık. hatta kendisi netflix'ten de bahsetmiş, ''aslında maddi bir beklentiye girilecekse ya da büyük bir yatırımla bu iş yapılacaksa youtube doğru adres değil. ama bak amerika'da netflix diye bir platform var, oraya daha uygun. gelecek platformların olacak'' demişti. ben de o zaman netflix falan bilmediğimden avel avel bakmıştım kendisine.
daha sonra youtube üzerinden böyle bir projeye kalkışmaya çalışmış iyi bir oyuncu kadrosu ve kaliteli bir mekan tasarımı yaratamadığımız için vazgeçmiştik. belki arada yapan olmuştur ya da çok küçük sermayelerle 10 yıl önce bu işe girişen de çıkmıştır ama bugüne kadar böyle büyük bir projenin gerçekleşmemiş olması benim çok garibime gidiyordu.
''hiç kimsenin artık diğerleri tarafından tanınmadığı bir toplumda, her birey kendi gerçekliğini tanıyamaz hale gelir. gösteri
kendi bütünlüğü içinde, seyircinin aynadaki imajıdır''
* ** bu yüzden dizinin bölümünden, hikayesinden bağımsız olarak bu yenilikçi yaklaşımı değerlendirmek lazım. zira çok büyük bir kapıyı araladılar ve aslında sosyalleşme üzerinden bireyselleşen bu dünyada kitlesel içeriği en azından algımızda bireysele indirgeyerek de bam başka bir öykünme yolu açtılar. biz tabi üniversitenin ilk yıllarından sonra fransızlara sardığımız,
yeni dalga hastası olduğumuz ve
godard'ın peşinden koşup, ''klasik anlatı kahrolsun, yaşasın yabancılaşma'' diye haykırdığımız için bir daha bu mecralara bulaşmadık.
uzun lafın kısası bu projeyi ne kadar yenilikçi bulsam da, özellikle sosyal medyanın gelişimiyle pararlel olarak geç geldiğini düşünsem de uzun vadede sinema sanatı için oldukça sakıncalı bir kapı araladığı kanaatindeyim.
not: dizinin bu bölümünü henüz izlemedim. tam manasıyla sindirip tecrübe ettikten sonra belki daha detaylı bir durum analizi yazabilirim.