insanımızın özgürlük, eşitlik, evlilik gibi kavramlardan bir halt anlamadığını gösteren olay.
adamın kadını güpegündüz vurarak öldürdüğü olaya “bu o bahsettiğiniz kadın cinayetlerinden değil” diyen dalyarağa zaten allah vurmuş, biz daha fazla vurmayalım.
lafım öbürlerine.
bir takım geviş getirenler var buraya üşenmemiş yazmışlar, “evlenirken bilmiyor muydun bacım?” diye. sanki stockholm’de oturuyor kadın. sakarya gibi yerde kaç partneri oldu, kaçını evlilik kararı verecek kadar tanıdı, önüne kaç kişi çıktı da kaçına hayır diyebildi de neyin hesabını soruyorsunuz?
kaç tane kadın tanıdınız böyle bir hırto karşısına çıktığında ailesi “yok kızım bu adamdan hayır gelmez, senin bekar kalmanın önemi yok hayat karşına başkasını çıkarır” desin? hele de bunu bu şekilde söyleyemeyecek sosyoekonomik ortamdaki ailelerde çevrelerde ilk kriter bu mu sanıyorsunuz? kadının yaşı, evde kalma durumu, evlenmediği sürece artma ihtimali olan gerek sosyal gerek cinsel tacizler dururken kadının evlendiği adamın düzgün biri mi olduğu itin teki mi olduğu kaçıncı sıraya iniyordur acaba?
adam türkiye’nin en muhafazakar yerlerinden birinde yaşayan, mesleği esnaflık olan biri. türkiye’de bu profilde 4-5 milyon erkek bulunuyor, aileler veya kadınlar hangi birine “yok bu yaramaz” desin? kadından yapmasını beklediğiniz şeyi bütün kadınlar yapsa türkiye’de sosyal patlama yaşanır, hükümetin devreye gireceği kadar büyük demografik çalkantı olur haberiniz var mı? işte söylediğiniz, önerdiğiniz şey bu kadar anlamsız, bu kadar gerçeklerden kopuk.
kaldı ki aklınıza gelmeyen diğer ihtimali bu başlıkta pek çok kadın yazmış. erkekler bir kadınla evlenene kadar kadın onların değil, kendi ailesinin malı oluyor, ancak evlendikten sonra bu tür bir tahakküm kurulabiliyor. yani söz kesme nişan vb. dönemlerinde idare eder görünen adamlar zaman içinde hem koca olmaktan gelen rahatlığıyla, hem de muhtemelen gençlik heyecanının/keyfinin geçmesiyle kendilerini çocuklu, işsiz, parasız, umutsuz bulmalarının da etkisiyle bu haltları yiyorlar. nişan döneminde nişanlısını silahla tehdit eden hıyar göremezsiniz, o nişan ışık hızıyla atılır çünkü. adamlar da napıyor, hıyarlığı tolere edilebilir seviyede tutuyor, o noktada da işte yukarıdaki paragraftaki durum devreye giriyor, kimse bir tanecik kızına “kızım adam şimdilik uslu duruyor ama bu görgü bilgi seviyesiyle bundan bir cacık olmaz, sen iyisi mi nişanı boz” demiyor.
tek cümleyle özet geçiyorum, abartı bir olay olmadıkça hiçbir kızın nişan atma hakkı falan yok toplumumuzda.
hah işte o abartı şey evlendikten sonra olunca da böyle oluyor, dalyaraklar çıkıp “bacım evlenirken aklın nerdeydi?” diyor.
üstelik bu olayda kadın başka olaylarda “kadın şunu yapsın bunu yapsın” diye ezbere sayılan her şeyi yapmış. hukuki yola başvurmuş boşanma davası açmış, uzaklaştırma kararı aldırmış, mesleğini kullanmış tayin istemiş, yani adam suçlu ve güçlü olduğu için kadın adamdan kaçıyor, kanunların el verdiği her şeyi yapmış, daha ne yapsın?
sonra biri gelmiş şunu yazmış:
“adama evden uzaklaştırma aldır, çocuklarını yanına al başka şehre kaçır, adamdan bi dünya nafaka al hayatına sıç sonra başka şehirde sıfırdan hayata başla o adamda yesin yutsun bunları he?
adam belki çocuklarına başka biri babalık yapsın istemiyor belki boşanmakta istemiyor, neyse devletimizin şahane yasaları erkeği insan yerine koymadığı için işin sonucunda maalesef böyle facialar oluyor.
bir insan hem kendini hem eşini öldürecek kadar gözü dönmüşse bu ölümün tek sorumlusu adam değildir bunu bilin.”
he yani adama gerekçesiz durup dururken uzaklaştırma kararı çıkarttırabiliyorsun he mi? hem de türkiye’de?
daha boşanamamış kadın, ortada nafaka falan da yok, muhtemelen “eksik olsun nafakası uzak olsun yeter” diyecek bir kadına atfettiği duruma bak rezilin. adam belki boşanmak istemiyormuş, sırf adam istediği için evlilik sürmeli çünkü di mi? işte, kadını öldüren zihniyeti bulduk. “ben istemeden nasıl boşanır?” zihniyeti bu. devletimizin şahane yasaları erkeği insan yerine koymuyormuş. o yüzden itin teki uzaklaştırma kararına rağmen kendisinden boşanmak üzere olan karısının 500 kilometre mesafedeki adresini tak diye buluyor di mi?
mesele açık sanırım. kadınlarımızı bu erkeklere mahkum ediyoruz, erkeklerimizi de yokluk, yoksunluk, cahillik, şiddet ile sarmalayıp egolarını şişiriyoruz, böyle it gibi yetiştiriyoruz, sonra da bunlar oluyor.
ek ama bir o kadar önemli not: ülkeyi düzeltmeyi hedefleyen herhangi normal bir devlette sakarya özel bir konu olarak ele alınır, düzeltmek için ciddi uğraşılırdı. aynı yöre hem şiddet haberleri, hem yolsuzluk, hem esrar/hap kaçakçılığı, hem aile içi şiddet, hem turist tecavüzü, hem fethullah gülen örgütlenmesi, hem bireysel silahlanma gibi konularda öne çıkarak gerçekten korkunç bir tablo çiziyor. ülkenin orta yerinde koskoca bir şehir sürekli bunlarla haber oluyor, belli ki ciddi bir beşeri sıkıntı var, ve bir allahın kulu tek bir şey bile yapmıyor.
Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
var olanı aldattığınız erkektir.
piç olanı adam edeceğiz edasıyla heba ettiğiniz erkektir.
“yhaa sen çok iyisin ama” ile başlayan cümlelerle itin götüne soktuğunuz erkektir.
güvenilir nazik erkek öyle mi?
piç olanı adam edeceğiz edasıyla heba ettiğiniz erkektir.
“yhaa sen çok iyisin ama” ile başlayan cümlelerle itin götüne soktuğunuz erkektir.
güvenilir nazik erkek öyle mi?
nota vermiştir.
birinci bilinmeyen: ameliyatı ne zaman olmuş? nasıl bir ameliyat olmuş.
ikinci bilinmeyen: ne için titriyor? ateşi mi var, başka bir sorun mu var?
üçüncü bilinmeyen: kullandığı ilaçlar nedir?
dördüncü bilinmeyen: gencin anamnezi nedir? vefatını kolaylaştıracak veya gizleyecek bir başka faktör var mı?
beşinci bilinmeyen: çocuk taburcu edilirken bir reçete verildi mi? aile bu reçeteye uydu mu?
altıncı bilinmeyen: vefat ne zaman oldu? nasıl oldu? niye oldu? otopsi yapıldı mı? ölüm sebebi kesin mi, olası mı?
yedinci bilinmeyen: merhum'un başka tanısı var mı?
sekizinci bilinmeyen: duş alsın cümlesini kim demiş, niye demiş. bu anlatanın atladığı başka cümle var mı?
eğer bu bilinmeyenleri bana söylerseniz sizin lincinize katılıp katılmayacağımı söyleyebilirim. ama şimdilik standart bir linç olarak devam ediyor. etsin, bana bulaşmasın.
bilmediğim konuda yorum yapacak değilim. siz buyrun ama çekinmeyin. ana avrat dümdüz gidin.
ekleme: vefat eden genç ve özellikle ailesi için üzgünüm. o annenin kolu bacağı kopsaydı da oğlunu kaybetmeseydi. bu acı dayanılabilir bir acı değil. ama bir cümle ile kimseye hakaret etme, suçlama, yargılama hakkımız yoktur. en azından bizim yoktur. gereken kişiler gerekli soruşturmayı açmıştır. ve mesele post-op yüksek ateşli hastayı acilden kovma ise merak etmeyin bu suçu işleyen meslekte acemilikten değil, ölüme sebebiyet vermekten yargılanır. ceza alırsa da bir daha hekimlik yapamaz
ama duygusal milletiz vesselam. hiç konuya diğer yönden bakmıyoruz. kendi çektiklerimizin acısını, bulduk mu, önümüze çıkandan çıkarıveriyoruz. hem de hiç acımadan çıkarıyoruz. ve asla kime kızacağımızı bilemiyoruz. zannediyoruz ki hiç bilmediğimiz, belli olmayan bir konuda suçlu gördüğümüzü linç edersek yüreğimiz soğuyacak.
soğumaz, soğumadı, soğumayacak.
ancak gerçek telafi eder yanlışı.
ekleme2: utanacak mısınız? hayır. tekrar yapacak mısınız? evet. elinize ilk fırsat geçtiğinde hem de. nasıl düzeltiriz? düzeltemeyiz.
ikinci bilinmeyen: ne için titriyor? ateşi mi var, başka bir sorun mu var?
üçüncü bilinmeyen: kullandığı ilaçlar nedir?
dördüncü bilinmeyen: gencin anamnezi nedir? vefatını kolaylaştıracak veya gizleyecek bir başka faktör var mı?
beşinci bilinmeyen: çocuk taburcu edilirken bir reçete verildi mi? aile bu reçeteye uydu mu?
altıncı bilinmeyen: vefat ne zaman oldu? nasıl oldu? niye oldu? otopsi yapıldı mı? ölüm sebebi kesin mi, olası mı?
yedinci bilinmeyen: merhum'un başka tanısı var mı?
sekizinci bilinmeyen: duş alsın cümlesini kim demiş, niye demiş. bu anlatanın atladığı başka cümle var mı?
eğer bu bilinmeyenleri bana söylerseniz sizin lincinize katılıp katılmayacağımı söyleyebilirim. ama şimdilik standart bir linç olarak devam ediyor. etsin, bana bulaşmasın.
bilmediğim konuda yorum yapacak değilim. siz buyrun ama çekinmeyin. ana avrat dümdüz gidin.
ekleme: vefat eden genç ve özellikle ailesi için üzgünüm. o annenin kolu bacağı kopsaydı da oğlunu kaybetmeseydi. bu acı dayanılabilir bir acı değil. ama bir cümle ile kimseye hakaret etme, suçlama, yargılama hakkımız yoktur. en azından bizim yoktur. gereken kişiler gerekli soruşturmayı açmıştır. ve mesele post-op yüksek ateşli hastayı acilden kovma ise merak etmeyin bu suçu işleyen meslekte acemilikten değil, ölüme sebebiyet vermekten yargılanır. ceza alırsa da bir daha hekimlik yapamaz
ama duygusal milletiz vesselam. hiç konuya diğer yönden bakmıyoruz. kendi çektiklerimizin acısını, bulduk mu, önümüze çıkandan çıkarıveriyoruz. hem de hiç acımadan çıkarıyoruz. ve asla kime kızacağımızı bilemiyoruz. zannediyoruz ki hiç bilmediğimiz, belli olmayan bir konuda suçlu gördüğümüzü linç edersek yüreğimiz soğuyacak.
soğumaz, soğumadı, soğumayacak.
ancak gerçek telafi eder yanlışı.
ekleme2: utanacak mısınız? hayır. tekrar yapacak mısınız? evet. elinize ilk fırsat geçtiğinde hem de. nasıl düzeltiriz? düzeltemeyiz.
youtube'daki "ocakbaşında ciğer bekliyorlar sanki amk..." yorumuyla gece gece bütün dertleri unutturan videodur.
suriyeliler de bizim ülkeye girince böyle seviniyordu demek
ortalama 30 yaşına gelmiş nesildir. bunun haricinde ''ne dinliyorum'' özelliğini aktif olarak kullanmışlığı vardır.
balkonda duran 3 çuvalı saklayayım bari hapse girmeyelim durduk yere dedirtmiştir.
(bkz: taşak kokan başlıklar)
zemheri, kızılcık, mavzer, pranga, inat, umarsız, kavga, ağıt, zulüm, oportünist, pragmatist, fraksiyon(bundan çok çekti).
(bkz: #83553035)
(bkz: kız arkadaşı olduğunu iddia ettiği şahıs)
(bkz: kız mıdır kadın mıdır bilemem)
söz konusu pastanenin * zihniyeti, taraflarınca paylaşılan tekzip metinlerindeki kız arkadaşı olduğunu iddia ettiği şahıs cümlesinden bence anlaşılıyor.
ayrıca, genel ahlaka aykırı davranışlar nelerdir, bir açsaydınız keşke. ülkenin %3-5'lik bir kesimine göre elele tutuşmak bile ahlaka aykırı karşılanırken, yine %5-7'lik bir kesimine göre ise öpüşmek gayet doğal, ahlaka aykırı olmayan bir davranış olabilir.* bir savunma metninde bu kadar öznel, yoruma açık bir kavramdan bahsetmeleri ilginç geldi. açıkça ne yaptıklarını yazmalıydınız, sarıldılar mı, öpüştüler mi, kız arkadaşı olduğunu iddia ettiği şahsı kucağına mı aldı, nedir yani derdiniz tam olarak belli değil.
bir de klasik görüntüleri izledim durum vahim söz konusu. varsa görüntünüz paylaşın, ya da paylaşmayın açın davanızı oturun.
ha bu arada, bu başlık da 3 vakte kadar "x mahkemesi cart kararıyla erişime engellenmiştir" ifadesine haiz olacak, hazır olun.
(bkz: kız arkadaşı olduğunu iddia ettiği şahıs)
(bkz: kız mıdır kadın mıdır bilemem)
söz konusu pastanenin * zihniyeti, taraflarınca paylaşılan tekzip metinlerindeki kız arkadaşı olduğunu iddia ettiği şahıs cümlesinden bence anlaşılıyor.
ayrıca, genel ahlaka aykırı davranışlar nelerdir, bir açsaydınız keşke. ülkenin %3-5'lik bir kesimine göre elele tutuşmak bile ahlaka aykırı karşılanırken, yine %5-7'lik bir kesimine göre ise öpüşmek gayet doğal, ahlaka aykırı olmayan bir davranış olabilir.* bir savunma metninde bu kadar öznel, yoruma açık bir kavramdan bahsetmeleri ilginç geldi. açıkça ne yaptıklarını yazmalıydınız, sarıldılar mı, öpüştüler mi, kız arkadaşı olduğunu iddia ettiği şahsı kucağına mı aldı, nedir yani derdiniz tam olarak belli değil.
bir de klasik görüntüleri izledim durum vahim söz konusu. varsa görüntünüz paylaşın, ya da paylaşmayın açın davanızı oturun.
ha bu arada, bu başlık da 3 vakte kadar "x mahkemesi cart kararıyla erişime engellenmiştir" ifadesine haiz olacak, hazır olun.
"fettullahın piçleri yıldıramaz bizleri" sloganını atan gezi eylemcilerini, fetö ile ilişkilendirmeye çalışan kişi beyanı.
benim için en güzel motor sesi olan araba (bkz: renault megane)
annem 45 yaşında ehliyet alıp 25 yıllık emeklilik ikramiyesi ile aldı bu arabayı.
motoru her çalıştırdığında o kadar mutlu oluyor ki.
bazı güzellikler mutlu ettiği ölçüde güzel.
annem 45 yaşında ehliyet alıp 25 yıllık emeklilik ikramiyesi ile aldı bu arabayı.
motoru her çalıştırdığında o kadar mutlu oluyor ki.
bazı güzellikler mutlu ettiği ölçüde güzel.
ya bir de ciddi ciddi türk lirasına çevirmişler. hakikaten bu zırvalıklara inanıp gaza gelen kesim var bu ülkede zamanında bir manken dağdaki çobanla benim oyum bir mi diyince hepimiz linç etmiştik ben de dahil. son yıllarda ciddi ciddi hak veriyorum kendisine.
çeliktepede otururken ‘sapphire’in orası’ demek suretiyle bir zamanlar dahil olduğum camia
gerçi fakirlikten veya utandığımdan değil “çeliktepe neresi amk” sorusundan bıktığım içindi
gerçi fakirlikten veya utandığımdan değil “çeliktepe neresi amk” sorusundan bıktığım içindi
(bkz: high hopes hariç de lan)
yapısal reformlar /(•_•)/
yapısal reformlar \(•_•)\
neymiş bu yapısal reformlar... \_(•_•)_/
yapısal reformlar \(•_•)\
neymiş bu yapısal reformlar... \_(•_•)_/
104 günü hafta sonu zaten bu neyin kafasıdır anlamadım. buna itiraz eden uzun mesai ve az tatil ile daha fazla iş olduğunu düşünen salak türk patron zihniyetinden başkası olamaz.
şu an pencereden işyerinin arka bahçesine bakıyorum. iki tavşanımız var ve erkek olan dişinin peşinde dönüp duruyor. dünden beri izliyorum haylazları, kur yapa yapa bir hâl oldular.
ülen ben hakkaten yalnız ve işsizim galiba ya.*
ülen ben hakkaten yalnız ve işsizim galiba ya.*
sınırsız et döner (bütün halde, dönerken) yemek. itiraf edin artık.
yıllarca perakende sektöründe çalışmış, bim'i de yakından takip eden biri olarak söyleyebilirim ki;
bim'in başarısı öyle üç beş madde ile listelenebilecek, sosyo-ekonomik yapı ile ilgili ucuz tespitlerle yorumlanabilecek bir şey değil.
bim bir türk firmasından (özellikle de yeşil sermayeden) beklenmeyecek şekilde, hem stratejik planları hem de bu planları uygulayacak operasyonel süreçlerinin tasarımı açısından derslere konu olabilecek bir örnek. tıpkı dünyadaki örnekleri zara, ikea, wal-mart... gibi.
ve türkiye'deki perakende sektöründe, analitik bakış açısının kullanılması konusunda açık ara en iyisi.
basitçe, burada dahiyane tespitler gibi yazılmış, ya da aklınıza "işte başarısının sırrı bu" diye gelen maddeleri, "bunu bim'den başka yapan yok mu? aynı koşullar diğerleri için geçerli değil mi? onlar neden bim'in yerinde değil?" diye bir değerlendirin.
not: en yakın rakibi a101 yaklaşık 1000 adet daha fazla mağazaya sahip olmasına rağmen, hem ciroda kem de kar marjında (üründeki brüt kar değil, işletme maliyetleri de düşüldükten sonra kalan ebitda'da) bim'in gerisinde.
bim'in başarısı öyle üç beş madde ile listelenebilecek, sosyo-ekonomik yapı ile ilgili ucuz tespitlerle yorumlanabilecek bir şey değil.
bim bir türk firmasından (özellikle de yeşil sermayeden) beklenmeyecek şekilde, hem stratejik planları hem de bu planları uygulayacak operasyonel süreçlerinin tasarımı açısından derslere konu olabilecek bir örnek. tıpkı dünyadaki örnekleri zara, ikea, wal-mart... gibi.
ve türkiye'deki perakende sektöründe, analitik bakış açısının kullanılması konusunda açık ara en iyisi.
basitçe, burada dahiyane tespitler gibi yazılmış, ya da aklınıza "işte başarısının sırrı bu" diye gelen maddeleri, "bunu bim'den başka yapan yok mu? aynı koşullar diğerleri için geçerli değil mi? onlar neden bim'in yerinde değil?" diye bir değerlendirin.
not: en yakın rakibi a101 yaklaşık 1000 adet daha fazla mağazaya sahip olmasına rağmen, hem ciroda kem de kar marjında (üründeki brüt kar değil, işletme maliyetleri de düşüldükten sonra kalan ebitda'da) bim'in gerisinde.
mutluluk ne la? ahahahah
(bkz: hass) her türlü şekile bürünebiliyor bence gayet ideal
manitasını 30’lu yaşlardaki birine kaptırmış ergen yazar hezeyanı.. üzülme delikanlı, barney stinson da böyle barney olmuştu
anam avradım olsun, çok sıkıştım, hastam var, ölmek üzereyim, kapıma dayandılar, 2 güne kalmaz, yarın, en kısa zamanda, sen şimdi ver ben sana öderim gibi bahanelere kanıp arkadaş bildiklerinize borç vermeyin. kredi çekmeyin, kefil olmayın. net kimseye güvenmeyin. borç verecekseniz gözden çıkaracağız küçük rakamlar olsun ve unutun.
memeleri büyükse zekanın varlığı yada yokluğunu dert etmezler.
bursa - (bkz: heykel arkası)
avrupa'da adamlar kendi paralarına göre görüyor bunu.. marketlerde 1 euro'nun bile altında biralar var. dünyanın yapımı en kolay en ucuz alkollü içkilerinden birine türkiye'de dünyanın paranın verilmesi ve artık lüks mertebesine ulaşmasını hayretle izliyoruz.
eskiden (çok eski değil geçen sene falan) 20 liralık kokteyller lükstü. şimdi bir 33'lük bira boktan bir mekanda bile 20 lira.
20 lira arkadaş...
digiturk bile ayda 20 liralık abonelik için her gün beni arıyor. abone yapmaya çalışıyor. düşünün o 20 lira ne kadar önemli.
hayır daha da kötüsü bu meret bir tane içip bırakılan bir şey de değil.
haftada 4 bira içsen, yanında çerezi, sigarası, yol-benzin parası, yemek parası derken ayda en az 800 lira kol gibi giriyor. bakın sadece 4 biradan hesapladım...
avrupa'da adam 800 euro'yu biraya iki senede veriyor arkadaşlar.
o yüzden birleşmeliyiz, youtube'da kanal açıp bir jingle yapmalıyız.
şarkımız da hazır:
bütün ülke buna inansa bir inansa
bira bir lira olsa
insanlar ele ele tutunsa birlik olsa
bira bir lira olsaaa
edit: çok dertliyiz belli gelen mesajlardan... hayat sıkıntısı, pahalılığı derken iki bira çakıp tatlı tatlı sırıttığımız günleri özledik. şimdi iki bira içince 40 tl amk deyip kaçıyoruz masadan. o eski masa muhabbetleri iki ayda bire düşecek yakında. efes pilsen, bomonti gibi yerli üreticiler üzerilerine düşeni yapmalı. biradan bahsediyoruz dom perignon'dan değil.
eskiden (çok eski değil geçen sene falan) 20 liralık kokteyller lükstü. şimdi bir 33'lük bira boktan bir mekanda bile 20 lira.
20 lira arkadaş...
digiturk bile ayda 20 liralık abonelik için her gün beni arıyor. abone yapmaya çalışıyor. düşünün o 20 lira ne kadar önemli.
hayır daha da kötüsü bu meret bir tane içip bırakılan bir şey de değil.
haftada 4 bira içsen, yanında çerezi, sigarası, yol-benzin parası, yemek parası derken ayda en az 800 lira kol gibi giriyor. bakın sadece 4 biradan hesapladım...
avrupa'da adam 800 euro'yu biraya iki senede veriyor arkadaşlar.
o yüzden birleşmeliyiz, youtube'da kanal açıp bir jingle yapmalıyız.
şarkımız da hazır:
bütün ülke buna inansa bir inansa
bira bir lira olsa
insanlar ele ele tutunsa birlik olsa
bira bir lira olsaaa
edit: çok dertliyiz belli gelen mesajlardan... hayat sıkıntısı, pahalılığı derken iki bira çakıp tatlı tatlı sırıttığımız günleri özledik. şimdi iki bira içince 40 tl amk deyip kaçıyoruz masadan. o eski masa muhabbetleri iki ayda bire düşecek yakında. efes pilsen, bomonti gibi yerli üreticiler üzerilerine düşeni yapmalı. biradan bahsediyoruz dom perignon'dan değil.
önce masaya, sonra sıra sana diye cevap verilmesi gereken kızdır.
ota boka efsanevi nesil basligi acan suserlara kapak olacak efsanevi nesildir.
1990 senesi ile acayim entry'i, kafa ayarlari, kaset kopyalamalar. kartuslara 50$ vermeler. efsanevi joystickler... ve tabi meshur mavi kitap, ve sayesinde cocukken baslanilan programcilik meslegi. özetle 64k icinde dünyalari yaratmak.
akabinde tabi amiga 500/600 yada pc dönemi geldi. 286, 386sx, 386dx ile yola devam edildi. o zamanlar internet olmadigi icin 9.6k, 14.4k fax modemler ile bbs'lere baglanilmistir. 1mb ram upgrade'i icin 100$, 40mb harddisk icin 200$ ödenmistir.
35'lik amcalar, yengeler toplanin hele
1990 senesi ile acayim entry'i, kafa ayarlari, kaset kopyalamalar. kartuslara 50$ vermeler. efsanevi joystickler... ve tabi meshur mavi kitap, ve sayesinde cocukken baslanilan programcilik meslegi. özetle 64k icinde dünyalari yaratmak.
akabinde tabi amiga 500/600 yada pc dönemi geldi. 286, 386sx, 386dx ile yola devam edildi. o zamanlar internet olmadigi icin 9.6k, 14.4k fax modemler ile bbs'lere baglanilmistir. 1mb ram upgrade'i icin 100$, 40mb harddisk icin 200$ ödenmistir.
35'lik amcalar, yengeler toplanin hele
fotoğraflarda gözükmeyi sevmiyordur, gösteriş budalalığı yerine anı yaşamayı tercih ediyordur, zevkinin hesabını kimseye soracak değildir, size giren çıkan yoktur.
erkan can gemide alır.
bir rus ile karşılaşmamış, bir italyan ile konuşmamış ya da güney fransa'da bulunmamış yazar beyanıdır. edit: imla
ben adil bir şekilde 6 bin lira alan bir doktorum ayda 3 tam mesai dolduruyorum hesaplayınca 2 bin liradan tam asgari ücret. hem de türkiye’nin en iyi kliniklerinden birinde çalışıyorum. ama utanmadan da elektronik mühendisi olan en yakın arkadaşımı kıskanıyorum. adam her akşam kendi yatağında uyuyor. mesai saatleri esnek. 30 yaşına gelmiş olsa da kimseden azar da yemiyor. ben 5 ay sonra evleneceğim ama hala bir düğün salonu bulamadım. 3 güne bir nöbet tutuyorum. nöbetçiysem o gün iptal sonra ki gün 6’ya kadar bilfiil uykusuz yardırmaya devam ediyorum. çünkü altı bin lirayı haketmem lazım eve gidince öbür sabaha kadar deliksiz uyku çok lüks bişey gerçekten. öbür gün yine 07:00-18:00 çalışmaya devam ediyorum yasal mı mesai kavramı mı hocaların pabucuna anlat sen onu neyse o akşam yine pert evime gelip nişanlım eğer nöbetçi değilse iki saat beraber televizyona filan bakıyoruz yok nöbetçiyse bana maaşımı fazla görenler daha fazla görsün de iyi olsunlar diye ders çalışıyorum 15 yaş küçük kardeşim anlam veremiyor, diğer tıp okuyan kardeşimi ise afakanlar sarıyor ne zaman bitecek bu diye.
inanır mısınız ben de merak ediyorum ne halt yiyorum, değer mi bu zulme diye. sonra hocalarıma bakıyorum bir evi var başka da birşeyi yok değmez diyorum ama nafile.
dün anjiografide 50 yaşlarında bir profesör 45 yaşlarında ki profesöre çok ciddi bir şekilde kaydı. işlem esnasında sebepsizce bağırdı çağırdı. bu azar yeme bitmeyecek.
iki gün önce yoğun bakıma gece 12’de bir hasta geldi araba çarpmış damarı yırtılmış kalktı 50 yaşlarında hoca 35 yaşlarında ki bir yardımcı doçent hocayla geldi saat 24’te 10 saatlik ameliyata girdi. anladım ki uykusuz geceler de bitmeyecek.
paraya filan ihtiyacım yok gerçekten, maaşım olduğu gibi her ay %60 birikiyor harcayamıyorum vakit yok. bir hastanın güler yüzü yeter sen sus şerefsiz.
inanır mısınız ben de merak ediyorum ne halt yiyorum, değer mi bu zulme diye. sonra hocalarıma bakıyorum bir evi var başka da birşeyi yok değmez diyorum ama nafile.
dün anjiografide 50 yaşlarında bir profesör 45 yaşlarında ki profesöre çok ciddi bir şekilde kaydı. işlem esnasında sebepsizce bağırdı çağırdı. bu azar yeme bitmeyecek.
iki gün önce yoğun bakıma gece 12’de bir hasta geldi araba çarpmış damarı yırtılmış kalktı 50 yaşlarında hoca 35 yaşlarında ki bir yardımcı doçent hocayla geldi saat 24’te 10 saatlik ameliyata girdi. anladım ki uykusuz geceler de bitmeyecek.
paraya filan ihtiyacım yok gerçekten, maaşım olduğu gibi her ay %60 birikiyor harcayamıyorum vakit yok. bir hastanın güler yüzü yeter sen sus şerefsiz.
dünyanın en aşağılık ülkesi s.arabistan yüzünden olan durumdur.
(bkz: terörist devlet)
(bkz: terörist devlet)
dalga geçmeyin (bkz: çubuk kraker)
boys anılar'ı göremeyince üzüldüm. öyle bir dörtlü vs.
yalnız arka plan yine karanlık. birileri yine stadın ışıklarını kapatmış.
"biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir."
mustafa kemal atatürk
tanım: tek hedefi atatürk ve cumhuriyeti olan bir yeni türkiye model beyanatıdır.
mustafa kemal atatürk
tanım: tek hedefi atatürk ve cumhuriyeti olan bir yeni türkiye model beyanatıdır.
ben de 23 yaşındayım ve ehliyetim yok, hiç direksiyona geçmedim. üniversiteye araba ile gelip baba parası yiyen tipler var, zaten ülkemizde yoğun bir gereksiz taşıt kullanımı var, ve yoğun bir trafik. herkes kendi arabasını kullanmak istiyor, insanlar bireyselleşiyor, keşke daa güzel daha insancıl otobüsler ve metrobüsler ya da bisikletler olsa da, etrafa kirlilik ve gürültü vermesek. bir otobüse 50 kişi binmek de saçmalık, onu da diyeyim. hırsızı var, sapığı var, ter kokanı var, hasta olanı var.
edit: imla
edit: imla
black friday'in kökeni için (bkz: #83538582)
50tl'ye kadar tüm banknotların demir olması gerektiği şeklinde katıldığım önermedir. cebimizde 50 lira varken en azından paramız varmış hissiyatına kapılmayız.