Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
türkiye cumhuriyetinde vatandaş olarak bulunup askerliğe gidecek yaşa gelecek kadar vakit geçirmiş bireylerin sanki hayatlarında hiç türkiye cumhuriyetinde yaşamamışlar gibi hakkında "21 günü kaldıramazlar abi" gibi ya da "ne demek 2020'ye kadar uzayacak celpler saçmalamayın aq" gibi büyük büyük laflar ettikleri askerlik tipi.

sevgili dostlar;

burası türkiye cumhuriyeti. yarın bir karar ile tek sayı celpler 21 gün gidecek, çift sayı celpler 90 gün çıplak şekilde habur sınır kapısına zincirlenecek deseler şaşırmayacaksınız.
(bkz: yüzbaşı)

uzun dönem ulaştırma askerim. görevim tabur komutanı şoförü.

3-4 ayda bir , tabur denetlemeye girerdi. gene bu denetlemelerin birinde , taburdaki askerlerin hepsi 3 km durmaksızın koşacak (rütbeliler dahil ), bende tabur komutanı olan yarbayı ve denetleme gelen 1 albayı taşıyacağım askerler koşarken. albayda koşan askerleri denetleyecek. görev bu.

görevim icabı sürekli tabur komutanın yanında olmam ,bizim bölük komutanı yüzbaşıyı acayip sinir eder ve adam bana kıl olurdu. hatta o kadar nefret ederdi ki bir keresinde bu yüzbaşı nöbetçiyken akşam tabur içtimasına 3 dk geç kaldım diye (tabur komutanı bırakmamıştı) , bütün taburun önününe çıkarıp ceza olsun diye şınav çektirmişti.

neyse denetleme günü geldi çattı, yaklaşık 600 asker dörtlü koldan dizilmiş koşmak için bekliyor. ve tam teçhizat, silah,çelik başlık,hücum yeleği ve dolu su matarasıyla. hava yaklaşık 32-33 derece . güneşin en tepede olduğu vakit geldi albay ve tabur komutanı.

koşu güzergahı, tabur önünden başlıyor ve çift şeritli bir yolda , bir köy içinden geçiyor diğer tabura kadar 3 km var.
bizde 600 askerin en arkasından arabayla takip edeceğiz. neyse tabur komutanı verdi küsküyü ve başladı koşu.

hava o kadar sıcak ve nemli ki , koşan askerlerin ön sıralarına doğru baktığımda askerler buhardan gözükmüyor, buhar girdabında kayboluyorlardı. bende klimayı köklemişim jeep'imde dünya sikimde değil.
köye geldiğimizde albay ''oğlum biraz hızlan, varış yerine askerlerden önce varalım ki sağlam gelen bölüğe ödül verilecek'' dedi. ''emredersiniz komutanım '' dedim ve bastım gaza.
ulan yol göt kadar ve millet dörtlü koşuyor, ızdırapları sikilmiş sıcaktan yolun ortasına falan sarkan oluyor. komutan 'kornaya bas onlar anlamaz arkadan araba geldiğini' diyor. kornanın sesi de bakire kız osuruğu gibi incecik , içeriden kendimiz duymuyoruz.
askerler de iyice bitap düşmüş, yolda yere matarasını atanlar, 'sikerim koşusunu ' deyip silahını mısır tarlasına sallayanlar,çelik başlığını tekmeleyenler... ve ben o askerlerin arasından göt kadar yoldan önlerine geçmeye çalıyorum. ve ne oldu biliyor musun ? o göt kadar köy yolundan askere çarpmadan geçmeye çalışırken , ağacın arkasında anasını siktiğimin bir horozu 'höhöyt bire' deyip önüme atladı ve direksiyonu kırıp askerlerin üzerine sürmek suretiyle 1 adet askerin arkadan totosuna çarpıp çalılara doğru kanatsız uçmasına sebep oldum. komutanlar panikleyip arabayı durdurdu ve çalılara doğru uçurduğum o askeri kurtarmak için arabadan indiler.

ben panikten direksiyon başında kaldım ne yapacağımı da bilmiyordum. neyse askeri çalılardan çekip yola aldılar. üstü başı pislik içinde kalmıştı, fakat komutanlar bir türlü başından ayrılmıyor ve sürekli ilgileniyorlardı. vay be dedim , albaya bak bir asker için ne kadar ilgili davranıyor.

asker rahat nefes alsın diye üstündeki hucum yeleğini çıkartmaya başladılar. yerde yatan asker yavaşça doğruldu ,sırtı bana dönüktü. merak etmiş olacak kı yavaş yavaş arkasını dönmeye başladı. bende planımı yaptım tabi, göz göze geldiğimiz anda özür dileyip 'affet tertip yapacak bir şey yok :p ' bakışı atacaktım.

arkasını dönerken gözüm omuzlarına kaydı. o an anladım rütbeli olduğunu. yavaşça dönüyor ve pırpırındaki ilk yıldız gözüme ilişiyordu, teğmene razıydım . durmadı ikinci yıldız gözüme ve ardından üçüncü yıldız götüme kaydı. yıldızlara bakmaktan yüzünü görmek nasip olmamıştı. yarağı yediğimi anlamıştım lakin karşımdaki adam bütün galaksiyi götüme sokacak olan bölük komutanımın ta kendisiydi. onu ve kıpkırmızı yüzündeki 'ananı sikeceğim senin'bakışını gördükten sonra arabada tek olduğumu ve buradan istanbul'a kaçsam,yolda arabayı boş bir araziye bırakıp yürüyerek eve kadar devam ederim,evdekilerden helallik alıp suriye'ye rejim karşıtlarıyla çatışmaya giderim planları yapmaya başlamıştım ki albayın sesiyle kendime geldim. eliyle bana işaret ediyor ve arabayı onlara doğru getirmemi emrediyordu. hemen yanlarına sürdüm ve yüzbaşı yanıma ,diğerleri arkaya bindi. tabi daha sonra yüzbaşı bana birde arabasız binecekti. nitekim öyle de oldu. askerliğim bitip, terhis olacağım güne kadar bana gece 1-3 nöbeti yazıldı. 4 hafta çarşı iznimin kitlenmesi de tabur komutanının ekstrası.

o anasını siktiğimin horozu da hala araba sürerken aklıma gelir ve irkilirim ibibiğini siktiğiminin yüzünden. askerliğimi yakacaktı az kalsın.
ülkenin genç ve gelişmeye açık beyinlerinin garanti maaş ve ömürlük iş düşüncesiyle sabah 9 akşam 5 mesaisi ile harcanmasıdır, özel sektörün denetlenmemesi ve şartların iyileştirilmemesi sebebiyle bütün ülke gençlerinin devlete kapak atmaya çalışması ve belki dünyanın en zeki zihinlerinin devlet dairelerinde köreltilmesi durumudur.

en absürd olansa ülkenin en zeki ve programlı çalışan beyinleri birbiriyle kpss sınavlarında devlet dairesine kapak atmak için yarışırken bu ülkenin bilim, teknoloji, sanat vb. konularda neden geri kaldığını, milletçe neden üreterek var olamadığımızı devlet büyüklerinin halen çözememesidir.

kısaca özetlemek gerekirse bermuda şeytan üçgeni dediğimiz şeyin ülkemiz açılımı memurluktur ve devlet farkına varmaksızın kendi geleceğini yutmaktadır.
yaklaşık 7 yıldır süregelen bir rahatsızlığımdan dolayı uyku düzenim berbat durumda. hele ki son 2 yıldır gece uykuları da dahil olmak üzere 1 saatten uzun uyuyamıyorum. aralıklarla 3-4 saat uyuyabiliyorsam kendimi şanslı sayıyorum. yani diyeceğim şu ki: uyuyun kardeşim! kendinize eziyet etmeyin. uyumayarak kazandığınız fazladan 2 saatte atomu falan parçalamıyorsunuz. bünyeniz ne kadar uyumak istiyorsa o kadar uyumaya çalışın. zaten yaş aldıkça fizyolojik olarak daha az uyuyacaksınız.
oylayacaktım ama yaya geçidi filan soruyor, sabah sabah sikerim yaya geçidini kardeş.
arkadaşların sapığa bu kadar olgun ve itidalli yaklaştıklarını görünce hayretler içerisinde kaldığım olay. adam yaptığı pisliği ciddi ciddi belli bahanelerle açıklamaya çalışmış, siz de adam yerine koyup dinlemişsiniz. bu kadar medeniyet biraz fazla sanki.
cebine dokununca reis meis dinlemeyen çomarın videosudur.

ne dedik biz? reiiiiis anamızı siktin reiiis, bizi 3 kuruşa muhtaç ettin, bizi kuru ekmeğe muhtaç ettin, anamızı siktin reiiis diyene kadar devam dedik ama çoktan ağlamaya başladılar:) geçen gün enerji bakanının yedi sülalesine küfür eden çomar, bugün bu rizeli çomar. daha durun olm, öyle günler gelecek ki, sinirden kendinizi sikip, 40 yıllık muhalif gibi olacaksınız.

noldu amk? hani koymuştunuz? hani siz türk lirası kullanıyodunuz, doların çıkması koymazdı? hele bi yılbaşı sonrası zamlar gelsin o zaman görücez sizi.

arkadaşlar bu çomarı savcılıklara, bimere, cimere lütfen şikayet edelim. yok öyle yağma. sen kimsin lan bu ülkenin seçilmiş cumhurbaşkanına ve damadına hakaret ediyosun amk çomarı? al götüne sok o donunu. dediğim gibi arkadaşlar lütfen muhtelif yerlere şikayet edelim, gerekirse fetöcü deyin şikayet edin. yok öyle 50 lira fazla fatura geldi diye hakaret etmek.

oy verdik diye hesap da mı sormucaz demiş lavuğun biri? ulan it, adamlar 100 milyonlarca dövizi cukkalarken, türktelekom'u yağmalarken, tarımı hayvancılığı bitirirken, şeker fabrikalarını satarken niye hesap sormadın? siktirme bana samimiyetini gece gece.
olayı yaşamış biri olarak birkaç kelime de ben etmek isterim. sözlükte boşboş takılıp mesai saatimin bitmesini beklerken birden mesaj kutumun yeşillendiğini farkettim. çok önceleri yazdığım bir entry ile ilgili bir soru yöneltmiş kendisi bana. kısaca açıklayıp cevapladıktan sonra yazdıklarım hoşuna gitmiş olmalı ki ordan burdan muhabbet açıp sohbeti uzattı biraz. kullandığı kelime ve hitap biçimlerinden kız olduğunu hemen anlamakla birlikte bozuntuya vermedim hiç. gel zaman git zaman numaralarımızı verip whatsapp üzerinden gün içinde daha çok konuşur olduk. mesajlarda alttan alta maddi durumum ve işimle ilgili bilgi almaya çalışan sorular yöneltti. iyi kazanan bir beyaz yaka olmama rağmen bunu saklamaya çalışmamakla beraber olabildiğince açık etmedin.
birgün yine laflarken kahve içme teklifinde bulundum kendisi e. kabul etti tabi hemen. yeri sorduğunda forum bornova teklifinde bulundum. birkaç dakikalık bekleyiş sonrası bunu metro girişinden aldım ve yürümeye başladık. görüntüsü whatsapp profiliyle baya bir alakasızdı. ağzını yaya yaya konuşması giyim tarzı falan derken 3-4 dakikada kendisinin bir gold digger olduğunu anladım. üstelik görüntüsü de pek hoşuma gitmemişti. fakat yine de beni hakedip etmediğini, benimle param için mi yoksa karakterimden ötürü mü birlikte olmak istediği merakı sardı aklımı ve işte o hayat kurtarıcı fikir geldi aklıma. birkaç lüks mekan önünden pas geçince nereye geçicez sorusuna ikea yanıtını verdim. o an yüzündeki ifade görülmeye değerdi. birkaç saat boyunca somurtarak oturduktan sonra kalkıp gitti ve ben de midpointe gidip bir keçi peynirli antrikot gömüp evin yolunu tuttum. eve vardın mı diye koftiden bir mesaj çakayım dedim ki beni whatsapptan engellediğini farkettim. işte o an ne kadar dahiyane ve isabetli bir karar vermiş olduğumu anlamış bulundum.
evet mal çayı sıcak içemiyorum, yemeği sıcak yiyemiyorum soğumasını bekliyorum. evet dondurmayı da soğuk yiyemiyorum erimesini bekliyorum. bıktım ulan uzaylı muamelesi görmekten. bi tek ben mi böyleyim?
kirli sakallı, sert bakışlı, esmer kavruk, kuru eşşek amına benzeyen surata sahip, aynı zamanda müteahhit çocuğu olsaydı normal karşılayabilirdik ki kendisi saydığım kriterlere uymuyor. nargileyi de unutmamak lazım. aynı zamanda kendisi konferanstan konferansa koşmaktadır.
an itibariyle 5.44 seviyesinde olan kur. 5.44 direncini kırar ve aşağı yönlü hareket ederse 5.43 seviyesini görmemiz kaçınılmaz. yok eğer yukarı yönlü hareket olursa muhtemeldir ki 5.45'ten bahsedebiliriz. ytd.
amına koyim sanki ülke genç futbolcu yetiştirme fabrikası ya ersun genç futbolcu düşmanı oldu anasını satayım. salih dediğin adamın hamurunda kabiliyet yok, ersun ne yapsın sığır?

tanım: gel artık yiğidim.
-havlu.herkes havlu demiş,havlu çok önemli.kafa baskısını sehpalarda gördüğümde anasına sövüyorum yapanın.ananıza sövdürmeyin,efendice havlu kullanın.
-çalıştığınız dambılları yerine koyun.yerine koyarken 5 kiloların yanı boş diye 40 kiloyu 5 kilonun yanına koymayın.sıralı olsun.20 kiloluk dambıl çifti arasında taksiye bindiğinizde 20 lira yazıyorsa anasına yine söverim.adı üstünde dambıl çifti.

düzeltme/ek:burada ne demek istiyorsun diye mesaj geldi.açayım;çift olan bu dambıllar bazen ayrılabiliyor.ayırıyorlar,sevenleri ayırmayın.biri salonun kuzey yakasındayken öbürü güney yakasında olmasın,salon içinde gezdirmeye çıkarmayın.tamam gezdirin ama geri yerine getirin.elma dersem çık,armut dersem çıkma diye salonda dambıl aratmayın.

-plakaları yere parelel koymayın,sizin gibi eşekler için ağırlık eşekleri var;oraya takın.
-plakaları,dambılları yere atmayın,kırılıyor.üzüntüden değil.plakalar döküm demir üstü kaplama.dambıllarda birleşim yerinden kırılır.kilosu ne olursa olsun kırılır.
-çalıştığınız makinede ağırlığı boşaltın.kendini şampiyon sanarak leg press makinesine ağırlığı yüklersin,işin biter zittir olur gidersin.arkadan gelen söver.
-set aralarında makine üstünde oturmayın,kalkın dolaşın hem kıçınız hava almış olur hem başkaları da çalışır.
-dakka başı fotoğraf çekilmeyin,gidip kimseden bi foto çekebilir misin demeyin.
-ağırlığı kaldırırken kurbanda kesilen öküz gibi böğürmeyin.
-ağırlığı kaldırırken nefes verecem diye aynayı tükürük içinde bırakmayın.
-antremanda geze geze supplement içmeyin.spor salonuna bavulla gelip yanınızda o bidonları taşımayın.
-hoca değilseniz,profesyonel değilseniz kimseye akıl vermeyin.
-salona girip çıkarken kolay gelsin,iyi günler,selamlar gbi cümlelerle selam verin,mal mal yüzüne bakıp geçmeyin insanların.
-ağırlık kemerini pantolon kemeri olarak kullanıp,salonda 2 saat boyunca takmayın.hele kemer salonun ortak kullanımındaysa.
-koşu bandına çıkmadan önce deodorantı baıp salona öyle girmeyin.tamam sen doritos,soğan,ter ve deodoranttan oluşan hoş aromatik kokuyu seviyor olabilirsin ama çoğu insan sevmiyor.
-dışarıda giydiğiniz ayakkabıyı salonda giymeyin.özellikle yağmurlu havalarda kedi gibi bulması kolay oluyor.
-aminoasit gibi yüksek b vitamini içeren ek gıda kullanıyorsanız ya da b vitamini alıyorsanız aynı kıyafeti yıkamadan 1 ay giymeyin.
-çalışan insana soru sormayın,güldürmeyin,şaka yapmayın.
evlerin ilk sahipleri okumus elit kesim yaslandi öldü, mirasyedi cocuklari/torunlari burayi terk edip residence'lara tasindi, gokturk'e falan gitti.

son 10 senede parayi bulan 3.20 sahibi köylü kesim caddeye yerlesmeye basladi. kizilkaya onunde kuyruga falan giriyorlar.

magaza falan hikaye, caddede sanki onceden chanel falan var diye mi guzeldi yoksa insanlari mi duzgundu.
chanel yoktu kristal bufe vardi ama elitti orasi.
magandalığı yeni bir seviyeye çıkarmış potansiyel katil.

https://twitter.com/…ber/status/1059338127632990209

neyse ki devletimiz 300 tl civarı ağır para cezasıyla doğduğuna pişman edecektir.

linkini verdiğim yandaş sitenin adalet çağrısı da trajikomik olmuş.

edit: şimdilik gözaltına alınmış ne sonuç çıkacağını göreceğiz.

http://www.hurriyet.com.tr/…anda-yakalandi-41009552

edit2: allah hepinizin cezasını versin. 1002 tl ceza ne lan?

https://www.cnnturk.com/…-estiren-maganda-yakalandi

(bkz: 34 ly 3758)
hayatımın yüzde 80'ini karşılayabilecek talep. "alın bunu burdan" yerine "alın beni burdan". sorumluluk sahibi bir delirme.

rabbim sen aklıma mukayet ol ricasının dünyevi karşılığı. ibrahim abi'nin derman olamadığı tüm dertlere özel kampanya.

kendini bilen kişinin, olası kendini bilmez tavırlarına karşı geliştirdiği, otokontrol temelli süper ego temin talebi.
hastayım şu "mac kullanıyodur"culara

https://www.macworld.co.uk/…lware-security-3668354/

hiç unutmam geçen sene avukat bir arkadaşım ransomware yemişti. dava dosyaları vs hepsi mac bilgisayarındaydı.

"virus olmaz diye mac aldık" deyişini hala tebessümle hatırlarım.

bu arada windows defender kurumsal ortamlarda kullanılıyor, symantec - mcaffee lisansları ve bakım anlaşmaları defender kullanıldığı için yenilenmemeye başladı. windows defender gayet yeterlidir, symantec vs gibi tecavüzcü takılmaz.
7 yıl sevgili olduğum kız tarafından aldatıldım. aldatıldığım gün anladım aldatıldığımı.şöyle ki kız kişisi, iş için benden 500 km uzağa taşındı. iletişimimiz sadece telefon vasıtasıyla oluyordu.o telefon görüşmelerinin birisinde durduk yere hiç de gereği yokken "seni çok seviyorum" dedi. o gün anlamış olmama rağmen bir gün sonra kendimce basit bir test yaptım emin olmak için. kız kişisini aradım ve dedim ki "cihad geliyormuş(yurtdışında yaşıyor) ve baş başa tatile gitmek istiyor ne diyorsun?" "gidin bebeğim hem sana da iyi gelir "dedi.(bu kız kişisinin normal zamanlarda müsade vereceği türden bir şey değildi.) telefonu kapattım bir kaç saat ağladım. o telefon konuşmasında emin oldum aldatıldığıma ve kız kişisinin zihninde zerre kadar yerimin kalmadığına.(hangisi daha kötüydü şimdi kestirmek zor) sonra ilk iş kızın yaşadığı şehire gitmek oldu.(hayatımın en zor günleri olacağını bilseydim vallahi gitmezdim) gittiğimde kızda gariplikler tam gaz devam ediyordu. şımarıklaşmış, yerli yersiz gülen birisi olmuş. sanki devamlı çakırkeyifmiş gibi bir hal..duygusal her türlü yakınlaşmadan kaçınıyordu. daha fazla tahammül edemeyip "aramızda bir sorun var farkındayım eğer artık beni sevmiyorsan bunu söyle bitirelim ilişkiyi" dedim. bunu söyleme sebebim onu içinde bulunduğu boktan durumdan sancısız bir şekilde kurtarmaktı.(7 yılımı çok severek paylaştığım kız kişisine bunu görevim olarak gördüm) o beyinsiz ise bu can simidini görmedi. beni çok sevdiğini ve ayrılmak istemediğini söyledi. bu cevapla aklım karıştı acaba dedim ben mi yanılıyorum şüphesi düştü içime. sırada bir test daha vardı.sevişmek için yatağa girdik kız kişisi her zamankinden farklıydı. fantaziler edinmiş sevişme tarzı değişmişti. gözlerim dolu dolu seviştim. ereksiyon problemini de o gün tecrübe edindim.o şehirde geçirdiğim günler ,ben de duygusal anlamda gel-gitler şeklinde zuhur buldu. bir diyorum "yok ya aldatmamıştır" gidiyorum sarılıyorum zaten özlemişim çokça. bir saat sonra diyorum ki kesin aldattı beni amına kodumun kaşarı durduk yere tersliyorum,azarlıyorum. tam bir delilik hali. ama elimde aldattığına dair bir kanıt yok. düşünmekten, ipucu aramaktan yoruldum ve kafayı yememek için dışarı çıkma planı yaptım. şehirdeki çocukluktan beri tanıdığım bir arkadaşımı da aradım. hep birlikte oturduk içiyoruz diğer taraftan muhabbet ediyoruz. ama yine bir gariplik var masada. kız kişisi benim çocukluktan beri tanıdığım orospu çocuğunun yüzüne bir kez bile bakmıyor. çocuk konuşurken bile bana bakıyor. dedim tuvalete gidip ağlasam mı? yok dedim lan amma da ağlak bir adamsın. bu sefer ağlamadım. evlere dağıldık kızın telefonunu da hayatımda ilk kez o gün kontrol ettim her şey silinmiş olduğu için hattının online işlemlerine girip kiminle mesajlaştığına kiminle konuştuğuna baktım. ihtimal ile gerçek arasındaki farkın ne denli büyük olduğunu da o gün tecrübe ettim. bana uyuyacağım dedikten sonra bu orospu çocuğunu aramış. "annemle konuşuyordum bebeğim" dediğinde aslında bu orospu çocuğuyla konuşuyormuş. neyse bundan sonrası epeyce can sıkıcı ve +18 olduğu için üstün körü anlatacağım bu ikisi birbirlerini suçladı ve ikisi de birbirlerini yalancılıkla suçladı. rezilliklerine biraz daha tanık oldum.midem o günden bu güne bulanır..

not: bu yazıyı yazma amacım acımı paylaşmak ya da suserlar okusun diye değil biliyorum ki sen bunu kocaman gözlerle okuyacaksın kalbin hızlı hızlı atarken.. hayatında kimseyi mutlu edemezsin biliyorsun bunu. bütün hayal kırıklıklarının en büyüğüsün. bir gün insan olabilirsen eğer bu sefer de vicdan azabı seni bırakmayacak..
aklıma şunu getirdi. 88 senesinde alay etmek ve dalga geçmek denirdi. sene 93 olduğunda alay geçmek oldu bu ikisi birleşip ve biraz da kaybolup. daha sonraki yıllarda argoda taşak geçmek hasıl oldu bu sefer.

şarjın şarz olmasını çocukken komik bulurdum. yani benim anam, babam elit değil. okuduğum okul kolej değil. ancak her nasılsa taşrada ne babaannem, ne dedem, ne anam, ne babam şarz derdi, dışarıda duyardık ufak ufak. yani okulda ya da bazı anadolu powered akrabalarda.

seneler sonra hayat kaşarı olunca anladım ki bu şarj yerine şarz kullanmak sadece cehalet değil metafizik bir inat. konu aslında çok derin ve başka yerlere bağlanan bir konu da, artık yani irdeleyecek halim de kalmadı açıkçası. uzun lafın kısası ne kadar basit gözükse de arkaplanda ciddi bir evrensel ayrımın temsilidir bu.