debe başlıkları

Ekşi Sözlük Debe Listesi

Rastgele
Hepsini aç
  • 1. birçok bilim adamı türkiye'de yaşamak istiyor

    bilim adamı derken biyoloji, fizik, matematik, uzay bilimi alanında çalışan insanlardan bahsetmeyen kişinin açıklaması.

    onların bilim adamı dediği "fıkıh, din, cennet, büyü, alim, peygamber, allah, uçan at, konuşan yılan, zikir, kabe, şeriat" tarzı bilim.

    islamcının bilimden anladığı başka ne olabilir allah'ını seviyorsan.

    bence tam yaşanacak yer bilim adamları için.

  • 2. 17 şubat 2016 ankara'da patlama

    an itibari ile çankaya'dan duyulan şiddetli bir patlama oldu.cam titredi resmen.umarım bir sorun yoktur.

    edit:genel kurmaya yakın bir yerde patlama olmuş.her taraftan ambulans sesi geliyor.

    edit 2:askeri servis aracına yönelik saldırı olmuş.patlamada 28 kişi hayatını kaybetmiş 65 yaralı var.patlama anı ve fotolar linkte.

    rtük tarafından patlama ile ilgili yayın yasağı geldi.

    an itibariyle facebook ve twiter gibi sosyal medya sitelerine giriş ciddi anlamda ağırlaştırılmış durumda.patlama ile ilgili resmen karartma yapılıyor.

    milletin cesedi sokakta yatıyor insanların bilgi edinme hakları elinden alınıyor! ben böyle zihniyetin ta amk.

    gezi eylemlerinde elinde limonla nobranlığınıza direnen yurttaşlarınızı ne güzel haklıyordunuz halbuki haşmetli devletimiz?sizin istihbaratınız ve güvenlik personeliniz kendi halkına karşı maşallah çok kudretli.copu,göz yaşartıcı gazı güzel boca ediyordunuz bize.ne teröristliğimiz kaldı ne paralelciliğimiz ne de hainliğimiz..ankaranın yarısını inleten bombayla başkente cirit atan teröristlere karşı pek acizsiniz hayırdır?size hangi sıfatları yakıştırmak gerekir bu durumda?

    patlamanın olduğu yerin türkiyenin en sıkı korunması gereken bölgesi olarak tarif etmek abartı olmaz.bilmeyenler için söyliyelim genelkurmay başkanlığı ile tbmm arası 50 metre ya var ya yoktur. iç işleri bakanlığına,jandarma genel komutanlığına ve emniyet genel müdürlüğüne abartısız iki dakika içinde yürüyerek ulaşabilirsiniz.sıraladığım tüm kurumlar bu havza içinde.

    10 ekim 2015 ankara barış mitinginde patlama sı sonrasında ülkenin kalbi denilecek noktada bu şiddete ikinci bir bomba patlatılması sözün bittiği yerdir kanımca.yazıklar olsun.allah alayınızın belasını versin.

  • 3. milli istihbarat teşkilatı

    ne millidir, ne istihbarattır, ne de teşkilattır.

  • 4. bir erkeği kırmadan penisin küçük demek

  • 5. facebook güvenlik durumu kontrolü

    "zukenberg bizi hükümetten fazla düşünüyo amk" fikri yarattı bende.

  • 6. saçına aylık 5 bin tl harcayan gelin adayı

  • 7. 17 şubat 2016 ankara patlaması'nın sorumlusu

    1 kasım 2015...%50.

  • 8. 17 şubat 2016 hükümetten istifalar

    (bkz: godoşu beklerken)

  • 9. bütün bu olanların sorumlusu devlet bahçeli'dir

    bu gün ki patlamadan tut ülkenin uluslar arası arena da dahil olmak üzere geldiği durumun, artvin'e mehmet cengiz adlisinin maden araçlarını çıkarmasının, şehitlerin, ölenlerin yaralananların, hukuksuzluğun, milli güvenlik sıkıntılarının tek müsebbibi devlet bahçelidir!

    hırsızın hiç mi suçu yok?

    var kardeşim ama o zaten hırsız. hırsıza kapıyı açıp gel diyen ev sahibi dururken kimse hırsıza neden çaldın soydun evi demez.
    7 haziran seçimleri sonrası halk size dedi ki, size koalisyon için bu kadar oy verdik, elimizden gelen buydu!bu çomarları bir parti ile geçemeyeceğimizi ve ülkede ne kadar mal olduğunu anladık ve size dedik ki bi koalisyon kurun!
    sen ne yaptın eyyyyyyyy onurlu şerefli bir duruş sergileyen bahçeli? ben onla koalısyon kurmam!
    bunla kurmam!
    onlara da kurdurmam!
    kendim de kurmam!

    ulan kursana bir koalisyon, temizlesene adalet bakanlığında hukuk sistemindeki bu herifin hakimlerini?
    polis teşkilatını?
    milli güvenliği sağlama amacıyla gereken hamleleri yapsana?
    bunları yargılatsana ?
    eğitim sisteminde bunların yerleştirdiği ajanları, yandaş medyayı, sağlık sistemindeki vurgunları deşifre etsene!
    bunların para musluklarını, kirli bağlantılarını açığa çıkartıp tekrar geri gelemeyecekleri şekilde tıksana içeri!
    senin yüzünden artvin 23 yıllık davasında ilk defa bu kadar çaresiz kaldı, orman bakanlığı birinizde olsaydı, iç işleri bakanlığı başka birinizde olsaydı, adalet bakanlığı en azından birini elinizde tutmuş olsaydınız o artvin'e o mehmet cengiz adlisi
    girebilir miydi? senin yüzünden 290 türk silahlı kuvvetleri mensubu hayatını kaybetti, kim bilir kaç sivil öldü, kaç ihale peşkeş çekilmeye devam edildi, kimler kimler evlerinde polis tarafından öldürüldü katledildi, hiç biri ceza almadı, içeri atılmadı! anasını belediniz ulan ülkenin, bütün sorumlu sensin bahçeli... kim ne derse desin, kim ne bahaneye sığınırsa sığınsın sıkıntı senin yüzünden çıktı! bütün bu temizlikleri yaptırdıktan sonra erken seçime gittin de mi neden gidiyorsun dedik?
    hdp ile can ciğer kuzu sarması mı ol dedik?
    asgari şartlarda anlaşıp bir koalisyon sonrası ayrılma anlaşması yapmak bu kadar mı zordu?

    al ne oldu? bunlarla mı koalısyon kuracağım dediğin partinin senden daha fazla vekili oldu, sen bir dahaki seçimlerde baraj tehlikesi yaşayacaksın! tabanın gitti, tavanın gitti, parti içinde bitmeyen bir kaynama ile öyle kalp krizi geçirirsin işte. abi o koltuktan kalkmayacaksanız bari ölün ya, ölün de öyle kurtulalım sizden yeter artık boğazımıza kadar geldi ya, burnumuza kadar boka battık ülke olarak yeter!
    götümün dibinde bomba patladı ulan, a aa ne garip bile diyrmedim. o kadar alıştım kı. herşeyin sorumlusu sensin arkadaş.
    hiç boşa laga luga yapılmasın o koalısyon kurulsaydı bu ülke bundan kötü bir durumda olmazdı...

    edit: beyler hedef saptırma falan değil! bakın hırsıza hırsız diyoruz. bunların 14 yıldır bu heriflerin başının altından çıktığını söylüyoruz ama ilk defa halk bu adamın eline böyle bir fırsat verdi, bunu bile isteye keyifle zevkle şımarıklıkla reddetti... bundan büyük mesuliyet var mı arkadaş. bunu bir özeleştiri olarak alın akp hakkında 1500 tane entrym vardır tek birinde övgü bulabilirseniz gelir yüzüme tükürmeyi bırak sıçarsınız sözlüğü bırakmak değil kafama sıkarım! amacım hedef göstermek falan değil, amacım bu herifin yaptığı basiretsizliğin altını çizmek!
    her gördüğümde aklıma geliyor deliriyorum. nasıl o koalısyon kurulamaz? boyle bir lüksümüz yoktu beyler, benim ailem chp ye oy verdi ben hdp ye oy verdim, yakınlarım sevdiğim mhp ye oy veren insanlar hiç de azımsanmayacak kadar çok, çevrem de herkes aslında birlikte aynı zihniyete oy verdi ve bu durumu meclis başkan'ı seçiminde hdp biz destek veririz dediğinde üstüne düşeni yaptı, bahçeli ne yaptı? onlar varsa biz desteklemeyiz!
    ne oldu sonra? meclis başkan'ı akp li .
    chp dedi ki be istiyorsanız kabul ulan, gelin birlik olalım.
    bahçeli ne dedi? koalisyonu halk birinci ve ikinci. partiye verdi bize de muhalefeti uygun gördüler! yine hayır dedi!
    şimdi bu şımarıklık ile sorumlunun büyüğü kim allah'ınızı severseniz bana bi söyleyin ya?
    edit 2: beyler kusura bakmayın internet yavaş mesaj atamıyorum, sonuçta kandil'den yazıyorum takdir edersiniz ki bir pekekeli olarak kandil'de yaşam zor, sadece turkcell çekiyor onu da takdir edersiniz ki başkan kullandırmıyor!
    ulan gerizekalı dostlarım, işinize gelmeyince pekekeli pükekeli deyip canımı sıkmayın valla sikerim belanızı!
    milliyetçilere bok ayıyormuşum! ulan ben burda hanginize laf attım? benim derdim milliyetçilerle değil ki, mhp ile de değil. bahçeli'nin o tutumuyla ilgili ki meral akşener, sinan oğan, diğerleri de herife muhalif bir sürü delegeden imza toplamadılar mı? onlarda mı pekekeliydi amk? az bi ergen ergen yorum yapmayın da bi tartışmanın tadı olsun. göt sıkışınca pekeke pükeke. oldu amk...
    edit3veson: kardeş ep aynı argüman; " herkese tepeden bakan solcu" fasa fiso... yok hep başkasını suçlama! burada sucun yüzde yüzü bahçelidedir demiyoruz amk anlayın da bi şeyi de kafanıza vurmadan. olanların en büyük sorumlularındandır benim gözümde bu adam.
    hdp li taş sop atan cart curt. ulan bu gün artvinde çukur hendek -adı herneyse- kazanlara bile pekekeli binler yeaaa diye anında yakıştırma yaptınız amk sizin hangi kıt zekanıza olayın mantalitesini anlatayım? sonra diyorsunuz ki insanlara yukardan bakıyor.
    kardeş o polise taş atılmadı diye polis iyice saldırının dozunu arttırdı! 55 yaşında vekil 20 yaşında çocuklara oğlum yapmayın etmeyin yazık günah dediğinde eliyle adamı ittirip gaz attılar!
    bu gün cerattepede 60 yaşında yarısı kalp hastası herife torunları yaşında insanlar acımadan kalkanları ile köpeğe vurur gibi vurdu! ona rağmen gazdan etkilenen polise limon verdiler, videoları keşke yükleyebilsem. tost yaptı lan bazı aileler aç kalmasınlar diye. onlar gaz attı, diğer taraf türkü söyleyerek cevap verdi youtube da var yükleyemiyorum mobilden şimdi uzun iş. insanların yola bıraktığı araçlarını bile para küte çekici ile çekmelerine bile bişe demedi insanlar ama makinalar yukarı çıkıyordu, be yapsalardı? barikat kurmasalar, o çukurları açmasalardı arabalar geçecekti ki yine ona rağmen geçti. hiç bi yeri yakmadılar, kimseyi yaralamadılar ama ortalık habire onların plastik mermileri ile yaralananları ile doluydu. buna rağmen oldu halkın adı eşkıya!
    asıl sizler akp lisiniz. mhp li kılığındaki akp'liler! aynı bahçeli gibi, bahçeli'yi savunan adam da bahçelidir, gizli akplidir bana milliyetçi martavalları okumayın en yakın arkadasım ülkücüdür okuduğu kitabın ön sözü kadar kitap okumamışsınızdır amk gelmiş burda bıdı bıdı yapıyorsunuz götelekler.
    alın yine aşağıladım ama siz akp'liler bundan anlarsınız. yoksa 14 senedir deve diken metaforundan başka hiç bir benzetme sizin bu heriflere oy vermenizi açıklayamaz...

  • 10. eski huzurlu türkiye'ye dair akla gelen ilk şey

    milli takımın maçlarını seyrederkenki heyecanımı unutamıyorum. o günlerde milli maçlarda tekbir getirilmezdi.

    not: konu yalnızca futbol değil, konu bir halkın birliktelik duygusu. bir arada yaşamak, bir kader ve tarih birlikteliği, üzüntüde ve sevinçte ortaklaşmak. bugün yaşadığımız o birliktelik hissine saldıran, sünni bir toplum projesi. taraf olmayanın bertaraf olacağını ilan eden, halkı paramparça eden bir iktidar.

  • 11. hazal kaya'nın oyunculuğu bırakması

    (bkz: nihal'i harcayacaklar matmazel)

  • 12. tim cook'un fbi'a güvenlik ayarı vermesi

    şu linkten ulaşılabilecek mektuptur. apple'ın abd hükümetini karşısına alarak iphone'lara arka kapı yapmayı reddetmesi ve nedenlerini içerir. fbi iphone'ların ışid teröristlerince haberleşmede kullanıldığını tespit etmiş ve ios cihazlarını kırmaya çalışmış. belirtilene göre de bunu beceremeyince apple'a gidip, bir arka kapı yapmalarını istemiş. apple da bunu "bu kapı bir kez yapılırsa içeri kimlerin gireceğini bilemeyiz ve kullanıcılarımızın gizliliğini bile bile tehlikeye atamayız." diyerek reddetmiş. mevzunun altında büyük bir pr organizasyonu olsa da takdir etmemek elde değil.

    vay anasını sayın seyirciler.

    düşünsenize, apple eğer bir türk şirketi olsaydı anında terörist ilan edilmişti, hemen arkasından şirket yönetimine kayyum atanır ve devlet tarafından el koyulurdu. ceo'su dahil tüm yöneticileri teröristlere yardım ve yataklıktan tutuklanır ve haklarında dava açılırdı. muhtemelen ikinci bir paralel davasına kadar da dışarı çıkamazlardı.

    türkiye büyük ülke tabi, apple'ı da dize getirirdi. abd zayıf, aciz, güçsüz. hülöğ.

  • 13. halkın yüzde 75'inin başkanlık istemesi

  • 14. the independent'ın sıfırlama tapesini yayınlaması

    (bkz: i didn't indirstind diddy)

  • 15. doktorların 13 bin tl'ye doğu'ya gitmek istememesi

    gitmemekte haklı olan doktorlardır.

    neden gitsinler ya? sen kendi emeğinle oku,oku,oku,çalış doktor ol anneni sevindir. sonra doğuya git bir pkk'lı yaratık hastaneye roket sallasın hiç uğruna ölmüş ol.

    yani kafalarında oluşan senaryo bu gitmemekle haklılardır.

  • 16. 17 şubat 2016 erdoğan'ın referandum çağrısı

    (bkz: don't feed tayyip)

  • 17. türkiye'yi orta doğuda sanan amerikalı

  • 18. tv8'in dünyadan haberinin olmaması

    tv8 izleyen dunyadan habersiz sigirlari uzmustur.

    zaten kendin diyorsun tv8 izleyip egleniyorum, programlar guzel ben de malin tekiyim caktirmiyorum diye.

    yanlis olan nedir anlamadim.

    edit:

    "tamam tv8 yayınlarını seviyoruz, programlar güzel. evet gülmeye ihtiyacımız var da."

  • 19. hakan fidan

    demin aradım, "mynet'te gördüm ben de" dedi.

  • 20. verdiğimiz kayıplar sabrımızı zorluyor

    sorumluluk almaya dair hiç bir cümlenin bulunmadığı açıklamadır. aynı şeyleri ben de söylüyorum ve ben sadece bir türkiye cumhuriyeti vatandaşıyım.

  • 21. 17 şubat 2016 beşiktaş mersin idmanyurdu maçı

    bu başlığa gelip de maç izleyenleri eleştiren sik kafalı duyar makinaları neyle meşgul oluyor ben en çok onu merak ediyorum.

    sayın gerizekalı, sen de şu an sikini kaşıyarak sözlükte takılmıyor musun? yoksa yaralılara müdahale ederken veya ülkeyi kurtarırken, bu başlıkta maç izleyenlere sataşacak kadar ruh hastası mısın?

    allah aşkına insanları daha fazla kutuplaştırmayın artık, rahat bırakın. emin olun, bu maçı izleyenlerin de çok büyük bölümü patlama ve genel gidişat yüzünden en az sizin kadar endişeli ama şu an bir şey yapamayacaklarının farkındalar. ne yapalım amına koyim televizyonu kapatıp devrim yapmaya mı gidelim? böyle kolay mı bu işler yani? biz bu maçı izlemesek, oturup evimizde ağlasak veya öfkelenip akp'ye ya da ona oy verenlere bilensek ne geçecek elimize? yeterince nefret etmiyor muyuz, yeterince kutuplaşmadık mı zaten? siz ne istiyorsunuz amına koduklarım, ülkede patlama oluyor ve gelip maç izleyenlere saldırıyorsunuz; siz neyin peşindesiniz?

    işiniz gücünüz şov ya. ne pislik adamlarsınız. ülke yanarken futbol konuşuyormuşmuşuz. ulan sen ne yapıyorsun dalyarak bunu söylesene bana? sen ne yapıyorsun?

  • 22. israil ordusu

    [not: daha kısa hali]

    genetik uzmanı arkadaşlara katılıyorum:

    israilliler, tıpkı italyanlar ve fransızlar gibi, genetik olarak kahramanlık, yiğitlik ve cesaret gibi kavramlara yatkın değildirler. daha ziyade münafıklığa, faizciliğe, lobiciliğe yatkınlardır. elfler nasıl okçuluğa ve kuaförlüğe yatkınlarsa, dwarflardan nasıl iyi nalbant çıkıyorsa, orklar nasıl piercing işini biliyorlarsa, bu da öyle.

    -israilli askerler 6 ay değil, 3 sene mi eğitim alıyorlar? 30 sene de eğitilseler bir türkten iyi at süremezler.

    -krav maga mı öğreniyorlar? bir iran pehlivanını güreşte yenemezler.

    -gidip allahın kurak çölüne şehirler mi kurmuşlar? bunlar öyle zorluğa gelemezler, kesin ip var, klima var.

    -arapların ortak saldırılarını mı püskürtmüşler? abd desteği olmasaydı, zamanda geriye gidip, abd desteği öncesindeki savaşları kazanamazlardı.

    israilliler sahada değil masada kazanırlar. golan tepeleri silme masa ile kaplıydı, oraları çabuk ele geçirdiler. teknolojileri, istihbaratları, lojistikleri olmasa bir hiçler. hele tüfeklerini, botlarını, telsizlerini, üniformalarını çıkarsan bunların asker mi banker mi oldukları anlaşılmaz.

    amerikan ekonomisi de üretimi, altyapısı, eğitimli işgücü ve doları olmasa bir hiçtir.
    fransız demokrasisi anayasası ve meclisi olmadan bir hiçtir.
    italyan kıyıları deniz olmasa bombok yerlerdir.
    zaten azizim, şu mektepler olmasa maarifi ne güzel idare ederdim.

    ***

    oysa ruslar, türkler, iranlılar kahramanlığı iyi bilirler. genetikten değil de, kahramanlığa muhtaç kalacak yanlışlar yapıp, insanlarının hayatlarını ucuz kıldıklarından.

    alman tankla, topla, tüfekle, ağır sanayi hamlesiyle gelirken, rusun bunları durduracak tekniği olmadığı için, bir sonraki destanına istatistik yapacağı, 8.7 milyonu üniformalı, toplam 25 milyon oğlunun ve kızının gövdelerini kullandı.

    ingiliz, o ufak adasından yola çıkardığı zırhlı gemileriyle 500 yıllık başkentine girerken -hani dünyanın o sıradaki en büyük dökme toplarıyla fethedilen başkentine- o gemileri püskürtmeye yetecek kadar top cephanesi bile üretememiş bir imparatorluğun, jet hızıyla (doğrusu: alman yapımı demiryolları hızıyla) şehitlik mertebesine ulaştıracağı cahil köylü bedeni konusunda kaynak sıkıntısı yoktu.

    kendilerini imkansız bir dizi fetih görevine göndermiş olmasına rağmen, sırf şerefine leke düşmemesi için asla teslim olmayı kabul etmeyen kahraman japonlar, tanrı olarak taptıkları bu imparatorlarının, kısa bir süre sonra kayıtsız şartsız teslim olduğunu görünce ne düşündüler acaba? belki de "amerikalıların genlerinde şeref yoktur, delikanlılarsa atom bombalarını, uçak gemilerini, radarlarını bırakıp da gelsinler" diye kendilerini avutmuşlardır.

    ***

    atalarımızın yaptığı bir fedakarlığa duyulan minnet, resmi bir kahramanlık miti haline getirilerek istismar edilmeye başlanır. çünkü siyasi-askeri otoritelerin, hatalarının bedelini ödetecekleri, gönüllü gövdelere olan ihtiyaçları hiç bitmez.

    kendi kendini besleyen, hep bir sonraki felakete zemin hazırlayan bu sistem her yerde işe yarıyor: israilli okul çocuklarını da alıp çölün ortasında masada denen bir kayalık tepeye götürürler, orada 2000 sene önce romalılara teslim olmak yerine önce ailelerini, sonra birbirlerini öldürmüş bin kişilik bir yahudi grubunun hikayesini anlatmak için. sicarii denen bu yahudiler, kuşatma sırasında aç kaldıkları için değil, şerefleri için topluca intihar ettikleri belli olsun diye tahıl deposu dışındaki her binayı ateşe vermişler. tıpkı ertesi gün içeri girecek romalıların tanıklık ettikleri gibi, bu "kahramanlığa" ben de orayı ziyaret eden çocuklarla birlikte yeniden tanıklık etmiştim. oysa sicariilerin o sırada savundukları tepenin eskiden bir roma karakolu olduğu, ele geçirdikleri tüm romalıları kılıçtan geçirdikleri, akabinde diğer yahudileri yeterince "yahudi" bulmadıklarından onları yağmalayan bir grup yobaz oldukları gibi bilgileri oradayken öğrenmemiştim.

    bambaşka hayatlar yaşayan ve bize göre körcahil ve psikopat olan insanlar ile, 2000 sene sonra internet çağında doğan çocuklar arasında zorla bir bağ kurulmaya çalışılıyor, o çocuklara "kadim" israil ordusunun askeri olma kimliği aşılanarak.

    ***

    destanlar çoğu zaman, yüzleşilmemiş beceriksizliklerin, hesabı ödenmemiş vahşetlerin üstünü örterler... ve bir sonraki kuşağın beceriksizliklerine, vahşetlerine, ayrımcılıklarına zemin hazırlarlar.

    bugün de, bu kavramları kılıf olarak kullanarak, gerçeklikten en uzak genellemeleri ve en ırkçı düşünceleri, hiç bir tepkiden çekinmeden dile getirmek, bu başlıkta görüldüğü üzere gayet kolay.

    işin kötüsü, biz bu destanlaştırma işini, şehitlik kavramıyla sürekli ve otomatik bir hale sokmuşuz. her kültür savaşçısını yüceltir (yüceltemeyenler yenilip asimile olurlar) ve şehitlik, tam da siyaset-üstü bir kavram olarak kutsallaştırıldığı için, siyasi-askeri otoritenin etkili bir aracı oluyor. herhangi bir savaş gemisi kadar kontrol edilebilir olan ama sorumluluğu kimseye bulaşmayan bir araç. fakir ve cahil bırakılan zihinlere yapılan soygun yetmezmiş gibi, onların bir de bedenlerinden sonsuz bir cephanelik yaratan bir araç...

  • 23. gazi mahallesi'nde sahte polisin öldürülmesi

    ne demek vatandaşlıktan çıkarılmalı? bulup anası sikilmeli, her türlü işkence, deney üzerlerinde yapılmalı. en sonunda da derisi yüzülerek öldürülmeli.

    tek yakaladığın polisi önce dövüyorsun, sonra taşşaklarına sıkıyorsun. polis birini tokatlasa hemen insan haklarııı diye ortaya çıkan demokratlar bu olaya kulaklarını tıkıyor.

  • 24. bu ülkemize karşı yapılmış bir saldırıdır

    oysa ben norveçli balıkçılara yapılmış saldırı olarak düşünmüştüm. bilgilendirici bir tweettir. ufkum açıldı.

  • 25. cep telefonu yenileme sıklığı

    belki farklı fikirler öğrenirim diye girip, herkesin taşak yaptığını gördüğüm başlık.

    sözlüğü artık o kadar çok kurcalıyoruz ki haliyle sözlük aptallaşıyor!..

  • 26. 17 şubat 2016 efkan ala'nın attığı tweet

    ülkemizin güvenliğinden sorumlu içişleri bakanı efkan ala, pkk'nın ankara saldırısını kınamış.

    ulan sanki başka ülkenin içişleri bakanı da, ankara'daki saldırıyı kınıyor. kınama işini başkaları yapacak efkan bey, senin işin ülke güvenliğini sağlamak.

    neyse en azından türkçe cümle kurabilmiş, buna da şükür.

    https://twitter.com/…nala/status/700057644833378304

    edit: http://i.hizliresim.com/7momwy.png

  • 27. kağıt toplayıcılarına 46 bin 501 tl ceza kesilmesi

    yazın boş kola kutusu toplayıp eskicilere satarak ilk bisikletini almış biri olarak bir iki satır yazmak istiyorum;

    birileri milyonlar kazanacak diye garibanın kazanacağı üç beş kuruşa engel olmakla kalmayıp ödeyemeyecekleri yükün altına sokmak tam haramilere yakışır.

    ayıptır, günahtır.

    bugünün yarını, parıl parıl parlayan gündüzünüzün bir gecesi var, unutmayın.

  • 28. turkcell'den vodafone'a geçmek

    başıma bişey gelmicekse geçtim ve memnunum.

  • 29. terörsüz ülke alıp iç savaş çıkartmak

    bütün terör unsurları silah bıraktırılmış halde aldığı ülkeyi önce ırkçı terör örgütüne sonra dinci terör örgütüne peşkeş çeken kerhane evladı, onun etrafındaki pezevenkler ve onları seven beyinsiz orospu çocuklarının el birliğiyle başardığı olay.

  • 30. sen çok iyi bir insansın hiç değişme olur mu

    (bkz: yayınevi mi burası hayvanın oğlu)

  • 31. paul mccartney'i tanımayıp bara sokmamak

    paul'un 74 yaşında olduğu düşünülürse, onun sağlığı için izin vermemiş olabilir. güvenlik "dedem sen napcan buralarda, buralar sana gelmez, evine git pamuk dedem" demiş olabilir.

  • 32. bir terör örgütü gerçekleştirdi diye duyum var

    adama kızmaya gerek yok; bu adamlara ülke yönettirenlerin belasını sikmek lazım aslında.

  • 33. e-kitap servisi meritokrasi

    35 liraya satılan kitaptan 3 lira kazanan adama 3 lirasını kendi elimle takdim ederek kitabının korsanını indirmek istediğim platform.

  • 34. artvinli pkk'lıların maden ocağı istememesi

    (bkz: sktrgt sktrgt)

  • 35. recep tayyip erdoğan

    22.09.2012 tarihinde mahsunkul nickli yazarın yazmış oldugu bir entry vardı, silinmiş o. tekrardan koyma geregi duydum buraya. #30295861

    --- spoiler ---

    (bkz: en çok satanlar)

    2002 senesinde istanbul ağır ceza mahkemesinde aleyhine yolsuzluk davası açılan başbakan.
    neden açıldı bu dava?
    şimdi zihinleri tazeleyelim.
    recep tayyip erdoğan'ın bir taktiği var. ihaleleri önce belediye şirketlerine yani bit'lere veriyor; oradan da 'birileri'ne aktarılıyor bu ihaleler.
    zamanında istanbul'daki billboard'lar (tümü) büyükşehir belediye şirketi kültür anonim şirketi'ne kiralandı. kiralandıktan kısa bir süre sonra da nakşibendi tarikatı mensuplarının yönetim kurulunda olduğu interpan firmasına komik bir fiyata devredildi.
    işte 2002 senesinde aralarında recep tayyip erdoğan, ali müfit gürtuna ve 25 belediye yöneticisi yolsuzluk suçundan yargılandı/yargılanıyor.

    (bkz: sen türkiye'sin çok düşünme bunları)

    görev yetkisini kötüye kullanma * suçundan hakkında soruşturma yapılan ancak zamanaşımına uğrayan biri recep tayyip erdoğan.
    nasıl?
    zihinleri tekrar tazeleyelim.
    çevreci recep tayyip erdoğan; ''iki milyon ağaç'' kampanyası gibi çok iddialı bir projesi vardı. ancak bir çok projesinde yaptığı gibi yine bit'leri devreye soktu. ağaç alım ve bakım işleri belediyenin şirketi olan istaç'a verildi. daha sonra istaç bu işleri bir başka belediye şirketi ağaç anonim şirketi'ne taşeron olarak devretti.
    şeytan bunun neresinde?
    türkiye'de şahı bulunan ağaçlar italya'dan ithal edildi. 2 liraya alınabilecek fideler 10 liraya alındı. ayrıca istanbul'un iklim şartlarına uyum sağlayamayıp kuruyan bu ağaçlar da sayın başbakan'ımızın emri ile bir gecede söküldü. bir gecede trilyonlarca liralık döviz kaybı yaşadık.
    ağaç işleri ile alakalı yapılan soruşturmada görevini kötüye kullanma suçu tasdiklenmiş olsa da zamanaşımı sebebiyle yargılanıp ceza almaktan kurtuldu yine sayın başbakan.

    (bkz: karda yürüyüp iz bırakmamak)

    1998 senesinde yapılan iki ihale sebebiyle istanbul 7. asliye ceza mahkemesi'nde ihaleye fesat karıştırmak suçundan yargılanan başbakan.
    nasıl?
    zihinleri yine yeni yeniden tazeleyelim.
    belediye ve belediyeye bağlı şirketlerin personelinin taşınması amacıyla ihale açılıyor. servis konusunda ihale ile şirket seçilecek.
    ancak bakıyorsunuz sayın başbakan recep tayyip erdoğan'ın yakın dostlarından biri giriyor sadece ihaleye: albayraklar şirketi. kimi ihalelerde akraba şirketler kimilerinde ise yalnızca albayraklar şirketinin adını görüyorsunuz.
    danışıklı dövüş şeklinde yapılan ve hatta servis araçlarına sahte ruhsatların düzenlendiği, savcılık iddianameleri ve müfettiş raporlarına konu olan bu ihaleler %2-%3 gibi komik tenzilatlarla bu şirketlere devredilmişti.

    ekstra not:

    kim bu albayraklar?
    recep tayyip erdoğan'ın istanbul büyükşehir belediye başkanı olmadan önce kimse adını bilmiyordu bu şirketin. ne zaman ki recep tayyip erdoğan istanbul'u fethetti, işte o zaman bu şirketin adını duymaya başladık medyamızda.
    1994 yılına kadar istanbul'da otobüsçülükle geçiniyor albayrak ailesi. 1994 yılından sonra ise recep tayyip erdoğan'ın istanbul büyükşehir belediye başkanlığı'nın ardından yukarıda da yazdığım personel taşıma işini alıyorlar. sonra sonra adı sanı duyulmaya başlıyor işte:
    ardı ardına; sümerbank ereğli tekstil, balıkesir seka ve trabzon limanı’nı alıyor albayraklar.
    ardından; albayraklar yönetim kurulu başkanı mustafa albayrak ve kardeşlerinin de aralarında bulunduğu 11 kişi büyükşehir belediyesi’nden alınan ihalelere fesat karıştırmaktan mahkum oluyor. gözler boyanıyor, albayraklar’a 1 yıl süre ile ihaleye girme yasağı getiriliyor ancak bu cezalar erteleniyor.
    ertelendikten sonra ne oluyor?

    ...uslanmaz ah bu deli gönül...

    bir de aklıma gelmişken;
    albayraklar davasında erdoğan döneminde istanbul belediyesi’nde görev yapan ve daha sonra akp sıralarında meclis’e giren 6 milletvekilli de yargılanıyordu. ancak dokunulmazlık kazanan mustafa açıkalın, adem baştürk, idris naim şahin, zülfü demirbağ, selami uzun ve mustafa ilıcalı’nın dosyaları ayrıldı.

    şimdi recep tayyip erdoğan ve partisi iktidara gelince albayraklar'ın da yıldızı yükseldi dedik.
    özelleştirme kapsamına aldıkları balıkesir seka'ya yalnızca 1.1 milyon dolar ödediler. küçük çaplı bir yalı fiyatı sanıyorum ki? fabrika ile birlikte ambardaki 4 trilyonluk yedek parça, her biri için ortalama 20 bin lira değer biçilen 185 lojman, 2.8 milyar yeni türk lirası değerinde enerji tribünü ve 47 iş makinesi de bu satışla birlikte albayraklar'a geçti. 1981 yılında 1 milyon 189 milyon dolara inşa edilen fabrikaya seka müfettişlerinin biçtikleri fiyat 51 milyon dolardı zamanında.
    müfettişlerin biçtiği fiyat: 51.000.000 usd
    özelleştirilen fiyat: 1.100.000 usd

    aradaki 49.900.000 usd ise recep tayyip erdoğan'ın cevap vermesi beklenen miktar. ne oldu o kadar paraya?

    albayraklar’ın özelleştirmeden aldığı bir diğer tesis de trabzon limanı'ydı. işletme hakkının 30 yıllığına özel sektöre devri için yapılan ihaleye 6 şirket katıldı. elemeli turda 2 şirket ''tak sepeti koluna herkes kendi yoluna'' diyerek gönderildi ve liman 21.3 milyar dolarla açık arttırmaya açıldı. 30 yıllık işletme hakkı 22 milyon 400 bin dolar albayraklar’a verildi. bu kararla 2002 yılında 2 trilyon 850 milyar kâr eden liman yıllık yaklaşık 1.1 trilyon liraya albayraklar’ın oldu.

    ara not: para konusunda sıkıntı yaşıyorum. eski lira ile yeni lira arasında bunca bilginin içinde kayboldum. demek böyle böyle bizi söğüşlüyor memleket hırsızları. matematiğe pek kafam basmaz ama yukarıda açıkladığım iki özelleştirmede de devlete büyük kazık atılmış.

    ...ara not sonrası...

    (bkz: oğlum bak git)

    toplanan çöplerin döküm alanlarına gitmesi gerektiğini hiç düşündünüz mü? istiklal'de hani yanınızdan geçer ya, görünür görünmez kooskocaman bir çöp kamyonu. işte orada da var yolsuzluk.
    türkiye için zihinleri tazeleme vakti.
    yine bit'ler kullanılıyor. klasik senaryo. sonra nereye devrediliyor sizce? evet buraya kadar okumayı başaranlar sanırım bildiler: ''albayraklar a.ş.'' daha doğrusu şöyle ilerliyor. bit'lerden istaç bu ihaleyi alıyor. ardından albayraklar'ın ortağı olduğu iki firmaya devrediyor. bu iki paravan şirket ise; sistem inşaat ve günaydın kardeşler.

    (bkz: yeni başlayanlar için 500t)

    sanal ortamda hortumlamanın dünyanın başka yerinde başka dilde bir karşılığı olsa idi bu muhtemelen akbil olurdu. sanal ortamda rakamlarla oynayarak insanları sömürmek dedikleri bu akbil işte. akbil; tüm bunların kısaltılmışına verilen ad. hatta çoğumuz bilmiyoruz ama bir numaralı sanığı recep tayyip erdoğan olan akbil davası hala üsküdar ikinci ağır ceza mahkemesinde sürmekte...

    (bkz: ara dayağı yemek)

    igdaş diye bir şey var. bu arada yukarıdaki bakınız konuyla alakasız gibi görünüyor ama tüm bunları yazarken sanki ara dayağı yemişim gibi hissettim kendimi. hafıza tazelerken komple yakacağız ortalığı.
    efendim, idgaş'tan devam edelim. şebeke inşaatından sayaç okuma cihazlarına, sayaçlardan reklam işleri ihalelerine kadar...
    şebeke inşaatları fahiş fiyatlarla yandaş şirketlere verildi. el kitabı basımından hikaye ve boyama kitabı basımına, sayaç okumadan kolonyalı mendil alımına kadar kadar yapılan ihalelerde yolsuzluk yapıldı. recep tayyip erdoğan'ın düzenlediği propoganda toplantılarının finansmanı bittabi igdaş oldu. peki tüm bu yolsuzlukların faturası?
    onu da zaten her ay posta kutunuza bırakılan ucu sivri kazıktan çıkarabilirsiniz değil mi?
    igdaş hakkında açılan dava hala ve ısrarla eyüp ağır ceza mahkemesi'nde devam ediyor. ediyor işte. biter bir gün.

    (bkz: ev alma komşu al)

    igdaş'tan girdik kiptaş'tan çıkalım.
    zihin tazeleme işlemi devam ediyor...
    istanbul'un gecekondu sorunu var. bunu kimse zaten inkar etmiyor. ama bir de mesken gecekondu müdürlüğü var. burada biriken fon var. bu fon nereye gidiyor? tabi ki bit olan kiptaş'a. yapsat'çılığın ağa babası kiptaş; mesken gecekondu müdürlüğü fonunu har vurup harman savurdu, arsaları yandaş şirketlere ihalelerle verdi. yandı bitti kül oldu.
    ayrıca bir de ufak not; kiptaş'a verilen bu bütçeyi öyle bir kulladılar ki aklınız almaz.. belediyelere borç veren mini bir imf rolü üstlendi bu kiptaş. belediyelere borç verdi, belediyeler de borçlarını onlara arsa vererek ödedi. o arsalara da kiptaş villalar dikti, yaptı sattı.

    (bkz: susadım çeşmeye varmaz olaydım)

    kiptaş dedik igdaş dedik; iski demesek olmaz. altyapı inşaatları, araç kiralama, personel taşıma, personel kıyafet temini gibi ihalelerde onlarca yolsuzluk döndü. bildiğim kadarı ile 199 ihale açıldı, sadece 5 tanesi gazete ilanı ile duyuruldu. yalnızca 114 ihale gizli kapaklı yandaş şirketlerin daveti ile yapıldı.
    hani sadece istanbul'daki şirketler de davet edilmedi. yandaş nerede olsa yandaş ne de olsa. gaziantep ve kayseri'den de şirketler vardı. gizli gizli ihaleler alındı. cepler doldu taştı.
    istanbul dördüncü ağır ceza mahkemesinde hala bir takım kişilerin yargılanmaları devam ediyor bu sebeple.

    (bkz: kadıköy kartal metrosu)

    nurettin sözen zamanında başlamıştı istanbul metrolarının inşaaları. sonra recep tayyip erdoğan istanbul büyükşehir belediye başkanı oldu, olaylar olaylar. nurettin sözen ihaleyi yaptı ama zarfları kapalı bıraktı. yeni gelen belediye başkanına devretti yani bu işi.
    şimdi türkiye cumhuriyeti başbakanı olan recep tayyip erdoğan zarfları açtı ve şaşırdı. fiyatları çok uçuk buldu. iptal etti. tekrar ihale açılacak dedi. tamam, tekrar açılsın. sıkıntı var mı buraya kadar? yok.
    yeni açılan ihaleyi siemens- simko- garanti-koza konsorsiyumu kazandı, ancak recep tayyip erdoğan, 7 ay sonra sudan sebeplerle bu ihaleyi de iptal etti. bu olaya da doğal olarak tepki gösteren almanlar, recep tayyip erdoğan'ın bu ihaleyi yakınlarına vermek için iptal ettiğini açık açık söylediler.
    adam haklı.
    ihale üçüncü kez yapıldı ve ihale her ne hikmetse recep tayyip erdoğan'ın yakını , entry'yi buraya kadar okuyanların da artık tanıdığı albayraklar'ın ortak olduğu konsorsiyuma kaldı. biz de şaşırdık değil mi?

    (bkz: makam aracı) + (bkz: vay anam vay neler dönmüş serhat ya)

    eskiden bu tip araçlar satın alınırdı. gerçi hala bazı yerlerde satın alınıyor bildiğim kadarı ile?
    biz en iyi bildiğimi işi yapalım, zihin tazeleyelim.
    recep tayyip erdoğan, belediyelerdeki binek araçların kiralanmasını istedi. ihaleler açılacaktı ama insanın beynini sulandıran bir yöntem izlendi:
    istanbul belediyesi araba kiralama ilanını milli gazete'nin izmir baskısına verdi, işi eski msp'li bakan hasan aksay'ın oğlu mehmet emin aksay'ın ankara firması aldı. belediye istanbul'da, ilan izmir'de, işi alan firma ankara'da...
    sayın recep tayyip erdoğan bu davadan da rahşan affı sayesinde paçayı kurtardı. çünkü sıfırı 300.000 lira olan araca yıllık kiralama bedeli olarak 287.000 lira ödemenin mantığını açıklaması gerçekten çok zor olacaktı... ben bile yazarken utandım mesela.

    (bkz: detan)

    yukarıdaki bakınız da tamamen saçmalamamdan mütevellittir. ilaçlama ile alakalı bir yolsuzluktan bahsedeceğim de, böyle bir giriş yapayım istedim.
    karasinek ve sivrisinek konusunda istanbul büyükşehir belediyesi recep tayyip erdoğan önderliğinde çalışma başlatıyor. çeşitli ihaleler yapılıyor ancak recep tayyip erdoğan ve ali müfit gürtuna haklarında istanbul belediyesi tarafından kara sinek, açık alan karasinek, sivrisinek ve biyolojik lavrasit ilaçlarının alımında tek ürüne ve tek firmaya yönelik ihale şartnamesi hazırlamak suretiyle ihaleye fesat karıştırıldığı gerekçesiyle istanbul ağır ceza mahkemesi'nde dava açılıyor. dava ne yazık ki düşüyor.
    tövbe estağfurullah.

    toparlamaca:

    ben yazmaktan yoruldum.
    gerçekten.
    bu yazdıklarım istanbul ili içinde olanlar. istanbul'dan başka 80 il daha var. 892 ilçe, 1976 belde, 34391 köy var...
    ben saymaktan yoruldum.
    gerçekten.

    şehit sayısından,
    tecavüze uğrayan insan sayısından,
    gazi sayısından,
    bombalama olaylarından,
    polisin orantısız güçlerinden,
    içeri atılan öğrencilerden,
    affedilen teröristlerden,
    atatürk'ün itibarsızlaştırılmasından,
    okullardaki eğitimin kötülüğünden,
    işsizliğin seviyesinden,
    alım gücünden,
    benzin fiyatlarından,
    asgari ücretten,
    yurt ve yuvalardaki çocuklardan,
    suça sürüklenen çocuklardan,
    faili meçhul cinayetlerden,
    kadının metalaşmasından,
    tecavüz mağduru çocuklardan,
    katillerden,
    hırsızlardan,
    utanmazlardan,
    yavşaklardan,
    şeref yoksunlarından;

    ben bıktım sayın başbakan.
    ben bıktım.

    sizin yüzünüz kızarmadı mı?
    yukarıda yalnızca adınızın geçtiği davalardan bahsettim. yapılan yolsuzluklardan bahsettim.
    hani o en sonra satır satır yazdıklarım vardı ya? işte onlara da en az hakkınızda açılan davalar kadar şey yazabilirim.
    ama ben yazmaktan utanıyorum tüm bunları sayın başbakan.

    ben gerçekten utanıyorum.
    sizin adınıza da,
    milletim adına da.

    umarım tez zamanda iktidarınız son bulur ve bu ideoloji bize daha fazla zarar vermeden kurtuluruz.
    çünkü akacak kan gerçekten durmuyor damarda
    --- spoiler ---

  • 36. sevgilinin işyerine çiçek göndermek

    hiç hoşuma gitmeyen durumdur. tüm işyerim romantizm şeylerimi neden görsün. gördüler bari orospu çocuğu ekşi okuyucuları da duysun dedim. yanında balon göndereni sikmek lazım.

  • 37. 17 şubat 2016 ankara patlaması yayın yasağı

  • 38. 60 kilonun üzerinde olup da seks yapan kız

    onu bırak yetmiş kilonun üzerinde olup da seks yapabiliyoruz biz hadsiz kadınlar olarak, hem de birlikte olduğumuz adam bir daha bizimle birlikte olmak için duvarları tırmalıyor, bak o da hadsiz, ne biçim insanlarız biz ya iğreançiizz...

  • 39. 8/5 çalışmak vs 9/6 çalışmak

    2016 şubat.

    limonun seyir defterine ek;

    gemim dünya denilen karasal gezegende arızalanalı 83 merih yılı oldu. yerel canlıları çok samimi olmadan gözlemlemeyi sürdürüyorum. bugün mesai saatleri hakkında konuşuyorlar. size ilginç geleceği için raporuma eklemek istedim.

    8/5 çalışmak vs 9/6 çalışmak.

    şu seçenekleri mantıklı bulup tartışıyorlar. sistem beklenenden daha fazla kanıksanmış durumda. olası isyan tarihi en az 20 yıl daha ertelenerek güncellenmeli. oecd better life index 2015 raporuna göre türkiyede haftada 50 saatten fazla çalışan insan oranı %41. bu oran ile türkiye en az paraya en çok çalışan oecd ülkesi. buna rağmen insanlar mesai saatlerinin uzunluğundan şikayet edemeyecek kadar pasifize edilmiş durumdalar. işsizliğin çift haneli sayılarda olduğu bir ülkenin vatandaşlarında mesai bir ödül etkisi yapıyor.

    böylesi vahşi bir düzende hayatta kalmak için savaşan bu insanları rahatsız etmeden uyandırmanın bir yolu olmalı. önümüzdeki süreçte sırtlarını pışpışlamayı ve öpmeyi de deneyeceğim.

    clear and out!

  • 40. batı'nın doğu'ya üstünlüğünün sebebi

    doğu'da bi tek lebron var amk. halbuki batı öyle mi? curry, westbrook, durant, davis, harden, duncan, kawhi leonard, kobe vs.. say say bitmiyor.

  • 41. 16 şubat 2016 fenerbahçe lokomotiv moskova maçı

    yarağımı ye fener diye beste yapıp yıllardır çoluk çocuk her maçta söyleyen beşiktaş taraftarı bu maçta edilen küfürden rahatsız olmuş. samimiyetinizi sikeyim

  • 42. 17 şubat 2016 murat bardakçı'nın köşe yazısı

    çüş orhan pamuk çüş başlıklı yazısıdır.
    http://www.haberturk.com/…96692-cus-orhan-pamuk-cus

    --- spoiler ---

    önce bir-iki haftadan buyana hemen her yerde, hattâ atm’lerde bile reklâmı yapılan, bahsi daha açılır açılmaz hayranlık krizlerine girilen ve yüceltile yüceltile göklere çıkartılan bir romandan aynen aldığım şu paragrafı okuyun:
    “...bir dönem skandal ve cinayet haberlerini öne çıkaran gazeteleri oidipus ve rüstem benzeri hikâyelere çok rastladığım için okudum. istanbul’da iki çeşit hikâye okur tarafından çok seviliyor, ucuz gazetelerde çok yayımlanıyordu. birincisi; oğlu askerde, hapiste, uzaktayken babanın, genç ve güzel geliniyle yatması, olayı fark eden oğulun babayı öldürmesiydi. çok işlenen ve sayısız çeşitlemeleri olan ikinci cins cinayet ise, cinsel açlık içindeki oğulun, bir cinnet anında zorla anasıyla yatmasıydı. bu oğulların bazıları kendilerini durdurmaya ya da cezalandırmaya çalışan babalarını öldürüyordu. toplum tarafından en çok nefretle karşılanan oğullar bunlardı: ama toplum onlardan babalarını öldürdükleri için değil, zorla analarıyla yattıkları için nefret ediyor, adlarını bile anmak istemiyordu. baba katili bu oğulların bazıları bir pisliği temizleyerek nam yapmak isteyen hapishane ağaları, kabadayılar veya kiralık katil adayları tarafından öldürülüyordu. bu cinayetlere devlet, hapishane yönetimi, gazeteciler, hatta toplum karşı çıkmıyordu...”.

    içiniz kalktı değil mi?
    okuyanın âsabını lâçka eden, özellikle de “ana-oğul” bahsine gelince artık ikrah ettiren bu ifadeler hangi romanda mı geçiyor?
    başlıktan zaten anlamışsınızdır: orhan pamuk’un yere-göğe konamayan son kitabında, “kırmızı saçlı kadın”ın 114. sayfasında!
    tamam, kayınpederin geline tecavüze kalkışması maalesef nadiren de olsa yaşanan hadiselerdir ama bu rezaletlerin haberleri gazetelerde hiçbir şekilde yeralmaz ve yayınlanmamalarının başta gelen sebebi de, yazılmalarının kanunen yasak olmasıdır.
    üstelik aynı yasak sadece bizde değil, birçok avrupa ülkesinde de mevcuttur. ismini vermeyeyim, avrupa’nın en çok okunan yazarlarından birinin birkaç sene önce yayınladığı kitabında benzer bir hadiseyi değil yazması, üstü kapalı biçimde de olsa ima etmesi yüzünden hapse düşmekten son anda kurtulmuş olduğunu edebiyat çevreleri gayet iyi bilirler.
    hele diğer iddia! çocuk annesine tecavüz edecek, bunu farkeden babasını öldürecek, sonra hapse düşecek, orada öldürülecek, hadise basına aksedecek, gazetelerin üçüncü sayfalarında çarşaf çarşaf yazılacak ve hemen herkes “herifi gebertmekle aman ne iyi etmişler, ellerine sağlık” diyecekler, istanbul gazetelerinde bu haberlere sık sık rastlanacak, üstelik okur da bunlara bayılacak!
    neredeyse kırk senelik gazeteciyim, ucuz yahut pahalı hiçbir gazetede “oğulun anası ile yatmasını” ve ardından gelen cinayetler zincirini konu alan tek bir haber bile görmedim; üstelik bu hadiselerin “ucuz gazetelerde çok -nobelli yazar herhalde ‘sık sık’ demek istiyor- yayınlandığına” da hiç tesadüf etmedim!
    gazetelerde böyle bir sapıklıklar silsilesine tesadüf eden varsa buyursun, göstersin!

    işte, böyle bilineceğiz!
    ilgi çekmek ve romanın kurgusunu güçlendirmek maksadıyla yazılan iğrenç bir hayâlin, yani “anaoğul ilişkisi” ve arkasından gelen cinayetler zinciri palavrasının neticesini hayâl edebiliyor musunuz? bu roman da senelerdir devam eden bildiğimiz pazarlama çabalarının neticesinde mutlaka yabancı dillere tercüme edilecek, yayınlandığı memleketlerde tabîi bol bol reklâmı yapılacak ve yabancı okuyucunun hatırında öncelikle malûm iddia kalacak: oğulların annelerine tecavüz edip babalarını öldürmelerinin ve hain evlâdın da hapishanede ortadan kaldırılmasının türkiye’de sık sık rastlanan, sıradan bir hadise olduğu!
    başlıkta kullandığım “çüş” ibaresi için affınızı rica ediyorum... aslında daha değişik bir başlık düşünmüştüm ama arkadaşlar “ana-oğul üzerine kurulu böylesine menfur bir hayâlin başlıkta kullanılması bile yakışıksız olur” dediler ve dolayısı ile “çüş” ile yetinmek zorunda kaldım.
    ama bu “çüş”ün yanına arzu ederseniz “yuh”, “ohaaaa!” vesaire gibi ünlemler de koyabilirsiniz. “kırmızı saçlı kadın”daki bu utanç verici hayâli yorumlamakta zaten bu ünlemler ile daha nice sıfatlar bile kifayetsiz kalır.
    --- spoiler ---

    kimse "türkiye'de böyle olaylar olmuyor" demedi. medyada az yer almasına rağmen bu tarz haberleri okurun gözüne sokması çok arsızca sadece. murat bardakçı da bunu eleştirmiş.

    zamanında ilber ortaylı da aynı noktaya değinmişti.

  • 43. sigara içen öğretmen meslekten ihraç edilsin

  • 44. ülkenin bu hale gelmesinin sebebi

  • 45. başrolünde bir nesne olan filmler

    (bkz: yüzüklerin efendisi)

    (bkz: yüzük)

    (bkz: the lord of the rings)

    (bkz: the one ring)

  • 46. davutoğlu'nun rus uçaklarına alçak demesi

    - "alçak uçak" demedim, "alçak uçan" dedim.

  • 47. 18 şubat 2016 galatasaray lazio maçı

    ekşi duyuru'dan bihaber yazarların anasını siktiği maç. kombinenizin amına koyayım.

    skor taraftarı ibneler dinlesin; takım seneye de böyle olacak, o yüzden siktir olun gidin almayın kombine falan. bütün sene kafa sikmenizden de kurtulmuş oluruz.

    kodumun çakma galatasaraylıları sizi.

  • 48. 17 şubat 2016 sosyal medya sitelerinin yavaşlaması

    ileri demokrasi bunu gerektirir.allah belanı versin %50 beter olun sizin yüzünüzden ne hale geldik.

  • 49. 17 şubat 2016 facebook'a erişimin durması

    benim de giremeyerek onayladığım durum. sen giriyorsun diye tüm ülke mi giriyor ?

  • 50. tüm suriyelileri ülkeden kovmak

    kovulması gereken %50'nin yanında devede kulaktır.