Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
ücretsiz kreşin var
sanma dunyada bir eşin var
hiç batmayan güneşin var
ne güzeldir isveçlilik

vasa gemin batmadı mı
üçyuz sene yatmadı mı
sonra müze olmadı mı
ne güzeldir isveçlilik

ejderha dövmeli kızlar
bozkırda at mahmuzlar
en büyük korku ruslar
ne güzeldir isveçlilik

çöpler yaka yaka biter
parası olan koenig'e biner
volvom her yola gider
ne güzeldir isveçlilik

depresiftir katatonia
kışın gıpgridir sema
yazın güneş batmaz ama
ne güzeldir isveçlilik

guzelligin gelir atadan
pek ozenmis seni yaradan
vur gelisine zlatan
ne güzeldir isveçlilik

ınsanlar hep pür nese
dilin sanki bir bilmece
her firsatta icmece
ne güzeldir isveçlilik

semasında gripinler
kurt inine girip inler
herkes her sözü dinler
ne güzeldir isveçlilik

volvo saab scania
skype spotify ikea
9 milyon nufusuyla
üretimdir isveclilik

kışın götün donar, üşün
kapatmazsan bağrın döşün
ısınır evin bedavaya
heryerde var geri dönüşüm.

somonumu fümeledim,
kış geçmedi bilemedim
soğuğunu sevemedim
ne güzeldir isveçlilik?

nordic noir in besigi
kuzeyi, kutup kuşağı
olmaz amerikan uşağı
ne güzeldir isveçlilik

kirunadan aldim bakır
yar fakır ben de fakır
daha ne ister gönül
ne güzeldir isveçlilik
ve şimdi arının kovanına çomak soktu uzun. sokak sanatçıları gerilla artistlerdir ve yaptıkları işin sansürlenmesi, yasaklanması onları daha da kızdıracaktır. şimdi bütün mahallelerde grafitileri olacak :)

banksy israil-filistin duvarını boyuyan, filistine kaçak tünnellerden girip grafiti yapan bir adam, yakında sarayın arka duvarlarını boyarsa şaşırmam
perinçek-isviçre davası kronolojisini şurada ele aldım: (bkz: #55539298)

özetlemek gerekirse: doğu perinçek 2005'te isviçre'de "'ermeni soykırımı' uluslararası, tarihsel ve emperyalist bir yalandır. biz ermenilere soykırım yapmadık, 1. dünya savaşı sırasında emperyalist güçlere karşı vatanımızı savunduk" minvalinde açıklamalarda bulundu. bunun üzerine, isviçre mahkemelerince ırk ayrımcılığı suçundan ötürü hapis ve para cezasına çarptırıldı.

perinçek isviçre'de iç hukuk yollarını tükettikten sonra 2008'de olayı avrupa insan hakları mahkemesine (aihm) taşıdı. kendisi ergenekon davası yüzünden silivri'de yatarken, dosyası da aihm masasında sırasını bekledi.

2013'te davayı görüşen aihm 2. dairesi, doğu perinçek'in ifade özgürlüğünün isviçre tarafından ihlal edildiğine karar verdi. isviçre bu kararı temyiz için büyük daireye taşıdı ve ocak 2015'te yapılan duruşmanın ardından, bugün karar açıklandı.

büyük daire, kararını 2. dairesinin perinçek lehindeki kararının (bkz: #55539339) paralelinde verdi.

orijinal karar metni:
http://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-158235 (ingilizce)
http://hudoc.echr.coe.int/fre?i=001-158216 (fransızca)

kararda özetle şunlar var:

aihm büyük dairesi ifade özgürlüğünün, demokratik bir toplumun temellerinden olduğunu belirtmiş ve bunun inciten, şok eden veya kaygılandıran ifadeler için de geçerli olduğunu söylemiş.

konunun tartışılmasının kamu yararı taşıdığına hükmederek, doğu perinçek'in açıklamalarının tarihsel, hukuksal ve siyasal içerikli olduğunu söylemiş.

doğu perinçek'in ermenilere karşı ırkçı saiklerle hareket etmediğini belirten mahkeme, perinçek'in sözleriyle ermeni halkını hedef almadığını, türkiye'yi parçalamak isteyen emperyalist güçlere saldırdığını ifade etmiş.
sonuç olarak, aihm büyük dairesi, isviçre ulusal makamlarının kısıtlı takdir haklarını aşarak doğu perinçek'in ifade özgürlüğünü ihlal ettiklerini saptamış.

ama sanıldığının aksine, bunun yalnızca bir ifade özgürlüğü davası sonucundan ibaret olduğunu söylemek güç.
mahkeme, 1915 olaylarının soykırım olup olmadığı topuna girmemiş. ancak 1915 olaylarının, yahudi soykırımından nitelik ve etki bakımından farklı olduğuna karar vermiş. ayrıca, konunun tartışılmasında kamu yararı tespit etmiş. bu durumlar, "holocaust denial" (yahudi soykırımı inkarcılığı) benzeri bir suç kategorisinin 1915 olayları nazarında yaratılması girişimlerinin önünü kesmiş oluyor.

oysa isviçre'nin çıkardığı yasa ve diğer bazı ülkelerin çıkardığı benzeri yasalar, soykırım iddialarını reddetmenin suç olduğu bir ortam yaratıyordu. yani "soykırım" gibi bir insanlık suçuyla yaftalanıyorsunuz ama siz aksi yönde fikir beyan edemiyorsunuz, savunma dahi yapamıyorsunuz. bu, tabiricaizse bir iftiradır. bu yasakçı, peşin hükümlü ve yaftalayıcı tavrın avrupa insan hakları mahkemesince mahkum edilmesi de iftiranın çöküşü olmuş oldu.

mahkemenin verdiği kararda olayları tanımlarken tırnak işareti kullanmadan onlarca kez the events of 1915 (1915 olayları) ifadesini kullanması oldukça önemli. bu, türkiye'nin tezinde yer alan 1915 olayları ifadesini aihm'in görece tarafsız, geçerli ve makul kabul ettiğini gösterir. öte yandan 1915 olayları ifadesinin kullanılması, olayların ucunu 1923'e kadar uzatmaya çalışanların elini zayıflatması açısından da önemlidir.

işin ilginç yanı, aihm ergenekon davası ile ilgili de bir tutum almış. davaya isviçre lehinde türkiye'den müdahil olan insan hakları derneği ve hakikat adalet hafıza merkezi'nin mahkemeye sunduğu ergenekon iddianamesini değerlendirmeye almamış. bunların seçmece alıntılar olduğunu ve daha da önemlisi, dosyanın yargıtay'da olduğuna ve yapılan yargılamanın adil olmadığına dair şikayetlere vurgu yapmış.

not: kararın mahkemece açıklanmasının ardından, konunun güncelliği hasebiyle ve yanlış anlaşılmalara sebebiyet vermemek için entry sayısız kez edit'lenmiştir.
--- alıntı ---

büyüyen türkiye'yi hazmedemeyen dünya, ilk milli savaş gemimizi görünce tokat yemişe döndü. psikolojik mücadele başladı. abd ve ingiliz medyası, 'dengeler değişecek' diye korkuya kapıldı...

--- alıntı ---

bu nasıl habercilik ulan? sanırım metinleri yiğit bulut yazıyor.
[blog ve medium içerik aynı, sadece okunma kolaylığı için]

ansiklopedilere geçebilecek bir red herring örneği.

"pkk sanki hayır kurumu mu" benzeri reflekslerin popülerliği bu taktiğin gücünü gösteriyor. akışını da yazayım, tam olsun:

1) konu: failinin ışidçiler olduğu anlaşılan, ülke tarihinin en büyük terör saldırısı.

2a) tartışılması gereken (saldırı özelinde): bu adamların ışid'e katıldıkları belliyken, ve babaları tarafından emniyete şikayet edilmişlerken, ankara'nın ortasında bomba patlamalarına izin veren istihbarat ve emniyet sorumsuzluğu. ve muhtemelen hapis gerektiren bir ihmal için (veya "ihmal" için), en azından istifa beklenmesinin bile siyasileri güldürmesi.

2b) tartışılması gereken (genel olarak): ışid'i beslerken alternatif önlem almayan bir dış politikanın bedeli

3) ortaya atılan hedef (red herring): pkk. hükümet yetkilileri ağız birliği ederek, ışid'le aynı nefeste pkk'nın ve esad'ın ismini anıyorlar. havuz medyası "ışid-pkk ortaklığı" manşetleri atıyor. işin ironik yanı ise, sözde sorumluların hepsi birbirine düşman.

(bu taktiği en bariz biçimde uygulayan da akp tabanının nefret ettiği netanyahu: içinde ışid'in geçtiği her konuda hamas'ı da anarak, sürekli tekrar yoluyla ikisini ilişkilendirip, özellikle amerikan sağından destek arıyordu.)

4) şu anda tartışılan: mitingde ölenlerin hainlik dereceleri ve pkk. hem de pkknın bu olayla alakası dahi değil, pkk'nın 30 yıllık terör sabıkası.

***

sen "ankara'daki patlamayla pkk'nın ne alakası var" diyorsun, o "ne yani, pkk hayır kurumu mu?" diyor.
sen "hükümetin derdi saldırıyı çözmek değil, ihaleyi hdp'ye yıkmak" diyorsun, o "bu saldırının benzerlerini pkk yıllardır yapıyor, hdp de bunların uzantısı" diyor.
sen ölenleri anıyorsun, o ölenler hakkında pek bir şey bilmese dahi bunu hakettiklerini ima ediyor (sanki haketmiş olsalar dahi ankara'nın ortasında 100 kişinin havaya uçmuş olmasındaki sıkıntı daha büyük değilmiş gibi)

bunun sonu yok. red herring, siyasetteki en başarılı taktiklerden biri, çünkü insanların bir kısmı akıllarından çok kalpleriyle, geri kalanı da kalplerinden de çok götleriyle düşünürler. haklı oldukları durumlarda dahi (pkk hakkında söylediklerinde haksız değiller).

***

sonuçta,

bu olay ortadoğuya komşu olmak gibi pasif bir rolün sonucundan ziyade, iktidarın milyarlarca dolar harcayarak gayet aktif biçimde izlediği bir dış politikanın doğrudan sonucuyken,

ve aylar öncesinden başlayan komple bir istihbarat ve emniyet çöküşü yüzünden yaşanmışken,

ve hemen sonrasında yaralılara müdahale rezalet iken,

ve bunlara karşın göstermelik de olsa herhangi bir siyasi ve idari sorumluluk gösterilmemişken (sanırım bugün ankara emniyet müdürü kovuldu ilk olarak),

ve akabinde getirilen yayın yasağının (ki bu yasak internette yapılan eleştirel yorumları dahi kapsıyor) hükümeti korumak dışında hiç bir pratik yararı ve etik gerekçesi yokken,

ve terör komisyonunu reddetmiş bir iktidarın seçimden beri yürüttüğü "hdp'nin meclise girmesi - pkk'nın azması" ilişkilendirme kampanyasına ek olarak, pkk'yı da hasmı işıd ile özdeşleştirmek için koordineli bir çalışma yürütüldüğü belliyken,

kısacası hesabı sorulacak bu kadar şey varken,

halen ankara saldırısı gündeminin %90'ının, pkk veya selonun samimiyeti veya kurbanların ötekileştirilme çabaları olması, bunun da siyasi kutuplar cizgisinde yapılması (sanki konu bir vergi politikasındaki görüş farklılıklarıymış gibi) iğrençlikten başka bir şey değil.

***

bütün gündemin ışid veya devlet kurumlarının hataları olmasını beklemiyorum, pkk terörünün ve hdp'nin de merkezinde olduğu ayrı tartışmalar var ve olmalı. ama ankara katliamının içi resmen iktidar tarafından kazılıyor, boşaltılıyor, yerine bambaşka bir şey konuluyor ve millet vatanseverlik şurubu sanarak bu zehri yutuyor.

bu kadar vasıfsız insanlar tarafından bu kadar alenice manipüle edilmeyi kendine yediremeyecek kadar vatandaşlık bilinci olanlara, tüm bunların açıklanması gerekmez.

***

[edit: ben akıl sağlığımı korumak için türkiye gündemini an be an takip etmiyorum, fakat gördüğüm kadarıyla selo saldırının hemen sonrasında akp'yi nerdeyse saldırıyı organize etmekle itham etti ve oy devşirmeye çalıştı. dolayısıyla hükümetin şu an yaptığının da meşru bir cevap olduğu düşünülebilir. düşünmeyin! selo'nun yaptığı fırsatçılıktı (samimiyetsiz olduğunu sanmıyorum, çok erken davrandığı için bunu dedim) ama hedef şaşırtmaca değildi. sonuçta hükümet-ışid ortaklığı olmasaydı dahi, sırf ihmal yüzünden ve sonrasında yaşanılanlar yüzünden, her muhalefet partisinin hükümete giydirmeye hakkı ve sorumluluğu var. hele ki önceki katliamlardan sonra. hükümetin yapacağı şey en fazla "ölümler üstünden siyaset yapmayın" klişesini tekrarlamaktır, yoksa siyasi rakibini altetmek için götünden fail uyduramazsın. hükümet sütten çıkmış ak kaşık olsaydı dahi, bir terör saldırısı sonrası devleti temsil ettiği bir durumda böylesine partizan bir strateji uygulayamaz, çocuk oyuncağı mı bu? kaldı ki bütün bunlar bir bağlam içinde cereyan ediyor: akp'nin seçim sonrası hdp politikasını görmüşken, dahası onun öncesinde "gezici-paralelci-terörist-siyonist ortaklığı" gibi havuz medyası çiğliklerine tanıklık etmişken, bu katliam konusunda hala hükümeti "müdafaada" imiş gibi resmetmek imkansız. yapılan manipülasyonu, selo'nun suçlamalarına denk ve normal bir tepki olarak görmek daha da imkansız.]
şeytani bir arka planı olan ve türkiye'yi enayi yerine koymak isteyen alman liderin sarfettiği cümledir.

++ mülteci akınını durdurun.. nasıl ?

** yeni göçmenleri de alarak, türkiye'ye gelişlerine engel olmayarak ve türkiye'yi mülteci cennetine çevirerek.

++ karşılığında vize muafiyeti gelince ne olacak ?

** türkiye'deki okumuş,etmiş bütün nitelikli eleman avrupa'da soluğu alacak.

++ sonuç ne olacak ?

** türkiye niteliksiz insanlarla dolu, kalifiye işgücünden yoksun bir mülteci devletine dönecek.

neticede avrupa gene türkiye'yi ahmak yerine koymuş, kendisi de kaymağı yemiş olacak.

işin tüm pisliğini çekmek türkiye'ye kalacak ve bir de yetiştirdiği nitelikli iş gücünü kaybedecek.
tarihin gördüğü en büyük hükümdardır.

evet en gaddar, en acımasız hükümdardır aynı zamanda, zaten en büyük olmasının sebebi de budur. yaşadığı dönemde sanki insanlar birbirini boğmaya yer aramıyormuş gibi, sanki hümanizm dünyaya egemen olmuş herkes kardeş kardeş yaşıyormuş da cengiz han gelip huzur ortamını bozmuş gibi davranmak aptallık.

o zamanlar en çok savaş kazanan, en çok toprak fetheden adam en büyük komutandı. bu kişi de cengiz han'dı. kendisi psikopat falan değildi, adam öldürmeye yer aramazdı. oluşturduğu belli bir gelenek vardı ve ona riayet ederdi. şehirlere her zaman elçi gönderir ve teslim olmalarını isterdi, teslim olan hiç bir şehri yağmalamaz, kadınları çocukları öldürmezdi. ama teslim olmayan, veya teslim olup sonradan içeride isyan çıkaran yerlere acımaz, kim var kim yok öldürürdü. şehirleri keyfinden yakıp yıkmazdı yani, şehrini kurtarmak isteyen komutanın yapacağı şey belliydi, teslim olmak. cengiz başarısını biraz da bu gaddarlığına borçlu zaten, başlarına gelecekleri bilen çoğu şehir direnmeden teslim olur.

aynı dönemde hristiyanlar haçlı seferleriyle hristiyanlığı yaymak ve kudüs'ü ele geçirmek için savaşırken, müslümanlar islam'ı yaymak için türkler dahil her türlü milleti kılıçtan geçirirken cengiz'in hiç bir şeyi yayma derdi yoktu. hiç bir dine düşman değildi, kendi inancına göre bir kişi kök tengri'ye saygı duymak koşuluyla istediği şeye inanabilirdi. ayrıca kendisi inancı ve kültürü gereği müthiş bir çevreciydi, yaptığı yasada çevreyi ne şekilde olursa olsun kirletmenin cezası ölümdü.

cengiz han'ı türkleştirmeye çalışan yok. zira cengiz han dönemi orta asyasında türk, moğol gibi bir ayrım yok. bozkırda yaşayan, göçen, at binen ve ok atan her insan birbirinin gözünde aynıydı o dönemde. dolayısıyla cengiz han türk müdür moğol mudur sorusu saçma, türk-moğol ayrımı cengiz öldükten sonra ortaya çıkan bir ayrım.

ha ille de ırksal olarak bakalım diyorsanız cengiz türk mü moğol mu kesin olarak bilinmiyor ama dünyayı fetheden ordusunun büyük kısmının kökeni sibirya'ya dayanan insanlardan (yani türklerden) oluştuğunu biliyoruz. yani cengiz türk mü değil mi tartışmasının, cengizin başında olduğu ordunun çoğunun türk olduğu gerçeği varken pek bir anlamının olmadığı ortada.

dolayısıyla han çıngız'ın bugün moğolların, kazakların, kırgızların vs. olduğu kadar bizim de babamız olduğu bir gerçek. bugünün moğolistanında yaşayan insanların bile türk-moğol ayrımı yapmadığı, hunları, göktürkleri ve sair türk devletlerini kendi tarihi mirasları olarak görüp uğruna anıtlar diktikleri gerçeği dururken üç satırlık bilgisiyle cengiz'e "orospu çocuğu moğol hükümdarı" diyen ahmakların varlığı maalesef canımızı sıkıyor. timur bugün yaşasa bunları tek tek toplatıp diri diri yakıp kemiklerini taksim meydanına yığardı.

edit: moğolların yazdığım şekilde ortak bir mirasa inanmadığını, türklere ayrımcılık yaptığını falan söyleyen dangalaklar, şöyle buyurun:

https://www.youtube.com/…5k&feature=youtu.be&t=5596

(bkz: #55552325)

ayrıca son kısımda timur'dan bahsetmemin sebebi timur'un moğol olduğunu zannetmem değil, timur'un türk oğlu türk olarak moğol ve cengiz mirasını, kültürünü sahiplenmesi ve bu sebeple burada cengiz hakkında atıp tutanlara örnek teşkil etmesini arzu etmemdir.
geçen bi arkadaşla dalga geçmek için anlattığım hikaye. her şeye kanar bu saf. en sonunda ayakkabı kutusundaki dolarların yanında lafı bile olmaz dedim ama orası işine gelmedi sanırım.

bi bankacı.
on yıllardır chp'li olduğunu kendine bile anlatmayan seçmeni bugün toplum içinde "bu ülkenin tek kurtuluşu chp'dir" diye yüksek sesle ve emin bir şekilde konuşmaya başlamışsa işte bu sakin ve güzel adamın sayesindedir.

7 haziran'da chp'ye verdiğim oy bugüne kadar verdiğim oylar içinde içime en çok sinendi. 1 kasım'daki oy ise sanırım geri kalan hayatımda demokrasiye kendimce yapmış olacağım en büyük katkı olacak. bu ülkenin az da olsa normalleşebilmesi için tek şansı bu seçim, ve bunu sağlayacak tek mantıklı yol da bu iyi adam.
lan bunlar resmen dalga geçiyor milletle. adamlarda uçak gemisi filosu var amk, sene 2016 olacak sen daha 1 tane yapmaya kalkışmışsın, neyin tribindesiniz siz amk. yeter rezil ettiğiniz bizi.

edit: uçak gemisi bile değilmiş, doklu amfibi gemisi imiş vay anasını sayın seyirciler.
ek bilgi için teşekkürler on bir
üniversiteye gidilir, kızlardan biri göze çarpar ve düşüncelere dalınır;

-ne güzel kız lan, siyah saçlı beyaz tenli, hele gülüşü, sanırsın beşiktaş sahaya çıkıyor

kızla sohbet edilir, takımı sorulur, beşiktaş der.

-e bununla çıkılır ki...

beşiktaş-bolton uefa maçı için beşiktaş iskelesinden mabede yürürken dolmabahçe önünde kıza çıkma teklif edilir, kabul eder.

sevgiliye baban hangi takımı tutuyor diye sorulur, beşiktaş der.

-e bununla evlenilir ki...

4 sene sonra evlenilir, kız bebeğimiz olur, simsiyah saçlı bembeyaz tenli, hele ağlayışı, sanırsın beşiktaş maç kaybetti.

şimdi büyüdü, 1 yaşında, dün akşam işten çıkıp eve gittiğimde beni üstünde kartal yuvasından aldığımız kıyafet ile karşıladı, öyle yakışmış ki, hele gülüşü, sanırsın metin ali feyyaz'ı gördü kapıda eşşek sıpası.

aslolan hayattır, hayat da beşiktaş demişler ya. aynen öyle. doğmak gibi ölmek gibi, gülmek gibi ağlamak gibi. beşiktaş gibi.
yasak kardesim yasak, ben sana camia icersinden gizli bilgi veriyim yasa tasarisinda cezasida asilarak idam.
ve dogru tahmin ettin camileri gene ahir yapmayi planliyoruz- hayvanseverligin bir gereksinimi.
son olarak namaz kilarken yakalanirsaniz da cezasi pek tabiki kursuna dizilerek idam olacak.
ha unutmadan, tayyibi de esad'a teslim edecegiz.
diger icraatlerimiz adiyaman- yozgat gibi bazi illeri de yurtdisi pazarinda satisa cikartmak var, malum gereksiz masraflardan kurtuluyoruz.
olm ben anlamıyorum lan.

bu benim doğduğum, büyüdüğüm hala çarşısında oturduğum karşıyaka di mi lan?

hani hep karşıyakalıyız dedik, hep sevdik ama hiç inanmamıştım ben daha önce.

şampiyon oldun yetmedi, barcelona'yı yenmeler falan sen hayırdır?

heyecanlanıyoruz olm....
kılıçdaroğlu ile görüşmeme nedenini ben iktidar partisi ile görüşmedim ana muhalefet partisiyle nasıl görüşeyim diye açıklamıştır.
bildiğin beni ne doktorlar, mühendisler istedi gitmedim sana mı varacağım ayarında kezban tribine girmiş. yakında menapoza girerse hiç çekilmez.
artık duyurulmasını beklediğim hede. savaş uçağından cadillac'ına, uzay gemisinden nakış makinesine kadar her şeyi üreten ülkemizin en büyük eksiği yerli vibratördür.

haydi ak hükumet, çıldırt ak trollerini!
bunca yıllık ekşi sözlük yazarıyım ama ilk defa rezaletli başlık açma gururunu yaşıyorum. fenerbahçeli bir futbolcunun galatasaray'a, galatasaraylı bir futbolcunun da fenerbahçe'ye gol atması gibi. gerçek yazar olmanın verdiği bir onur bu.

8 ekim 2015 tarihinde yani tam 1 hafta önce, temizmama.com sitesinden her ay yaptığım gibi yine sokak kedileri için 15 kiloluk mamalardan aldım. kargo seçeneği olarak da aras kargo kapıda ödeme seçtim. temizmama.com sitesine 2 yıldır üyeyim ve her ay düzenli olarak mama alırım. adresim de 2 yıldır aynıdır. hiç değişmedi.

cuma günü ürün kargoya teslim edildi. cumartesi günü gelir diye bekliyorum ben. çünkü hep gelmişti. bu sefer niye gelmesin diye bir korkum yoktu. cumartesi günü tüm günümü evde kargo bekleyerek ve miskinlenerek geçirdim. ama gelen giden olmadı. her neyse sanırım mesai yarım gün olduğu için yetiştiremediler dedim ve pazartesi günü gelir nasılsa diye düşündüm.

pazartesi günü babamı tembihledim "evden çıkma ben gelene kadar kargo gelecek" dedim. saat 4'te iş çıkışı eve geldiğimde babama sordum "kargo geldi mi?" diye. gelmemişti. babam bütün gün evdeydi ama kargo gelmemişti. hemen konya-bosna şubesini aradım. telefon çaldı çaldı ama açan olmadı. defalarca aradım yine aynı şey oldu. bir kaç defa da çalan telefonu açıp konuşmadan kapattılar. bir iki kere de meşgule attılar. en sonunda ısrarlarıma dayanamayarak açtılar. kargomu sordum. iyiymiş bana selamı varmış. dağıtıma çıkmış, cumartesi günü yetişmemiş bugün akşama kadar kesin gelecekmiş. iyi dedim beklemeye başladım. yine hüsran, yine gelmedi.

akşam aras kargo müşteri hizmetlerini aradım. o da ne aras kargo müşteri hizmetleri mesai saatlerinde çalışmıyormuş. devlet dairesi ya sonuçta normal lan!

ben de site içinden şikayet maili attım. ertesi gün döndüler. durumu anlattım. özür dilediler şube adına. bugün kesin gönderimini sağlayacağız dediler. eve döndüm. kargo takibini bir açtım ki ne göreyim; cumartesi günü ve pazartesi günü aslında gelmişler ve beni evde bulamamışlar. adrese gelindi notu bırakıldı yazmışlar. hem de gece 00:00'da! hemen yönetici odasına gittim. cumartesi ve pazartesi gününün kamera kayıtlarına baktım. gelen giden yok.

ertesi gün aras kargo'dan tekrar aradılar. "bakın çalışanlarınız yalan söylüyor. kamera kayıtları var. gelen giden yok." dedim. "peki ben şubeyi uyarıyorum gün içerisinde teslimatı sağlayacağız" dediler.

eve geldim. kargo takibini açtım. ne göreyim. aslında ben yokmuşum. adres bilgisi yanlış. müşteri şubeden alacak yazıyor. 2 yıldır aynı adreste oturuyorum. 2 yıldır aynı siteden aynı müşteri bilgileri ile düzenli olarak mama alıyorum. hep ikamet ettiğim adres aslında yokmuş lan. ben aslında paralel evrende yaşıyormuşum :)

bugün yüzsüzce aradılar yine. adresinizde bulunamadığınız için gelip kargonuzu şubeden alacaksınız dediler. sizi de şubenizi de.... dedim. sizin şubenizden hiç bir ürün almam artık. geri yollayın ben yurtiçi kargo ile yeni ürün sipariş ettim dedim.

evet arkadaşlar rezalet budur. asıl rezalet biliyorum aras kargo ile bir şeyler sipariş etmekti. konya-bosna şubesinde yalancı çalışanları olan bir firma. bu günden sonra ne ben ne de başka bir yakınım kesinlikle bu firma ile çalışmaz. sizler de iyi okuyun ey sözlükçüler. bünyesinde yalancı çalışanları olan bu firmayı seçerken iyi düşünün.

edit: finalde yurtiçi kargo övülmesi yoktur. temizmama.com'un iki adet kargo seçeneği vardır. sokak kedileri için ya aras ya yurtiçi ikisinden birine mahkumuz. daha önceki 20 siparişimde aras kargodan yana seçimimi yaparken sırf benim mahallemdeki yalancı, düzenbaz aras kargo çalışanınoan dolayı yurtiçi kargoya mahkum oluyorum. yoksa al birini vur ötekine bunu görmüş olduk.
şahsımı güldüren selfie.

insan ülkeyi de karıştırsa insan lan. o da senin benim gibi otomotiv fuarına gidip, son model arabalarla fotoğraf çekiliyor işte. eminim arabanın yanında duran taş gibi tanıtım mankenleriyle de fotoğraf çekilmiştir. sonra da arabanın şöfor koltuğuna oturup "eheheh" diyerek direksiyonu sağa sola hareket ettirmeye çalışmıştır. böyle bir adamla ortak noktam olacağını hiç düşünmezdim. insan nelere kadir...
klişe demezsem döverler mi bilemedim. o yüzden klişelerle dolu olduğunu söyleyip kendimi garantiye alayım. dün gece uzun zamandır bir diziye gülmediğim kadar güldüm sanırım. komedi dizisi bence. ay yapım yeni bir şey denemiş, siz anlamamışsınız.

* esas oğlan kızla tesadüfen karşılaşır.
* esas oğlan fakir, esas kız zengindir.
* esas oğlanın en yakın arkadaşı, esas oğlanın kız kardeşine aşıktır.
* esas kızın ailesi batmak üzeredir, başka bir zengin aile kurtarır.
* esas kızın ailesini batmaktan kurtaran ailenin oğlu esas kıza yanıktır.
* esas oğlan ve esas kız birbirlerine köpek gibi aşıktırlar ama kötü adam devreye girer.
* esas kız ailesini kurtarmaya çalışır.
* esas kız aile sırrı açıklayamayacağı için "fakirsin sen" olmaz bu iş der.
* esas oğlan zengin olup esas kıza kinlenir ve kötü adamla savaşmaya başlar.

şimdi bu noktada burak özçivit hapse girip oradan zengin birinin manevi oğlu olarak çıkması gerekiyordu. inanılmaz bir yanılgıya düşürdü dizi. çok hoşuma gitti.

* kötü adam partide çocuğu iter, müzik çocuğun yere düşmesiyle birlikte çat diye kesilir. (geberdim gülmekten)
* terketme sahnesinde tekneye girildiği an yağmur başlar ki, sahne romantik olsun. (ahahahaha)
* esas oğlanın babası sürekli kalp krizi geçirir. (geberemedi pezevenk)
* esas kız iki kere teknede suya düşer ve ikisinde de ayağına halat dolanır.
* esas oğlan iki seferde de -tesadüfen- kızın suya düştüğü yerlerdedir, esas kızı kurtarır.
* sudan çıkan insanlar ıslanmaz.

amına koyayım çok sıkıldım yazmaktan. izlerken eğlenceli ama.
matem nedeniyle sakal kesmemek kürtlerde çok yaygın bir gelenek. diğer halkları bilmiyorum. ayrıca matemden dolayı sakal kesmediğini varsaydığın adamı sakal kesmeme nedenini söylemediği halde samimiyetsizlikle suçlamak, samimiyetsiz. çık delikanlı gibi ne yaparsa yapsın sevmeyeceğim de, kendince rasyonalize edecek saçma sapan argümanlar üretme.