Sık geçen başlıklar

o son kadehi icmeyecektik 10

ekşi profili
eğer doğruysa bile salatadan olmadığını düşündüğüm rezalet.

bir keresinde tavuk dünyasındaki tabağın yanında gelen salatanın iyi yıkanıp yıkanmadığını sorduğum bir restoran görevlisi "20 dakikalık sirkeli suda bekletme politikamız var" gibi bir şey söylemişti. normalde inanmazdım ama adam o kadar ciddi ve sitem dolu söylemişti ki. yani adeta "en hassas olduğumuz böyle bir konuda şüphe etmeniz beni çok üzdü" edasında konuşmuştu o yüzden inandım.
bu sebeple salatadan değildir.
tavuktan dersen o da zaten pişmiştir ve hatta bence salyangoz bile değildir.
akşama bu belirtiler olduysa ya psikolojiktir ya da başka bir sebepten gıda zehirlenmesi.
bunun için gidip dr raporu almak falan saçmalık.

edit: bi de uyarmış keko. hassas bünyeler, +18 falan diye.
ulan sizi ananız babanız pamuklara sararak mı büyüttü, hiç mi +18 görüntü görmediniz.
git bi askerlik yap gel öyle konuşalım.
90'larda gidilen maç kuyrukları.
sabahın köründe gider, biletimiz olmasına rağmen kuyruğa girerdik.
ortalama 10 saat falan beklerdik.
o 10 saat içinde polis coplaması, itiş kakış derken kuyruk 3-4 kez bozulup yeniden oluşurdu.
en baştaki en sona düşerdi.
çocuk aklımızla hoşumuza giderdi bu durum.
ne mal yıllardı.

not: bjk
sorumsuz lavuğun tekidir.

bu adamın daha komplike bir türü de sen cebindeki üç kuruşu vermiş ve bir süre idareli gitmeye çalışırken; bu param yok diye ağlayan yavşak ona buna yemek ısmarlar, sigarasından da taviz vermez.
senin gitmek isteyip de "neyse kalsın şimdi çok gerek yok" dediğin bütün konserlere gider, tatilini yapar.
bir süre sonra zaten borç zaman aşımına uğrar; sen de paranın gelmeyeceğini anlayıp hesaplarını bu yönde revize edersin.

ayrıca

(bkz: alacağını istemenin borç istemekten daha zor olması)
profesyonel iştir.
psikolojik harbin kızıştığını gösterir.

adam bu kadar yılda ne boklar yedi. sen bu şekilde broşürleri posta kutusuna bırakabildin mi? halkı uyandırabildin mi?
bak, adam bu görüşme işlerinin en ağababasını kendi yaptığı halde bombayı birden nasıl senin kucağına bırakıverdi.
zannediyor musun ki hayatını 5 kelime ile idame ettiren yurdum insanı bu işin gerçekliğini araştırmak için internet üzerinden türlü türlü kaynakları tarayıp, adamların maskesini düşürecek.

sana şu kadarını söyleyeyim: çok beklersin. şu anda o evlerde oturanların %90'ı bu masala inandı, onlar da bu bilgiyi eşlerine dostlarına aktarıyor.

profesyonellikten kastım aynı zamanda chp'den bahsederken parti amblemini kullanmışlar ki fotoğrafik hafızada da yer etsin de yarın bir gün seçim pusulasında hata yapılıp chp'ye oy verilmesin.
çocukluğu 80'lerin başına denk gelen koca bir nesil için geçerli olan durumdur.

sol kültürün, bilinçlenmenin ve işçi hareketlerinin yükselişe geçtiği 70'li yılların son dönemi, patronların ve kapitalist ülkelerin (en çok da abd) müdahaleleriyle, kanlı bir şekilde bitirilir.
soğuk savaşın tüm propaganda unsurlarıyla devam ettiği dönemlerde, türkiye bir darbe ile sarsılır ve amerika'nın uydusu haline getirilir.
bir daha böyle bir hatanın (halkın bilinçlenmesi) tekrarlanmaması için bir taraftan harıl harıl imam hatipler açılırken, çok daha kolay kontrol edilecek, muhafazakar tabanlı yeşil kuşak oluşturulur. aynı dönemin önemli icraatlarından biri de tek kanalımız olan trt'nin yayın politikalarıdır.
dört bir taraftan amerikan film ve dizileri etrafımızı sarar. dönemi anlatan bütün filmlerde amerikalılar iyi adam, ruslar ise sürekli arkadan bıçaklayan, şerefsiz, sapkın insanlardır.
hepimiz amerikalıların muhteşem yaşantısına özendiriliriz. sanki bütün amerikalı gençler liseye porsche ile gidiyor, hepsi çılgınca bir lüks içinde yaşıyordur. (elbette şehirlerin varoşları, siyahların yoğun yaşadığı ve ortadoğu'dan beter arka sokaklar ve evsizler hiç gösterilmez)
yine bütün amerikan vatandaşları dünyanın iyiliği için çalışıyor, adeta karşılıksızca dünyayı kurtarmaya çabalıyorlardır.
bizlerin de hayalleri ister istemez bu politika doğrultusunda şekillenmişti. adorno'nun kültür endüstrisi kavramının en iyi gözlemlenebileceği ülkelerden biriydik.
rocky, ivan dragon'u indirdiğinde yaşadığım sevinç, sanki yakının kaybetmiş birinin hasımlarından intikamını alması gibiydi.
amerikan hava kuvvetleri sahneye çıktığında, gurbette bir yakınımızı görmüş gibi olurduk.
oysa bize hiç söylenmezdi ki aynı dönemde sovyetler birliği'nde hiç evsiz yoktu, her mahallede büyük bir kütüphane ve tiyatro bulunur, her gelire sahip insan dilediği sanatsal aktiviteye ücretsiz katılır. sağlıktan eşit faydalanır, istediği üniversiteye gidebilirdi.
bir nesil böyle uyutulduk.
neyse, en azından bir kısmımız uyandık.
darısı bugünkü çocukların başına. bakalım onlar kendi dönemlerinin uykusundan ne zaman uyanacaklar ve biz bu süreci hızlandırmak için neler yapabiliriz?
haziran seçimlerinden sonra "nasıl oluyorsa" oy verenleri pişman etmiş siyasi lider.

adam hükümet kurmamış
meclise bi bakıp çıkmış
pkk'sı ayrı, akp'si ayrı, mhp'si ayrı, ulusalcısı ayrı üzerine oynamış. her yerde günah keçisi ilan edilmiş, her şeye rağmen bu gergin ortamda ortalığı yumuşatmaya çalışmış ama gene olmamış.
yahu kardeşim bi görün adamı mecliste neler yapacak, ondan sonra pişman olunacaksa beraber olalım.