Sık geçen başlıklar

redkitin neden sevgilisi yok 17

ekşi profili
“sözelci birisini ciddiye almak” denmez. fazla kelime kullanmak anlatımı bozar. george orwell’ın “etkin yazı nasıl yazılır?” ilkelerine ters. “sözelciyi ciddiye almak” veya illa uzatacağım diyorsan “sözelci birini ciddiye almak” diyeceksin. çok ince bir türkçe bilgisidir. sözelci birisini ne amk?

editburgh: soranlar var, "nedir george?" diyenler var. şudur efem:

https://seyler.eksisozluk.com/…in-en-temel-5-kurali

1- daha önce gördüğün bir benzetmeyi veya deyimi asla kullanma.
2- kısa bir kelimenin iş göreceği yerde asla uzun kelime kullanma.
3- bir kelimeyi metinden çıkarman mümkünse mutlaka çıkar.
4- etken çatı kullanabileceğin hiçbir cümlede edilgen kullanma.
5- günlük dilde kullanılan bir karşılığı olan kelimenin yabancı dildeki veya bilim dilindeki karşılığını asla kullanma.
bak bu olay tarihsel anlamda da çok ilginç bir olay. 1990 -1995 arası yaşanmış bir olay olmasına rağmen “oldu mu olmadı mı, yaşandı mı yaşanmadı mı?” tartışmaları gırla gidiyor. bir de milattan öncesi için yaşanan olayları düşün...
bizi bu kadar merakta bıraktığı, bu kadar tartışmaların içine gark ettiği için “hugo’nun aq!”

edit büdüt:

benim hatırladığım kadarı ile şöyle bir diyalog yaşandı:

çocuk 3 hakkını da bitirdi. ama tuşlarla ilgili bir sıkıntı yaşıyordu. bok gibi oynadı bu yüzden. sonra "tüh allah belasını versin!" gibi bir şey söyledi. tolga abi de hem sevecenliğini yitirmeme hem de tatlı bir dille uyarma babında hafif kırıtarak ama hafif de yüzünü ekşiterek "böyle şeyler söylersen hugo çok üzülür ama!" gibi bir şey söyledi, bunun üzerine çocuk da "hugo'nun da amına koyiim!" demişti.
dövmek değil onun adı sadece, işkence yapıyor. 7 aylık bir bebek ve bağırsak enfeksiyonu varmış, ağlıyordur en fazla. be aq karısı vurunca susacak mı sanki? ne geçti eline? cahil, yüz karası cahil... bu ananın -dilim varmıyor ama- yetiştirdiği çocuktan ne hayır gelir?
online kitap alışveriş sitelerinin sürekli önüme çıkarttığı sen gittin ya ben çok güzelleştim kitabının popi(-leştirilmeye çalışılan, ısrarla) yazarı(yazarımsı). kişiliğini, karakterini bilmem. (intihal yaptığından falan da bahsediliyor.) ona laf etmeyeceğim zaten.

kitabını fuarda elime aldım, şöyle bir baktım. (online sitede içine bakamıyoruz tabii ki) 200 sayfadan fazla kitabı. fakat 72’lik puntolarla yazılmış yerleri var baya (ziplesen 30 sahife aq), birbiriyle alakası olmayan yazılar var içinde. facebook, instagramda paylaşılan, kamyon arkası yazıları gibi, görüntüsü dolu içi boş sözler. “her lafa verecek bir cevabım vardır ama hede hede hede” tarzındaki sözler. zerre edebi yanı yok. osuruktan teyyare selam söyle o yare. bir de yanlış hatırlamıyorsam 120. baskı falan yazıyordu üzerinde. bu ne görgüsüzlük. baskıları 10’ar 10’ar mı yaptın?

özetle;

senin yazdığın kitabı ben götümün arasına kalem sıkıştırarak yazarım. adını da “sen gittin ya ben amı götü dağıttım.” koyarım. kapağına da çatalımı koyarım. bizde göğüs çatalı olmadığından tabii çeşme ustası kıyafetiyle çekilir arka çatalı koyarım. idare edin.
bunu turnuva tecrübesi olan biri olarak söylüyorum, satrancın en sinsi taşı attır. bir kere hareketi diğer taşlara göre “sanal”dır. bilinenin aksine at l çizmez, o senin hayallerinde. at atlar abi. l çizmez, biz kafada illaki somutlaştıracağız diye ata l çiziyormuş muamelesi çekeriz zorla. bir de çocuklara öğretimi daha kolay olsun diye at l çizer deriz. çizmez ağam, çizmez babam at g1’den f3’e atlar. hele bir de zeitnota düştüysen öyle bir zamanda öyle bir atlar ki, öyle bir çatal atar ki rakibin elini sıkarsın notasyona 1-0 mağlup yazarsın, adının altına imzanı atarsın. at adamı satrançtan soğutur.