Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
halen daha maçın tatil edilmesini şenol güneş'in kafasına atılan dikişlere bağlayan fenerbahçe taraftarı var. inanilmaz hakkaten.

arkadaşlar sizleri kandırmak, salak yerine koymak bu kadar kolay mı? yoksa takımınızin, siyasilerin de desteğiyle rakibinin hakkını yemesini kabullenemediğiniz için mi görmezden gelme savunma mekanizmasını kullanıyorsunuz?

ne kadar aptala yatarsanız yatın. bu maç fb tarihine kara bir leke olarak geçecektir. dönemin siyasilerinin desteğiyle, değil avrupa ülkeleri etiyopya sınırları içinde dahi deplasman takımı lehine tescil edilmesi gereken maç, bir ton oyunla devam ettirildi. sizler için şu an hersey normalse, mideniz bu yaşananları kaldırdıysa yapacak bir şey yok. azizle, şekiple yolunuza devam edebilirsiniz. bir gün gelecek ve bu maç hatırlanacak. işte o zaman anlayacaksınız neyin ne olduğunu.

edit: aşağıda benim cumlelerimle algı kasmaya çalışan bir fb taraftarı var. ona iyi bakın. o, tv ekranında şenol güneş'in kafasına gelen maddeleri görmesine rağmen "hayır kafasına bir şey gelmedi" diyebilen fb taraftarlarından bir tanesi. işte bunun gibi adamlara pek bir şey anlatılmıyor. fanatizm devreye girince gördüklerine değil duygularına inanıyorlar.
abdullatif şener ismi ortaya atılır birileri tabandan oy alamaz der. ilhan kesici ismi öne atılır birileri tayyip ezer geçer der kılıçdaroğlu aday olsun denir birileri tayyip kedi fare gibi oynar der muharrem ince denir ikinci tur kesin kaybeder derler. iyi de çok affedersiniz bunları yazan gerçekten chp seçmeni ise kaba bir laf vardır ne emmeye ne gömmeye sizinkisi o hesap. kim aday olursa olsun tüm gücümüzle destekleyeceğiz o kadar

edit: tabii söylemeden edemeyeceğim bana kalsa en iyi aday abdullatif şener olurdu 2. turda tüm muhaliflerden oy alacak kadar yıpranmamış ve sevilen bir tip.
muharrem ince de hitabeti güçlü, kendine güveni olan yalova'yı hile ile akpye teslim etmeye çalışanlara karşı direnmiş söke söke hile yaptırmadan almış kişidir. şener olmayacaksa kesinlikle aday o olmalı
şu ülkenin bu duruma gelmesinde iki tane çok çok temel olgu var.

birincisi malum adam ve onu ülkeyi batırması için uzun vadeye yaydıkları harika planları uygulayanlar,

diğeri ise “türk’ün türk’ten başka dostu yok”cu beyinsiz oğlu beyinsizler.

bu toplumda zihinsel bir kanser var ve bunun yok olması için sanırım bir kaç yüz yıl daha geçmesi gerekiyor.

edit: bir yazar arkadaşımız da tüm iyi niyetiyle “eğitim reformu”na vurgu yapmış. o iş geçti. türkiye 15 senede, 150 sene geriye gitti. bugün oturup dünyanın en iyi eğitim sistemini hayata geçirsen ülkenin maddi manevi toparlanması 20 sene. en aşağı
alkol alan cumhurbaskanina hasret kaldik. benden oy alabilir ikinci turda.

ekleme:

" sanki daha onceden akp'ye verdin de, ne degisecek " seklinde mesaj atanlar oldu. 2007'de akp'ye, 2011'de bdp'ye verdim. bu secimde de 1. turda demirtas'a, ikinci turda da ince'ye oy verebilirim.
ya hu arkadaş bu öğrenci şu bu meselesi değil. bakın ülke bununla idare edilir oldu ve insanlar bunun üzerinden oy satar oldu. 32 yaşında adamım. hayatım boyunca bir kere öğretmenim bile hadi bu seferlik affedelim demedi bana. işe başladım. yok doğu affı, yok vergi affı, yok ceza affı, yok tapu affı, yok bilmen ne affı. affınızın afına koyayım ben sizin. her bokta yok öğrenci onlar, yok gariban onlar. ulan sizin demokrasi eşitlik neyinize afına koyayım!
"ben her şeyden önce bir türk milliyetçisiyim. böyle doğdum. böyle öleceğim. türk birliğinin, bir gün hakikat olacağına inancım vardır. ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım."

gazi mustafa kemal atatürk
etik değil denmiş. neye göre etik? ahlaki normları siz mi belirliyorsunuz? çoğunluğun dediği doğru mudur? biz sizi oruç tutmaya zorluyor muyuz? tutmandan bana ne ki, içki içmemden sana ne.. kaleiçi'nde ve evimin balkonunda her dönem içerim. ramazan diye bir ay da görmüyorum takvimde. mayıs, haziran, temmuz var. rutinimi bozacak değilim hurafeler yüzünden.

edit: aktroller küfüre de başladı. bizim elimiz boş durur mu?
troll olmayıp saygı çerçevesinde itirazı olanların fikirlerini dinlemekten memnuniyet duyarım. bu minvalde olanlara teşekkür ediyorum. destek olanlara ayrıca teşekkürler.
bir türk olarak orhun yazıtlarını da okuyamıyorum ki bence dedemin mezar taşından daha önemliler. bu goygoyu ilk elif şafak röportajında duymuştum ve çok tırt bulmuştum. şimdi de tırt buluyorum. dilde sadeleşme olmuş dünyayla bütünleşmeye katkı sağlayacak şekilde latin alfabesine geçilmiş belki eksikleri olsa da iyi bir kültür devrimi yapılmış o ağır hantal ve işlevsiz osmanlı dilinden kurtulmuşuz. oturup vay mına dedemin mezar taşını okuyamadım diye mi ağlayayım. asıl üzücü olan boktan eğitim sistemimiz neticesinde bugün ülkemize sığınan suriyeli çocuklara arapça eğitim verecek bir eğitimci kadromuz olmamasıdır. bir ülke komşularıyla ve dünyayla iletişim kurabilmeli her şeye hazır olabilmeli. ha dedenin mezar taşını, ninene yazdığı aşk mektuplarını okumak istiyorsan git osmanlıca öğren. bende osmanlıca öğrenmek latince öğrenmek provans dili öğrenmek isterdim çünkü kültür denilen şeyi seviyorum ama ölü bir dilden daha öncelikli olanı yaşayan dilleri öğrenip dünya toplumuyla iletişim kurmaktır. bunu yapınca hem kültür dil yapılarını öğrenme hevesini doyurursun hem de iletişim gücün artar dünyayla. araplara, ruslara, avrupaya kendi bakış açımızdan olayları, siyasi dertlerimizi anlatabileceğimiz güçlü televizyonlarımız, medya kanallarımız olsaydı, örnek olarak devlet adamlarımız çok iyi bir rusçayla rus devlet adamlarıyla etkili konuşmalar yapabilseler, rus üniversitelerinde söyleşiler düzenleyebilseydi bugün bunun çok faydasını görürdük. tabi mentalite gelişmeden sadece dil bir şeye yaramaz ama zaten türkiyenin içine kapanması, dil eğitimi verilmemesi mental gerilemeyle paralel ilerleyen bir geriletici politika.
dişi kediler için harun'u kullanıp kimlik karmaşası oluşturmaya çalıştığım isimler. koşa koşa geliyor bi de kızım harun, allah nazardan saklasın.
sen de yani tam yeri tam zamanında şeetmissin.
ben de bunu anlamıyorum arkadaş. söylemeyiver yani annen baban da bilmeyiversin.
bunun dini söylemlerle dini siyasallaştırmaktan ne farkı var, nasıl ibadet ettiğini anlatan riyakarlardan ne farkı var.
sorulmuş olsa hadi yine neyse. aile ortamı bırak adamlar gördükleri gibi, gelenekleriyle yaşasın. eğer ateizm haklıysa zaten adamların kaybedeceği bir şey yok bunun için de endişelenmene gerek yok. saatlerce süren sancılı din sohbetlerine girip anneni babanı sevdiklerini üzmenin ne manası var.
ben veganım ben veganım diye ortalarda dolananlardan ne farkın var.
cihad ın tersi bir içgüdüyle ateistliği mi yayacaksın. onu söylediğin anda duyan herkes dinini bırakıp sana hak mı verecek.
dün real madrid'e gıcık olmuştum bugün liverpool'a. kimseyi desteklememeye karar verdim finalde. resmen bayern-roma olacak finali real madrid-liverpool olarak değiştirdi 2 günde hakemler. rezillik tek kelimeyle.
mantıklı olmaya çalışıyorum. abi olur mu ya diyorum. kadınlarla erkeklerin farkı yoktur diyorum. diyorum diyorum ama kadınların yanında olmaya çalıştığım şu durumda beni yine kadınlar caydırıyor. bakıyorum sağıma soluma, cidden bilim ve felsefe adına kadınlarda hiçbir şey göremiyorum birkaç istisna hariç. genelleme yapmamamın sebebi bu kişiler zaten. çoğu yediği içtiği sıçtığı şeyleri birileriyle paylaşma derdinde.

batılaşmaya çalışıyoruz erkeğimizle kadınımızla, kıyafetimizle makyajımızla. ama yapmaya çalıştığımız her şey üzerimizde iğreti duruyor. çünkü gerçekten yapmıyoruz. yapmak için yapıyoruz. her tarafımızdan olmamışlık akıyor.

yok ulan diyorum, öyle değildir sen doğru kişilerle karşılaşmadın diyorum. girdiğim çoğu ortamda insanları inceliyorum. oğlum diyorum 3-5 kişiyle götünden element uydurma.

birkaç kaliteli insan tanıyorum. tarafsız bir şekilde, hatta kadınların bu konuda beni yanıltmalarını istiyerek istatistik, tablo ne varsa çiziyorum kafamda. bakıyorum ki tanıdığım 100 insandan 90ı kafadan olmamış zaten. geriye kalan 10 kişiden 1i kadın oluyor ya da olmuyor.

üzülüyorum sözlük.

şimdi burada kadınları yeren ve karşıtl görüştekiler laga luga yapacaklar. ama yine sadece yapmak için yapacaklar.

size laga luga yapmadan gerçeği söyleyeyim.

malesef başlığın sahibi haklı.

sizlere şu güzel şarkıyla veda edeyim. kam ooon, beybi donç you wanna gooo
- fetoş gibi beyinsiz bir din tüccarı ile işbirliği yaparak kandırılabilenlere,

- atatürk'ün ismini telafuz edemeyen atatürk düşmanlarına,

- saltanat meraklısı abdülhamitçilere,

oy, moy yok. yallah arabistan'a.
bal gibi bir realite, istisnasını görmedim.

milliyetçilik; ırkçılıktır.
milliyetçilik; faşizmin sarısıdır.
milliyetçilik; diğer ırkları karalayacak cesareti bulunmayan korkakların, ırklarını yücelterek, kıvrak bir hareketle öteki ırkları aşağıya çekme sanatıdır.
milliyetçilik; iftihar edecek niteliği bulunmayan vasıfsızların, varlıklarını sürdürme çabasıdır.
milliyetçilik; aklı başında, entelektüel birikimli, aydın ve ilerici her vicdanlı insanın midesini bulandırır.

milliyetçilik diye ırkçılığın dibine vuran anasoyculara inat: ne mutlu “insanım” diyene!

hadi şimdi o leş politik doğrucu ağzınızla beni linç edin.

edit: ulan, bilecik’in bağrından çıkmış adama kürt diyorsunuz :) eheh eh, güleceğim yoktu. twitter hesabım

edit: yapacam, çok içimde kaldı...

“hayatımdaki hiçbir olguyu anlamlı bir temel oturtamadım, çalışmadım, üretmedim, çocukken ne öğretildiyse körü körüne inandım, benimsediğim fikirlerin hararetle savunuculuğunu yaptım, başkalarına zorla iteledim, benimle aynı fikirde olmayanları zırcahil diye niteledim, sorgulamadım, bütün vaktimi beton yığınları ile elektronik cihazlar arasında boş lak lak yaparak heba ettim, herhangi bir vasıfa da sahip değilim, hatta sıradanın en önde bayrak flama taşıyanıyım fakat neyseki annem ile babam türkiye ülke sınırları içerisinde gerdeğe girdi, artık yaşasın yüce ve ulu türk ırkı! turan ülküsü, sen de var ol hacı.”

edit: milletini sevebilirsin, ecdadın ile gurur duyabilirsin fakat sırf türk doğdun diye kendini üstün, elit, imtiyazlı, seçkin görüyorsan, afadersin ama sen bir gerizekalısın arkadaşım.
düğün sonrası , gerdek öncesi , konvoy halinde korna sesleri ile milletin kafasını sikme.
o korna sesleri , genç çiftler üzerinde afrodizyak etkisi mi yaratıyor ? anlamadım ki .
sonu numan kurtulmuş'a benzeyebilir diyenler olmuş.

numan kurtulmuş muhalefetteyken kendisine makam ve mevki teklif edilince partisini kapatıp iktidar partisine geçti. son 6 yıldır iktidarda istikrarlı şekilde görev alıyor.

abdüllati şener ise iktidardayken, başbakan yardımcısıyken, makam ve mevkiyi elinin tersiyle iterek istifa edip muhalefet saflarına katıldı. son 11 yıldır da istikrarlı şekilde akp'ye muhalefet ediyor.

(bkz: konu kilit)
insanlarımız o kadar paranoyak oldu ki; kendilerine yapılan karşılıksız iyiliği yavşakça görüp, altında art niyet arıyor. buda çağımızın hastalığı galiba.
devlet bahçeli'nin az önce yumurtladığı: "siyasi ayağı bulamadık ama seçmen ayağını 100 bin imza içesinde araştırmak, tartışmak lazım" minvalinde bir şeyler sıçtı hazretleri.

meral akşener'in cumhurbaşkanlığı adaylığı için imza ve oy vereceklerin alenen tehdit edilmesi durumu. imza verirseniz fetöcü olarak fişlenebilirsiniz demek istiyor.
https://www.youtube.com/watch?v=ub8taw_xa8s&t=00s

ülke insanının vahim ve içler acısı halini gözler önüne sermiş ankettir.

+hangi parti?

-akp

+neden?

-bak işte oturuyoruz burada ne güzel oturuyoruz, her taraf ferah nefes alıyoruz, hamdolsun bundan iyisi mi var?

(oyum akp'ye çünkü çok güzel nefes alıyorum)

4:10'daki dayı da ibretlik ama ... "eskiden su yoktu, şimdi su var git orada elini yüzünü yıka gel ondan sonra burada otur (aktivitelerini sayıyor) bunları kim yaptıysa ona oy vereceğim."

not: ülkeden ümidim yokdu ama harbiden şuanda sıfırlandı yani, bundan daha fazla dibe vurduğunu hatırlamıyorum umudumun. sdfdsfs
karman çorman bir mevzuda işleri daha da karıştırabilecek bir adım.

ezbere konuşmak faydasız. buraya yazanların çoğu eminim ki guterres belgesi nedir, neleri kapsıyor açıp bakmadı bile.

bu belge aslında bir çerçeve doküman. kıbrıs sorunu ile ilgili tarafların meseleya nasıl yaklaşmaları gerektiğini belirleyen ilkesel bir belge. yani taraflar bunu kabul ederse bu belgede yer alan prensiplere göre görüşmeler ilerleyecek.

belgenin orijinal metni şu ana dek açıklanmadı. ama rum basınına sızan önemli satır başları mevcut. şu gazete haberinde ilkelerin basit ifadelerini okuyabilirsiniz. ben buraya kabaca yazacağım zira diplomatik ingilizceden çeviri kabiliyetim çok fazla değil. hata olursa affola:

- güvenlik: garantörlük anlaşmalarının feshedilmesi gerektiği ve garantörlerin görevlerinin birleşmiş milletler benzeri bir yapıya devredilmesi gerektiğini anlatıyor

- (adadaki) askerler: adada bulunan asker sayılarında azaltılmaya gidiliyor. yunan askeri toplam 950, türk askeri ise 650 kişiyle sınırlandırılıyor. yani adadaki asker sayısı 11 şubat 1959 tarihli ittifak anlaşmasındaki sınırlara çekiliyor ve bu anlaşmada bahsedilen türk-yunan-kıbrıs cumhuriyeti taraflarından oluşan 3'lü bir karargah yeniden kuruluyor (amaç kıbrıs cumhuriyetini savunan ortak bir askeri yapı oluşturmak).
not: guterres belgesi bu konuda çok daha detaylı görüşmelerin yapılması gerektiğini öngörüyormuş.

- bölgeler/toprak: toprak konusunda rum tarafının hassasiyetleri doğrultusunda türk tarafından ayarlamalar isteniyor. güzelyurt meselesine bu maddede isim geçirilmeden atıf yapılıyor.

- mülkiyet: türk ve rum tarafının mülkiyet konusunda karşılıklı olarak tercihli bir seçenekle iade şekli belirlenmesi amaçlanmış. yani ev, tarla, bağ, bahçe vs mülkiyetlerin iadesi mevzusu bu başlık altında ilerliyor.

- eşit muamele: bu maddede sanırım türkler ve rumların haklar konusunda eşit olarak değerlendirileceğinden filan bahsediyorlar.

- güç paylaşımı: adada kurulacak siyasi liderliğin nasıl olacağı mesela başkanın dönemsel olarak mı sırayla seçileceği gibi hususlar bu maddede tartışılıyor.

ama dediğim gibi bu belge henüz resmen açıklanmadı ve ne olduğu konusunda sadece dedikodular var. bu durumun türk tarafında sıkıntı yarattığı aşikar çünkü ne şartlarda görüşmeye gidileceği veya türk tarafının siyasi liderliğinin neleri değerlendirdiği şu anda meçhul. zaten bu sıkıntı ifade ediliyor halihazırda.

şimdi şöyle yapacağım, bazen olayı açıklayacağım bazen de buraya yazılan bazı entryler üzerinden anlatacağım isteyen okur isteyen eksi basar geçer.

kıbrıs'taki garantörlük hakkımız zürih'te imzalanan 11 şubat 1959 tarihli garanti anlaşmasından geliyor. bu anlaşma ile bizim gibi yunanistan ve ingiltere de garantör devlet oldu. garantör devletin fiili olayı en açık tabiri ile himayesindeki etnik topluluğu korumak ve bu topluluk üzerinden kendi çıkarlarını savunmak. bunu açık yazmanın bir sakıncası yok çünkü zamanında kıbrıs'ı binlerce kilometre öteden gelip saçma sapan bir anlaşma ile 1878'de "kiralayan!" ve 1914'de osmanlı devleti'nin almanya yanında savaşa girmesini bahane edip adayı ilhak ettiğini açıklayan ingiltere bile garantör oluyorsa buraları çok daha uzun yıllar elinde tutan ve beğenseniz de beğenmeseniz de osmanlı'nın en büyük mirasçısı konumundaki türkiye cumhuriyeti'nin haydi haydi garantör olmaya ve bölgesel çıkarlarını savunmaya dibine kadar hakkı vardır.

ingiltere kıbrıs'ı istedi çünkü süveyş kanalını korumak ve doğu akdenizde kendi çıkarlarını gözetmek için ileri bir askeri karargaha ihtiyacı vardı. işte ingiliz emperyalizminin kıbrıs üzerindeki hırsının tek amacı bu. yoksa orda yaşayanlarının kara kaşına kara gözüne gelmedi.

1950 ve 60'lı yıllarda kıbrıs konusu türkiye'de giderek artan bir heyecanla takip edildi. bu arada kıbrıs, ingiltere'nin 2. dünya savaşı sonrası zayıflayan ekonomik ve siyasi gücü nedeniyle burada çıkan karışıklıklarla uğraşmak istememesi sonucu saçma sapan bir yönetim kurularak kaderine terk edildi. ama aslında emperyalizmin mucitleri istediklerini almıştı ve ingiltere hem adada askeri üs elde ederek askeri varlığını korudu hem de işin içine taraf ülke olarak girmeyi başardı.

emperyalizm işte böyle birşey. kaz gelecek yerden tavuk esirgenmiyor, gerekirse toprak veriliyor ama geriye öyle bir enkaz yapı bırakılıyor ki enkazın altından çıkmak isteyenler yine emperyalizmin elini tutmak zorunda kalıyor!

ve işte bu yüzden #76575193 numaralı entry'yi yazan sevgili yazar arkadaşım sen kıbrısı kafana göre atamaz veya satamazsın çünkü o emperyalizm sana neyi ne kadar atıp neyi ne kadar satacağını güzelce dikte ettirir ve ettiriyorda. nedenini yazdım, zamanında binlerce km öteden gelip senin toprağına konmuştur ve senin atan sesini çıkarmayıp giden ağam gelen paşam diye hareket etmiştir. dolayısıyla ingiliz emperyalizminin sana izin verdiği ölçüde toprağında hak sahibi olursun tek başına kalırsan...

kıbrıs konusunda daha önce imzalanmış anlaşmalar halen geçerli durumda. dolayısıyla bu anlaşmaların tahhütleri hem bizi hem de karşı tarafı bağlıyor. bu nedenle kıbrısta garantörlükten vazgeçip mersin'e bağlanma olayı (bkz: #76574628) ya da 82. il olması veya kaderine terk edilmesi (bkz: #76575540) olamaz... eğer böyle yaparsanız kıbrıs üzerindeki haklarınızdan vazgeçtiğiniz için bir anda resmen işgalci pozisyonuna düşersiniz ve uluslararası camiada en azından imzalanan anlaşmalar nedeniyle size resmen işgalci diyemeyenler bu defa rahaaaat rahat o lafı size ederler. e rusya gibi elinizde binlerce kıtalararası nükleer füze, milyonlarca asker, onbinlerce tank ve uçak da olmadığına ve bu güce dayanarak kafanıza göre kırım benzeri bir ilhak durumu oluşturamayacağınıza göre sesinizi keser ve kıbrıs'ın parçalanmasını izlemek zorunda kalırsınız.

bir yerde yaşayan halkın sizi sevip sevmemesi bir ölçümetre ile ölçülebilecek bir durum değil. ayrıca kıbrıs benzeri stratejik çıkarların belirlendiği oyun alanlarında sevgi ile değil mantık ile konuşmak daha yararlı. dolayısıyla #76575694, #76575193 ve #76576460 numaralı entrylerde belirtilen duygusal nedenlere girmeye gerek yok.

kıbrıs'taki türk ordusu bir işgal ordusu değildir #76576460 ve #76577095 numaralı entryleri yazan yazar arkadaş. o askerlerin oraya neden çıktığı bellidir ve uluslararası anlaşmalara göre çıkmaya da hakkı vardır. ayrıca kıbrıs türkiye için bir sömürge sayılmaz çünkü sömürgeler egemen güce maddi manevi katkı yapar ama bunun yanısıra egemen güç sömürgenin dil, din, yaşayış, sosyal yapı vs aklınıza ne gelirse köküne kadar mahvedip değiştirir. bunun yanında kendi kaderini tayin hakkı içerikli gizli-emperyalist wilson ilkesi ile misak-ı milli nasıl bir tutulur, bu birbirinden tamamen ayrı iki belge nasıl tek potaya sokulup laf salatası ile milletin kafası karıştırılır entrylerinde güzelce görüyoruz bunu ama yemezler... misak-ı milli'yi ağzına almadan önce bir besmele çek ve ondan sonra örnek ver derim sana. misak-ı milli aşağılanan ve yokedilmesi amaçlanan bir milletin yeniden ayağa kalktığını ilan ettiği ve emperyalizm canavarına karşı kutsal isyanını resmileştiren bir belgedir. gizli-emperyalist wilson ilkeleri içindeki kendi kaderini tayin zırvası ise ülkeleri bölüp uluslararası arenaya yeni bir emperyalist figür olarak çıkmaya çalışan toy bir amerikan başkanının yazdığı ve bizzat emperyalizmin babaları olan ingiltere ve fransa tarafından bile tepkiyle karşılan ve kesinlikle uygulanmasına karşı çıktıkları bir saçmalıktır. o nedenle bence sen birkaç cilt kitap okumadan pek bu meselelere kafa yorma...

kıbrıs'ın coğrafi konumu şu şekilde. gözü kör ve kafası neredeyse hiç çalışmayan birine bile bu haritayı gösterip durumu tarif etseniz kıbrısın konumu itibariyle ne kadar stratejik bir noktada olduğunu size söyleyecektir. o nedenle kıbrıstaki türk askeri varlığını yoketme, garantörlükten çekilme vs vs kesinlikle düşünülemez. kıbrısta ayağı olan bir devlet doğu akdeniz'de söz sahibi demektir. buradaki üslerini hem süveyş bölgesini hem de doğu akdenize kıyısı olan tüm devletleri kontrol edebilir. yani bölgesel güç olmak istiyorsanız kıbrısta askeriniz olacak sevgili arkadaşlar yoksa sizi buradan silerler ve akdenizi ancak antalya'dan serinlemek için denize girdiğinizde görebilirsiniz.

kıbrıs konusunda geçmişte ve yakın gelecekte çok siyasi, sosyal ve ekonomik hatalar yapıldı. mesela rauf denktaş bir çözümsüzlük adamı değildi, kıbrıs'ın geçmişini ve dinamiklerini çok iyi bilen bir kıbrıslıydı ve kendisini tufaya getiremeyeceklerini anladıklarında emperyalizm ve onun maşaları denktaş'ı çözümün önündeki en büyük engel olarak göstermeye başladı. buna kara propaganda derler ve standart bir istihbarat çalışmasıdır bu arada. kofi annan planına bizim taraf evet derken rum tarafı hayır dedi. bunun nedeni de belli, bizimkiler kısa vadeli düşündü ve kapağı bir an önce avrupa birliğine atmak istiyordu, siyasi liderler de kıbrıs sorununu bak nasıl çözdük demeyi amaçlamıştı ama evdeki hesap çarşıya uymadı çünkü ortada iki milleti bölen çok derin etnik çekişmeler mevcuttu ve bu bağlamda tarihsel ve sosyolojik miraslar yokedilmeden iki tarafın bir araya gelemeyeceği net bir şekilde görüldü.

bir bölgede yaşayan iki veya daha fazla etnik gruptan biri biri diğer(ler)ine ortadan kaldırma, üzerinde egemenlik kurma amaçlı saldırmışsa iki çözüm vardır:
a. saldıran taraf diğer taraf(lar)ı tamamen yok eder ve topraklarını alır (conquer olayı)
b. saldıran taraf diğer(ler)ini tam olarak yok edemez ve/veya savaş sonunda bu grupların hamilerinden yenilen taraf desteklediği grubu yanına alarak çekilir ve topraklar yeni sahiplerine verilir.

etnik grupların karıştığı savaşlara bakarsanız (mesela 2. dünya savaşında çekoslovakya'daki almanlar, polonya'da yaşayan almanlar, rusya içlerinde yaşayan almanlar) bu iki durum dışında bir gerçek çözüm olmadı, olamaz da. kıbrıs'ta 2. duruma benzer bir durum oluştu. rumlar (yunanistan himayesinde) saldırdı, sopayı yediler ve geri çekildiler. toprakları da biz aldık ve bitti. nokta...kıbrıs sorunu bilinçli olarak sündürülen ve tek kazananı ingiltere olan bir sorundur. türk tarafı ve rum tarafı bu noktadan sonra ayrı kalmak zorunda ve bu kapsamda türk tarafının adam akıllı bir plan dahilinde yolunu çizmesi lazım. turizm, tarım veya farklı bir sanayi artık ne uygunsa orası için o yönde ilerlemeliler. mesela rum tarafın feci kalkınmış filan değil. adamlar avrupa birliği içinde en avantajlı vergi kanunlarına sahip ülke ve çoğu şirket merkezini buraya taşımış durumda. yani adamlar kendi taraflarını bir kara para ve vergi cenneti haline getirdiler, haberiniz olsun...

gerçekçi düşünmek ve adamakıllı bir plan dahilinde koordine hareket etmenin şart oldğu bir konu bu mesele. onun dışındaki her durum karşı tarafın ekmeğine yağ sürüyor.

ekleme: kıbrıs ile ilgili kısa tarihçe, taraf olduğumuz uluslararası anlaşmalar şuradan incelenebilir.
bütün evcil hayvanların sokağa atılacağı gerçeği ile karşı karşıya kalırız dediğim önerme. evcil hayvanların %90 lık bir kısmının bir işlevselliği kalmayacak. instagram kapatıldıktan sonra 2-3 ay içinde evcil hayvanlar sahipleri için birer yük haline gelecektir.
spor kültürüne yabancı bir takım arkadaşlarca anlaşılmadığı için eleştirilmiş açıklamadır. türk basketbolunun en başarılı takımlarından tofaş da 2000 yılında şampiyon olduğu sezon ligten çekilmiştir ve genç takımlarına ağırlık vermiştir. bu, iddiacıların anlamayacağı bir kültürdür.
-10-20 kişilik 3-4ü azılı hükümet yanlısı olduğu belli olan orta yaşlı bir grup saadet partili 5-10 kişilik ekseriyeti yaşlı gruba 15 dakika boyunca sözlü taciz ve hakarette bulundu, saadet partililer durumu sakinleştirmek için iyi huylu bir şekilde diyalog kurmaya çalıştı.

-diyalog çabası kısa sürdü, saldırgan grup üzerlerine yürüdü, aradıkları kargaşıyı yaratamayınca ailevi tüm değerleri yerle bir eden ağıza alınmayacak küfürler ettiler, saadet partili grup sakinliğini korudu.

-10-15 dakika süren bu tacizden sonra fiziksel saldırı başladı, önce masaları yıktılar, engel olmak isteyen saadet partilileri ufak çaplı darp ettiler, en son çadırı yıktılar. saldırdıkları saadet partililer 50-60 yaşından yaşlıydılar.

-neredeyse 20 dakika süren bu tacizin ve saldırının sonunda ankaranın göbeği kızılayda 1 trafik polisi geldi

fotoğraflar için; https://twitter.com/…slan/status/992067532189298688

birileri hesap vermemek için gerekirse iç savaş çıkartmayı göze alacak kadar çıldırmış demek ki.
"oy kullanmak bir şeyleri değiştirseydi çoktan yasaklanmıştı" sözüne inanıyor olabilir.