Sık geçen başlıklar

whatsapp'tan önce sevgililerin iletişimi 12

ekşi'de gör
1 kere çaldırmak aklımdasın, 2 kere çaldırmak uyudun mu.

ey gidi günler bilmez şimdiki tüketim hastası gençler kontörün kıymetli olduğu günleri.
(bkz: m.s. 1992)
evdeki sabit telefon.*
ankesörlü telefon.*
eve gelen, aradığına ulaşamayan sessiz telefonlar.
ve açamadığınız, ama size geldiğini tahmin ettiğiniz için gevşeyen gönül yaylarınız**
gün içerisinde atılan 3 smsten sonra saat 00.00 a kadar sms ücretsiz kampanyaları vardı. muhabbet tam saat 00.00 a doğru güzelleştiğinden yeni günün ilk dakikalarında hemen 3 ücretli sms i atardım. 10 dakika sonra muhabbet biter iyi geceler mesajına konuyu bağlardık. bir sonraki gece yarısına kadar mesajlaşmazdık sonra da :)

he bide çağrı atma vardı.. hele ilk çağrı ondan geldiyse senden mutlusu yoktu be sözlük :)

90 çocuklarına selam olsun…
o jenerasyonun da ayrı deli işleri vardı. mesela arkadaşıma her gece 00:00’dan hemen önce 99 tane çağrı atan sevgilisi vardı. evet her gece. ne bir eksik, ne bir fazla. hatırlayınca bile içim sıkıldı şimdi. neyse ki emekleri karşılık buldu * evlendiler, 7 yaşında çocukları var.
lise ikide platonik bir aşkım vardı,
ilk gördüğümde aşık olmuştum.
o da lise bire gidiyordu.

zar zor birilerinden numarasını almıştım.
okul çıkışı onun bindiği otobüsü gözlerdim daha sonra da hemen yanına oturur muhabbet açardım niyetimi de gayet iyi biliyordu ama başka bir lisede sevgilisi varmış,
yine de sanırım benim ona ilgi duymam,
hoşuna gidiyordu ve rahatsız olmuyordu.

benim içinse,bırakın karşılık vermesini, onunla konuşmam bile içimde fırtınalar kopmasını sağlıyordu.

tabi o zamanlar daha bu mesajlaşma paketleri çıkmamıştı.
bir mesaja 2-3 kontör gidiyordu zaten 2 ayda anca bir 100 kontör yükleyebiliyoruz.
o yüzden çağrı atma vardı o zamanlar.
seni düşünüyorum hesabı.

bu bizimki arada bana çağrı atardı.
ben zaten 7/24 onu düşündüğümden çağrı attığında,
oha! ulan, o da bak tam beni düşünüyormuş diye saftirik bir biçimde sevinirdim.

annesi sağlık ocağında çalışıyordu
bazen annesinin yanına giderdi,
okul dışında onu görebileyim diye bir ay içinde 4 kere kan grubumu ölçtürmeye gittiğimi hatırlıyorum*

gel zaman, git zaman ilgime hiç karşılık vermedi sadece bir kaç kez okul çıkışı beraber yürüdük o kadar.

hatta en yakın arkadası da benden hoşlanıyormuş,
benimle en yakın arkadaşının arasını yapmaya çalışmıştı ama bende o kızı sevmiyordum.
klasik,
beni beğeneni ben beğenmem,
benim beğendiğim de beni beğenmez,
durumu.
şimdiki gibi sosyal medya da yok,
yonja vardı, oradan profilini bulup,
profil fotografını bilgisayarıma indirip,
saatlerce elimde olan tek fotoğrafına bakar,
5+1 ses sisteminden bangır bangır evde zeynep dizdar-vazgeç gönül şarkısını açar, ekran başında hayallere dalardım*

tabi ergenlik,
bu platonik aşk ,
başkasını bulduktan, hem de karşılık veren bir güzele denk geldikten sonra unutuldu gitti.

yıllar sonra üniversite bittikten sonra çalışmaya başladığım döneme kadar kendisini görmedim.

bir gün twitterdan birisi beni ekledi o zamanlar instagram yok facebook ve twitter var.

bir baktım kucağında bir bebekle, o,

halimi hatrımı sordu, liseden sonra üniversiteye gitmemiş, evlenmiş çocuğu olmuş sonrada boşanmış.

detay sormadım ama üzgün gibiydi hatta beni bulması bile belki o sıra kendini kötü hissetmesinden kaynaklı geçmişe dair dönüşlerdi.

öyle bir kaç sohbet ettikten sonra da görüşmedik zaten o benim için çocuklukta kalmış biraz hoş, biraz komik bir heycandan başka birşey değildi.

daha sonra instagramda filan da ekliydi,
sonra tekrar çocuğunun babasıyla birleştiler galiba,
zaten bende 5 senedir sosyal medya kullanmıyorum, bir daha da görmedim.

velhasıl, whatsapp'tan önce çağrılaşma vardı arkadaşlar.

daha öncesinde de herkes yakın arkadaşların ev telefonlarını ezbere bilirdi.
sanırım 2002 veya 2003 yılıydı. kız arkadaşım başka bir şehirdeydi. cep telefonumuz olmasına rağmen birbirimize mektup yazardık.

mektup geldiğinde direk banyoya gider klozetin üstünde oturur bir sigara yakar öyle okurdum.

biz bir de birkaç mektubu tek seferde yollardık. mesela 2 hafta boyunca aklım estikçe yazardım. günlük gibi. sonra 5-6 sayfa mektubu tek seferde yollardım.

birbirimize kavuştuğumuzda ses kaydeden walkman ile konuşurken sesini kaydederdim. ayrı kaldığımda açar dinlerdim. hatta bu kayıtları yaparken unutmazsak filmli makine ile resim çekilirdik. böylece o anın hem görüntüsü hem de sesi olurdu.

hey gidi günler.

sonra ne mi oldu?

telefon sayesinde daha sık görüşür olduk ve kavgalar başladı. gönül koymalar. aradığında açmamaya varan tripler ortaya çıktı. ayrıldık.

mektuplar ve kasetler bir sinirle kolonya boca edilip yakıldı. onlar yanarken göz yaşları döküldü. uzun süre acısı geçmedi. aptallık ettim. aptallık ettik.
hep sms örnek verilmiş. allah'm yaşlandım mı ben o kadar ya.. smssiz zamanları da bilmek ne kötü..
önce sms. daha önce msn. ondan önce icq. öncesı ev telefonundan kız kuzene aratıp telefona istemek. daha oncesı kağıt yollamak. gerısını kabıle reıslerıne sormak lazım.