Sık geçen başlıklar

osmanlı imparatorluğu'nun çöküş nedeni 13

ekşi'de gör
savaş-ganimet kavramının sanayi devrimi ile ortadan kalkması. üretime dayalı ekonomiye geçilmesi ve savaş olmadan sömürgecilik yolu ile bir ülkenin malına çökülebileceğinin fark edilmesi
-devleti yönetenlerin halktan kopuk olması
-saray ahalisinin uçuk harcamaları
-üst sınıfın kendi arasındaki siyasi çekişmeleri
-donanma kurulması için alınan borç parayla saray yapılması
-sanayileşememek
-memurların görevlerini kötüye kullanması
-rüşvetin osmanlı'nın son 100 150 yılında çok yaygın olması
-çok fazla etnik grubun bir arada yaşaması
-fransız ihtilalı
-rus çarlığı'nın osmanlı'yı her seferinde ezmesi (adamlar çatalca'ya kadar gelmişler şaka gibi)
-cehalet
bilimsel ve teknolojik gelişmelerden uzak kalması, askeri olarak bir düzen kuramaması, donanmaya yeterince önem verilmemesi, devlet yöneticilerinin liyakatten ziyade birilerinin adamı olması, diplomaside berbat olmaları birkaç neden olarak sıralanabilir.
dansöz oynatması.

öyle saçma sapan nedenler yazıyorsunuz ki bu bile daha makul geliyor bana. saray yaptırdığı için diyen var. hep bu kadınlar yıktı diyen var. ya sabır. açın iki osmanlı son dönemi üzerine tarih kitabı okuyun da hayra geçsin bari.

boş gitmeyeyim editi: niyazi berkes - türkiye'de çağdaşlaşma, zürcher - modernleşen türkiye'nin tarihi. şu ikisini zevkine okursunuz.
bir konuya temas etmekte fayda var: profesyonel tarihçilikle uğraşan insanların büyük bir kısmı, 19. yüzyıla kadar osmanlı devleti'nin çöküşe sürüklendiğini kolay kolay düşünmez veya düşünmek istemez. bu saydığınız rönesans-reform hareketleri, coğrafi keşifler, bilimsel faaliyetler, burjuvazi ile birlikte serbest ticaretin ve ekonomik zenginliğin oluşmaya başlaması vs gibi konuları tarihçiler osmanlı'nın çöküş süreci olarak okumaz ve değerlendirmez.

sebebi basit: her ülke ve toplumun kendi iç dinamikleri farklıdır. hele osmanlı ile batı avrupalı ülkelerin durumu arasında uçurum denecek düzeyde siyasal alandan askeriyeye, kültürel değerlerden toplumsal sorunlara kadar çok ciddi farklar vardır ve tarihçiler bu farkları birbirleri ile bağdaştırmaz. bütün bu olguların, içinde doğup büyüdüğü siyasal ve coğrafi sınırlar içinde değerlendirilmesi gerektiği görüşü baskın gelir.

bunu biraz daha açmak için size şöyle örnek vereyim, kafanıza bilmiyorum ne kadar oturur: reform hareketleriyle ilgili ben bir akademisyenle konuştuğum zaman kendisinden şunu duymuştum, ''osmanlı'nın reforma ihtiyacı yoktu çünkü islam toplumları zaten reformdan geçmiş, reformu kendi içinde avrupa'dan çok daha evvel gerçekleştirmişti.'' şeklinde bir yorum yapmış ve demişti ki ''islam toplumları 9-12. asırlar arası onlarca farklı mezhebe bölünerek ve islama farklı yorumlar, öğretiler getirerek bu reform sürecini avrupa'dan yüzyıllar evvel gerçekleştirmişti.''

bu bir bakıma doğru önermedir, mezhep çatışması olarak bakacak olursak evet avrupa'da 16. yüzyılda yaşanan şiddetli mezhep kavgalarını, doğu toplumu en az 500 sene evvel yaşamıştı. fakat mesele sadece mezhep mi? okur-yazarlık, dinin ruhban sınıfın tekelinden kurtarılması, halkın kulaktan dolma bilgilerle değil de bizzat kendi tecrübe ederek dinini öğrenmesi gibi meseleler hususunda ciddi soru işaretleri bulunmaktadır. bu bakımdan ben bu önermeye hak vermekle birlikte %100 katılmam. (toplumsal açıdan da yine çok farklı dinamikler söz konusu devreye giriyor burda da ve derinlemesine irdelenmesi gerekiyor.)

işte, diğer askeri ve siyasal gelişimleri de tarihçiler bu örnekteki gibi değerlendirir ve okur. özellikle bizdeki osmanlı tarihçilerinin büyük bir kısmı, osmanlı'nın esas ve nihai çöküşünün 19. yüzyılda yaşanmaya başladığını, bunda da ulus-devlet modellerinin tarih sahnesine resmiyet kazanarak çıkmasının başlamasıyla birlikte ayrıca sanayileşmenin ve getirmiş olduğu yeni ekonomik düzlemin de osmanlı'yı tükettiğini, osmanlı'nın da 19. yüzyılda kırılma yaşadığını vurgularlar. ancak 19. yüzyıl öncesi yaşanan diğer gelişmelerin osmanlı'nın çöküşüyle doğrudan bir ilgisi yoktur, bu bakış açısına göre.

avrupa krallıklarının dinamikleri ile osmanlı'nın sahip olduğu dinamiklerin çok farklı olduğu hususuna ben de katılmak zorundayım, bu doğru ve kabul edilmesi gereken bir tespit. ancak neden çöktü? sorusu ise çok uzun ve kapsamlı bir mevzu, bunlar yukarıda izah ettiğim gibi sebeplerle açıklanamayacak kadar derin ve uzun bir mesele. ilerde bunla alakalı bir çalışmam olursa belki burada da paylaşırım. siz şimdilik biraz daha okumaya ve öğrenmeye devam edin ama ezberlenmiş şeylerin de ötesine geçmeye çalışın. kolay gelsin.

ekleme: esg, son kitabı "bunu herkes bilir"de de celal şengör'e atıfta bulunarak coğrafi keşifler konusunda osmanlı dinamikleri ile avrupa dinamiklerinin çok farklı olduğunu vurgular ve bu yüzden osmanlı'nın coğrafi keşiflere iştirak etmemesini dönemin şartlarında normal karşılar. benim konuyla alakalı görüşüm de farklıdır, hatta esg başlığına bunu yazmıştım bizzat ama genel anlamıyla tarihçilerimizin meseleye nasıl baktığını daha iyi ortaya koymak adına bu örneği de vermek istedim. celal şengör tarihe, "alanında uzman" birçok isimden daha vakıftır, bunu çok net söylüyorum. fakat profesyonel tarihçi bakış açısından da uzaktır ve tarihe amatör hislerle yaklaşır bazı konularda, bu sebeple yer yer anakronizm de yapabilir. bu yüzden celal şengör'ün her tarihsel çıkışına tarihçi akademisyenlerimiz hep bir ağızdan şiddetle itiraz eder.
coğrafi keşifler ya da milliyetçilik akımları değildir.

en çok coğrafi keşif yapan ülkeler: ispanya, portekiz, ingiltere, fransa, hollanda...
pek de coğrafi keşif yapmayan bazı ülkeler: almanya, rusya, japonya, italya...

almanya da, japonya da tek başına çok coğrafi keşif yapan 5 ülkeyi harcar sanırım. rusya'yı geçtim. çolak da olsa hala süper güç. gerçi çin daha süper. onların da bir coğrafi keşfi yok.

milliyetçilik akımlarının ortaya çıktığı, en güçlü olduğu dönemde ingiltere imparatorluğu onlarca belki yüzlerce farklı milleti yönetiyor. rusya ve avusturya imparatorlukları da ondan aşağı kalmıyorlar. hatta her ikisi de eninde sonunda yıkılıyor ama yerlerine kurulan ülkeler bizden iyi durumda.

bu ülkelerin, kolonisizlikten ya da milliyetçilikten bizim kadar kötü etkilenmemesinin tek nedeni var: bilim!

osmanlı imparatorluğu cehaletten çökmüştür.
kıymetli insan ismail cem’in türkiye’de geri kalmışlığın tarihi kitabında cevabının bulunabileceği nedenlerdir.
selçuklu imparatorluğu

kuruluş ve yükseliş : alparslan - çağatay - kılıçarslan
çöküş ve yok oluş : keykubat - keykavus - keyhüsrev

osmanlı imparatorluğu

kuruluş ve yükseliş : ertuğrul - orhan - ataman
çöküş ve yok oluş : abdulmecit - abdulhamid - vahidettin

anladın? anlamadın. aferin.
gordon childe "kendini yaratan insan" (man make himself) adlı kitabında uygarlık tarihi ve gelişimi açısından iki önemli tespitte bulunuyor. ilk olarak, "doğu uygarlıkları savaşla kurulur, savaşla yaşamını sürdürür ve savaşla yok olurdu." diyor. osmanlı yayılmacı-cihatçı politika izleyen bir devletti. ülkede sanayi olmadığı, denizcilikte yeterince ilerlenemediği için gelirini tarımdan ve çoğunlukla fethettiği yerlerden gelen vergilerden sağlayan bir ülkeydi. bu yüzden ilk kurulduğu günden, yıkıldığı güne kadar devamlı savaştı. belki çağın gerekli böyleydi, belki coğrafya kaderdi; tartışılır. ama yıkılmasındaki en büyük sebeplerden birinin gelişmeye değil de genişlemeye yaptıkları yatırım ve harcadıkları çaba olduğu kesin. yine aynı kitapta childe, bilimsel ve teknik anlamdaki gelişmelerin önündeki en büyük engelin değiştirilmekte diretilen geleneklerin ve dinin olduğunu ifade etmektedir. bu durumu da, "büyü yapmak (dini eylemlerde bulunmak, dua edip bir şeyler olmasını beklemek), bilimden (bir şeyler üretmekten) daha kolaydı; tıpkı işkence etmenin, kanıt toplayıp yargılamaktan daha kolay olduğu gibi." sözleriyle özetlemiştir. osmanlı'nın ikinci büyük hatası da, başlarda bilimi ve sanatı teşvik edici bir durumdayken; sonlara doğru kafayı iyice dinle bozmuş, molla ve şeyhlerin kölesi olmuş, bilimi ilerlemek değil yaratıcıya şirk koşmak olarak görülen bir zihniyete evrilmiştir. koskoca 600 yıllık imparatorluğun bilim dünyasına tek katkısı, döneri ateşte eşit pişirebilmek için icat ettiği buhar sistemiyle çalışan bir mekanizma. ki yıllar sonra biliyorsunuz ingilizler bu sistemi alıp geliştirerek kullanıyorlar ve buharlı makinaların kullanılmaya başlandığı meşhur sanayi devrimi gerçekleşiyor. söyleyeceklerim bu kadar.
osmanlı'yı kurtarmaya çalışan hatta devletin çöküşünü yavaşlatanlar ne şeyhülislamlar, ne hacı hocalar ne de padişahlardı. (üçüncü selim'le ikinci mahmut istisna, onlar yenilikçi, aydın padişahlardı. canını yiyim onların)

çöken osmanlı'ya elinden geldiğince can katanlar kilisenin saçmalıklarını terk edip bilim ve teknolojiye yönelmiş olan avrupa'yı öğrenmeye giden bürokratlar, askerler, şairler, yazarlar, devlet adamlarıydı.

matbaayı şeyhülislam getirmedi. yirmisekiz mehmet çelebi ve heyeti avrupa'da birçok yenilik görmüştü. matbaa da bunlardan biriydi. sonra heyetteki oğlu istanbul'a dönünce ibrahim müteferrika'yla tanıştı. aslen macar olan müteferrika macaristan'da basım eğitimi almıştı da onların emekleriyle matbaa kuruldu, sağ olsunlar. şeyhülislamlar ise şeytan icadı diye kötülemekle övünüyordu tabi.

avrupa orduları karşısında kırıma uğrayan ordularımızı da medrese hocaları kurtaramadı. orduyu çağa uydurmak için baron de tott'u yine kafir avrupa'dan getirmişlerdi. hatta gençken napolyon bonapart bile gelmek istemişti de izin vermemişler adama.

diyarbakır'da baş gösteren kolera salgınını da hacılar, hocalar yenemedi.

senin kafir, ateist diye kendince suç atfettiğin cenap şahabettin gibi modern tıp eğitimi almış aydınlar yendi salgını.

çok üzgünüm ama senin abdestli, namazlı; alnı beş vakit secde gören atalarının on binlercesi savaşlarda tekkelere kaçıp biz dervişiz diye saklanırken bu insanlar ömür tükettiler vatan, millet için.

senin ateist diyerek hakaret ettiğini sandığın tevfik fikret gibi aydınlar galatasaray lisesi'nde modern, aydın, birey olabilmiş gençler yetiştirdiler de onlar kurdu yeni cumhuriyeti binbir emekle, fedakârlıkla.

sizin atatürk düşmanığınız da bu yüzden. nerede aydınlanmacı bir hareket görseniz ezmeye çalışıyorsunuz. ezemezseniz şeytanlaştırıp halkı ondan soğutmaya çalışıyorsunuz. yok "ateistlerin babası şeytandır", yok "kur'an girmeyen kalp kördür, karanlıktır" vs. ne de olsa bu aydınlar yüzünden ekmeğiniz kesiliyor tabi. aklıyla, bilimle yaşayan insanları aldatmaz, bir kuru lokmasına el koyamazsınız çünkü.

şimdi utanmadan hakaret ettiğini zannediyorsun ya, oysa bilmiyorsun ki zaten üç kuruşluk kadar kalmış olan haysiyetini tüketiyorsun.