başrolünde
cillian murphy'in yer aldığı, amerikalı bilim insanı
j. robert oppenheimer'ın hayat hikayesi ve atom bombasının geliştirilmesindeki rolünün işlendiği harika
christopher nolan filmi.
filme niye harika dedim ona geçmeden önce hikaye hakkında konuşmak istiyorum.
kai bird ve
martin j. sherwin'in 2005 yılında yayınladığı
american prometheus adlı biyografi kitabına dayanan film;
j. robert oppenheimer'ın (
cillian murphy) 1945'te sadece
ikinci dünya savaşı'nı bitirmekle kalmayıp abd ile rusya'yı soğuk savaş'a sokan atom bombasını geliştirmesini anlatıyor.
hikaye çoğu
christopher nolan filminde olduğu gibi doğrusal olmayan bir şekilde ilerliyor. film, 1954 yılındaki bir duruşma ile başlıyor. bu duruşmanın tek bir amacı var o da
oppenheimer'ın adını itibarsızlaştırmak, güvenlik izninin iptal edilmesini ve ulusal güvenlik konularında söz sahibi olmamasını sağlamak.
film, siyah-beyaz ve renkli sahneleri çok güzel bir şekilde bir araya getirmiş.
füzyon olarak bahsedilen siyah-beyaz sahneler
lewis strauss'un (
robert downey jr.) bakış açısıyla daha gerçekçi bir şekilde ortaya konulmuşken
fisyon olarak adlandırılan renkli sahneler,
oppenheimer'ın bakış açısına göredir. yani olayları onun gözünden izleyerek onun hem gerçek dünyayı hem de kuantum dünyasını nasıl görselleştirdiğini görmeye çalışıyoruz.
---
spoiler ---
film en baştan itibaren insanı sarıp sarmalıyor ve içine çekiyor. o atmosferin, duygunun içine sokuyor; bitene kadar da bırakmıyor. büyük bir resmin farklı zaman dilimlerinden ufak parçalarını gösteriyor ve en son resmi tamamlıyorsunuz.
nolan uzun zamandır hikaye odaklı filmler yapıyordu.
oppenheimer ile birlikte
memento ve
the prestige gibi karakter odaklı bir filme dönüş yapması sevindirici. çünkü kendisi iyi bir hikaye anlatıcısı olmasının yanında iyi bir karakter anlatıcısı. bu filmde de nolan; bize bugüne kadarki en katmanlı karakter çalışmalarından birini vermekle kalmadı aynı zamanda sadece onun sunabileceği büyük ölçekte verdi.
oppenheimer, nolan'ın en yoğun filmlerinden biri. uzun uzadıya diyaloglar, olağanüstü derinlikte karakter inşaaları ve
dunkirk gibi bir zaman çizelgesi. ancak bunca yoğunluğa rağmen
tenet'in aksine anlaşılması kolay bir film. sadece odaklanmanız gerekiyor.
gelelim oyunculuklara. kadro şampiyonlar ligi başlıktaki diğer entrylerimde uzun uzun yazmıştım bi daha yazmayayım.
christopher nolan, geçmişte çokça çalıştığı
cillian murphy'ye nihayet neler yapabileceğini geniş bir tuvalde dünyaya göstermesi için bir başrol verdi. sonuç olarak da yıllarca süren sıkı çalışmanın doruk noktası çıktı karşımıza. bu yılın ve kesinlikle kariyerinin en iyi performanslarından birini ortaya koymuş. yalnızca onun yeteneğine sahip bir aktör, böylesine karmaşık bir insanı, başka herhangi bir insanda bulunması neredeyse imkansız olan özelliklerin böylesine canlı bir kombinasyonuyla hayata geçirebilirdi. o ses, o gözler, şapkasını nasıl taktığı, nasıl sigara içtiğini, nasıl seviştiğini, aklının nasıl hiç durmadığını... bu filmi izlerken
oppenheimer yerine bir aktör gördüğüm bir an bile olmadı.
görselfilmin başındaki alıntıda belirtildiği gibi
prometheus tanrılardan ateşi çalıp insanlığa verdi. bundan dolayı bir kayaya zincirlendi ve sonsuza kadar işkence gördü.
oppenheimer, kurulda mücadele etmek yerine gerçeğin eninde sonunda ortaya çıkacağını umarak hareket etti. bombayı inşa etmek filmin sadece bir kısmı.
oppenheimer başka bir hikaye daha anlatıyor, kendisinin rezil edilmesine izin vermeye istekli bir adamın hikayesi. çünkü bunu hak ettiğini düşünüyor. bombanın sonuçları onu dehşete düşürmeye başlıyor, algısını değiştiriyor ve silahların geleceğiyle ilgili endişeleniyor. işte cillian murphy bütün bu duyguları eksiksiz yansıttı.
oscar ödülü kendisinin olmalı.
christopher nolan,
cillian murphy'nin büyüleyici
oppenheimer yorumuyla birlikte filmi tamamlamak için gerçekten de güçlü bir kadro topladığını söylemiştim. bunlardan biri de filmin en göze çarpan performansınlarından
lewis strauss olarak
robert downey jr.. neredeyse tamamen siyah beyaz sahnelerde rol alan
downey jr., murphy'nin
oppenheimer'ına neredeyse karşıt bir anlatı gücü gibi hizmet eden bazı şok edici kıvrımlara sahip bir rolde iğrenç bir şekilde zekice. ikisi ekranı nadiren birlikte paylaşsalar da, zıtlıkları her fırsatta hissediliyor. downey, tıpkı karakteri gibi gölgelerden çıkıyor ve ne zaman gösterilse ekranı alevlendiriyor. oscarlık performans sergilemiş tıpkı
cillian gibi.
rdj sonunda oyunculuk nasıl bir şey hatırlamış. yıllardır süper kahraman filmleri harici filmi yoktu. e malum yeşil perdede çekilen filmlerde oyunculuk limitleri zorlanmıyor. kendisi içerisinde yer aldığım en iyi film demiş katılıyorum.
görselmatt damon yine matt damon bu adamın oyunculuğuna ısınamadım bir türlü.
emily blunt özellikle son 1 saatte güzel bir performans sergilemiş.
gary oldman çok kısa da olsa truman'ı canlandırdığı sahnede döktürmüş.
ve son olarak, emektar aktör
tom conti, beklenenden daha fazla ortaya çıkan ve filmin en önemli ve unutulmaz sahnelerinden birine sahip olan
albert einstein rolünde çok çok iyi.
ludwig göransson'ın film müziği acayip güzel olmuş. filmden çıktığımdan beri dinliyorum.
christopher nolan,
ludwig göransson'a filmin müziklerinin keman temelli olmasını tavsiye etmiş çünkü
oppenheimer'ın gerginliğini iyi yansıtacağını düşünmüş.
bu filmi niye izlemelisiniz; çünkü:
oppenheimer aksiyon filmi olmayan büyük bütçeli bir film. bu günümüzde inanılmaz derecede nadir bir şey. ayrıca son derece sürükleyici bir karakter çalışması ve destansı derecede büyük bir teatral deneyim sunuyor.
senaryo,
sinematografi,
oyunculuk, sinema zanaatını en üst düzeyde görmek istiyorsanız bu filmi izlemelisiniz.
beyninize, ruhunuza ve duygularınıza karanlıkta aynı anda meydan okunmasını istiyorsanız, bunu filmi izlemelisiniz.
en küçük ölçekten en büyüğe kadar insanların birbiri ardına gelen küçük seçimlerinin onların gerçekliğini nasıl şekillendirdiğini anlamak istiyorsanız bu filmi izlemelisiniz.
belki de en önemlisi. potansiyel olarak feci sonuçları olan teknolojik ilerlemelerin nasıl yapıldığıyla ilgili. siyasetin bilim üzerindeki gücüyle ilgili.
sonuç olarak tabii ki bu bir
christopher nolan filmi, teknik detayların hepsi muhteşem dolayısıyla.
hoyte van hoytema'nın muhteşem fotoğrafçılığı, ister new mexico manzarası ister siyah beyaz sekanslar… ekrana koyduğu görüntülere hayran kalmadığım bir an bile yoktu.
ludwig göransson'ın müziğiyle birlikte gerilimi yükselttikten sonra, o düğmeye nihayet basıldığı andan itibaren korku ve merakı birleştirmek sinematik bir mucize.
christopher nolan, kaygının nasıl hissettirebileceğini mükemmel bir şekilde özetlemiş.
klostrofobik, gürültülü ve amansız.bir adamın ruhunun ve mirasının sistematik olarak yavaş yavaş parçalanması daha nasıl güzel anlatılabilirdi bilmiyorum.
film bittikten sonra hareket edemedim. kaldım ve sadece o son sahneyi düşünüyordum, inanılmaz bir sahneydi. film sırasında da çok fazla duygu hissettim. sonra salonda bir alkış tufanı koptu. tabi
cannes'daki gibi bir alkış performansı olmadı ama 10 saniye civarı sürdü.
bomba sahnesi de inanılmazdı. başlangıçta ses çıkmadı, birkaç saniye geçtikten sonra koltuk titreten bir ses ve harika görüntüyle iliklerime kadar hissettim o deneyimi.
ayrıca
japonya'ya 2 bomba atıldığı duyurulduktan sonra
oppenheimer'ın konuşma yaptığı sahne de acayipti. nasıl gürültülü başladı ve sonra sessizleşti. seslerin mutlu ağlamalardan dehşete dönüşü, bir kadının derisinin soyulması ve yanan ceset… o anda
oppenheimer'ın psikolojisinin tasviri harikaydı.
bu film; bilimsel ustalığın, amerikan gücünün ve hatta düşmanların mağlup edilmesinin bir kutlaması değil. (film, nazilerin trinity testinden önce zaten yenildiklerini ve japonların muhtemelen teslim olmaya yakın olduklarını açıkça ortaya koyuyor.) aksine, nükleer silahları gerçeğe dönüştürmeye yardımcı olan herkesin ve her şeyin acımasız bir şekilde kınanması bence. insanlığın en karanlık saatlerine cesur ve trajik bir bakış.
oppenheimer bir güç gösterisi filmi. bir adamın bir insandan hem daha fazlası hem de daha azı bir şeye dönüşmesinin hikayesini anlatmak için bilim kurgu ve süper kahramanların prangalarından kurtulan, oyununun zirvesindeki eşsiz bir yönetmenden; birinci sınıf performanslar ve bir sürü duyguyu yaşatan nefes kesici görüntüler içeren sadece en iyi biyografi filmi değil şimdiye kadarki en iyi tarihi filmlerden biri.
chris nolan kendi
the social network'ünü çekmiş desem az söylemiş olmam kısaca.
---
spoiler ---
bir
christopher nolan hayranı olduğum için 2021'de duyurulduğundan beri büyük bir heyecanla bekliyordum filmi. pişman etmedi, hayal kırıklığı yaşatmadı. heyecanlı girdiğim salondan mutlu ayrıldım.
yaklaşık 45 bin oyla
imdb'de 9.0 puana sahip film. sandıkları terk etmeyelim daha sisteme girilemeyen oylar var
* şaka bir yana inanıyorum yıllardır hak ettiği
oscar'ı bu sene alacak nolan.
10/10
görselgörsel