Sık geçen başlıklar

oppenheimer 10

ekşi'de gör
tarih öğretilmeyen ve eksikliğini hissetmeyen bir millete zorla alt tarafı 2. dünya savaşını bitiren önemsiz bir adamı izlettirirsen tek tartışma konusu imdb puanı olur.
ey nolan sen kimsin ya. sen benim milletime kültür mü fırlatıyorsun kibirli herif. adamsan çay at satranç at.
rusyanın sürekli nükleer kozunu ortaya koymasına binaen gündeme geldiğini düşündüğüm film. kamuoyu toplamasına engel olmak için nükleerin nasıl birşey olduğunu hatırlatıyor, tabi mümkün olduğunca amerikayı bunu kullanmakta haklı gösterme çabasıyla
aramaya inandığım ve kimsenin bahsetmediğini gördüğüm bir bilgi var:

--- spoiler ---
jean tatlock'un kendi kendine boğulmadığı ve istihbaratçılar tarafından rus ajanı olduğu için öldürüldüğüne dair bir iddia mevcut. nolan bunu boğulduğu sahnede eldivenli bir el göstererek yapmış. bir de kendi kendisini boğduğu bir versiyonunu çekmiş. gerçekte ne olduğuna dair kararı da izleyiciye bırakıyor.
--- spoiler ---
filmle ilgili başka şeyler yazabilirim sonra vakit bulursam, ama şimdilik bir basit hatayı yazayım, yazan olmadıysa. filmde tarihsel hata yapılan bir sahne var.

bir sahnede cillian murphy, onu alkışlayan, tezahürat yapan ve amerikan bayraklarını sallayan bir kalabalığın ortasında duruyor.

nükleer fizikçi j. robert oppenheimer'ın hayatıyla ilgili bu dramatik destan 1940'ların başında geçiyor, ancak sahnede kullanılan bayraklarda 50 eyaleti temsil eden beyaz yıldızlar var - oysa sahnenin geçtiği 1945'te abd'de yalnızca 48 eyalet ve bayrakta 48 yıldız vardı.

amerika birleşik devletleri'ne katılan son iki eyalet olan hawaii ve alaska, 1959'da bayrağa eklendi.

(bkz: amerikan bayrağı)
bu filme gitmeden önce şu ritüelleri yapıp şu kitapları okumanız gerek şu uranyum izotopunu götünüze sokmazsanız filmin 15. dakikasını anlayamazsınız kafasındaki arkadaşların anlayamadığı şey şu ki bu film bir gişe filmi ve öncelikli amacı gişede olabildiğince insanın ilgisini çekip para yapabilmek. eğer tamamen bilgilendirme ve kültürel bir kaygısı olsaydı zaten anasının amında bir film festivalinde vizyona girerdi sen de paribunun salonlarında elinde mısırla izlemezdin. o yüzden çok rollenmeyin altı üstü bir film ve spoiler olacak ama filmin içinde bir yerlerde atom bombası atıyolar arkadaşlar
gerek sözlükte gerek sosyal medyada filmi izlemeden evvel filmi daha iyi anlamamız için önerilen şeyleri kabaca toparlayınca filmi anlamak için 10-15 tane kitap ve 50 civarı makale okumamız üzerine de 100+ saatlik video/belgesel izlememiz gerekiyor.
başrolünde cillian murphy'in yer aldığı, amerikalı bilim insanı j. robert oppenheimer'ın hayat hikayesi ve atom bombasının geliştirilmesindeki rolünün işlendiği harika christopher nolan filmi.

filme niye harika dedim ona geçmeden önce hikaye hakkında konuşmak istiyorum. kai bird ve martin j. sherwin'in 2005 yılında yayınladığı american prometheus adlı biyografi kitabına dayanan film; j. robert oppenheimer'ın (cillian murphy) 1945'te sadece ikinci dünya savaşı'nı bitirmekle kalmayıp abd ile rusya'yı soğuk savaş'a sokan atom bombasını geliştirmesini anlatıyor.

hikaye çoğu christopher nolan filminde olduğu gibi doğrusal olmayan bir şekilde ilerliyor. film, 1954 yılındaki bir duruşma ile başlıyor. bu duruşmanın tek bir amacı var o da oppenheimer'ın adını itibarsızlaştırmak, güvenlik izninin iptal edilmesini ve ulusal güvenlik konularında söz sahibi olmamasını sağlamak.

film, siyah-beyaz ve renkli sahneleri çok güzel bir şekilde bir araya getirmiş. füzyon olarak bahsedilen siyah-beyaz sahneler lewis strauss'un (robert downey jr.) bakış açısıyla daha gerçekçi bir şekilde ortaya konulmuşken fisyon olarak adlandırılan renkli sahneler, oppenheimer'ın bakış açısına göredir. yani olayları onun gözünden izleyerek onun hem gerçek dünyayı hem de kuantum dünyasını nasıl görselleştirdiğini görmeye çalışıyoruz.

--- spoiler ---

film en baştan itibaren insanı sarıp sarmalıyor ve içine çekiyor. o atmosferin, duygunun içine sokuyor; bitene kadar da bırakmıyor. büyük bir resmin farklı zaman dilimlerinden ufak parçalarını gösteriyor ve en son resmi tamamlıyorsunuz.

nolan uzun zamandır hikaye odaklı filmler yapıyordu. oppenheimer ile birlikte memento ve the prestige gibi karakter odaklı bir filme dönüş yapması sevindirici. çünkü kendisi iyi bir hikaye anlatıcısı olmasının yanında iyi bir karakter anlatıcısı. bu filmde de nolan; bize bugüne kadarki en katmanlı karakter çalışmalarından birini vermekle kalmadı aynı zamanda sadece onun sunabileceği büyük ölçekte verdi.

oppenheimer, nolan'ın en yoğun filmlerinden biri. uzun uzadıya diyaloglar, olağanüstü derinlikte karakter inşaaları ve dunkirk gibi bir zaman çizelgesi. ancak bunca yoğunluğa rağmen tenet'in aksine anlaşılması kolay bir film. sadece odaklanmanız gerekiyor.

gelelim oyunculuklara. kadro şampiyonlar ligi başlıktaki diğer entrylerimde uzun uzun yazmıştım bi daha yazmayayım.

christopher nolan, geçmişte çokça çalıştığı cillian murphy'ye nihayet neler yapabileceğini geniş bir tuvalde dünyaya göstermesi için bir başrol verdi. sonuç olarak da yıllarca süren sıkı çalışmanın doruk noktası çıktı karşımıza. bu yılın ve kesinlikle kariyerinin en iyi performanslarından birini ortaya koymuş. yalnızca onun yeteneğine sahip bir aktör, böylesine karmaşık bir insanı, başka herhangi bir insanda bulunması neredeyse imkansız olan özelliklerin böylesine canlı bir kombinasyonuyla hayata geçirebilirdi. o ses, o gözler, şapkasını nasıl taktığı, nasıl sigara içtiğini, nasıl seviştiğini, aklının nasıl hiç durmadığını... bu filmi izlerken oppenheimer yerine bir aktör gördüğüm bir an bile olmadı. görsel

filmin başındaki alıntıda belirtildiği gibi prometheus tanrılardan ateşi çalıp insanlığa verdi. bundan dolayı bir kayaya zincirlendi ve sonsuza kadar işkence gördü. oppenheimer, kurulda mücadele etmek yerine gerçeğin eninde sonunda ortaya çıkacağını umarak hareket etti. bombayı inşa etmek filmin sadece bir kısmı. oppenheimer başka bir hikaye daha anlatıyor, kendisinin rezil edilmesine izin vermeye istekli bir adamın hikayesi. çünkü bunu hak ettiğini düşünüyor. bombanın sonuçları onu dehşete düşürmeye başlıyor, algısını değiştiriyor ve silahların geleceğiyle ilgili endişeleniyor. işte cillian murphy bütün bu duyguları eksiksiz yansıttı. oscar ödülü kendisinin olmalı.

christopher nolan, cillian murphy'nin büyüleyici oppenheimer yorumuyla birlikte filmi tamamlamak için gerçekten de güçlü bir kadro topladığını söylemiştim. bunlardan biri de filmin en göze çarpan performansınlarından lewis strauss olarak robert downey jr.. neredeyse tamamen siyah beyaz sahnelerde rol alan downey jr., murphy'nin oppenheimer'ına neredeyse karşıt bir anlatı gücü gibi hizmet eden bazı şok edici kıvrımlara sahip bir rolde iğrenç bir şekilde zekice. ikisi ekranı nadiren birlikte paylaşsalar da, zıtlıkları her fırsatta hissediliyor. downey, tıpkı karakteri gibi gölgelerden çıkıyor ve ne zaman gösterilse ekranı alevlendiriyor. oscarlık performans sergilemiş tıpkı cillian gibi. rdj sonunda oyunculuk nasıl bir şey hatırlamış. yıllardır süper kahraman filmleri harici filmi yoktu. e malum yeşil perdede çekilen filmlerde oyunculuk limitleri zorlanmıyor. kendisi içerisinde yer aldığım en iyi film demiş katılıyorum.görsel

matt damon yine matt damon bu adamın oyunculuğuna ısınamadım bir türlü. emily blunt özellikle son 1 saatte güzel bir performans sergilemiş. gary oldman çok kısa da olsa truman'ı canlandırdığı sahnede döktürmüş.

ve son olarak, emektar aktör tom conti, beklenenden daha fazla ortaya çıkan ve filmin en önemli ve unutulmaz sahnelerinden birine sahip olan albert einstein rolünde çok çok iyi.

ludwig göransson'ın film müziği acayip güzel olmuş. filmden çıktığımdan beri dinliyorum. christopher nolan, ludwig göransson'a filmin müziklerinin keman temelli olmasını tavsiye etmiş çünkü oppenheimer'ın gerginliğini iyi yansıtacağını düşünmüş.

bu filmi niye izlemelisiniz; çünkü:

oppenheimer aksiyon filmi olmayan büyük bütçeli bir film. bu günümüzde inanılmaz derecede nadir bir şey. ayrıca son derece sürükleyici bir karakter çalışması ve destansı derecede büyük bir teatral deneyim sunuyor.

senaryo, sinematografi, oyunculuk, sinema zanaatını en üst düzeyde görmek istiyorsanız bu filmi izlemelisiniz.

beyninize, ruhunuza ve duygularınıza karanlıkta aynı anda meydan okunmasını istiyorsanız, bunu filmi izlemelisiniz.

en küçük ölçekten en büyüğe kadar insanların birbiri ardına gelen küçük seçimlerinin onların gerçekliğini nasıl şekillendirdiğini anlamak istiyorsanız bu filmi izlemelisiniz.

belki de en önemlisi. potansiyel olarak feci sonuçları olan teknolojik ilerlemelerin nasıl yapıldığıyla ilgili. siyasetin bilim üzerindeki gücüyle ilgili.

sonuç olarak tabii ki bu bir christopher nolan filmi, teknik detayların hepsi muhteşem dolayısıyla. hoyte van hoytema'nın muhteşem fotoğrafçılığı, ister new mexico manzarası ister siyah beyaz sekanslar… ekrana koyduğu görüntülere hayran kalmadığım bir an bile yoktu.

ludwig göransson'ın müziğiyle birlikte gerilimi yükselttikten sonra, o düğmeye nihayet basıldığı andan itibaren korku ve merakı birleştirmek sinematik bir mucize.

christopher nolan, kaygının nasıl hissettirebileceğini mükemmel bir şekilde özetlemiş. klostrofobik, gürültülü ve amansız.bir adamın ruhunun ve mirasının sistematik olarak yavaş yavaş parçalanması daha nasıl güzel anlatılabilirdi bilmiyorum.

film bittikten sonra hareket edemedim. kaldım ve sadece o son sahneyi düşünüyordum, inanılmaz bir sahneydi. film sırasında da çok fazla duygu hissettim. sonra salonda bir alkış tufanı koptu. tabi cannes'daki gibi bir alkış performansı olmadı ama 10 saniye civarı sürdü.

bomba sahnesi de inanılmazdı. başlangıçta ses çıkmadı, birkaç saniye geçtikten sonra koltuk titreten bir ses ve harika görüntüyle iliklerime kadar hissettim o deneyimi.

ayrıca japonya'ya 2 bomba atıldığı duyurulduktan sonra oppenheimer'ın konuşma yaptığı sahne de acayipti. nasıl gürültülü başladı ve sonra sessizleşti. seslerin mutlu ağlamalardan dehşete dönüşü, bir kadının derisinin soyulması ve yanan ceset… o anda oppenheimer'ın psikolojisinin tasviri harikaydı.

bu film; bilimsel ustalığın, amerikan gücünün ve hatta düşmanların mağlup edilmesinin bir kutlaması değil. (film, nazilerin trinity testinden önce zaten yenildiklerini ve japonların muhtemelen teslim olmaya yakın olduklarını açıkça ortaya koyuyor.) aksine, nükleer silahları gerçeğe dönüştürmeye yardımcı olan herkesin ve her şeyin acımasız bir şekilde kınanması bence. insanlığın en karanlık saatlerine cesur ve trajik bir bakış.

oppenheimer bir güç gösterisi filmi. bir adamın bir insandan hem daha fazlası hem de daha azı bir şeye dönüşmesinin hikayesini anlatmak için bilim kurgu ve süper kahramanların prangalarından kurtulan, oyununun zirvesindeki eşsiz bir yönetmenden; birinci sınıf performanslar ve bir sürü duyguyu yaşatan nefes kesici görüntüler içeren sadece en iyi biyografi filmi değil şimdiye kadarki en iyi tarihi filmlerden biri.

chris nolan kendi the social network'ünü çekmiş desem az söylemiş olmam kısaca.
--- spoiler ---

bir christopher nolan hayranı olduğum için 2021'de duyurulduğundan beri büyük bir heyecanla bekliyordum filmi. pişman etmedi, hayal kırıklığı yaşatmadı. heyecanlı girdiğim salondan mutlu ayrıldım.

yaklaşık 45 bin oyla imdb'de 9.0 puana sahip film. sandıkları terk etmeyelim daha sisteme girilemeyen oylar var* şaka bir yana inanıyorum yıllardır hak ettiği oscar'ı bu sene alacak nolan.

10/10 görsel
görsel
şu an mavişehir'de tam 500 kişi imax sırasında.

sordum;

"abi story'nin köpeğiyiz yoksa kim siker hoffenheim'ı" dedi maksimum 19 yaşındaki bir çocuk. gençler acayip iyi geliyor alttan.
(bkz: imax)

nolan'ın dünya sinema tarihine bir başlık olması adına yaptığı yeni film.

herkesin bildiği gibi nolan bir sinema aşığı. sinema aşığından kasıt sinema salonu ve sinema filmi aşığı. bu aşk kodak ve imax şirketlerinin sadece nolan'ın oppenheimer filmi için 70mm film ve bu filmi yatayda pozlayabilecek bir imax kamera bir de bunu çekilen formatta gösterebilecek bir projeksiyon yapmasına sebep oldu.

bu filmin sinema tarihine geçmesinin sebebi 15/70 imax formatında yani 70mm filme yatayda 15 perf olarak basılmış bu kadar uzun metrajda bir film daha önce olmamıştı. normal şartlarda bugüne kadar imax salonlarda bu kadar uzun bir film de oynatılmadı. oynatılamamasının sebebi komplike teknik meselelerden dolayıydı ancak nolan/imax ortaklığı buna bile bir çözüm bulup nolan'ın bu filmi göstermesini sağladı.

bu tarz meselelere ilgisi olmayan yeni neslin bu bilgileri veya bu filmi neremize sokacağız dediğini duyar gibiyim. biraz da haklılar dijital kameralarla dijital projeksiyon kullanan sinemalar dışında bir şeyi daha önce tecrübe etmediklerinden dolayı onlar için bir şey ifade etmiyor. aslında benim gibi bunlardan deli gibi heyecan duyan biri için de bir şey ifade etmiyor çünkü türkiye'de bu formatta izlenilecek bir sinema salonu yok. hatta daha da beteri dünyada sadece bahsettiğim teknik specleri karşılayabilecek 30 adet sinema salonu var. amerika'da bile 15-20 adet böyle salon var.

evet türkiye'de 7-8 adet imax salon var ama bu salonlar 2011 yılından itibaren daha ucuz ve yeni versiyon olan imax xenon projeksiyona geçti. bu imax salonlara gittiğinizde 1.90:1 oranında dual projeksiyon ile nolan'ın 1.48:1 olarak çektiği filmi 1.90:1 oranıyla her biri 2k olan dual projeksiyon ile izleyeceksiniz. eğer gerçekten ben 15 perf 70mm imax olarak izlemek istiyorum diyorsanız. skyscanner'dan new york bileti bakmaya başlayabilirsiniz.