elit takimlar gelecek sezonki kadrolarini 10-15 gun icinde bitirir, bizimkiler 10-15 gun sonra transfer listesi yapmaya baslar. adam aradaki vizyon ve organizasyon farkindan bahsediyor, bi seyler ogretmeye calisiyor ama karsiliginda “transfer sezonu kapali, bu adam ne anlatiyor, istifa et” falan yaziyor medyadaki yamyamlar :) bu ulkede dogru giden ne var ki futbolunda bir gram ilerleme kaydedilsin. gule gule hocam, tazminati falan siktir et kac kurtar kendini.
Sık geçen başlıklar
domenec torrent 19
ekşi'de göryahu neyi tartışıyoruz adam resmen 2.golü bekledi değişiklik için. 70 dk oyunu izledi ya. yani bir şey yapıyormuş gibi bile yapmadı. tv başındaki ben gibi maçı izledi.
kadronun kalitesizliğinin sebeplerini, buna sebep olanları eleştirelim ama 70 dk maçı izlemesinin hiç bir açıklaması yok.
kadronun kalitesizliğinin sebeplerini, buna sebep olanları eleştirelim ama 70 dk maçı izlemesinin hiç bir açıklaması yok.
türkiye ligi avrupa'nın 20. ligi artık. galatasaray'ın kasasındaysa 5 kuruş para yok deniyor. başkan adaylarıyla adı geçen teknik direktör isimleriyse rudi garcia, bielsa falan. rudi garcia lyon'dayken 3.5 milyon euro maaş alıyormuş, bielsa geçen yıl fenere gelmek için 5.5 milyon euro maaş talebinde bulunduğu söylenmişti. elin oğlunu zengin etmekte galatasaray kulübün üstüne yok. 6 ay sonra kovacağımız adamlar için bu paralar verilecek muhtemelen, al ben yemedim kardeş sen ye denilecek. üstüne bir de torrent'in, ekibinin ve sensibile'nin tazminatları ödenecek.
bun ne gerek var anlamıyorum. torrent şu an için getirebileceğin en donanımlı, tecrübeli ve en maliyeti düşük yabancı hoca ve üstelik sözleşmesi de var hali hazırda. türk hocalar konusuna ise girmeye dahi gerek yok. torrent ile kıyaslanabilecek türk hoca bulabiliyorsak hemen getirelim zaten. torrent ve ekibi gelebilecek bütün yerli hocalardan çok daha kalifiye. hatta kendisini çıkar ekibi bile sadece daha kalifiye.
işin kısası teknik direktöre para bayılıncaya kadar düzgün bir iki yönlü orta saha ve kiralıktan dönen oyuncularla bu takım gayet toparlanır zaten.
bun ne gerek var anlamıyorum. torrent şu an için getirebileceğin en donanımlı, tecrübeli ve en maliyeti düşük yabancı hoca ve üstelik sözleşmesi de var hali hazırda. türk hocalar konusuna ise girmeye dahi gerek yok. torrent ile kıyaslanabilecek türk hoca bulabiliyorsak hemen getirelim zaten. torrent ve ekibi gelebilecek bütün yerli hocalardan çok daha kalifiye. hatta kendisini çıkar ekibi bile sadece daha kalifiye.
işin kısası teknik direktöre para bayılıncaya kadar düzgün bir iki yönlü orta saha ve kiralıktan dönen oyuncularla bu takım gayet toparlanır zaten.
sürekli debeye girdiği için şikâyet edilen hoca. torrent'in sürekli debe'de olmasının sebebi çok iyi bir hoca olması değil, insanların özlediği zihniyeti temsil etmesi.
insanlar artık yenildiği her maçın 80. dakikasında hakeme saldırıp oyundan atılan teknik direktörlerden ve onun testosteron fışkıran scarface pozlarından bıktı. yenildiği her maç sonrasında bahane arayan, birilerini suçlayan, oyuncularını bile ateşe atmaktan çekinmeyen, sürekli, sürekli, ama sürekli transfer isteyen, yeni aldığı oyuncularla birkaç ay oynadıktan sonra onlardan da verim alamadığı için yine transfer isteyen, ama performans veremeyen hocadan bıktı. siz bana tapın, beni destekleyin, bana yüksek kontratlar verin ama ben takıma doğru düzgün antrenman bile yaptıramayım. bıktık artık, cidden bıktık. bu egosantrik tek adam zihniyetinden bıktık.
torrent'in sürekli debe'ye girmesinin sebebi bu işte.
adama barcelona maçını soruyorlar “benim hayallerim var.” demek yerine oturup sana gerçekçi biçimde bu işin zor olduğunu anlatıyor. “makas açıldı” demek yerine strateji üretmeye çalışıyor.
maçtan sonra soru soruyorlar sana yapmak istediklerini, yapabildiklerini, yapamadıklarını anlatıyor ve çalışmaya devam edeceğini söylüyor. her yenilgiden sonra transfer isteyip “burası galatasaray, şöyle büyük kulüp, böyle büyük kulüp…” diye tribüne oynamıyor. “üç günde bir maç oynuyoruz, tabii yorgunuz” diye bahane üretmiyor, işine bakıyor. “üç günde bir maç oynamak işin bir parçası, oyuncuların buna adapte olması gerek.” diyor.
kaleci transferi oluyor, adam “biliyorsunuz segerra yirmi yıl barcelona'da kaleci antrenörlüğü yaptı, pena'yı da onun referansıyla aldık.” diyor. “ben yaptım, ben istedim, ben bilirim, ben, ben, ben…” demiyor. ismail çipe'yle, eray işcan'la devam etmiyor.
duran top golü atılıyor “duran toplardan sorumlu arkadaşımız ispanya'nın en iyi duran top uzmanlarından biri.” diyor. terim bu konuda ne diyor, ne dedi, vallahi aklımda hiçbir şey yok. muhtemelen hiç duran top çalıştırmadığı için o konuya hiç girmiyor.
takımın fizik gücü zaten arttı. galatasaray'dan başka hiçbir yerde çalışamayan scot piri denen vasıfsızdan kurtulduk, yine işi uzmanına veriyor. sırf evlat kontenjanıyla yardımcılık yapan selçuk, necati'yle çalışmıyor. galatasaray'dan ayrıldıktan sonra futboldan kopan levent şahin'le, ümit davala'yla, hasan şaş'la çalışmıyor. gerçek bir ekiple çalışıyor.
yani diyeceğim o ki insanların torrent'i bu kadar tutmasının sebebi liyakat. ekip çalışması. liyakat, işine duyduğu saygı, kavgadan, dövüşten uzak mütevazı kişiliği. bu sadece futbolda değil, siyasette de, sanatta da, her alanda özlediğimiz bir karakter. torrent'in başarılı olması modern bir zihniyetin başarısı anlamına gelecek. çünkü insanlar scarface, kurtlar vadisi triplerinden, hastane basan göbekli kaptanlardan, başarılarını kulübün üzerinde baskı aracı olarak kullanan egosantrik tek adamlardan bıktı.
insanlar artık yenildiği her maçın 80. dakikasında hakeme saldırıp oyundan atılan teknik direktörlerden ve onun testosteron fışkıran scarface pozlarından bıktı. yenildiği her maç sonrasında bahane arayan, birilerini suçlayan, oyuncularını bile ateşe atmaktan çekinmeyen, sürekli, sürekli, ama sürekli transfer isteyen, yeni aldığı oyuncularla birkaç ay oynadıktan sonra onlardan da verim alamadığı için yine transfer isteyen, ama performans veremeyen hocadan bıktı. siz bana tapın, beni destekleyin, bana yüksek kontratlar verin ama ben takıma doğru düzgün antrenman bile yaptıramayım. bıktık artık, cidden bıktık. bu egosantrik tek adam zihniyetinden bıktık.
torrent'in sürekli debe'ye girmesinin sebebi bu işte.
adama barcelona maçını soruyorlar “benim hayallerim var.” demek yerine oturup sana gerçekçi biçimde bu işin zor olduğunu anlatıyor. “makas açıldı” demek yerine strateji üretmeye çalışıyor.
maçtan sonra soru soruyorlar sana yapmak istediklerini, yapabildiklerini, yapamadıklarını anlatıyor ve çalışmaya devam edeceğini söylüyor. her yenilgiden sonra transfer isteyip “burası galatasaray, şöyle büyük kulüp, böyle büyük kulüp…” diye tribüne oynamıyor. “üç günde bir maç oynuyoruz, tabii yorgunuz” diye bahane üretmiyor, işine bakıyor. “üç günde bir maç oynamak işin bir parçası, oyuncuların buna adapte olması gerek.” diyor.
kaleci transferi oluyor, adam “biliyorsunuz segerra yirmi yıl barcelona'da kaleci antrenörlüğü yaptı, pena'yı da onun referansıyla aldık.” diyor. “ben yaptım, ben istedim, ben bilirim, ben, ben, ben…” demiyor. ismail çipe'yle, eray işcan'la devam etmiyor.
duran top golü atılıyor “duran toplardan sorumlu arkadaşımız ispanya'nın en iyi duran top uzmanlarından biri.” diyor. terim bu konuda ne diyor, ne dedi, vallahi aklımda hiçbir şey yok. muhtemelen hiç duran top çalıştırmadığı için o konuya hiç girmiyor.
takımın fizik gücü zaten arttı. galatasaray'dan başka hiçbir yerde çalışamayan scot piri denen vasıfsızdan kurtulduk, yine işi uzmanına veriyor. sırf evlat kontenjanıyla yardımcılık yapan selçuk, necati'yle çalışmıyor. galatasaray'dan ayrıldıktan sonra futboldan kopan levent şahin'le, ümit davala'yla, hasan şaş'la çalışmıyor. gerçek bir ekiple çalışıyor.
yani diyeceğim o ki insanların torrent'i bu kadar tutmasının sebebi liyakat. ekip çalışması. liyakat, işine duyduğu saygı, kavgadan, dövüşten uzak mütevazı kişiliği. bu sadece futbolda değil, siyasette de, sanatta da, her alanda özlediğimiz bir karakter. torrent'in başarılı olması modern bir zihniyetin başarısı anlamına gelecek. çünkü insanlar scarface, kurtlar vadisi triplerinden, hastane basan göbekli kaptanlardan, başarılarını kulübün üzerinde baskı aracı olarak kullanan egosantrik tek adamlardan bıktı.
kendisinin şimdilik başarısızlığı barcelona'yi eleyememek arkadaşlar. kampa geç başlayıp psv maçını satmak değil, 10 kişi fenere evinde yenilmek değil, dünyanın en gevşek fiksturlerinden birinde 90 dakika çıkaramayan bir takım yaratmak değil, istisnasız her korneri 10 yıldır ön direğe kullanmak değil, öylesine topa vuran denizli'ye madara olmak değil, tuzlaspordan 6 yemek değil. bu ayrıma dikkat edelim.
kesinlikle ve de kesinlikle bir sonraki yıl takımın başında olması gereken teknik direktör. olaylara bilimsel yaklaştığı, oyunu ve insanları analiz ettiği çok belli. galatasaray'ı izlerken asla başı kesik tavuk hissiyatı almıyorsunuz. bu çok önemli ve yıllardır galatasaray'da olmayan bir özellik. düzgün transferlerle, galatasaray'ı avrupa'nin da gediklisi haline getirebilir. buna inanıyorum.
kesinlikle ve de kesinlikle bir sonraki yıl takımın başında olması gereken teknik direktör. olaylara bilimsel yaklaştığı, oyunu ve insanları analiz ettiği çok belli. galatasaray'ı izlerken asla başı kesik tavuk hissiyatı almıyorsunuz. bu çok önemli ve yıllardır galatasaray'da olmayan bir özellik. düzgün transferlerle, galatasaray'ı avrupa'nin da gediklisi haline getirebilir. buna inanıyorum.
şimdi açık konuşalım, şuan dünyanın en iyi iki teknik adamı kim ? guardiola ve klopp değil mi ?
peki senin bu ikisini getirme şansın var mı ? yok. o zaman bu adamların sistemini bilen adamlar getireceksin.
şimdi diyecekler torrent 59 yaşında, peki sana sorum şu; guardiola'nın yada klopp'un genç yardımcılarını getirebilir misin ? yada sana bırakırlar mı düşün sadece. bak arteta ayrıldı arsenal kaptı direkt, arteta'yı getirebilir misin ? hayır. adam deli değil kalkıp ilk teknik direktörlük tecrübesinde türkiye'ye gelecek kadar, en kötü fransa ligine lille'ye falan gider.
ayrıca şu yaş konusu çok saçma, torrent 59 yaşında evet ama teknik direktörler 80 yaşına kadar rahat çalışabiliyor, yani torrent başarılı olursa 20 senelik bir kariyeri daha var. teknik direktörlük için genç bir yaşta değil ama yaşlı da değil, orta yaşta.
birde torrent şuan var gücüyle çalışıyor çünkü galatasaray'ı bir atlama basamağı olarak görüyor, eğer burada başarılı olursa guardiola referansı ile premier lig'e gidebilir, en kötü norwich city falan dener kendisini. bundan dolayı da başarıya aç ve çok hırslı. zaten bu hırsını sahada görebiliyoruz, adam taktikle oynuyor sürekli, maç içerisinde 4-4-3 yapıyor 4-4-2 yapıyor 4-2-3-1 yapıyor sürekli deniyor, takıma duran top çalıştırmış, hücum presi çalıştırmış, hücum dağılımı çalıştırmış yani takımı çalıştırmış, adam yatmaya gelmemiş, burayı bir challenge olarak görüyor, burada başarırsa önü açık çünkü.
son olarak hemen diyecekler antalyaspor'da mourinho'nun yardımcısını getirdi bir şey olmadı diye. ulan mourinho mu kaldı ? bugün mourinho bile antalya'ya gelse yine bir şey yapamaz çünkü taktiği ve sistemi çözüldü fakat mourinho'nun popüler olduğu sıralar mourinho'nun yardımcısı andreas villas boas tottenham'a kadar yükseldi örnek olarak.
ben şuan kendisinden memnunum, en azından adam çabalıyor ayrıca kendisinin en önemli artısı antrenör ekibi. kaliteli bir antrenör ekibi var. hücum antrenörü, taktik antrenörü, savunma antrenörü vs. fatih terim zamanında kondisyon antrenörü necati ateş'ti amk, kazanan takıma baklava ısmarlıyordu düşün seviyeyi ( terim'i severim ama antrenör ekibi rezalet )
peki senin bu ikisini getirme şansın var mı ? yok. o zaman bu adamların sistemini bilen adamlar getireceksin.
şimdi diyecekler torrent 59 yaşında, peki sana sorum şu; guardiola'nın yada klopp'un genç yardımcılarını getirebilir misin ? yada sana bırakırlar mı düşün sadece. bak arteta ayrıldı arsenal kaptı direkt, arteta'yı getirebilir misin ? hayır. adam deli değil kalkıp ilk teknik direktörlük tecrübesinde türkiye'ye gelecek kadar, en kötü fransa ligine lille'ye falan gider.
ayrıca şu yaş konusu çok saçma, torrent 59 yaşında evet ama teknik direktörler 80 yaşına kadar rahat çalışabiliyor, yani torrent başarılı olursa 20 senelik bir kariyeri daha var. teknik direktörlük için genç bir yaşta değil ama yaşlı da değil, orta yaşta.
birde torrent şuan var gücüyle çalışıyor çünkü galatasaray'ı bir atlama basamağı olarak görüyor, eğer burada başarılı olursa guardiola referansı ile premier lig'e gidebilir, en kötü norwich city falan dener kendisini. bundan dolayı da başarıya aç ve çok hırslı. zaten bu hırsını sahada görebiliyoruz, adam taktikle oynuyor sürekli, maç içerisinde 4-4-3 yapıyor 4-4-2 yapıyor 4-2-3-1 yapıyor sürekli deniyor, takıma duran top çalıştırmış, hücum presi çalıştırmış, hücum dağılımı çalıştırmış yani takımı çalıştırmış, adam yatmaya gelmemiş, burayı bir challenge olarak görüyor, burada başarırsa önü açık çünkü.
son olarak hemen diyecekler antalyaspor'da mourinho'nun yardımcısını getirdi bir şey olmadı diye. ulan mourinho mu kaldı ? bugün mourinho bile antalya'ya gelse yine bir şey yapamaz çünkü taktiği ve sistemi çözüldü fakat mourinho'nun popüler olduğu sıralar mourinho'nun yardımcısı andreas villas boas tottenham'a kadar yükseldi örnek olarak.
ben şuan kendisinden memnunum, en azından adam çabalıyor ayrıca kendisinin en önemli artısı antrenör ekibi. kaliteli bir antrenör ekibi var. hücum antrenörü, taktik antrenörü, savunma antrenörü vs. fatih terim zamanında kondisyon antrenörü necati ateş'ti amk, kazanan takıma baklava ısmarlıyordu düşün seviyeyi ( terim'i severim ama antrenör ekibi rezalet )
saha kenarında saçma sapan hareketler yok,
takım geriye düşünce hakeme sözlü taciz yok,
takım gol atınca kameralara poz kesme yok,
ego yok,
basın toplantısında ne dediği anlaşılmayan açıklamalar yok,
onu çekme bunu çek yok,
kaybedince ocak ayını bekleyin yok,
takım yöneticilerine durduk yere saldırma yok,
antremanda ayak tenisi oynatma yok,
halef selef ilişkileri yok
peki ne var?
takımı belli bi düzen içinde oynatma var,
organize atak var,
sahaya doğru dizilim var,
kenarda efendi gibi maç yönetme var,
basın toplantısında futbol konuşma var,
kendi kurmadığı bok gibi kadroyla maksimum verimi alma var,
duran top taktiği var,
antremanlarda takımı olması gerektiği gibi taktik çerçevesinde çalıştırma var,
rakip takım analizi var
allah kendisinden razı olsun. futboldan anlayan galatasaray taraftarının futbol izleme zevkini geri verdi. gidenin de yolu açık olsun.
edit
takım geriye düşünce hakeme sözlü taciz yok,
takım gol atınca kameralara poz kesme yok,
ego yok,
basın toplantısında ne dediği anlaşılmayan açıklamalar yok,
onu çekme bunu çek yok,
kaybedince ocak ayını bekleyin yok,
takım yöneticilerine durduk yere saldırma yok,
antremanda ayak tenisi oynatma yok,
halef selef ilişkileri yok
peki ne var?
takımı belli bi düzen içinde oynatma var,
organize atak var,
sahaya doğru dizilim var,
kenarda efendi gibi maç yönetme var,
basın toplantısında futbol konuşma var,
kendi kurmadığı bok gibi kadroyla maksimum verimi alma var,
duran top taktiği var,
antremanlarda takımı olması gerektiği gibi taktik çerçevesinde çalıştırma var,
rakip takım analizi var
allah kendisinden razı olsun. futboldan anlayan galatasaray taraftarının futbol izleme zevkini geri verdi. gidenin de yolu açık olsun.
edit
levent tüzemen gibi cahil cühela basın tarafından barcelona,bayern münih'te görev almış adama avrupa tecrübesi yok demişlerdi maçtan önce. buyursunlar tecrübeyi.
maçı o kadar takip ediyor ki şu hamlesi çok hoşuma gitti.
traore karşısında aanholt sürekli solunu kapatarak dibe inmesine engel oldu. sağını daha açık tutuyordu ama oraya da kerem'i yerleştirmiş hoca. topla oynamayı seven traore'ye dar koridor gösterip geçmeye çalıştıkça da makası kaptarak defalarca mani oldular. traore resmen eridi orada.
kerem git-gel yapa yap yoruldu tabi.dk 70 gibi traore o fırsat bastırdı. bu sefer berkan geliyordu ama orta kısımda adam eksiliyordu. o sıra merkeze açılıyordu topları. birinde gelişine vurulan top direk dibinden dışarı çıktı. adam bunun olduğunu 3 sefer gördü. hemen savunması iyi, beden olarak iri babel'i sola, kerem'i sağa çekti. yine mani oldu traore'ye.sonra takviyeler girdi oyuna. çaycı dedikleri adam bu kadar oyunun içinde. uzun zamandır bu kadar güzel rakibe hazırlanmış görmemiştim galatasaray'ı. şu hamleler de çok hoşuma gitti.ah bir de kalite ayak olsa. bir pjanic yukarı zıplatırdı galatasaray'ı. irfan can bile olsa yine iyi olurdu.
maçı o kadar takip ediyor ki şu hamlesi çok hoşuma gitti.
traore karşısında aanholt sürekli solunu kapatarak dibe inmesine engel oldu. sağını daha açık tutuyordu ama oraya da kerem'i yerleştirmiş hoca. topla oynamayı seven traore'ye dar koridor gösterip geçmeye çalıştıkça da makası kaptarak defalarca mani oldular. traore resmen eridi orada.
kerem git-gel yapa yap yoruldu tabi.dk 70 gibi traore o fırsat bastırdı. bu sefer berkan geliyordu ama orta kısımda adam eksiliyordu. o sıra merkeze açılıyordu topları. birinde gelişine vurulan top direk dibinden dışarı çıktı. adam bunun olduğunu 3 sefer gördü. hemen savunması iyi, beden olarak iri babel'i sola, kerem'i sağa çekti. yine mani oldu traore'ye.sonra takviyeler girdi oyuna. çaycı dedikleri adam bu kadar oyunun içinde. uzun zamandır bu kadar güzel rakibe hazırlanmış görmemiştim galatasaray'ı. şu hamleler de çok hoşuma gitti.ah bir de kalite ayak olsa. bir pjanic yukarı zıplatırdı galatasaray'ı. irfan can bile olsa yine iyi olurdu.
bir hafta pulgar ve gomis'i ilk 11 oynatmadığı için eleştirilirken sonraki hafta oynattığı için eleştiriliyor.
orta sahanın kazma ikilisinden* taylan'ı oynattığı hafta berkan'ı tercih etmediği için çaycı ilan ediliyor, sonraki hafta taylan'ı tercih edince berkan'ı tercih etmediği için çaycı oluyor.
haftalarca burada pulgar oynatmadı diye çaycı yapıldı ekşi yazarlarınca, bu hafta pulgar'ın ne mal olduğu anlaşıldı. ki bu maça da gerek yok sonradan girdiği maçlarda da kazmalığını ve hantallığını belli etmişti.
aynı şekilde boey sakatlıktan çıktıktan sonra hiçbir maçta vasatı aşamamasına rağmen oynatılmıyor diye adama söylenmeyen laf kalmadı şimdi sahanın ortasına patır patır bırakmakla meşgul.
takımda kötü giden her şeyi bu adamdan bilenlerin anlaması gereken şu ki sahadaki rezil oyunun en büyük sebebi kadro kalitesi. teknik direktör konusunda da sorunlar vardı evet ama sahadaki oyunun en büyük sorumlusu bu yaz kurulan kadronun süper lig standartlarında bile rezalet olması.
orta saha özelinde bakarsanız durum daha da vahim, bu orta saha dörtlüsüyle süper ligi geçin suudi arabistan 2. liginde falan ilk 5 yapmak bile büyük başarı olacaktır.
orta sahanın kazma ikilisinden* taylan'ı oynattığı hafta berkan'ı tercih etmediği için çaycı ilan ediliyor, sonraki hafta taylan'ı tercih edince berkan'ı tercih etmediği için çaycı oluyor.
haftalarca burada pulgar oynatmadı diye çaycı yapıldı ekşi yazarlarınca, bu hafta pulgar'ın ne mal olduğu anlaşıldı. ki bu maça da gerek yok sonradan girdiği maçlarda da kazmalığını ve hantallığını belli etmişti.
aynı şekilde boey sakatlıktan çıktıktan sonra hiçbir maçta vasatı aşamamasına rağmen oynatılmıyor diye adama söylenmeyen laf kalmadı şimdi sahanın ortasına patır patır bırakmakla meşgul.
takımda kötü giden her şeyi bu adamdan bilenlerin anlaması gereken şu ki sahadaki rezil oyunun en büyük sebebi kadro kalitesi. teknik direktör konusunda da sorunlar vardı evet ama sahadaki oyunun en büyük sorumlusu bu yaz kurulan kadronun süper lig standartlarında bile rezalet olması.
orta saha özelinde bakarsanız durum daha da vahim, bu orta saha dörtlüsüyle süper ligi geçin suudi arabistan 2. liginde falan ilk 5 yapmak bile büyük başarı olacaktır.
kendisinin yerinde terim olsaydı göztepe'nin ikinci golünden sonra oyundan atılıp tribüne yollanırdı maç da farka giderdi.
sakinliğini korudu ve galibiyeti aldı.
ayrıca takım içi sabotaja uğradığını da görmezden gelmeyelim.
sakinliğini korudu ve galibiyeti aldı.
ayrıca takım içi sabotaja uğradığını da görmezden gelmeyelim.