toplanın lan, dev tüyo veriyorum. evladiyelik külliyat bırakıyorum.
alfred adler, tartışmalarda şuurlu kalabildiğin sürece konu ne olursa olsun üstesinden gelebileceğini, hatta haklı çıkacağını ve ulaşman gereken yegane erdemin bu olduğunu söyler. ilişkilerdeki tüm hareketler ikiye ayrılır der, şuurlu hareketler ve şuursuz hareketler. kadının, sonrasında senden bir daha görüşmemek üzere ayrılmadığı müddetçe sana yaptığı ve saçmalık olarak gördüğün tüm hareketler şuursuz hareketler sınıfına girer. bu yüzden insanın ister yanındaki kadına, ister patronuna, ister alt komşusuna, ister haydar emmiye karşı kendini eğitmesi gereken tek şey bu anlarda şuurlu hareketler sınırından çıkmamaktır. kadınlar tartışırken bu sınırı çok kolay aşar ve şuursuz sınıfa oldukça çabuk geçerler. tartışmalarda bunun idrakını ve kontrolünü elden bırakmamak senin asli görevindir. yani meali şu, sinirlenmeyeceksin arkadaş. ters hiçbir şey söylemeyeceksin. temperine yenik düşmeyeceksin. en iyi avlanan yırtıcı en hızlı koşan değil, en az yorgunlukla en uzun süre koşan yırtıcıdır. karşındaki ile girdiğin tartışma basit bir içgüdü savaşıysa burda tarafları yırtıcı olarak belirtmenin de bir sakıncası yok bana göre.
seviyeyi öfkeden doğan şuur bulanıklığı ile alta çeken taraf kavganın sonundaki normalleşme sürecinde kendi kendini toparlamak zorunda kalacaktır. bırak, kendi dağıttığını kendi toplasın. zaten bunu beceremeyecektir de. bu anlarda hiçbir şey yapma. bağırmasının, delirmesinin saçma olduğunu bile söyleme. seni o an düştüğü histerik seviyeye çekmesine izin verme. en sakin şekilde kendi savını söyleyip sus ve mümkünse ifadesizce dinle.
reaktif şuuru yüksek tarafın tartışmayı kaybetme şansı yoktur.