Sık geçen başlıklar

25 yaşından sonra aşık olmanın imkansızlaşması 7

ekşi'de gör
tersine 25 yaşına kadar aşık olmak çoluk çocuk işi gibi geliyor bana. ne bileyim yani aklınız tam oturmamışken, dünya görüşünüz tam şekillenmemişken yaşanılan aşk çok da aşk değil sanki. ya da ben farklı yorumluyorum bilemedim. 25 yaşının son demlerinde olan birisi olarak söyleyebilirim ki bir gün bütün gücümle aşık olacağım, göreceksiniz.
yine debe'de gördüm geldim. bugünlerde kar yağdığı için fazla dışarı çıkamadığım ve işim tarafından istemediğim şeyler yapmaya zorlandığım için yazmak pek bi hoş geliyor.

arkadaşlar keşke hem kendinizin hem de etrafındakilerin iyiliği için lütfen içinde bulunduğunuz her ruh halinin geçici olduğunu hep kafanızın bir köşesinde bulundurarak hareket etseniz ya. 25'ten sonra aşık olmanın imkansızlaşması, yeni iş bulmanın imkansızlaşması, herhangi bir şeyin imkansızlaşması konusunda bu kadar kendinizden emin olmasanız. 25 yahu, ne kadar bebiş bi yaş, ama büyük büyük laflar. yaralanmışlıktan, üzülmüşlükten dolayı oluyor bunlar hep anlıyorum, ama bu yaralanıp üzülmüşlüğü rozet gibi ömür boyu gururla taşımayı öğütleyen ve ne kadar harika bir insan olduğunuzu üzülmüşlüğünüzün derecesiyle ölçen sado-mazo bir kültür esir almış burayı. keşke kimse bu arabesk kültüre boyun eğmese artık, etrafına baktığında sadece acı, keder, mutsuzluk görmese. bunu gerçekten çok istiyorum.
uzun zamandır bu konuda yazmak istiyordum.
bugüne kısmetmiş. ben de artık imkansız olduğunu düşünenlerdenim.

ben 17 yaşında üniversiteye girdim. derslerim ağırdı. yaşıtlarımla sevgili olmak kafasına giremedim hiç. ki o zamanlar çıkma teklifi de henüz tam kalkmamıştı, hala vardı biraz. en azından o yaşlarda vardı. o dönemde sevgili edinseydim edinirdim aslında. ama işte derslerin ağırlığından, henüz çocukluktan çıkamamanın verdiği toyluktan çok aklım ermedi o dönem o işlere. hoşlanan çocuklardan filan ürküp kendimi geri çektim.

o dönemlerde arkadaş edindim sadece. sonra üniversitedeki tüm arkadaşlarım memleketlerine döndü, mezuniyetten sonra bağımız koptu onlarla.

ne olduysa mezuniyetten sonra oldu. insanlar inanılmaz derecede güvensiz ve acımasız olmaya başladı. hele de duygusal biriyseniz yahut kadınsanız işler iyice zorlaştı.

25-26 gibi karşıma 7 tip insan çıkmaya başladı.

1. tek amacı tek gecelik ilişki olup sırf bu amaçla tanışmak isteyenler.
2. kariyer ve birikim yapıp, bunları edindikten sonra benle tanıştığı için beni avcı olarak görenler.
3. henüz kariyer ve birikim yapmayıp beni potansiyel zaman kaybı ve yük olarak görenler.
4. yaşı ilerlediği için kadınlara sabrı azalanlar.
5. evliler, evli olduğunu gizleyenler.
6. internet ortamında kadınlara tamamen güvenini kaybedip daha en baştan tanışmaya hevesi olmayanlar.
7. "önce hele bi ten uyumuna bakak da sonrasına bakarız" diyen sahtekarlar. (evet aynen bu şiveyle konuşuyorlar)

şunu hemcinslerim çok iyi anlar: güzel olmanız falan bu işi çözmüyor. güzel olmak en fazla, erkeğin sizinle yatmak için daha fazla sabırsızlanmasına yol açıyor. bunun dışında uzun süreli bir ilişkiye, evliliğe falan bir etkisi olmuyor.

bir diğer konu sosyal medya. benim iyi niyetlerle hayırlı düşüncelerle süslenip püslenip buluştuğum erkek, buluşmaya gelmeden önce kadınlar hakkında 100 sayfa ekşi okumuş. yok çerez tabağında kajuya abanıyorsa o kız golddiggerdır, yok kızların maaş sorması, yok meslek soran kız, yok hobi soran kız, yok araba iması yapan kız diye zaten zehirlenip gelmişler. her hareketten her sözden bir golddiggerlık anlamı çıkarmaya çalışıyorlar. haklı olabilirler, böyle kadınlar da yok değil ama artık bu kadar şüphe ve art niyetle yapılan tanışmalardan datelerden bir hayır gelmiyor.

hayatım boyunca hiç en mükemmel holdingli kıvanç tipli zengin kocayı bekleyeyim kafasında olmadım.
hiçbir zaman burada iddia ettikleri gibi piç erkek peşinde de koşmadım.
hiçbir zaman kucaktan kucağa falan da atlamadım ki atlayanları da hor görmem.
üniversiteyi sevgilim olmadan bitirdim. pek sosyal biri değildim. demek istediğim bu tip durumlarda erkekler nefret dolu bir dille bizi suçlayıp bunları hak ettiğimizi söylüyor, hayır hiçbirini yapmadım.
tek istediğim sevebileceğim sakin, mütevazı ve bekar bir "insan" ile tanışmaktı. ama artık bunun imkansız olduğunu kabul etmiş durumdayım.

ben çok çok pişmanım, çocukluğun en saf en toy dönemlerinde sınıftaki çocuklardan birini seçip gerekirse girişken davranıp kütüphanede tanışıp sevgili olmadığım için. çok ama çok pişmanım. zamanı geri döndürebilseydim, o yıllarda öyle biriyle sevgili olup ilişkimi sürdürürdüm. inanın bana kızacaksınız belki ama aldatsa bile affeder gene sürdürürdüm, çünkü aldatılıp sürdürseydim bile şu dönemde güvenilir birileriyle tanışmaya çalışmaktan daha iyi durumda olurdum.

şu an en imrendiğim insan tipi, üniversite 1.sınıfta tanıştığı sevgilisiyle şu an huzurlu bir evlilik sürdürenler. 25'i geçip de içinde bir gram duygu ve güven kalmamış insanlardan bir tane güvenli biri bulacağım diye çırpınmak kadar rezil bir durumda değiller. inanın bunun maddiyatla filan hiçbir ilgisi yok. gerekirse borç içinde yüzün, öğünlerinizde bayat ekmek kemirin, ama üniversitedeyken evlendiğiniz kişiye sımsıkı sarılın, çok şanslı olduğunuzu bilin.

hele bir üniversite bitsin ondan sonra bulurum diye düşünmeyin.

yoksa benim durumuma düşersiniz.
su yirmili yasları da ne abarttınız arkadaş, kendi kendinize asırlık çınar muamelesi yapmaktan vazgeçin de, yasayın
en son 22 yaşımda aşık oldum, 24 yaşımda ilişkimizin yürümediğini farkettim, 25 yaşımda ayrıldım, 24-25 yaşımdan beri kimseye aşık olamadım. flörtlerim oldu/oluyor, ama kimsede o yakınlığı hissedemedim. işin kötü tarafı, aşık olabileceğime olan inancımı da kaybettim. (yaş 28)

oha 28 olmuşum ya
aşktan tam olarak ne anladığınıza göre değişebilen bir durumdur.

lise aşkları biraz farklıdır ve hormonların yeni yeni etkisini göstermesiyle başlar. bir şekilde delicesine aşık olursunuz. onu düşünmeye, sürekli hayaller kurmaya başlarsınız. yeme-içmede bir azalma olur cidden iştahtan düşersiniz. bir çeşit güçlü bir takıntıya dönüşür bu aşk. onu düşünmeden yapmazsınız her şeyiniz bir kişi olur. öylesine güçlü bir istektir ki gözünüzü karartırsınız bu açıdan lise aşkı insanın hayatında ciddi bir iz bırakır. lise aşkı, aşkın çok vahşi ve içgüdüsel bir yönüdür.

üniversite aşkı ise daha farklıdır aşk duygusundan ziyade sevmek ön plandadır. onu seversin ve ona dair şeyler hoşuna gider. birlikte zaman geçirmeyi, delicesine bir şeyler yapmayı istersin. ortak anılar biriktirirsin her şey daha çok netleşmeye başlar. sevgililiğin en güzel dönemleridir lise aşkı kadar kaotik değildir mantıkta işin içine girmeye başlamıştır. pek çok şeyi sevgilinle öğrenirsin ve yaşarsın.

iş hayatına atıldığında ise artık hayatın gerçekleri yüzüne daha sert çarpıyor demektir ayakların yere sağlam basmaya başlar. ne istediğini iyi bilirsin hatta daha önemlisi ''ne istemediğini''. yorucu bir ilişkiye ve aptal oyunlara tahammülün kalmamıştır. aşkı, sevgiyi ve daha önemlisi uyumu aramaya başlamışsındır. olgunlaşırsın gerçekten seveceğin birisini ararsın geceleri ve boş zamanlarında... kendini anlatabileceğin, beraber dünyayı gezebileceğin, hayata karşı elini tutabileceğin birisini sevmek istersin. 25 yaşından sonraki aşk bir anda olmaz lise aşkı gibi ya da üniversiteli sevgisi gibi değildir. 25 yaşından sonra aşk zamanla gelişir bir anda birisine bir şey hissedemezsin. detayları bilmen gerekir, zevklerini görmen gerekir, kendini nasıl ifade ettiğini bilmen gerekir. bu açıdan aşkın en kaliteli halidir ne istediğini bilen iki insanın birbirine kavuşma serüvenidir.

bana göre 25 yaş sonrası aşk > üniversite aşkı > lise aşkı.
25 yaşı büyük sanan ergenlerin açtığı başlıktır.
hayatınızın en müthiş dönemindesiniz, değerini bilin, çok özleyeceksiniz...