Sık geçen başlıklar

yazarların dedelerinin mesleği 11

ekşi'de gör
biri tarım kredi kooperatifi müdürü, diğeri nüfus müdürüymüş.
küçük yerlerin büyük insanları...

keşke her ikisi de çiftçi olsaydı.
çiftçi olsalardı, atalardan kalan yüzlerce, binlerce dönüm toprağın kıymetini bilir, eker biçerler ve toprağa sahip çıkarlardı.

televizyon almak için, devrin iyi arabalarından almak için, ıvır zıvır için har vurup harman savurmuşlar o deli deli toprakları rahmetliler.

biz de 3 gıdım toprağımız olsun diye çırpınıyoruz şu an.
keşke çiftçi olsalardı... bilirdik biz de şimdi ekmeyi biçmeyi...
40 yaşından sonra öğrenmeye çalışıcaz şimdi...

bu dünyada topraktan başkası yalan ya... bana öyle geliyor
kaliteli anket.
badimin dede databasei olusturmasina katkida bulunmak isterim. bugunlerde kaliteli bir dede databasei bulmak cok guc.

ben buraya yazmistim gerci bilhare, sonra yine overshare oldugunu dusunerek silmistim biraz da tirsmistim, lan dedim bizim akrabalardan biri gorur falan, simdi de gorme ihtimalleri var ama onemi yok, niye? hepsi her yerden engelli, bana mesaj gondermek isteseler para gonderip aciklamaya yazmak zorunda kalirlar dertlerini.

benim dedem askerdi. kendisi emekli oldugu tarihten beri askerlige dair ne bir sey izlemis ne bir sey okumustu. bi korfez krizi ciktiginda ajansi acar onu takip eder, sictimin manyaklari der kapatirdi ben bi bok anlamazdim -yas 7, 8 olmali-

asker olursun da edebinle olursun, dedemin askerlik hem anadolu liseleri hem oss'de iptal yemis gariban 81'li enerjisindeydi. en savassiz gecen elli yilda, dunyanin sikko yerlerindeki savaslarin hepsinde varlik gostermisti. kore savasinda esir dusmus, sekiz ay kendisinden haber alinamamis, dayimi henuz dogurmus anneanneme "her seye hazirlikli olun" subaylari gun asiri gonderilmisti. o donem ne oldu bilmiyoruz, konusmaktan tiksinirdi rahmetli. kibris cikarmasinda, bir koyun muhtari yapmak suretiyle ajanlik yapmis. lan evde surekli bir veli bey'e gonderilmis mektuplar, veli bey'e gonderilmis madalyalar otlar boklar var. ben de diyorum veli bey kim, yalan olmasin bak 28 yil falan sordum bu soruyu... iste bikac yil evvel ogrendim ki veli bey dedemmis. mezarina gidip "ajan naber eheh" sululugu yapip gecen aylarda kaybettigim anneannemin yasin okurken sesini belli perdeden yukseltip gozlerini belertmisligim var. uzerinden 50 sene gecmis hâlâ komikligini yapamiyoruz, bilmiyorum belki de espriyi kalitesiz bulmustu. anneannem konsepti de anlamamis olabilir bu arada, "nasil haberlesiodunuz diyorum "ne bilem ben arada veli bey yazardi" diyor. anneannem, dedem mektuplari veli diye imzaladikca, veli bey araciligiyla haberlestiklerini dusunurmus shdhf. lan 80 plus kadina da dogru bilinen yanlislar oturumu yapilmaz ki.

bu askerlerin, eskiden botlarinin altinda metaller olurmus. aralarinda fizik bilen olmadigi icin cephaneligine haliyle bu botlarla girilip cikilirmis, dedem dilekce uzerine dilekce yazmis demis, "buyuk yanlislardasiniz lan siz bizi havaya mi ucuracaksiniz" sonra galiba hakikaten ucmus o cephanelik havaya, o dilekceler dedemin kelleyi kurtarmis ama saclarinin oyle bildigin bi gecede beyazladigi anlatilagelir. belki de ucmamistir da ucayazmistir detaylar hep bulanik, dedemin agzindan kerpetenle laf aliyoruz cunku. anneannem anlatabilir aslinda ama o da surekli "az mi su tasiyip yikadim o evi"nden baska veriye sahip degil, suyu da o tasimamis bu arada, dedem sag olsun cengaver erlerden rica edermis.

en son artik basarisiz darbe girisimlerinden birinde mi... yoksa seksen darbesinde mi... naaptigindan habersiz dedeme telefon dinleme icin bakir tel mi ne... dosetince dedem demis bu isin tadi kacti bana musade.

diger dedem cobandi, kendi surusu varmis gerci, babamin dedigine gore agaymis. nasil agaysa gotumuzu avucluyoruz kirk senedir. aganin da fakiri bizde. ben cobanlik kismini vay efendim kendi surusu kismini bilmiyorum, ben tanidigimda belediyeden isci olarak sgksi olan bir emekli bireydi. zugurt agalik bizzat dedemin kendisini de acmamis ama ben ne zaman "coban" desem babam gurur yapip "ama suru kendinin agaydi" diyo. surude uc tane tavsan mi vardi babisko dedim diye benle uc gun kusmustu. ay resmen para cakralarimiz kapali, adam emekli maasi iyidir deyip belediyeye girmis babam hâlâ surusu vardi... bilmiorm babisko surunun sozlukteki karsiligi ile senin anlayisin ayni mi diye bi bakmak laz bnc ya.
baba tarafından rahmetli dedem afyon dazkırı'da yoga hocası, anne tarafından dedem ise kişisel gelişim uzmanıymış ilçesinde. zorunlu hizmetini van'ın muradiye ilçesinde yapıp sonradan kendi memleketi olan kütahya tavşanlı'da yapmış.

(bkz: katırcı bedri ne zamandan beri ağa oldu)

ne yani hayvansever insandan ağa olamıyor mu? hayvanları seviyordu rahmetli.
zannedersem sözlükte dedeleri çiftçi olan bir ben varım. maşallah herkesin dedesi kurtlar vadisindeki mehmet karahanlı gibi.
köstence doğumlu aslen tatar, bulgar muhaciri gezgin burugay dedemin mesleği değil meslekleri vardı. komple bir dedeydi rahmetli. bazı mesleklerinin gizli kalması gerekiyordu. mesela 007 james'i hepiniz tanırsınız değil mi? neden? çünkü o iyi bir ajan değildi ve deşifre oldu. peki 006 burugay'ı hiç duydunuz mu? neden? çünkü dedem komple bir dedeydi.
keçi kılından keçe çadır alaçık çadırı yaparmış. benim de küçükken böyle bir oyun çadırım vardı, dedemden hatıra.
annemin babası ux designer'dı.
babamın babası da ''ekşi sözlükte insanlar hava atabilmek için daha ne gibi başlıklar açacaklar acaba derneği'' nde kurucu üyeydi. ek iş olarak, isveç kralının saçının sürekli spesifik bir sarı tonda kalmasından sorumlu kuaförüydü.

edit: ''tam olarak hangi sarı?'' diye soranlar için el cevap: pantone #ffe016
biri ağaymış diğeri karayollarında memur. ikisini de görmedim.

soyaçekime inanır mısınız bilmem ama ben inanırım. dedelerimden memur olanın doğal seçilim yoluyla aklına en mukayet olabilen çocuğu memur oldu.

(bkz: babam)

ağa olan dedemin erkek çocuklarının ise şu an fabrikaları var. annemin ise babasından kalan bir çöpü bile yok ahahah.

anne tarafından altı tane teyzem var, altısı da birbirini aramayagörsün; hemen hiç görmediğim dayılarımın servetlerini ve dedemin yaptığı haksızlığı konuşurlar. hepsinin eşi değişik girişimlerle, esnaflıkla uğraştı hep. mesela bir eniştem almancıydı allah rahmet eylesin, teyzem eniştemin almanyadaki sevgililerinden dolayı her gün kahrolarak eniştemin emekliliğine kadar sabretmek zorunda kaldı.

bir diğer teyzemin eşi kahvehane işletiyordu soğanlıda, batırdı. sonra kumara battı. boşandılar. teyzem bir sürü icra borcu ödedi mesela.

diğer teyzemin kocası cübbeli sakallı, menzilci mi ismail ağacı mı ne böyle sikimsonik bir cemaatin baş şakşakcısı. karısını ve kızlarını zorla çarşafa soktu. okumalarına asla izin vermedi. kızlarını da zorla, 15-19 yaşlarındayken kendilerinden en az 10 yaş büyük cemaatçi adamlarla evlendirdi. sonuç olarak tüm kuzenlerim enişteme beddua ediyor. bilhassa evlendikten sonra çarşaftan normal türbana geçen ve iki üniversite bitirip şu an timaşta çocuk kitapları yazan güçlü kuzenim.

annem ise, herkesin memur diye karşı çıktığı babamla olan evliliğinde teyzemlerin yaşadığı hiçbir şeyi asla yaşamadı.

babam her şeyden önce son derece sadık bir adamdı. memur kültürünü bir yaşam tarzı haline getirmişti. haftasonu bile takım elbise giyer, öyle dışarı çıkardı. her ay maaşı takır takır yatar, maaşı yatar yatmaz da eve toptan olarak etinden kuş sütüne kadar her şeyi alırdı. çok çalışkan bir insandı da babam. emekli olduktan sonra bir emlak bürosu açıp on yıl kadar orayı işletti. sonra rahatsızlığından ötürü bırakmak zorunda kaldı. her şeyini ölçülü yapardı. para hırsı yoktu. sadece her sabah uyanır uyanmaz teletexe bakardı televizyondan. arada bir borsada birikmiş parasını kaybeder, ya da aynı şekilde 10 katını kazanıp onu da kaybederdi. :)
maksimum hırsı buydu.

babam saygılı bir adamdı da, annemle evlendiklerinde babamın evinde envai çeşit alkol varmış. sırf annem namaz kılıyor diye, evde içki istemiyor diye evlendikleri günün sabahına hepsini çöpe atmış.

kültürlü bir adamdı babam. hep kitap okurdu. evden çok nadir çıkardı, haftada bir mutlaka güzel bir restoranta yemeğe götürürdü bizi. modern bir adamdı. dedikodu sevmez, kimsenin ne giydiğine, ne yaptığına, nasıl yaşadığına karışmazdı. modern olmaktan ziyade aklı başında bir insandı bunları yaptığı için. arada kahveye gider eski memur arkadaşlarıyla kağıt oynardı. sigarasına, hesabına...

böyle bir adamdı babam işte. teyzelerimin eşleri gibi sığ, hayırsız, sadakatsiz, cahil birisi değildi. vefatında 76 yaşındaydı ve vefat edeceğinden habersiz hastaneye yatışa giderken bile yanına kitap almıştı. ölmeden önceki son günleri bile kitap okuyarak geçti.

sanırım en sevdiği kitap suç ve ceza idi. kaç defa okuduğunu saymadım bile ama hastanedeyken yanında o kitap vardı. ucu yanlışlıkla kırılmış o yeşil kapaklı suç ve cezanın, babamın daha yeni terk etmiş olduğu hastane yatağındaki görüntüsü aklımdan silinmiyor.

bu yaşıma kadar suç ve cezayı okumadım. hemen alnıma cahil yazmayın. şimdi fark ettim aslında bu bir travma sanırım.

her neyse. yani konuyu şuraya getiricem memur dede ve memur baba candır. memur eş de candır. annem her şeyde bir pürüz bulduğu için babamı pek iyi anmaz ama... kadınlar işte. ne de olsa benim babam onun eşi. gülüp geçmek lazım.

görsel