Sık geçen başlıklar

türkiye'nin asla düzelemeyecek olmasının sebebi 13

ekşi'de gör
oecd'nin 2019 yılında yayınladığı şu raporun 165.sayfasındaki tabloya göre temel yeteneklerden (basic skills) mahrum insanlar türkiye nüfusunun %39'unu oluşturuyor; bu oran bağnaz denilen polonya'da %15, halkı aptal denilen abd'de %14, bizi kıskanan almanya'da %11, japonya'da ise %4.

değerlendirilen temel yetenekler;
- okuma/yazma/anlama/konuşma yeteneği (literacy),
- aritmetik (numeracy),
- problem çözme (problem solving).

yine aynı rapora göre ise well-rounded denilen temeli sağlam, eğitimli ve yüksek yetenekli nüfusun türkiye'deki oranı ise sadece %3... bu oran polonya'da %19, abd'de %26, almanya'da %31, japonya'da ise %37.

kısacası hem yeteneksiz hem de ahlaksız bir toplumdan ilerlemesini beklemek hayalcilik olur.
doktor yakınınız var diyelim. x bölümüne randevu alacaksınız. şimdi herkes gibi randevu almak yerine yakınınızı arayıp ya bi konuşup randevu ayarlasana diyorsunuz ya heh işte bu yüzden düzelmeyecek..
maalesef bir yerde tanıdığı olanın öncelikli olarak işini halletmesine, tanıdık vasıtasıyla bir yerlere girmeye ve ona göre muamele görmeye o kadar alışmışız ki diyelim ki yakınımız bir konuda yardımcı olmadı hemen g.tü kalkmış deriz, suçlarız, hayırsız ve vefasız damgasını yapıştırırız..

ülkece bu nepotizmin kucağına öyle düşmüşüz genlerimize öyle işlemiş ki kurtulmak mümkün değil küçük büyük az çok hepimizde var bu illet .
içinde türlü sapıklığın bini bir para tekke tarikatlara karşı bitmeyen düşkünlük

istisnasız her numunesi akraba evliliği ürünü hacı hoca takımı kanaat önderi müptelalığı

cahili tahsillisi, görmüş geçirmişi yeni yetmesi, yoksulu zengini fark etmeksizin;

genele yayılmış genetik kalitesizlik

evet,

genetik beş para etmezlik

tek tük istisnalar da kaideyi bozamıyor, kusura bakmayın.
türkiye'nin en büyük sorunu halkın cahil olması, her denilene inanması. cahilliğin de öyle kolay kolay düzeltilebilecek bir şey olmamasından ötürü türkiye'nin işi çok zor.
şerefsizliğin karakter olmuş olması, bu topraklarda yaygın şekilde.

kıvırtmak, yavşamak, yalakalık, pişkinlik, el öpmek, adam satmak, vb. dilimizde var olan ve şerefsiz hareketlerini anlatan süper figüratif ifadeler bolca var ve bunların başka dillerde direkt karşılığı yok.

bir de deyimler ve atasözleri var:
bana dokunmayan yılan bin yaşasın.
gelen ağam, giden paşam.
üzümü ye bağını sorma.
doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovarlar.
köprüyü geçene kadar ayıya dayı demek.
nerede beleş oraya yerleş.
devlet malı deniz yemeyen keriz.

her iki liste de uzatılabilir. bu kadar çok ifade, deyim, atasözü bu topraklardaki yaygın/kabul gören karakter/davranış biçimi hakkında bir ipucu veriyor.

ikinci olarak da şerefsizliği karakter yapmış bunca insan şerefli pozu keser, hem etrafa hem kendisine. kendini şerefli olduğuna inandırır. çünkü üzerine çok konuşulan ve çok değer atfedilen bir şeydir şeref bu topraklarda. ama şerefli olmanın kısa yolu icat edilmiştir: “atar” yaparlar, “racon keserler”. ama bunu da sadece ezebileceğine inandıkları güçsüz kişilere... güçlü gördüklerinin karşısında “el pençe divan dururlar”, “dut yemiş bülbül gibi olurlar”.

bir gün türkiye’deki erkekler ve kadınların şerefsiz karakteri üzerine ayrıntılı bir entari yazacağım, uzun olacağı için üşeniyorum.
geleceğin, geçmişinde saklıdır: sinekli bakkal’ı izledim bugün. ne kadar benziyor günümüze. evrensel değerlerden uzak, insanı inançlarıyla, varoluşuyla yargılayan, ben ne dersem o doğrudur diyen bir zihniyettir bu ülkenin düzelememesinin sebebi.
aslında sorun tam olarak akp'de de değil. çok eski ve yaygın bir hastalık var bu coğrafyada. aşırı tarafgirlik bir veba gibi yayılmış ve her bünyenin üstüne sinmiş. hiç unutmam köyden salamura peynir almaya gitmiştim. kahvede de biraz oturduk. köylülerden biri bagaja koyduğum bidonu görünce peyniri kimden aldın dedi. ben de şundan aldım dedim. adam onun peyniri kötü keşke ondan almasaydın dedi. ben de tadına baktım mis gibi peynir dedim. anladım hemen aralarında bir husumet olduğunu. ben peynirin tadı iyi deyince onların evlerinde çok fare var dedi bu sefer. buranın insanındaki realite bu. birinden nefret edince peynirine de kötü diyor. onu da tarafgir değerlendiriyor. işte sistemin tümünü bozan iki şeyden biri bu. diğeri de torpil.
cok fazla nufus, en buyuk sebebi budur.

*issizligin sebebi fazla nufus. turkiye ancak 50 milyon insana rahat yetebilecek kadar is olanagina sahip. fazlasi zarar.

*kotu calisma sartlarinin sebebi fazla nufus. o kotu sartlara bas kaldirdigin anda tekmeyi yersin neden? disarida milyonlarca issiz kapida senin isini kapmak icin hazirda bekliyor.

*dusuk maaslarin sebebi yine fazla nufus. sebep yukaridakiyle ayni.

*insan hayati ve emek degersiz, sebebi yine fazla olan turkiye nufusu.

*beyin gocunun en buyuk sebebi fazla nufus. cogu insan kotu calisma sartlarindan dolayi turkiye'yi terkediyor.

nufus az olsaydi su problemlerin hicbirine sahip olmazdik. ulkemizde kalabaliksiz, trafiksiz mutlu mesut yasardik. (bunu ailenin 3. cocugu olarak soyluyorum) her aile en fazla iki cocuk yapsa nufus zaten artmayacak. geleceginin ne olacagi belirsiz bir ulkede 3 cocuk 5 cocuk sizin neyinize?

dogum kontrolu ve aile planlamasi yapmak her ailenin gorevi. dogum kontrol haplari zaten her saglik ocaginda ucretsiz olarak veriliyor. ic anadolu ve doguda insanlara dogum kontrolunun nasil yapilacagina dair egitimler verilmesi gerekiyor. cogu kadin boyle bir seyin mumkun oldugunu bile bilmiyor ve 7 tane ipsiz sapsiz cocuguyla hem turkiye'nin hem de o masum cocuklarin kaderiyle oynuyor. isin kotusu bunun farkinda bile degiller.
geçmişte gelişmiş toplumların ödediği bedellerin ödenmemesi ve geleceğe dair herhangi bir yatırım yapılmaması.

şu an hemen herkes yapabileceği kadar vurgunu yapıp def olup gitme derdinde. günah, etik, ahlak, hukuk falan kimse tınlamıyor. devletin, yatırımcıların veya halkın yarına dair hiçbir tasarruf planı yok. herkes ufak hesaplarla günü kurtarma derdinde.

gelecek çok karanlık.

yazık.
insan kalitesizliğidir. yaşı,mesleği, cinsiyeti, eğitim durumu farketmeksizin kalitesiz bir toplumuz maalesef.